10. bölüm · Ölmek İçin Erken

Adım Bana Ait

𝐿𝒾𝓁𝒾𝓉𝒽 𝐿𝒶𝓃𝒸𝒶𝓈𝓉𝑒𝓇

Elena Vesper Cole
Alarm sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu ama artık onu dışarıdan değil içeriden duyuyordum sanki. Sadece bir uyarı değildi, bir hatırlatmaydı. Bir şeylerin başladığını, geri dönüşü olmayan bir noktaya yaklaştığımı söylüyordu.

Nefes almaya çalıştım ama göğsüm daralıyordu. Maria kolumu tutmuştu ama artık onun çekmesiyle değil, kendi isteğimle duruyordum. Çünkü bu sefer kaçmak istemedim.

Gözlerim Kai’ye kilitlendi.

Orada duruyordu. Her zamanki gibi sakindi ama bu sefer o sakinlik bana güven vermiyordu. Aksine… korkutuyordu. Çünkü bu, kontrolün onda olduğunu gösteriyordu.

“Sen buraya ait değilsin.”

Bu cümleyi söylediğinde içimde bir şey yerinden oynadı. Daha önce de söylemişti belki ama bu sefer farklıydı. Bu sefer içimde karşılık buldu.

“Ben nereye aitim o zaman?” dedim. Sesim titremiyordu artık.

Kai birkaç saniye sustu. Bu sessizlik alıştığım sessizliklerden değildi. Bu sefer bir şey saklıyordu.

“Orası değil,” dedi.

“Orası neresi?” diye sordum bu sefer daha sakin ama daha tehlikeli bir sesle.

Maria araya girmeye çalıştı. “Elena, şimdi bunun zamanı değil—”

“Elena mı?” dedim yavaşça.

Bu isim dudaklarımdan döküldüğünde içimde yankılandı. Bu sefer yabancı gelmedi. Aksine… doğru hissettirdi.

Başım hafifçe dönmeye başladı. Ama bu zayıflık değildi. Sanki zihnimde kilitli olan bir kapı zorlanıyordu.

Kai bunu fark etti.

Gözlerindeki o küçük değişimi gördüm.

“Dur,” dedi.

Ama geç kalmıştı.

Gözlerimi kapattım.

Ve bu sefer… kendim kaçmadım.

Bir oda.

Beyaz.

Soğuk.

Ama bu sefer sadece görmekle kalmadım.

Hissettim.

Oda Benimdi.

Ellerime baktım. Ama bu benim şu anki ellerim değildi.

Daha güçlüydü.

Daha… alışkındı.

Bir camın arkasında insanlar vardı.

Konuşuyorlardı.

Ama sesleri netti.

“Denek 17 stabil değil.”

“Bellek silme tamamlanmadı.”

“Vesper protokolü hazır.”

Kalbim hızlandı.

Sonra…

bir isim.

“Elena Vesper Cole.”

Gözlerimi açtım.

Nefesim kesilmişti.

“Ben…” dedim.

Ama cümleyi tamamlayamadım.

Kai’ye baktım.

“Bu isim…” dedim. “Bu benim, değil mi?”

Kai cevap vermedi.

Ama gözleri…

yeterliydi.

Maria yavaşça bana yaklaştı. “Elena…” dedi bu sefer daha yumuşak bir sesle.

Geri çekildim.

“Beni böyle çağırma,” dedim.

Ama içimdeki ses “bu sensin” diyordu.

“Ben Victoria’yım,” dedim.

Ama bu cümle…

boş geldi.

Kai bir adım attı.

Yavaşça.

Dikkatli.

“Senin olduğunu sandığın kişi…” dedi.

Durdu.

“…gerçek değildi.”

Bu cümle içime oturdu.

Ama bu sefer kırılmadım.

Sinirlendim.

“Peki sen nesin?” dedim. “Gerçek mi?”

Kai’nin yüzü ilk kez gerildi.

“Ben seni kurtaranım,” dedi.

“Yok,” dedim.

Başımı salladım.

“Sen beni değiştirenisin.”

Sessizlik.

Alarm hâlâ çalıyordu ama artık arka plandaydı.

Bu an… daha büyüktü.

Maria tekrar kolumu tuttu. “Burada kalamayız,” dedi.

Bu sefer karşı çıkmadım.

Ama hemen de gitmedim.

Kai’ye baktım.

Uzun uzun.

“Bana her şeyi anlatacaksın,” dedim.

Kai gözlerimi inceledi.

Sanki gerçekten karar verip vermediğimi ölçüyordu.

“Hazır değilsin,” dedi.

“Artık hazırım,” dedim.

Bu sefer yalan söylemiyordum.

Kai başını hafifçe eğdi.

“Hazır olsan bile…” dedi.

Durdu.

“…bazı şeyleri bilmek istemezsin.”

“Karar verme hakkım var,” dedim.

Bu cümle onu durdurdu.

Ama o an…

bir kapı sesi geldi.

Uzaktan.

Ağır.

Maria’nın yüzü değişti.

“Bizi buldular,” dedi.

İçimde bir şey sıkıştı.

Kai gözlerini kapattı.

Sanki bunu bekliyordu.

“Artık çok geç,” dedi.

“Ne için?” dedim.

Kai bana baktı.

Bu sefer farklıydı.

“Her şey için.”

Ve o an…

alarm daha da yükseldi.

Işıklar tamamen kırmızıya döndü.

Ve ben ilk kez şunu hissettim:

Bu sadece kaçış değildi.

Bu…

Başlangıçtı.