1. bölüm · Ölü nefes
BÖLÜM-1 YENİ BİR GÜN
Nefes, okulun demir kapısından içeri adım attığında ilk fark ettiği şey sessizlik olmadı.
Kalabalık vardı. Gürültü vardı. Kahkahalar, bağırışlar, ayak sesleri…
Ama yine de ona her şey fazla uzaktı.
Elindeki telefonun ekranına baktı. Saat henüz sekizi biraz geçiyordu. Okulun bahçesi doluydu; gruplar hâlinde duran öğrenciler, birbirine yaslanmış arkadaşlıklar, çoktan kurulmuş düzenler…
Oysa o, bu düzenin tamamen dışındaydı.
Babası onu sabah erkenden bırakmıştı.
Arabadan inerken “Alışırsın,” demişti sadece.
Babası zaten az konuşurdu. Annesi öldükten sonra daha da az.
Annesi…
Nefes bu kelimeyi zihninde fazla tutmamaya çalıştı. Trafik kazası denmişti. Bir anda. Geri dönüşü olmayan bir anda. O günden sonra ev sessizleşmiş, babasıyla birlikte iki kişilik ama eksik bir hayata alışmak zorunda kalmışlardı.
Babası iş değiştirince şehir değişmişti.
Şehir değişince okul da değişmişti.
Ve şimdi Nefes, bilmediği koridorlarda yürüyordu.
Okul binasının içine girdiğinde zil çaldı.
Kalabalık bir anda hareketlendi. İnsanlar sınıflarına doğru dağılırken, Nefes olduğu yerde kaldı. Elindeki kâğıda tekrar baktı. Sınıfı yazıyordu ama bu koridorların hangisine ait olduğunu bilmiyordu.
Derin bir nefes aldı.
Ve yürümeye başladı.
Tam köşeyi dönerken birine sertçe çarptı.
Telefon elinden kaydı.
Yere düştü.
Ekrandan ince bir çat sesi geldi.
Nefes’in kalbi bir anlığına durdu sanki.
“Ah—” dedi istemsizce.
Karşısındaki çocuk çoktan geri çekilmişti. Uzun boylu, koyu saçlı, yüzü ifadesizdi. Gözleri bir an Nefes’e değdi ama durmadı.
“Kusura bakma,” dedi hızlıca.
“Görmedim.”
Sonra hiçbir şey olmamış gibi yanından geçti ve sınıflardan birine girdi.
Nefes olduğu yerde kaldı.
Yere eğilip telefonunu aldı.
Ekranın köşesinden aşağı doğru ince bir çatlak uzanıyordu.
“Harika,” diye mırıldandı.
Başını kaldırıp baktığında çocuk çoktan sınıfa girmişti. Kapı kapanmıştı.
Sanki hiç olmamıştı.
Nefes içini çekti.
Telefonu çantasına koydu ve etrafına bakındı. Koridor yavaş yavaş boşalıyordu. Kapılar kapanıyor, sesler azalıyor, okul kendi düzenine giriyordu.
Panik, yavaş yavaş içine çökmeye başladı.
Müdür yardımcısını gördü.
Hızla yanına gitti.
“Affedersiniz,” dedi biraz çekingen bir sesle.
“Ben yeni geldim de… sınıfımı bulamıyorum.”
Adam gözlüğünün üzerinden ona baktı.
“Adın ne kızım?”
“Nefes.”
Listeden baktı.
“Hah. 12-C.”
Nefes başını salladı.
“Teşekkür ederim.”
Koridoru geçip sınıfın önüne geldiğinde kalbi hızlı atıyordu. Kapının önünde bir an durdu. İçeriden öğretmenin sesi geliyordu.
Tam kapıyı açacaktı ki arkasından bir ses duydu.
“Nefes?”
Döndü.
Aynı adamdı.
“Gel bir,” dedi.
“Kayıtla ilgili bir şey soracağım.”
İçeri giremeden geri döndü. Kısa bir konuşmaydı. Evrak, imza, birkaç cümle…
Ama o sırada zil tekrar çaldı.
“Tamam,” dedi adam.
“Geç kalma.”
Nefes başını sallayıp hızla sınıfa yöneldi.
Kapıyı açtığında öğretmen çoktan içeri girmişti.
Öğrenciler yerlerine oturmuştu.
Nefes sessizce arka taraftan girdi.
Gözleri istemsizce sınıfı taradı.
Ve o an—
Oha. (Kayra)
Sabah çarpıştığı çocuk, cam kenarında oturuyordu. Başını defterine eğmişti. Sanki dünyayla hiçbir bağı yokmuş gibi.
Nefes bir anlığına durdu.
Sonra kendine gelip yerine geçti.
Öğretmen sesini yükseltti.
“Yeni gelen öğrencimiz varmış.”
Sınıf bir anda ona döndü.
“Gel bakalım,” dedi öğretmen.
“Kendini tanıt.”
Nefes ayağa kalktı.
Kalbi deli gibi atıyordu. Telefonunun çatlak ekranı çantasının içinden sanki onu izliyordu.
“Ben Nefes,” dedi.
“Babamın işi nedeniyle buraya taşındık.”
Bir an durdu.
Annesinden bahsetmedi.
“Umarım anlaşırız,” dedi ve yerine oturdu.
Öğretmen gülümsedi.
“Hoş geldin Nefes.”
Nefes otururken gözleri bir kez daha cam kenarına kaydı.
Kayra başını kaldırmamıştı bile.
Ve Nefes o an şunu bilmiyordu:
Bu koridorda yaşanan küçük çarpışma,
hayatının yönünü sessizce değiştirmişti
