7. bölüm · Ölümcüller

Ufuktaki İki Çocuk

Sihiya ♪

Gözlerimi açtığımda hala yığıldığım yerdeydim.Tepemde Oral dikiliyordu.Sisli gözlerine kırmızı damarlar karışmıştı.Ne kadardır buradaydım?Korkmuş muydu?Birisi tiriyor.Ben mi titriyorum?Hayır o titriyor. Neden titriyor?Bende ihtiyacı olan bir şey var,onu kaybetmekten korkuyor.
Uyandığımı fark ettiğinde titremesi hafifledi.Gözlerime baktı hüzünlü gözlerle ve sanki bana bir şey olması her şeyin sonuymuş gibi çekip sarıldı.Sarıldı!O kadar sıkı sarıldı ki neye uğradığımı şaşırdım.Nefes alamıyordum.Şaşkınlıkla ve nefes nefese kalmış halde gözlerine baktım.“Ne yapıyorsun?”diye fısıldadım ölüm gibi bir sesle.Daha da sıkı sarıldı. “Sus lütfen,nolur bir kez sus.”diye fısıldadı yalvaran bir sesle.
Ve ben hayatımda ilk kez birini dinledim belki de.Sustum ve bir kumar oynadım.Soytarı aldatmacasını yaptı,ölüm canını aldı.Güvenmeyi seçtim.İblisimi unuttum.Kaybedeceğimi bile bile kumar oynuyordum. Hayır yapma diye bağırdım kendime.Hayır yapma Arimi.Boşuna oynuyorsun.İblsisini hatırla.O yeşil gözlüyü hatırla.Ne yaptığını bilmiyorsun.Bu sefer sen kandır.Aldatmacayı sen yap.Ama nolur kanma.
Geri çekilirken gözlerime baktı.Alayla gözlerimi kıstım.“Elini kolunu sabit tutmak konusunda bakıyorum da Soytarı.”Başını eğip gülümsedi.Sanki gülümsediğini görmüyormuşum gibi.“Çabalamıyorum pek.”diye fısıldadı.Ölüm yerleşti gözlerime.Sakince saymaya başladım.“Bir,iki,üç,dört,beş,altı,yedi.”Nefesimi yavaşlattım.“Akrepten korkuyorsanız çabalayınız Soytarı.” dedim kâhin gibi bir edayla.Yaklaştı ve kulağıma eğildi.“Akrepten korkmuyorum,zehirlenmek istemiyorum sadece.Ama sakın unutma ben bir Akrep Ustasıyım.”diye fısıldadı.Ürperdim.Zehirden korkan bir Akrep Ustası ve ustasını zehirlemek için an kollayan bir Akrep.Aman ne güzel.Merakla gözlerine baktım ve bilmem kaçıncı kez “Ne istiyorsun?”diye sordum.
“Bir,iki,üç,dört,beş,altı,yedi.”dedi beni taklit ederek.“Kaybedilenlerin belki de hiç varolmayanların yerini tut.Yanında sürüklenmeme izin ver.Eğer izin verirsen zamanı geldiğinde bende senin jokerin olacağım, oyunu tamamlamanı sağlayacağım.”
Ona cevap veremeden bir öksürük sesi duyuldu.Gözlerimi sese çevirdim.Benimle aynı anda yere yığılan kâhin kızdı bu.Kahverengi saçları omuzlarındaydı ve yeşil gözlerine kan oturmuştu.Uzun kahverengi bir etek giymişti.Üzerinde dökümlü,sandık rengi bir gömlek vardı ve bu gömleği boynundaki uzun kolyelerle süslemişti.“Konuşmanızı biliyorum ama söylemem gereken bir şeyler var.”Elini bana uzattı.Ellerimi tutmak için.
Kahinlerden oldum olası nefret etmiştim.Geleceğimi bir başkasının bilmesi ve bunu bana-o geleceğin sahibine-anlatması hoşuna gitmiyordu.Eğer gelecek benim ise yalnızca ben bilmeliydim.Başkasına lüzum yoktu.Bu yüzden ellerimi uzatırken temkinliydim.Yine de merak ediyordum.Bir de bu koşturmaca ile yığılmanın anlamını öğrenmek istiyordum.
“Nerden başlasam bilemiyorum.Uzun zamandır bu ruhu bekliyordum.Kim olduğunu biliyorum Arimionel. Ruhunu yakından tanıyorum.Sana söylemek istediğim çok şey var.Senden dinlemek istediğim de.” Gözlerimi ellerimden bana çevirdiğinde hafifçe gülümsüyordu.Sonra gözlerini Oral’a çevirdi,yine de gülümsemeye devam etti.
“Yorulmuşsunuzdur,size bir şeyler ikram edeyim.”diye gülümsedi.Bakışlarıma ölüm yerleşti.“Kehaneti söyle,uzatma Kâhin.”Benim bakışlarımı bana aktardı.Gülümsemesi silinirken sadece benim duyabileceğim bir sesle “Kehanetine çok meraklıysan bir çay da içebilirsin.” diye fısıldadı.Kabul etmek zorunda kaldım.Sizin hakkınızda bilmediğiniz şeyleri bile bilen birini reddedemezdiniz.Bizi başka bir odaya götürdü.Yerde kalın bir sergi vardı.Serginin ortasında bir sehpa,sehpanın üzerinde taşlar,kartlar, zincirler vardı.Bir kahinde olması muhtemel ıvır zıvırlar.
Yere oturduk,o da karşımıza oturdu.Kartları karıştırmaya başladı sakince.Oturmadan önce getirdiği fincanları önümüze koydu.Hafif bir zerafetle fincana uzandım.İçmek için değil elim ısınsın diye uzanmıştım fincana.Ben elimi ısıtmak için fincanla oynarken Oral fincana olağan bir şüpheyle bakıyor,kâhin kız ise yüzükleriyle oynuyordu.
Sessizliği bozan Kahin oldu. “Söyleyeceğim çok şey var ama birimizin anlatmak istediği bir şey var sanıyorum ki.”Anlamayarak gözlerine baktım lakin o bana değil Oral’e bakıyordu.“Değil mi Soytarı?” Dedi gülümseyerek.Oral şaşkın gözlerle kıza baktı.“Tanışıyor muyuz?”
Kâhin alayla gülümsedi. “Kahinim ya hani.Ama aramızda kâhin olmayanlar da var.Nasıl dolandırıcı olduğunu anlattın mı ona?”Gözleriyle beni işaret etti.“Merak etmiyorum.”dedim umursamaz bir sesle.Kâhin “cık”ladı ve “Emin ol bu hikaye,aklındaki çoğu soruyu cevabına ulaştıracak.”dedi.Ardından Oral’e doğru ekledi. “Sen mi anlatırsın,yoksa ben mi söyleyeyim.”Oral sessiz kaldı.Ve kâhin gerçekten de çoğu soruma cevap olabilecek bir hikaye anlatmaya başladı.
“Bir varmış,bir yokmuş.Eski bir diyarda yaşayan küçük bir çocuk ve ondan birkaç yaş büyük olan ablası varmış.Bu iki çocuk karanlık sokaklarda yaşar,gökyüzüne taparlarmış.Kız kandırmaca konusunda konusunda ustaymış.Ve çocuğa da bildiklerini öğretirmiş.Ama çocuk pek de başarılı değilmiş ve kandırmacadaki ciddiyet yokmuş üzerinde.Bu yüzden kız çocuğa ‘Soytarı’ dermiş.Günlerden bir gün kız çocuğa anlamsız sözler söylemiş.‘Zehirden korkma Soytarı çünkü sen Akrep Ustasısın.’Çocuk anlayamamış.Anlamasına da gerek kalmamış gerçi.Kız söylediği sözlerden sonra kaybolmuş.Kimileri öldüğüne inanmış,kimileri ise artık başka bir yerde yaşadığına.Neticede diyarın Maça Ası kaybolmuş. Küçük çocuğun içinde ise her yeri kaplayacak kadar umut varmış.Bu yüzden bir dolandırıcı olmuş,kendini soytarı diye tanıtmış.Önüne geleni kandırmaya çalışmış.İnanışına göre kandıramadığı tek kişi ablası olacakmış.Çocuk büyümüş,umudu sönmüş.Maça Ası unutulmuş.Çocuk delirdiğini sanmış, ablasının hiç varolmadığını düşünmeye başlamış.Öldüğünü kabullenmiş belki de hiç varolmadığını,kendisinin delirdiğini.Ama inanışından vazgeçmemiş.Alışkanlık yapmış.Kandıramadığı ablası olmayacakmış belki ama kandırılmayanı ablası yerine koyacak,onun soytarısı olacakmış.Önüne geleni kandırmaya çalışmış,herkes aldanmış.Ta ki bugüne kadar.”
Gözlerime bakarak gülümsedi.Evet haklıydı,beni de kandırmaya çalışmıştı.İplerin benim gevşek bıraktığımdan değil kesildiğinden açıldığını biliyordum.Anlamaması için inandığımı göstermiştim. Ama gevşek bırakılan iplerden ses çıkarmadan ayrılması mümkün değildi.Masaya bıraktığı iskambil destesinden sanıyorum ki Maça Ası keskin bir bıçaktı.Bunu kartları masaya bıraktığımda anlamıştım. Bıçağı masadan çekmiş ve ipleri kesmişti.Ona baktığımda gözlerinde sorgulayıcı bir ifade yoktu.Zira anlamıştı anladığımı.Ne de olsa bir dolandırıcı bilmeli kendisini kandıranı.
Kâhin bu kasvetli bakışmalarımızdan sıkılmıştı,bıkkınlıkla ofladı.“Sorusu olan?”Ona aldırmadan Oral’a döndürdüm bakışlarımı.O bana bakmıyor,sisli gözlerini ellerine dikmiş her şeyin bitmesini bekliyordu. “Yemin de neyin nesiydi?” diye sordum merakla.Madem her şey dökülecekti bu masada bunu bilmek hakkımdı.
Derin bir nefes alarak “Ona çok benziyordun,karşı koyamadım.”diye mırıldandı.Sesinden elle tutulur cinsten bir hüzün akıyordu.Onu anlayışla karşıladım.İlk ve en önemli kaidem,kendinden olanı koru ve kolla.Bu yüzden zor da olsa hiç dokunmadığı fincanı önüne ittim.Tepki vermedi.Ben de önüme döndüm.
Kâhin tatlı bir gülümseme ile başladı sözlerine. “Kendi anlatacaklarıma başlamadan önce bir hikaye daha anlatacağım.Kimse tarafından bilinmeyen ama bilinmesi gereken bir hikaye.”
İçten içe hikayenin kime ait olduğunu biliyordum.Teklif gibi görünen bu hikayeyi reddetmek istedim.Ama bir kahini reddedersem olacakları biliyordum.Çok hata yapmıştım fakat böyle bir hata muhtemel sonum olurdu.Anlatmasını bekledim,o da derin bir soluk aldı ve hikayesini anlatmaya başladı.
“Bir varmış bir yokmuş.Ailesiyle yaşayan uzun saçlı,soluk benizli bir kız varmış.Bu kız çiçeklerle oynamayı,annesini ve babasını çok ama çok severmiş.Ancak hayat,bu kızı pek de sevmezmiş.Bu yüzden kız hep ölümle dans etmek zorunda kalırmış.Kız düşe kalka korkunç bir hayat yaşamış.Babasının nasihatleri ile güçlenip,annesinin dizlerinde ağlamış.Toprak hep ona sahip çıkmış.Kızın annesi ve babası bazen gidermiş.Kız bu vakitlerde çiçeklerle oynayıp evini çeşit çeşit çiçekle süslermiş.Günlerden bir gün ay yerinde yıldızlarla oynaşır iken kız uyanmış.Aşağı inip su içmek istemiş.Merdivenleri uykulu gözlerle inmiş.Aşağı inip mutfağa girdiğinde donup kalmış.Kimsenin görmek istemeyeceği bir manzara ile karşılaşmış.Bir iblis çok sevdiği annesinin canını almış.Ama onu donduran bu değil,karşısındaki iblismiş. Bu zümrüt gözlü,kara saçlı iblis öz babasıymış.Kız çok sarsılmış ama durmamış.Eline geçen bıçağı babasının sırtına saplamış.Adam ölmüş,kız kalmış.Kız ruhunu o evde bırakıp yeni bir ruh bulmak için yola çıkmış.Bu yolda bir söz vermiş.7 masum canı almış ve bundan asla gocunmamış.Kız kendine kötü demiş lakin aslında kurtarıcıymış.”
Oral’in tepkisini görebilmek için bakışlarımı ona çevirdim.Hala başını gömdüğü yerdeydi gözleri.Kâhin “Sorusu olan?”diye tekrarla yine.İkimizde bir şey söylemedik.Kâhin kafasını salladı ve “Sorunuz yoksa diğer hikayemize geçelim.”dedi.
İkimizde aynı anda “Merak etmiyorum.”dedik.Bir kardeşim yoktu am olsaydı sanırım aynen onun gibi olurdu.Kâhin bu denk gelişi umursamayarak kaşını kaldırdı.“Öyle mi?Yazık oldu.”Yaptığım şeyi farkettiğimde duraksadım.Bir kahini reddetme,diye hatırlattım kendi kendime.Yüzümde zoraki bir gülümseme peyda oldu.“Tamam,anlatabilirsin.”Yanıtıma çocuk gibi gülümsedi ve son olacağını umduğum hikayeyi anlatmaya başladı.
“Bir varmış bir yokmuş.Eski diyarlarda yaşayan bir çocuk varmış.Bu çocuğun babası bir asker,annesi ise bir satıcıymış.Çocuk uzun yıllar güzelce yaşamış.Zincirlerle oynamış,nehirlere dalmış.Bu çocuk büyümüş ve güzel bir kız olmuş.Saçları yelle dalgalanmış,gözleri ise uçsuz bucaksız ormanlarmiş.Hayata benzermiş bu kız.Ama kader olsa ne yazar hayat kendine benzeyeni sevmez.Bu yüzden hayat bu kızı bırakmış ancak kız ölüme hiç yaşanmamış.Hayat bundan hiç haz etmemiş,bu yüzden bir plan yapmış.Kır saçlı bir cadıyı almış,bu kızın kapısına yaslamış.Cadı içeri girmemiş,evi hepten yakmış.Ama kız ölmemiş ve cadı bunu fark edip hayata ihanet etmiş.Kız tam ihtiyacı olanmış.Kıza kendisinin,kurtarıcısı olduğunu inandırmaya çalışmış.Ama kız biliyormuş cadının kim olduğunu.Bu yüzden hayat ile ölümü aynı masaya oturtup bir kumar oynamış.İntikamını alması yıllar sürmüş.Kız bu zamanda bir sürü şey öğrenmiş ve harika bir kâhin haline gelmiş.Planı değişmiş ve cadıyı kehanetiyle asmış.Cadı kızın kehaneti dayanamamış,ellerini kendi kanına boyamış.Kızsa kendini daha çok geliştirip ünlü bir kâhin olmuş.”
Bu sefer sorusu olan,diye sormadı.Bu konu hakkında daha fazla konuşmak istemiyordu belki.Bu yüzden hiçbir soru sormadım.Merak da etmiyordum açıkçası.Sadece dudaklarımdan çatallı bir sesle “sonuç?”çıktı.
Kâhin önce düşünür gibi yaptı ama hepimiz onun düşünmesine gerek olmadığını biliyorduk.fakat ses etmedik çünkü bu onun oyunun bir parçasıydı.Elini masadaki kartlar uzattı sakince.Hepsini masaya yaydı ve başını kaldırmadan “Kendinize ve birbirinize bakın.”dedi.Anlayamadım.Açıklama gereği bile duymadan kartları karıştırdı.Kartlarına baktım boş boş.Elini geri çekerken “Tesadüflere inanır mısın?”diye sordu.
Rasque her zaman hiçbir şeyin nedensiz olmayacağını,her şeyin bir nedeni olduğunu söylerdi.Sözlerini çok net hatırlıyorum.“Nedeni var herşeyin.Hiçbir nedeni yoksa bir şeyin,kelimelerle oyna değerli kızım. Göreceksin hiçbir şey de nedendir o şey için.”Tesadüf boş bir hikayeydi onun için.“Kim inanır ki bir şeyin öylesine olduğuna.”Derdi alayla.Bana buna benzer çok şey öğretmişti.İyi bir babaydı.Kesinlikle harika bir baba ve yoldaştı.Aklıma gelen anılarla gülümsedim istemsizce.Gülümsedim.
Ne yaptığımı farkettiğimde buz kestim.Gülümsemem silindi,yerini boş bir ifadeye bıraktı.Hala gülümsetebiliyor seni diye söylendi içimden alaylı bir ses.Şuan burada oturup kendi dramanı başka ağızlardan duymanın sebebi o.Sinirle içimdeki yansımasına küfrettim.Yemin olsun Rasque tekrar karşıma çıksan tekrar öldürürüm seni.Hiç düşünmem bu sefer.Seni diriltecek güç olsa elimde,diriltir diriltir yine öldürürüm.O güç olsa da diriltmezdim gerçi.Ben sen gibi yılları hiçe sayacak biri değilim.O yüz yok bende.Suçlu sen olsan da geçmişi,gülerek geçen yılları unutamam ben.Kanlı ellerimle dokunamam sana.Geçmişi hatırlıyorum ben,sana artık kötü biri olduğumu anlatamam.
“Hayır”diye mırıldandım.Kâhin kafasını salladı. “Diyarın en ünlü kahini,suikastçısı ve dolandırıcısı.”diye mırıldandı.Bir ilke şahit oluyordum,ilk defa bir kahini düşünceli görüyordum ve bu bir oyun değildi.Oral kafasını sonunda gömdüğü yerden kaldırıp şüpheyle kahine baktı.Sisli gözlerindeki kırmızı damarlar artmış,gözlerinin etrafı kızarmıştı. “Kâhin değil misin Sen?”dedi sorgulayıcı bir tavırla.
Kâhin ofladı. “Kâhin olmak her şeyi bileceğim anlamına gelmez.Gizli kehanetler diye bir şey var.”Oral anlayamamıştı. “Nasıl yani?”Ben neden bahsettiğini anlamıştım.Yine de bilmediğim bir şey vardır belki diye dikkatle dinledim.
“Hikayeler anlatabilirim.Geçmişle veya şimdiyle alakalı her şeyi anlatabilirim.Ama kehanetlerde durum farklı işliyor.Bazı kehanetler saklanır.Ya zaman yanlıştır ya da kahini.Bana hiç bu tarz bir şey olmamıştı.Hatta o kadar ki bunun bir efsane olduğuna inanmıştım.Ancak bugün ilk defa bir kehanete ulaşamıyorum.Yığılmamız o yüzdendi.Belki bilincimiz kapanıp aynı karanlığa düşersek ulaşabilirim sanmıştım.Aynı karanlığa düştük düşmesine ama seni bulduğumda bilincin kapalıydı.Pek anlam veremedim.Fakat yanılmıyorsam zaman ve kâhin yanlış olduğunda böyle oluyor.Neden senin kehanetini merak ettiğimi sorarsan diyarda tuhaf bir şeyler var ve tüm oklar seni gösteriyor.Seni heyecanla karşılamam d bu yüzdendi.”Düşünceli bir ifadesi vardı. “O kâhin ben değilim ama ben değilsem kim?”diye mırıldandı.Sonra başını kaldırdı.Sanki bir şey hatırlamıştı.“Bu arada adım Deriana.”
Oral konuşma uykusunu getirmiş gibi esneyerek kafasını salladı. “Yani bilmediğin şeyler de var.”Sonra alayla gülümsedi. “Kısaca bir kâhin değilsin.”
Deriana bu ithama gözlerini kıstı.“Bir kart seç.”Oral hiç yadırgamadan parmağıyla bir kart gösterdi.Deriana karta bakmadı bile.Gözlerini Oral’in sisli mavilerinden çekmeden kartin ismini duyacağı şekilde fısıldadı. “Maça 7’lisi.”Oral bekletmeden kartı açtı.Gerçekten de kart maça 7lisiydi.Şaşırtıcı değildi.İçimden söylendim.Soytarı,soytarı,o bir kâhin.Aklından tuttuğunu bile bilebilir.
Bir kaç kartta daha yaptılar.Oral bir süre sonra “Hile yapıyorsun.”diye bağırdı sitemle.Deriana meydan okurcasına kartları topladı ve önüne itti. “Karıştır ve diz.Bu sefer parmağınla göstermek yerine aklından seç.”Tahmin ettiğim gibi meydan okuyordu.Oral kızın dediğini yaptı ve kartları dolandırıcılara özgü bir şekilde karıştırmaya başladı.Karıştırması bitince kartları büyük bir özenle yerleştirdi.Sonra da büyük bir ciddiyet düşünmeye başladı.Sıkıntıyla izliyordum bu olanları.kimin kazanacağı belliydi.Ne kadar da sıkıcı bir kapışma.
Oral düşünmeyi bitirdiğinde Deriana’ya çevirdi dikkatini.Deriana ise bir süre daha bekledi.Ben bile buradan anlamıştım Oral’in kartını değiştirdiğini.
“Bitti mi?”diye sordu Deriana.Oral kafasını salladı.Deriana bir karta uzandı.Oral ise heyecanla ayağa kalkarak histerik bir şekilde gülmeye başladı.Yüzüne baktım.”Yanlış.”diye bağırdı kibirli bir sesle.Parmağını onu işaret ederek uzattı.”Sen bir kâhin değilsin.Yalancı!”
Deriana sadece gülümsedi.Ne yaptığını anlamıştım.Bana göz kırparak parmağını uzattığı karta sürttü elini. ”Bu,”dedi ve Oral’in tüm gülümsemesini silecek sözleri söyledi.”Son anda değiştirdiğin kart.”Oral gerçekten şaşırmıştı.Şaşıracak bir şey yoktu ki.Kız kahindi.Ben nasıl öldürmeyi ve sen nasıl dolandırmayı biliyorsan Soytarı,o da öyle biliyor tahmin de bulunmayı.
“Pembe çiçekli Maça Ası.”
Kartı çevirdi.Beni şaşırtan bu oldu.Demek ki bu yüzden kahinler kart seçtiriyordu.Deriana’nın sesi beni daldığım düşüncelerden sıyırdı.Parmağını yeni bir karta uzatmıştı.”Bu da sonradan seçtiğin kart,Joker.” Kartı kaldırdığında kartta dediği vardı.İstemsizce Oral’a baktım.Bu onu damura uğratmıştı.Maça Ası ve Soytarı.Zaten solan gülümsemesi daha da solmuştu.Bir şey yapmak istiyordum.Belki sarılmak.
Dur bir dakika?!Ne düşünüyorum ben?Hayır,hayır ne yapıyorum?Gözlerimi kapadım.Birkaç saniye kadar. İkisi de bunu fark etmedi ama ben bu saniyelerde çok şey düşündüm.Fincanı itmek yanlıştı.Gerçek olduğuna mı inandın Arimi?Her şeyin yalan olabileceğini biliyorsun.Yapma!
Kaldırdığım elimi farkettirmeden saçlarıma götürdüm düzeltmek için.Sonra aklıma bir şey geldi ve elimi kartlar uzattım.Kartın desenli sırtında gezdirdim ellerimi.Normal kartlardı,herkesin sahip olabileceği kartlar.Ama bir tanesi farklıydı sanki.Elimi o kartın üzerinde durdurdum.Tuhaf bir çekimi vardı sanki. Kartı açtım.Sinek yedilisi.Deriana ile bakıştık.Yedi uğursuz bir sayı değildi belki ama eğer bir oyunda elinize yedi numaralı herhangi bir kart düşerse otomatikmen kaybederdiniz.Halk arasında bir inanıştı bu. Bir bakıma doğruydu da.Çünkü yedi numaralı kart ama’ydı.Ama ölüm demekti.Ama değildi kartım, biliyordum.Hangi cehennemde olduğunu bile bilmediğim kartım.
Sinirle bir kart daha açtım.Karo Yedilisi.Deriana’ya baktım çaresiz gözlerle.Bir kart daha açtım.Kolay kolay korkmayan biri olsam da ister istemez korkmuştum.Çok değil ama büyük hatalar yapmaya yetecek kadar.Bir kart daha açtım.Açtığım kart her şeyi bitirecek güce sahipti.Kupa Yedilisi.Sinir ve korkuyla titremeye başladım.Oral elini hafifçe omzuma sürttü.”Sakin ol.”diye fısıldadı ardından.Bunun beni sakinleştirmemesi gerekiyordu ama titremem azalmıştı.Yine de korkuma hiçbir şey olmamıştı.Korkumun yerini öfke alırken “Bu.Ne.Demek?”diye sordum Deriana’ya üç kelimeyi de bastırarak.
“Bilmiyorum.”diye mırıldandı sadece.Sinirlerim yükseliyorDu.Nasıl bilmiyordu?Bilmeliydi bunu.Bunu bari bilmiyordu.Aramızda artan gerilimi fark etmiş olsa gerek araya girdi Oral.”Tesadüftür belki sadece.” diye sakinleşmeye çalışarak.İkimizde aynı anda “Değil.”dedik.Değildi.Tesadüf boş bir hikayeydi ve konu 7 numaralı kartlarla ilgiliyse konu daha da satışa sarardı.Titreyerek elimi bir karta daha uzattım.Elim kartın üzerinde gezindi ama açmadım,açamadım.
Kartı açarsam ne çıkacağını,çıkanla ne yapacağımı bilmiyordum.Peki açmazsam ne olacaktı?Göreceğimi gördüm.Birini daha görsem…Ama bu kart benim kaderim olacak belki.Belki de ölümüm.Korkunun ecele faydası yok,Arimi.
Tüm cesaretimi topladım ve kartı çevirdim.Maça yedilisi.Ölüm sessizliği çöktü üzerime.Başıma sicim gibi bir ağrı saplandı.Hepimizin en çok da benim gözlerimde bir soru işareti vardı.
Ve bir kâhin kehanetini yazdı o sırada.Gökyüzündeki yıldızlar arasına bir ip bağlandı,nice hayatlar başladı. Çocuklar doğdu kimi yerde,kimi yerde öldüler.Kehanetin kapıları üzerime.Her büyük gerçek gibi bu da saklandı,yerine bir yalan getirildi.İçimde kahkahalar yükseldi.Çıkış yok,kurtuluş yok,kaçış yok.
Deriana’ya baktım.”Kehaneti söyle.”Biliyordu.Bilmeliydi artık.Ama o beni şaşırtmayarak kafasını iki yana salladı.”Söyleyemem.”dedi saçma bir sükunetle.Sinirle baktım gözlerine.”Neden?”Sesim gerilimle yükselmişTİ.O ise başka bir şey bilmiyormuş gibi tekrarlaDı.”Söyleyemem.”Daha da sinirlendim.Sakin kalmalıydım yoksa hiç istemeyeceğim şeyler olacaktı.Fakat ben kendimi durduramadım.Aramızdaki sehpayı ve üzerindekileri hiçe sayarak yakasına yapıştım.
Sehpanın üzerindeki her şey sehpayla birlikte yere devrildi.Oral gerilimle ayaklanmışTı.Ayıracaktı bizi şüphesiz.Ama izin vermezdim.Bir kere tutmuştum bu kızı,her şey için her zamanki gibi bir şansım vardı.
Bakışlarımla onu durdurmamın tek sebebi buydu.Gözlerime baktı,kafasını salladı.Ardından beni hedefimle bıraktı.Hedefime çevirdim ben de bakışlarımı.Gözlerinde korku namına hiçbir şey yoktu.Ona bir şey yapmayacağımı sanıyordu.Epey de yanılıyordu.İstediğimi yapabilirdim ona beni engelleyecek hiçbir şey yoktu.Sakince kulağına eğildim bu sebeple.
“Çok da güvenme kendine.Bir bakmışsın yerdesin.”Sesim yaşayan herkesi ürkütebilecek derecede Kısıktı.Ellerim yaşayan herkesi öldürebilecek kadar sert.Gözlerim yaşayan herkesi kandırabilecek kadar duygu dolu ama bir o kadar da duygusuz.
Sözlerim üzerinde hiç bir etki yaratmamıştı.Gülümsedim.”Sesin bir karıncayı bile ürkütmez,ellerin güçsüz,gözlerin kandırılmaya açık,Deriana.Neyine güvenerek korkmuyorsun benden,n olarak dikileceksin karşıma?”
Sözlerimle biran duraksasa da ödün vermedi.”Hiçbir farkımız yok.”Bu sözleriyle yüksek bir kahkaha attım.”Aramızda dağlar kadar fark var.”Senin ellerinde yalnızca birinin kanı var,Kâhin.”Söyleyeceklerimle derin bir nefes aldım.”Benim ellerimde onlarcasının hatta öz babamın kanı var.Ruhuma işlenmiş ağır bir ihanEt,gözlerimde ölmüş bir çocukluk var.İstesen yıllarını harca-ki istemezsin- bana benzemek için,yine de benzeyemezsin.O yüzden kehaneti söyle ki sana zarar vermeden çıkayım buradan.Emin ol bunu hiç istemezsin.”
Ellerim gevşedi vazgeçeceğini,kehaneti bir çırpıda aktracağını umduğumdan.Umduğum gibi olmadı tabi ki.Zaten olsa şaşardım.Kızda da ne cesaret vardı.Bir a bile titremeden dik bir başla söyledi sözlerini.”Sen kimsin ki?”Sanki bilmiyormuş gibi sordu bu soruyu.Az önce tüm hikayemi masaya yatıran o değilmiş gibi.
Sinirle saçlarından tuttum ve çok az güç uygulayarak kafasını yere çarptım.Fal Taşı gibi açılmış gözlerle baktı suratıma.Kafası acımıştı belliydi ama belli etmemeye çalışıyordu.Kafasını yerden yere vursam da kibrinden ödün vermeyecekti anlaşılan.Kehanet kimin uğrunda?Kibirli biriyle uğraşamazdım.Neden bu kadar üstelemiştim ki?Kehaneti bilmeden yaşasam bir şey değişmezdi.Zaten bir ayağım Çukurdaydı. Umursamayarak ondan uzaklaştım.Yine de sorusunu cevapsız bırakıp gitmeyi kendime yedirememiştim.
”Arimi ne demek bilir misin?”Diye sordum ölümcül bir sakinlikle.Birazcık da olsa doğrulmuştu.Acıdan dişlerini sıkarak kafasını reddedercesine iki yana salladı.Nasıl bilmezdi?Bu gizli kehanet değildi ki.Gün gibi açık bir gerçekti.Çok da galeye almadan odanın kapısına doğru ilerledim.”Bir kahine göre ne kadar da bilgisizSİn.”Sözlerime yanıt vermedi.Ben de bundan aldığım hazla “Karanlığın beden bulmuş hali.”dedim kapıdan çıkarken.
Geldiğimiz,her şeyin başladığı odaya attım adımlarımı.Adımlarıma varlığını bile unuttuğum adımla karıştı.Yavaşça yaklaştı yanıma,fark etmeyeceğimi düşünerek.Ama ben Kâhin’in yokluğuyla sönen mumlara rağmen,tüm karanlığa rağmen fark ettim onu.Kimse duymasın iste gibi “Eşitlendik”diye fısıldadım.”Herkes yoluna gidebilir artık.”Kurtulabilirim senden umrumda dahi olmazsın cidden.
Göremediğim yüzüne rağmen gülümsediğini hissedebilmiştim.”Halbuki çok eğleniyorduk.”Ben de gülümsedim.”Her eğlencenin bir sonu var,Soytarı.”
Küçük bir çocuk gibi kıkırdadı.”Her sonun da bir başlangıcı.”
Ondan uzaklaşarak geriye doğru adımladım.O da aynısını yaptı.Daha doğrusu yapmış gibi yaptı.Arkamda bittiğinde kafamı bile çevirmeden boşluğa doğru fısıldadım.
“Unuttun mu,beni kandıramazsın.”Sözlerimin gülümsemesini sildiğini biliyordum.Canının yandığını biliyordum.Tıpkı benden bir adım uzaklaştığını bildiğim gibi.
Uzaklaşması pahalıya patlamıştı.Bu sefer daha çok yanaştı.Bedenini soğuk tenimde hissedebiliyordum.En son biriyle böyle bir şekilde durduğumda her şey daha güzeldi diye düşündüm istemsizce.Soğuk kolları omuzlarımda dolaşır,her şeyi eğilir kulağıma fısılardı.Bundan o kadar zevk alırdı ki.Ben de onun duyduğu zevkten kat kat fazlasını duyarak yere bırakırdım kendimi.Kollarının arasında olmayı severdim,tıpkı sabahlara kadar onunla konuşmayı sevmem gibi.Eğer o günde fısıldasaydı kulağıma,bana ihanet edeceğini Yİne yere bırakırdım kendimi.Beni tutsun diye,her şeyden çekip alsın diye.O gün o kollarda ölebileyim diye.Masum bir kadının çiçeğini kana bulamaktansa oracıkta gebereyim diye.
Oral onunla aynı hazzı duymuyordu bunu yaparken.Daha dostaneydi.Bana hatırlattığı şeyi bilseydi yapmazdı şüphesiz.Ne düşündüğümü bilmeyerek belki de pisliğin teki olduğumu düşünerek fısıldadı kulağıma.
“Söylediklerimi ne çabuk unuttun?Hatırla.”Fısıldarken o kadar çocuktu ki.Oyuncağın alanı tehdit etmeye çalışan ama beceremeyen bir çocuk gibiydi.Onu azıcık olsun tanımasam da,peşine takılalı daha iki gün olsa da biliyordum soğuk biri olmadığını O sıcak biriydi.Tıpkı güneş gibi.
Ben ise soğuk biriydim.En kötü geceden daha soğuk biriydim.Bu yüzden fısıldarken başım dik,sesim ise buz gibiydi.
“Akrep ustasız yaşayabilir,bazı kumarlar jokersiz kazanılabilir ve bazı kumarlar joker varken kaybedilir. Bazı dolandırıcılar dolandırıcı değildir.Akan her damla kan bir cinayete işaret değildir.”
Geri çekileceğini umuyordum.Ama o geri çekilmek yerine beni taklit ederek kafasını dikleştirdi ve boşluğa fısıldadı gülümseyerek.”Akrep Ustasının geçinmek için Akrebe,jokerin kullanılması için bir oyuna ihtiyaç var.Bir dolandırıcının dolandırıcı olması için ona kanan olmalı.Bir cinayetin işlenmesi için illa kan olmalı.”Sözlerinin bitimiyle beni kendisine çevirdi.Karanlıkta o kadar gözükmese de yüzü,sisli gözlerini seçebiliyordum.Küçük bir çocuk gibiydi tıpkı.Bu ifadeyi ne sık kullanır olmuştum.Gülümsedim.Yaptığım şeyle bir an duraksadım.Değişiyorsun Arimi.
“Senin olmayabilir ama benim sana ihtiyacım var.”
Elleri izin ister gibi omuzlarımda.Düşünmedim kendimi ona bıraktım.Düşünürsem yapmayacağımı biliyordum.Böyle bir anıya bir daha sahip olamayacağımı biliyordum.Kolları etrafımı sardı sıkıca.Sımsıkı tuttu beni.Dudaklarımda peyda olan gülümsemeyle sarıldım ben de ona.Yapmamam gerektiğini biliyordum ama yapmıştım işte.Kafasını saçlarıma gömdü bir şey saklamak ister gibi.Saklamak istediği şeyin gözyaşları olduğunu anlamıştım omzumdaki ıslaklıkTan.Ellerim istemsizce sırtına gitti.Yavaşça sıvazladım sırtını.Aklım başımda değildi.Eğer aklım başımda olsaydı değil sırtını sıvazlamak sertçe iterdim onu.
Sarılmasıyla içimde büyük bir yangın başladı.Her şey şaha kalktı,uyanmam için beni uyardı.Uyanmak istemedim.Küçük bir kız yangının ortasına çıktı.Her şey duruldu,ona baktı.O ise var gücüyle bağırarak”Bir kere de aklım başımda olmasın,benim de korunmaya ihtiyacım var.”dedi ve yeni bir yangın başlattı.
İçimdeki küçük kıza güvenerek ayrılmadım kollarından.Bu kollar bana yabancıydı.Bu beden,bu ses,bu saçlar yabancıydı.Ama gözleri tanıdıktı.Bu his,bu sözler tanıdıktı.Hissettiklerimle gözlerimi kapadım. Küçük bir kız duruyordu ufukta,yanında ise küçük bir oğlan.Birbirlerine bakmıyorlardı,birinin varlığı huzur veriyordu diğerine.Belki de birbirlerini tanımıyorlardı.Onunla daha önce tanışmadığımı biliyordum. Hayatıma giren kimseyi unutmazdım.Özellikle de onun gibi birini hiç unutamazdım.Şayet daha önce tanışmış olsaydık çok etkisi olurdu hayatımda.Her şeyi yerinden oynatırdı.
Ne olduğunu bilmeden aradığım bir şeydi,Oral.Hiç kaybetmediğim,asla sahip olamadığım.
Sarılması bittiğinde ellerini yanaklarıma yerleştirdi.Gözlerinden akan yaşlar yüzünü boyuyordu.Burukça gülümsedi,ben de gülümsemesine karşılık verdim.Parmağımın ucuyla gözünden akan damlayı silerken “Buldum.”diye mırıldandım.”Oyun arkadaşımı buldum.”
Sözlerim onu utandırmaya yetmişti.Ellerini çekti.Tam seçemesem de gülümsedi kafası eğikken.Kafasını kaldırdığında daha da küçülmüştü gözümde.Karanlıkta bulanık olan görüşümle tıpkı küçük bir çocuk gibi gözüküyordu.Evet karanlıktı ama yüzündeki o gülümsemeyi,yüzünde kurumaya yüz tutmuş inci gibi parlayan yaşları seçebiliyordum.Dudaklarının kenarları daha çok kıvrıldı onu izlediğimi fark ettiğinde. Bana cennetten inmiş,güneş gibi bir gülümseme bahşetmişti.Elini davet edercesine ban uzattı.”O zaman bir oyun oynamaya var mısın?”dedi mutlulukla.
Hafifçe kıkırdayarak elimi elinin üstüne koydum.Bir anda bu kadar değişebilmek korkunçtu ama aradığımı bile bilmediğim bir şeyi bulmuştum.İçimdeki küçük kıza bir daha güvenmek istiyor muyum? Emin değilim.En son güvendiğimde olanlar pek de iç açıcı değildi.Ama bana ruhuma güvenmeyi o öğretmemiş miydi?En büyük ihanet de ondan gelmişti.Bir başka ihaneti daha kaldırabileceğime emin değildim.Kim emin olurdu ki?Ama bu sefer karşımdaki iyi tanıyacağım.Eğer ihanet edecek olursa iyi bileceğim canını neyin acıtacağını,öldürücü darbenin neresi olacağını.Belki de ben edeceğim ilk ihaneti,en çok ben yakacağım canını.
Merakla beni inceleyen gözlerine bakarak gülümsedim.”Zevkle”dedim sorusuna cevaben.Gözlerinde yeni bir oyunun ışıltısı vardı.Oynayalım bakalım oyunu.Ne de olsa ben kazanacağım.Kaybedecek hiçbir şeyim yok.Neyini alacaksın benden,Soytarı?Hayatımı mı?Al benden canımı.Ölmek o kadar da korkunç değil. Canımı da alsan yine bir şey bulurum uğruna savaşacak.Yeni yaralar açacak.
Tuttuğu elimi kapıya doğru çekiştirdi.Ben de peşinden gittim.Kapıya baktım huzurla.Bu kapıdan çıkınca her şey değişecekmiş gibi geliyordu.Ama değişmeyecekti biliyordum.Ben bendim.Nereye gidersem gideyim.İsimler kaderi değiştirirdi belki.Ama ben son zamanlarda çok kimlik değiştirmeme rağmen değişmemişti kaderim.Şimdi mi değişecekti?
Gülümseyerek kapının koluna uzandım.Yavaşça aşağı doğru çevirdim.Gülümsemem yarıda kesildi.Kapı açılmıyordu.Daha sert çevirdim.Açılmadı.Vücudumu kapıya bastırarak denedim yine açılmadı. ”Açılmıyor”diye fısıldadım.”Şaka yaptığımı düşünerek bir kahkaha patlattı.”Komikti.”Gözlerimi devirdim.
“Ciddiyim.”
Bana inanmayarak kapının kolunu bir de kendisi zorladı.Açamayınca bana doğru döndü.Yüz ifadesini göremiyordum ama görsem çok güleceğimi biliyordum.Eliyle çekil der gibi bir şeyler yaptı.Ne yapacağını merak ederek kenara çekildim.Kapıya ezelî düşmanıymış gibi baktı.Bu büyük bir sorun olmasaydı kahkahalarla güleceğimi biliyordum.Yine de dudağımın kıvrılmasına engel olamadım.O ise bana bakmadan omzuyla kapıya vurmaya başladı.Kendimi tutamayarak bir kahkaha patlattım.”Dâhiyane fikrin bu muydu?”Bana cevap vermeden devam etti.”Krallığı yıktın açılmıyorsa açılmıyor.”dedim gülerek.Sözlerimle bir an bana baksa da yine önüne döndü.
Açılmayacağını anladığında kapıyı yoklamaya başladı.Elleri kapının her yerine dokunuyor,bir boşluk arıyordu.Neticede bir şey bulamayarak yanıma geldi.Kollarımı göğsümde birleştirerek bıkkınlıkla yüzüne baktım.Sanki yeni keşfetmiş gibi bir şaşkınlıkla “Açılmıyor.”diye fısıldadı.Gözlerimde karanlıkta bile olsa seçilebilecek bir alayla “Ciddi misin?”diye sordum.Alayımı umursamadan gözlerini kapıya çevirdi. Sinirle “Ne yapacağız?”diye sordum.İçeride yardım isteyebileceğimiz biri vardı.Açıkçası oraya dönmek istemiyordum.Hem ne diyecektik ki?”Selam Deriana,sözlerimden ve kafanı yere vurmamdan dolayı özür dilerim.Buraya kısıldık ve bize yardım etmen gerekiyor.”mu?O da zaten dünden razı olup,kapıyı açacaktı.
Oral soruma cevap vermeden kapıyla bakışmayı süRdürdü.”Bir de bana deli diyor.”diye mırıldandım kendi kendime.”Ne o zihninle mi açmaya karar verdin?”Yine cevap vermedi.Elimi gözünün önünde salladım.”Bakışmanızı bölüyorum ama buradan çıkmamız lazım.”Gözünü bile kırpmadı.Sinirlenmeye başlıyordum.”Oldu olacak bir de para teklif et tam olsun.”
Gözlerini sakince bana çevirdi.Tam bir şey söyleyecekken kapı şiddetle açıldı.İrkilerek gözlerimizi kapıya çevirdik.Şaşkınlıkla yüzüne baktım.”Cidden mi?””Kapıyı zihniyle açabilmişti.Bu sefer de dönüt alamadım.Ne kadar da sessizleşmişti.
Oflayarak kapıya doğru ilerledim.”Madem böyle güçlerin var,neden ilk başta söylemiyorsun?”İlk defa peşimden gelmedi.Sinirle arkamı döndüm.”İyi attın havanı,gel hadi.”Sözlerim onu bir milim dahi kıpırdatmadı.Umursamayarak önüme döndüm.Burada kalmak istiyorsa kalabilirdi.Beni hiç ilgilendirmiyordu.
“Mione,”dedi zorlanarak.Seslendiği isimle bir an duraksasam da arkamı dönme gereği duymadım.”Ne oldu?” diye mırıldandım geçiştirmek ister gibi.
Bazı sözler yaşamları değiştirirdi.O söylemeden önce de biliyordum sözleriyle hayatım dahil bir çok şeyin değişeceğini.Geleceği öngörebilmek böyle bir şey olmalı diye düşündüm.Aklımda anlamsız kareler belirdi.Her şey yerle bir edildi.Ne olacağını,ne söyleceğini bilmiyordum ancak hissediyordum her şey değişecekti.
“Kapıyı ben açmadım.”
Yanlış anladığımı düşünerek hiddetle arkamı döndüm.”Ne?”O ise faltaşı gibi açılmış gözlerle tane tane söyledi kelimeleri.”Kapıyı.Ben.Açmadım.”Anlayamayarak teyit etmek ister gibi gözlerine baktım dikkatle.Yalan söylemiyorDu.Kapıyı o açmamıştı.Kapı aramızdaki gerilime daha fazla dayanamamış olsa gerek şiddetle çarptı.
Her şeyin yerle bir olduğunu hissedebiliyordum.Kapının kapanması odayı dolduran rüzgar saçlarımı havalandırıyordu.Kimin yaptığını düşünememe gerek yktu,zira biliyordum.Kraliyet.Yakalanmıştım.Sakin kalmaya çalışarak düşüncelerimi topladım.
“Kâhin ben çıktığımda ne yapıyordu?”Soruları doğru seç,soruları doğru seç.Buradan çıkmam lazım.O yüzden soruları doğru seç Arimi.
Cevabı düşünmedi bile.Korku düşünmesine engel oluyordu.Korku düşünmesine engel oluyordu.Kafasında dönen saçma sapan senaryolar arasında niye bunu düşünecekti ki?Titreyen bir sesle “Bilmiyorum.”diye mırıldandı.Zaman kaybediyordum.Omuzlarından tutup sarstım.Hızlı olmalıydım.Tane tane söyleyerek kelimeleri sorumu yineledim.”Kâhin.Ben.Çıktığımda.Ne yapıyordu?”Bu sefer biraz düşündü ama cevabı aynıydı.”Bilmiyorum.”
“Biliyorsun,sadece düşünmen lazım.Düşün,Soytarı.Zihninin bir yerinde saklı cevap.Bir anlığına olsa da bakmış olmalısın.Buradan çıkmak istiyorsan hatırlamalısın.”
Gözlerini kapattı.Sanki düşünceleri arasında bir geziye çıkmıştı.O düşünürken ben de kendi düşüncelerimi tekrar toparladım.Ve zihnimin içinde bazı sorulara cevap aramaya başladım.
Krallıkların ortasındaydık ama hangi krallığın sınırındaydık?Düşün,uğradığın yerleri ve oradaki insanları hatırla.Han,giysi dükkanı ve oradaki insanlar,tezgahlar.Hatırladım,hava krallığının sınırındayız. Dükkandaki kadın öyle söylemişti.Tamam,bu bilgi kenara.Hava kartının güçlerini say.Hava olayları ve ışınlanma.Işınlanmayı kenara at.Gerekli bir bilgi değil.Kapı kapandığında saçlarını ne havalandırdı? Rüzgar.Rüzgar da bir hava olayıDır.Kapının arkasında biri var.Ama o zaman kapı nasıl açılacak?İçeride olmalı aradığım.Çünkü kapının açılması için kuvvet içeriden uygulanmalı.Burada ışınlanma devreye giriyor.Ama bir hata var.
Düşünce selime Oral’in sesi karıştı.”Tekrar yere oturmuştu,yüzünde tuhaf bir gülümseme vardı.”Bu da kenara.Kapı içeriden bir kuvvetle açıldı.Ama hava akımını hissetmedik.Hissetmemiz gerekiyordu.O zaman hava ile ilgili her şey iptal olur.Kapıyı açıp kapatabilecek güç büyüyle ilgili bir şey.
Tüm parçalar bir anda yerine oturdu,boşluklar doldu.Cevabı en başından beri biliyordum.Geldiğim tarafa dönerek “Kâhin,” diye fısıldadım.
Fısıldamamla odayı adım sesleri doldurdu.Ardından yankılanan alkış sesi.Önce bir ses duyuldu.
“Tebrikler,bulmacayı çözdün.”
Sonra mumlar tekrar yazarak bir yüzü aydınlattı.Büyük bir girdap oluşmaya başladı,bizi de içine aldı.Ne olduğunu anlamlandırmaya çalışarak etrafımda döndüm.Neyi çözmüştüm?Her şeyi inceledim dönerken. Girdabı,yeri ve tavanı.Ama biliyordum,aradığım bunlar değildi.
Gözlerimi dikkatle orman yeşili gözlerine çevirdim.
Rasque’nun gözleri de yeşildi.Ancak daha koyu bir renkti onunkiler.İnsanlar gözlerini genellikle parlak bir taşa benzetirdi.Onların aksine ben ormanlara benzetiyordum.Uzakta görseniz bile korkacağınız bir ormana,içine girince de kesinlikle kaybolacağınız bir ormana.Fakat ben o ormandan hiç korkmamıştım,bir kere bile kaybolmamıştım.Çünkü bilen bilir,bazıların yuvaları hepimizin korktuğu ormandadır.
Andan çıktığımı farkettiğimde birkaç kez gözlerimi kırpıştırdım.Andan çıkmamalıydım.Çıkarsam her an ölebilirdim.Bu yüzden odaklanmaya çalıştım.Amaçlarını hatırla,sebeplerini hatıRla.Neden kendini öldürmediğini hatırla.
Odağım yine yerleştiğinde hafifçe gülümsedim.Gülümsememe karşılık verdi ve her şeyin fitilini bu ateşledi.Gülümsemesiyle yer sallanmaya başladı.Diyarda pek deprem olmazdı.Pek değil hiç olmazdı.Bu nedenle bu depremi onun yapmadığını biliyordum.Kimsenin böyle bir şeye gücü yetmezdi.Bir şeyler oluyordu ve bu deprem bir şeylerin ters gittiğinin göstergesiydi.
Gözlerine baktığımda kapıyı da onun açmadığını gördüm.O sadece burada dİkiliyordu.Ve bunun zorundaydı,gözlerinden anlaşılıyordu.Ne olduğunu unutmuştum,onu gözümde büyütmüştüm.O yalnızca bir kahindi ve görevi kehaneti yazıp söylemekti.Uzun sürmüştü ama sonunda görevini yerine getirdi.

“Kâhin kehanetini yazdığında
İki seçeneğin olacak,
Ya uyacaksın ya da sonuçlarına katlanacaksın.
Kurtulmak için ölmen lazım,
Yaşamak için bazı fedakarlarda bulunmalısın.
Ölüler dirilecek ve hesap sormak için seni bulacak,
Doğru cevabı ver ki vakit bul kaçacak.
Mione,mione,mione karanlıkta aç ve parla.
Lusia,lusia,lusia güzelliğinle aldat ve zehirle.
Ulular karşına dikildiğinde
Bil ki lanet senin içinde.
Şimdi söyle oynayacak mısın oyunu?
Temizle ve sakla bulduğunu.
7’ye kadar say başlatmak için oyunu.
Şifacıyı bul,arıyorsan ipucu.”