5. bölüm · Ölmek İçin Erken

Gülüşlerin Ardındaki Çatlak

𝐿𝒾𝓁𝒾𝓉𝒽 𝐿𝒶𝓃𝒸𝒶𝓈𝓉𝑒𝓇

Mutfakta her şey… normaldi.

Ama normal olan şeyler bazen en çok ürküten şey olurdu.

Kai tezgâha yaslanmıştı. Omuzları rahat görünüyordu, yüzünde o tanıdık, neredeyse alaycı sakinlik vardı. Sanki dünya onun etrafında yavaşlıyor, hiçbir şey ona dokunamıyordu.

Maria ise pencerenin yakınında duruyordu.

Sessizdi.

Ama sessizliği rahatlatıcı değildi. Daha çok… tetikte bir sessizlikti. Sanki bir şey olursa ilk o hareket edecekti.

Ben içeri girdiğimde ikisi de aynı anda bana döndü.

O an garip bir şey oldu.

Hava değişti.

Bir an önce normal gibi görünen mutfak, sanki görünmeyen bir çizgiyle ikiye ayrıldı.

“Kayboldun,” dedi Maria. Sesi yumuşaktı ama içinde ince bir endişe vardı.

“Biraz,” dedim.

Kendim bile tam olarak nerede olduğumu bilmiyordum.

Kai gülümsedi.

Ama o gülümseme… bana değil gibiydi. Sanki beni görmekten çok, verdiğim tepkiyi izliyordu.

“Biraz mı?” dedi Kai hafifçe. “Sen genelde ‘biraz’ kaybolmazsın.”

Bunu nasıl bildiğini sormadım.

Çünkü sorular artmaya başladıkça cevapların beni daha da rahatsız edeceğini hissediyordum.

Mutfakta bir süre sessizlik oldu.

Bu sessizlikte en çok Maria’nın bakışları hissediliyordu.

Beni inceliyordu.

Sanki “gerçekten burada mısın?” diye bakıyordu.

“Az önce koridorda bir şey gördüm,” dedim sonunda.

Sözüm havada asılı kaldı.

Maria’nın yüzü çok hafif değişti. Sadece gözlerinde bir milimlik bir daralma.

Kai ise hiç kıpırdamadı.

“Ne gördün?” diye sordu sakin bir sesle.

“Bir gölge,” dedim. “Ama normal değildi. Hareket ediyordu. Sanki… beni fark etmişti.”

O an Maria bir adım attı ama sonra durdu. Kendini tuttuğu belliydi.

Kai’nin bakışları ise ilk kez değişti.

O sakinlikte bir çatlak oluştu.

Ama sadece bir an.

Sonra tekrar kapandı.

“Yanlış görmüşsün,” dedi.

Basit.

Net.

Ama fazla netti.

Sanki konu kapanmış gibi konuşuyordu. Oysa konu daha yeni açılmıştı.

“Yanlış görmedim,” dedim daha sert.

Kai başını hafifçe eğdi.

“Emin misin?”

Bu soru bir soru değildi aslında.

Bir yoklamaydı.

Sanki zihnimin sınırlarını ölçüyordu.

Maria araya girdi.

“Onu korkutuyorsun,” dedi Kai’ye bakmadan.

Kai’nin bakışları bu sefer Maria’ya döndü.

Ve o an ilk kez gerçekten gerilim hissettim.

İkisi arasında görünmeyen bir şey vardı.

Geçmiş gibi.

Ya da bir anlaşma.

“Karışma,” dedi Kai sadece.

Sesi düşük ama keskin.

Maria’nın çenesi gerildi.

“Bu sefer karışacağım,” dedi.

Bir şey vardı.

Bunu ilk kez açıkça hissediyordum.

Maria beni koruyordu.

Ama Kai… beni anlamaya çalışıyordu.

Ya da daha kötüsü…

Beni çözmeye.

Bir adım attım.

İkisine de daha yakın.

“Biri bana açıklayabilir mi?” dedim.

Sessizlik.

Kai’nin gözleri üzerimdeydi.

Maria’nın ise kaçmıyordu.

Ama farklıydı.

Kai bana doğru bir adım attı.

O an Maria hemen kolunu tuttu.

Refleks gibi.

“Dur,” dedi.

Ama Kai durmadı.

Sadece Maria’nın eline baktı.

Sonra yavaşça kolunu geri çekti.

“Bırak,” dedi.

Maria bırakmadı.

Gerginlik arttı.

İkisi arasında görünmeyen bir sınır vardı ve ben tam o sınırın ortasındaydım.

“Ne oluyor?” diye fısıldadım.

Kai bana döndü.

Gözleri artık daha karanlıktı.

“Şunu anlaman lazım,” dedi. “Gördüğün şey… sadece bir ‘şey’ değil.”

“Ne o zaman?” dedim.

Cevap vermedi.

Maria verdi.

Ama çok sessiz bir şekilde.

“Hatırlama.”

Donakaldım.

“Ne hatırlaması?”

Kai hafifçe güldü.

Ama bu gülüş sıcak değildi.

Hatta insan bile değildi sanki.

“Henüz değil,” dedi.

“Henüz ne değil?” diye sesim yükseldi.

Kai bana yaklaştı.

Çok yaklaştı.

Geri çekilmek istedim ama yapamadım.

Sanki yer beni tutuyordu.

“Neden burada olduğunu bilmiyorsun,” dedi.

“Biliyorum,” dedim otomatik olarak.

Ama yalan gibi çıktı.

Çünkü o anda…

hiçbir şey bilmiyordum.

Ne nasıl geldiğimi…

Ne neden burada olduğumu…

Ne de bu iki insanın bana neden bu kadar yabancı tanıdık geldiğini.

Maria bir adım geri çekildi.

Sanki bu konuşmayı dinlemek istemiyordu artık.

Ama kaçamıyordu da.

Kai gözlerini benden ayırmadı.

“Benimle kalmayı gerçekten sen mi seçtin?” dedi.

Sesinde alay yoktu artık.

Daha ciddi.

Daha ağır.

“Evet,” dedim ama tereddüt ettim.

Kai başını hafifçe yana eğdi.

Sanki cevabımı tartıyordu.

“Yalan söyleme,” dedi.

Bu tek cümle bile içimi ürpertti.

“Hatırlamıyorum,” dedim bu sefer dürüstçe.

Sessizlik çöktü.

Maria’nın nefesi duyuluyordu.

Kai gözlerini kapatır gibi yaptı.

Ve o an…

“Demek başladı,” dedi kendi kendine.

“Ne başladı?” dedim.

Ama Kai cevap vermedi.

Bu sefer Maria konuştu.

Ve sesi ilk kez titriyordu.

“Hatırlaması.”

O kelime mutfağın içine çarptı.

Sanki duvarlar bile onu geri yankıladı.

“Ben neyi hatırlamalıyım?” dedim.

Kimse cevap vermedi.

Ama Kai bana baktı.

Uzun uzun.

Ve ilk kez o bakışta…

bir şey hissettim.

Üzüntü.

Ya da suçluluk.

Ya da ikisinin karışımı.

“Sen buraya gelmedin,” dedi sonunda.

“Getirildin.”

Dünya bir anlığına durdu.

Nefesim boğazımda kaldı.

Maria gözlerini kapattı.

Sanki bu cümleyi duymak istememişti.

“Kim getirdi?” diye fısıldadım.

Kai’nin cevabı çok basitti.

“Sen hatırladığında anlayacaksın.”

Ve tam o anda…

mutfağın ışığı bir saniyeliğine titredi.

Dışarıdan bir ses geldi.

Cam gibi.

Ama kırılma sesi değildi.

Yaklaşan bir şeyin sesi gibiydi.

Kai başını yavaşça çevirdi.

Maria’nın yüzü gerildi.

Ve ben…

ilk kez gerçekten hissettim.

Biz yalnız değildik.