3. bölüm · O KAPININ ARDINDA
2 BÖLÜM
Evet yeni bölüm erkenden geldi
.....................................................................
Babaannem birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra yanındaki gence döndü.
“Tanıştırayım. Bu Baran.”
Baran başını hafifçe eğerek bize baktı.
“Hoş geldiniz.”
Sesi sakindi ama nedense bulunduğu ortamın bütün havasını değiştirmişti.
Barkın hemen öne çıktı.
“Merhaba. Ben Barkın.”
Baran kısa bir gülümsemeyle:
“Biliyorum.”
Barkın kaşlarını kaldırdı.
“Beni nereden biliyorsun?”
Babaannem araya girip güldü.
“Daha içeri girmeden sorguya başladınız. Hadi, geçin içeri.”
Herkes içeri girerken ben hâlâ Baran'a bakıyordum.
Babaannemin yanında neden duruyordu?
Üstelik annemle babam da onu görünce hiç şaşırmamıştı.
Ben tam içeri girecekken Baran'la göz göze geldim.
“Bir şey mi oldu?” diye sordu.
Hemen bakışlarımı kaçırdım.
“Yok.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Yanından geçip içeri girdim.
Barkın kulağıma eğildi.
“Sen bu çocuğa niye öyle bakıyorsun?”
“Nasıl bakıyormuşum?”
“Bilmiyorum. Sanki sınav sorusu çözüyor gibisin.”
Dirseğimle ona hafifçe vurdum.
“Kes sesini.”
Babaannem salona geçip hepimizi yanına çağırdı.
“Çocuklar, Baran bir süre bizimle kalacak.”
Ben şaşkınlıkla:
“Ne kadar süre?”
Babaannem Baran'a baktı, sonra tekrar bana döndü.
“Bir hafta.”
Bir hafta mı?
Tam da bizim Urfa'da kalacağımız hafta...
İçimden tuhaf bir his geçti.
Baran ise hiçbir şey söylemeden pencerenin önünde duruyor, dışarıyı izliyordu.
Ben onun kim olduğunu hâlâ anlamaya çalışırken babaannem son cümlesini söyledi:
“Ve Alya... Baran burada sıradan bir misafir değil. O, bu konağın ağası.”
Bir anda salondaki herkes sustu.
Ben ise şaşkınlıkla Baran'a baktım.
Ağa mı?
Baran başını bana çevirdi.
“Sanırım tanışmamız biraz geç oldu, Alya.”
Babaannemin sözleriyle olduğum yerde kaldım.
“Bu konağın ağası mı?”
Barkın da benim kadar şaşkındı.
“Bir dakika… Biz bir haftalığına tatile geldik, değil mi? Yoksa yanlışlıkla başka bir yere mi geldik?”
Asaf abi gülmemek için kendini zor tuttu.
“Barkın, sus da bir dinleyelim.”
Baran ise hiç konuşmadan bize bakıyordu.
Tam o sırada dışarıdan hızlı ayak sesleri geldi.
Kapı bir anda açıldı.
Genç bir adam içeri girip Baran'ın yanına yaklaştı.
“Baran Ağa, sizi dışarıda bekliyorlar.”
Baran'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Kim?”
“Karşı taraftan gelenler.”
Salondaki herkes sustu.
Ben anneme baktım. Annemin yüzündeki endişeyi görünce içime bir sıkıntı çöktü.
Baran ayağa kalktı.
“Kimse dışarı çıkmasın.”
Barkın hemen:
“Ne oluyor?”
Baran ona baktı.
“Bunu öğrenmenin en iyi yolu içeride kalmak.”
Barkın'ın ağzı açık kaldı.
“Bu hiç rahatlatıcı olmadı.”
Baran kapıya doğru ilerledi.
Ben dayanamayarak arkasından seslendim.
“Baran!”
Durdu ve bana döndü.
“Ne?”
“Ne olduğunu bilmeye hakkımız yok mu?”
Birkaç saniye bana baktı.
Sonra sakin bir sesle:
“Var.”
Bir adım geri çekildi.
“Ama şu an bilmeniz gereken tek şey, bu konağın kapısından benim iznim olmadan kimsenin giremeyeceği.”
Tam o anda dışarıdan yüksek bir ses duyuldu.
Herkes irkildi.
Babaannem hemen:
“Baran…”
Baran kapıya yöneldi.
Ben de peşinden gitmek için bir adım attım.
Annem kolumdan tuttu.
“Alya, dur.”
“Ama anne…”
“Burada kal.”
Baran kapının önünde durdu, arkasına dönüp bana baktı.
“Beni dinle, Alya.”
“Ne?”
“Ne olursa olsun bu gece odandan çıkma.”
Sonra kapıyı açıp dışarı çıktı.
Kapı kapandığında salonda çıt çıkmıyordu.
Barkın yanıma gelip fısıldadı:
“Bence bu tatil hiç normal geçmeyecek.”
Ben de kapıya bakarak yutkundum.
“Bence de…”
Baran'ın sözleri aklımdan çıkmıyordu.
“Ne olursa olsun bu gece odandan çıkma.”
Barkın yanıma oturdu.
“Ne düşünüyorsun?”
“Hiçbir şey.”
“Yalan söylüyorsun.”
“Barkın…”
“Tamam, tamam. Bir şey demiyorum.”
Tam o sırada dışarıdan konuşma sesleri gelmeye başladı.
Hepimiz sustuk.
Sesler giderek yükseliyordu.
Asaf abi pencereye doğru ilerledi ama babam hemen:
“Asaf, uzak dur.”
“Tamam baba.”
Ben dayanamayarak saate baktım.
Gece yarısını çoktan geçmişti.
Derken…
Tak.
Bir ses geldi.
Hepimiz irkildik.
Tak… tak…
Bu kez ses daha yakındı.
Barkın fısıldadı:
“Bu ne?”
Kimse cevap vermedi.
Sonra koridordan ayak sesleri duyuldu.
Yavaş…
Adım adım…
Yaklaşıyordu.
Annem bizi arkasına aldı.
Kapının önünde durduk.
Ayak sesleri bir anda kesildi.
Sessizlik.
Tam rahatlayacakken kapının altından küçük bir kâğıt içeri doğru itildi.
Barkın eğilip kâğıdı aldı.
“Ne yazıyor?”
Kâğıdı açtı.
Yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
“Çocuklar…”
Kâğıdı bana uzattı.
Üzerinde sadece tek bir cümle vardı:
“Alya, bu gece odandan çıkma.”
Kalbim hızla atmaya başladı.
“Bunu kim yazmış?”
Asaf abi kâğıdı elimden aldı.
“Bilmiyorum.”
Tam o sırada dış kapı açıldı.
Hepimiz irkildik.
Baran içeri girdi.
Üzerinde hiçbir şey yoktu ama yüzü fazlasıyla ciddiydi.
Elindeki kâğıdı görünce durdu.
“Bunu nereden buldunuz?”
Barkın:
“Kapının altından geldi.”
Baran kâğıdı aldı ve birkaç saniye inceledi.
Sonra başını kaldırıp bana baktı.
“Alya…”
“Ne?”
“Bana doğruyu söyle.”
“Ne hakkında?”
Baran bir adım yaklaştı.
“Sen bu konağa gelmeden önce hiç bu ismi duydun mu?”
“Kimin ismini?”
Baran kâğıdı bana uzattı.
Kâğıdın arkasında tek bir isim yazıyordu:
KAYA.
Baran'ın yüzündeki ifade değişti.
“Çünkü bu mesajın seninle ilgisi var.”
“Kaya…”
İsmimi görünce bir an konuşamadım.
“Baran, ben hiçbir şey anlamıyorum.”
Baran cevap vermeden önce babaanneme baktı.
“Artık saklamanın zamanı geldi.”
Babaannem derin bir nefes aldı.
“Ben de öyle düşünüyorum.”
Annem hemen ayağa kalktı.
“Anne, neyi saklıyorsunuz?”
Babaannem birkaç saniye sustu.
Sonra salonun köşesindeki eski dolaba yürüdü.
Dolabın en alt çekmecesini açtı.
İçinden eski, sararmış bir zarf çıkardı.
Zarfın üzerinde ismim yazıyordu.
Alya Kaya.
Gözlerim büyüdü.
“Bu… benim mi?”
Babaannem başını salladı.
“Evet.”
“Peki neden daha önce görmedim?”
“Çünkü bunu sana vermek için doğru zamanı bekledim.”
Zarfı elime aldım.
Tam açacakken Baran elimi tuttu.
“Bekle.”
Ona baktım.
“Neden?”
“Çünkü o mektubu okuduktan sonra bazı şeyleri eskisi gibi düşünemeyebilirsin.”
Elimi yavaşça çekip zarfı açtım.
İçinden tek sayfalık bir mektup çıktı.
İlk satırı okuyunca nefesim kesildi.
“Sevgili Alya, eğer bu mektubu okuyorsan, artık gerçeği öğrenmenin zamanı gelmiştir.”
Barkın yanıma sokuldu.
“Devamını oku.”
Titreyen ellerimle ikinci satıra geçtim.
“Baran'a güvenebilirsin.”
Başımı kaldırıp Baran'a baktım.
Baran gözlerini kaçırdı.
“Sen bunu biliyor muydun?”
“Evet.”
“Ne zamandır?”
Baran cevap vermedi.
Ben bir adım ona yaklaştım.
“Baran!”
Bu kez gözlerini doğrudan bana çevirdi.
“Doğduğun günden beri.”
O an salondaki herkes sustu.
Barkın şaşkınlıkla:
“Bir dakika… Baran, sen Alya'yı doğduğundan beri mi tanıyorsun?”
Baran'ın cevabı kısa oldu.
“Evet.”
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
“Peki ben seni neden hiç hatırlamıyorum?”
Baran birkaç saniye sustu.
Sonra:
“Çünkü seni korumak için senden uzak durmam gerekiyordu.”
Tam o sırada dışarıdan bir kapının sertçe kapandığını duyduk.
Baran bir anda pencereye döndü.
“Burada kalın.”
Kapıya yöneldi.
Ben arkasından seslendim:
“Baran!”
Durdu.
“Bu sefer beni de yanında götür.”
Baran bana baktı.
“Hayır, Alya.”
“Neden?”
Çünkü yüzündeki o sakin ifade ilk kez tamamen kaybolmuştu.
“Çünkü seni arayan kişi konağın dışında değil.”
Bir an durdu.
“İçeride.”
“İçeride mi?”
Söylediğim kelime ağzımdan zor çıktı.
Baran başını yavaşça salladı.
Barkın hemen ayağa kalktı.
“Nasıl yani? Burada hepimiz varız.”
Baran salondaki herkese tek tek baktı.
“Biliyorum.”
Asaf abi kaşlarını çattı.
“Birinden şüpheleniyor musun?”
“Henüz değil.”
“Henüz mi?”
Baran cevap vermedi.
Tam o sırada mutfaktan bir bardak kırılma sesi geldi.
ÇAT!
Hepimiz irkildik.
Babam ayağa kalktı.
“Kim var orada?”
Cevap gelmedi.
Baran hemen kapıya yöneldi.
Ben de arkasından gitmek istedim ama kolumdan Barkın tuttu.
“Alya, nereye?”
“Baran'ın peşinden.”
“Az önce sana odandan çıkma dedi!”
“Evet ama artık çok geç.”
Koridora çıktığımızda Baran çoktan mutfağın önüne gelmişti.
Kapı aralıktı.
İçerisi karanlıktı.
Baran kapıyı yavaşça itti.
Mutfakta kimse yoktu.
Yerde kırılmış bir bardak vardı.
Baran eğilip yerdeki bir şeyi fark etti.
Küçük, siyah bir anahtar.
Anahtarı eline aldığında yüzü değişti.
“Bu nereden çıktı?” diye sordum.
Baran cevap vermedi.
Tam o sırada arkamızdan bir ses geldi.
“Onu ben bıraktım.”
Olduğum yerde donup kaldım.
Yavaşça arkamı döndüm.
Karşımızda…
Babaannem duruyordu.
Barkın şaşkınlıkla:
“Babaanne?”
Babaannem sakin bir şekilde bize baktı.
“Baran, artık onlara her şeyi anlatmanın zamanı geldi.”
Baran başını eğdi.
“Biliyorum.”
Ben ikisine birden baktım.
“Ne anlatacaksınız?”
Babaannem elindeki eski anahtarı gösterdi.
“Bu anahtar, konağın yıllardır kapalı olan odasına ait.”
“Ne odası?”
Babaannem koridorun sonunu işaret etti.
“Çocukken sana girmemen gerektiğini söylediğim oda.”
Koridorun sonunda, yıllardır fark etmediğim eski bir kapı vardı.
Üzerinde küçük, paslanmış bir tabela asılıydı.
17
Baran anahtarı avucunda sıktı.
“Orada senin ailene ait bir sır var, Alya.”
Gözlerimi kapıya diktim.
“Peki neden şimdi?”
Babaannem cevap vermeden önce arkamızdan bir ses daha geldi.
“Çünkü artık onu saklayamazlar.”
Hepimiz aynı anda arkamızı döndük.
Salondan gelen kişi…
Asaf abimdi.
Ama elinde tuttuğu şey yüzünden yüzümdeki şaşkınlık daha da büyüdü.
Elinde ikinci bir mektup vardı.
Ve üzerinde yine aynı isim yazıyordu:
Alya Kaya.
.....................................................................
Evet bu bölüm çok uzun oldu bakalım baranın korumasının altında ne yatıyor öğrenelim kelime sayısı 1304 oldu
