36. bölüm · Numara

29. Bölüm

Zeynep B.

"Hayatımın anlamı."

"Hı"

Bir dakika, gerçekten burada bile uyuyor muydu?

Gülmemek için kendimi zor tutuyordum, gülmek benim ölüm fermanımdı.

Aklıma gelen düşünce ile telaşla dizimde yatan güzeller güzelime seslendim.

"Yavrum Hilal neden eve dönmedi?"

Homurdanarak rahatsızca uyuduğu yerde kıpırdandı.

"Aslan kızı rahat bırak."

İçimde kötü bir his vardı, bunu Naz'a nasıl anlatacaktım ki?

Oturduğum yerden sehpanın üzerindeki telefonuma uzandım.

Hızlıca rehbere gidip kızımı aradım.

Telefon uzun bir süre çaldıktan sonra açılmıştı.

"Babacığım."

'Baba' bir saniye, ağlıyor muydu?

"Hilal! Neredesin sen? Ne oldu kızım!"

'Baba ben..'

Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu, benim kızım, değerlim, gözümden sakındığım kızım telefonda hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

"Konum at Hilal geliyorum."

Naz olduğu yerden doğrulup ne olduğunu anlamak istercesine yüzüme bakıyordu.

Telefonu kapatıp hızla evden çıktım.

Naz arkamdan hızlı adımlarla geliyordu.

"Aslan ne oldu söylesene!"

"Bilmiyorum yavrum bilmiyorum."

Arabaya bindiğimizde Hilal'in attığı konuma doğru yola çıktık.

Vardığımızda Hilal kafede Sadem'in omzuna başını koyup içini çeke çeke ağlıyordu.

"Sikeyim."

Ellerim sinirden yumruk olmuştu, boynumdaki ve alnımdaki damarlar belli oluyordu.

Naz ile birlikten arabadan inip hışımla Hilal'in yanına doğru gittik.

"Sadem ne oldu?"

"Aslan amca, merak etmeyin Türker'le tartıştılar sadece. Duygu boşalması gibi düşün."

Sadem tepkimden korktuğu için cümlesini toparlayamamıştı.

Bunu fark ettiğim için Hilal'i belinden kavrayıp kendime doğru çektim.

"Sadem, sende bizimle gel düzgünce konuşalım."

Sadem kafasını salladığında yavaşça arabaya doğru gidiyorduk.

"Tamam babacığım geçti, ben buradayım, tamam."

Bunu dememle kızım daha çok ağlamaya başlamıştı.

Kızları arabaya bindirdikten sonra Naz'a döndüm.

"Birtanem al sen şu anahtarı, benim bir işim var."

"Aslan."

"Korkma birtanem birşey yapmayacağım, konuşacağım."

Naz inanamayan bir ifadeyle tereddütle arabaya bindi.

Türker'den

"Oğlum abartıyorsun farkındaysan."

"Gökalp çeneni sikeyim tamam mı! Kes artık sesini."

Bunu dememle birlikte Gökalp oturduğu koltuktan fırlayıp yakama yapıştı.

"Bak o senin sevgilinse bizimde kardeşimiz anlıyor musun? Hatanı kabul et etme ama sonunda acısını sen çekeceksin."

"Lan yeter, başlamayın yine. Aslan amca duyarsa ne yapacağız siz onu düşünün."

Gökhan'ın dediğiyle tüylerim diken diken olmuştu.

Ve tam o anda evin kapısı şiddetle çalınmaya başlamıştı.

"Siktir, ölüm anı diye buna derim işte."

Gökalp'e ters ters bakarken ayağa kalkıp kapıyı açtım.

Aslan amca karşımda fazla sinirli bir halde duruyordu.

"Bana açıklama yapmak için 30 saniyen var Türker."

"Amca ne biliyorsun ne kadar biliyorsun bilmiyorum ama bu sefer haklıy-" cümlemi bitirmeme fırsatım olmadan çeneme güzel bir yumruk yemiştim.

"Lan ben sana güvenip canımı emanet ettim, sen böylemi bakıyorsun emanete."

"Amca bak yemin ederim-"

Gökhan beni kolumdan çekip koltuğa oturtmuştu.

Gökalp ise Aslan amcamın yanına gidip birşeyler söylemeye çalışıyordu.

Kimsenin konuşmaya niyeti olmayınca Gökhan anlatmaya başladı.

"Tamam öncelikle nefes alın sakinleş-

Aslan amcanın attığı bakışlar Gökhan'ı susturmaya yetmişti.

"Tamam, amca şimdi şöyle biliyorsun ki biz kızlar ile birlikte kafeye gittik.
Daha sonra bizim dönemden bir kaç arkadaş ile denk geldik, onlarla oturup sohbet ederken biri Hilal'e biraz yakındı zaten her şey orada başladı.

Türker çocuklarla kavga etti sonra Hilal ile tartışınca biz Türker'i buraya getirdik. Daha sonrası hakkında en ufak bir bilgim dahi yok."

Aslan amca öylemi oldu der gibi bana bakıyordu.

Kafa sallayarak onayladığımda,

"Oğlum bu işler öyle çocuk oyuncağı değil, o el bir kez tutulur zaten sonra da bir daha bırakılmaz.

Hilal ile de konuştuktan sonra siz bir daha düşünün öyle karar verin."

Ne?

"Amca ben Hilal'i gerçekten çok seviyorum, ben onsuz yapamam."

"Ne anladıysan o Türker. Bu size tanıdığın son şans haberiniz olsun."

Aslan amca bunları söyledikten sonra evden çıkıp gitti.

İlk defa gözlerimden akan yaşlara engel olamıyordum.

"Sen ağlıyor musun?"

Ayağa kalkmıştım ama dizlerimin bağı çözülmüştü.

Diz kapaklarımın üstüne sertçe geri düşmüştüm.

"Oğlum tamam, konuşursunuz düzgünce. Büyütülecek bir mesele değil."

"Lan o öyle birşey mi. Kız bana defalarca kez yapma dedi lan yapma ben ne yaptın. Sinirden gözüm kimseyi görmedi lan ben ne yaptım!"

Nöbetin eşiğindeydim.

Ve bu öyle birşey olacaktı ki o olmadan geçmeyecekti.

Tekrardan ayağa kalktığımda sehpanın üzerindeki vazoyu alıp duvara doğru sertçe savurdum.

Cam parçaları etrafa saçıldı.

"Türker sakin ol!"

Gökalp kollarımdan tutmaya çalışıyordu.

"Kız bana dur dedi!"

Bu sefer elime gelen sürahiyi fırlattım.

"Bana beni dinle Türker dedi!"

Bir bardak daha.

"Beni anla Türker dedi."

Bir bardak daha.

"Beni duy Türker dedi."

Bu sefer metal küllüğü televizyonun tam ortasına geçirmiştim.

Gökhan ve Gökalp beni tutmaya çalışıyordu ancak kendime hakim olamıyordum.

Sesleri boğuk bir şekilde geliyordu.

"Ambulansı ara."

Hilal'den

"Anne neden böyle oluyor anlamıyorum, neden hep mutluyuz dediğimizde kötü duruma düşüyoruz."

"Hilal!"

Sadem telefonla komuşmak için bahçeye gitmişti.

İçeri girdiği gibi telaşlı bir şekilde konuşmaya başlamıştı.

"Hilal, Türker kriz geçirmiş, şu an hastanedeymiş."

"Ne!"

Telaşla ayağa kalkmıştım.

"Anne, anne beni o'na götür ne olur."

Annem başını salladığında babama haber verip evden çıktık.

Hastaneye vardığımızda Tan amcam, Mina teyzem ikizler hepsi buradaydı.

Yaşlı gözlerimle birlikte Mina teyzemin yanına doğru yürüdüm.

"Teyze özür dilerim, benim suçum özür dilerim."

"Hayır değil, sen hiç birşey yapmadın, için rahat olsun ben çok ciddiyim."

Başımı yavaşça salladığımda babam "Hilal durmak istiyor musun? Kalabalık yapmayalım hastanede."

Bana aslında Türker ile konuşmam için şans veriyordu.

Hiç beklemediğim bir şekilde Mina teyzemler de ayaklanıp gidiyordu.

Şaka mı yapıyorlar?

Türker'in kaldığı odaya girdiğimde sakinleştirici serum yapıldığını gördüm.

"Şey ne zaman uyanır?"

"Merak etmeyin 2 saat içinde uyanmış olur."

Başımı teşekkürler anlamında salladığımda baş ucundaki sandalyeye oturdum.

Hemşire odadan çıktığında parmağımı yüzünde boynunda vücudunda gezdiriyordum.

Her yeri yara içindeydi.

Parmak eklemlerinde bile kan izleri vardı.

Yüzüne tekrar baktığımda kaşına dikiş atılmış olmalıydı.

Sinir krizinin bu kadar ağır olmasını kimse beklemiyordu ki.

Kaşı nasıl patlamıştı, ayrıca çenesinde de morluk vardı.

Etrafa değil kendine de zarar vermişti.

Ellerini sıkıca tutup başımı koluna yasladım.

"Neden sevgilim?"

"Bunu kendine neden yaptın?"

Gözlerim yavaşça ağırlaştığında uyuya dalmıştım.

Uyandığımda bir el nazikçe saçlarımda geziniyordu.

Başımı yavaşça kaldırdığımda Türker çoktan uyanmıştı.

Sinirle kaşlarımı çattım.

"Bu halin ne senin Türker!"

Kaşları bir anda kavislendi

"Türker?"

Gözlerimi devirdim, tam ayağa kalkacakken kolumdan tutup kendine çekti.

"Yavrum.. Özür dilerim."

"Sonra konuşuruz."

İçi rahat değildi belliydi. Olmasındı zaten.

Yüzüne bakarken daldığımı fark etmemiştim bile.

"Bir kerecik öpebilir miyim?"

"Hayır!"

Ne? Hayır mı dedim ben?

Yaptıkları hoş şeyler değil evet de, öpse ne olur ki.

"Bedenin öyle demiyor gibi."

Anlamsız şekilde heyecandan titriyordum.

Parmağımı Türker'in yara izlerinde gezdirdim.

Saçlarında, ellerinde, kaşlarında, burnunda, çenesinde ve dudağında.

Bedenim bana ihanet ederek bedenimi o'na yaklaştırıyordu.

Dudaklarımız birbirini talan edercesine, yedinen ezberlemek istercesine öpüyordu.

Ve tam o sırada

"Oğlum, yarın taburcu olacaksın. Bugün burada kalmanı istiyorlar, tekrarlayan bir ata-"

Bir boğaz temizleme sesi duyulduğunda.

Hızla Türker'in dudaklarında ayrıldım.

"Baba." Dedi Türker sanki çok normal bir anda yakalanmışız gibi.

"Aslan amcan kapının önünde Hilal'i bekliyor, şükür edin içeriye o girmedi."

Telefonumu hızlıca alıp babamın yanına gittim.

"Taburcu olduktan sonra ziyarete gitmek istersen gidebilirsin."

"Baba."

"Ömrüm."

"Teşekkür ederim."

"Neden dolayı?"

"Bana böyle bir baba olduğun için."

Babam beni kolunun altına aldı ve arabaya doğru ilerledik.

Eve vardığımızda annen mis gibi yemeklerinden yapmıştı.

Uzun yıllardır mesleğine devam etmek istese de edememişti annem.

Sürekli bir sorun çıkmıştı, en son olandan sonra ise vardır bu işte de bir hayır diyerek zorlamamıştı fazla.

Babam aynı şekilde devam ediyordu sadece eskisi gibi göreve çok gitmiyorlardı.

Böyle bir aileydik.

Ama en önemlisi

Aileydik.

Sevdiklerimizle birlikteydik.

Mutluyduk.

Saygılarımla

Yazarınız