17. bölüm · ÖLÜ Peri

17. Bölüm

Gece 🌑 ...

17. BÖLÜM: ÇİFTLİKTE SÜRPRİZ BASKIN
Mihra’nın Anlatımı
Bahçedeki o çocukça boya savaşından sonra üzerimizdeki boyaları temizleyip günün yorgunluğunu atmak için eve geçmiştik. Güneş yavaş yavaş çam ağaçlarının arkasında batarken, çiftlik evinin etrafını hafif bir alacakaranlık kapladı. Şömineyi tekrar tutuşturup salondaki minderlere kurulmuştuk. Her şey o kadar huzurlu, o kadar sakindi ki, zamanın burada durmasını istiyordum.
Ancak bu huzur, havanın tamamen kararmasıyla birlikte aniden kesildi.
Dışarıdan birdenbire garip, ürpertici sesler gelmeye başladı. Önce evin ahşap duvarlarına sanki biri taş atıyormuş gibi "tık tık" sesleri geldi, ardından pencerelerin önünden gölgeler hızlıca geçti. En sonunda ise evin arka bahçesinden korkunç, boğuk bir hayalet uğultusu yükseldi!
"Karan..." dedim fısıltıyla, yerimden sıçrayarak. İçimdeki o korku refleksle Karan’ın koluna tutunmama neden oldu. "Dışarıda biri mi var?"
Karan’ın yüzündeki o dingin ifade bir anda silindi. O sarsılmaz mafya lideri kimliği anında geri gelmişti. Gözleri tehlikeyi sezen bir yırtıcı gibi kısıldı. Hiç ses çıkarmadan belindeki silahı çıkardı, mermiyi sürdü ve beni arkasına alarak kapıya doğru ilerledi.
"Arkamda kal Mihra," dedi buz gibi bir sesle.
Kapının kolunu yavaşça kavradı ve birden açarak dışarı fırladı. Ben de korkuyla kapının eşiğinde kalakalmış, ne olacağını bekliyordum.
Tam Karan silahını karanlığa doğru doğrulttuğu an, çalılıkların arasından üzerlerine beyaz çarşaflar geçirmiş, ellerinde fenerlerle üç kişi fırladı! Bir tanesi de arkadan elinde hoparlörle ürpertici ses efektleri açıyordu.
"Hööö! Biz çiftliğin kadim ruhlarıyız! Karan Kurt, o kızı bize teslim et!" diye bağırdı çarşaflı olanlardan biri. Sesinden Ömer olduğu o kadar belliydi ki!
Karan silahını indirmeden tek kaşını kaldırdı. Sesi tehlikeli bir şekilde sakindi: "Ömer, Deniz, İpek... Üç saniye içinde o çarşafları çıkarmazsanız, o çarşafları gerçekten kefeniniz yaparım."
Bir anlık sessizliğin ardından "Eyvah, reis yemedi!" diye bir bağrış koptu. Üçüzler aynı anda çarşafları kafalarından fırlatıp attılar. Arkalarındaki ağacın arkasından ise elinde koca bir mangal teli ve et poşetleriyle Berk çıktı. Berk'in de kafasında eğreti duran bir cadı şapkası vardı!
Deniz kahkahalarla gülerek, "Abi vurma valla şaka yaptık! Siz burada baş başa sıkılırsınız, Menekşe Hanım'ın gazabından uzak bir barbekü partisi yapalım dedik!" diye bağırdı.
İpek yanıma koşup bana sarıldı. "Mihra! Nasıl korkuttuk ama? Yüzünün halini görmeliydin!"
Karan elindeki silahı beline sokarken başını sabır dilercesine iki yana salladı ama gözlerinde yine kardeşlerine kıyamayan o hafif, eğlenen bakış belirdi. Berk ise mahcup bir edayla Karan’a yaklaşıp, "Karan Abi, çocukların ısrarına dayanamadım. Hem etleri de getirdim..." dedi.
Korkudan küt küt atan kalbim bir anda neşeyle doldu. Çiftlik evinin bahçesi birkaç dakika içinde yakılan mangal ateşinin, cızırdayan etlerin ve üçüzlerin bitmek bilmeyen şakalarının neşesiyle dolup taştı. O gece, Karan Kurt’un karanlık dünyasından uzakta, sıcacık bir ailenin ortasında olduğumu hissettim.