32. bölüm · Ne yaparsan yap aşk ile yap
BÖLÜM - 32: FİNAL - Sonsuzluğa Bir İmza
Saçlarıma düşen aklar, yüzümdeki her bir çizgi, aslında kazandığım zaferlerin haritası gibiydi. Yanımda, her zamanki gibi elimi sımsıkı tutan Baran vardı. Bakışları hala o kütüphanedeki mahcup ama kararlı çocuk gibi bakıyordu bana. Artık "Genç Psikologlar" değil, binlerce hayatın "Baran Abisi ve Esila Ablası" olmuştuk.
Sahnenin önünde, Kerem’in elleriyle tasarladığı o muazzam kütüphane ve spor kompleksi yükseliyordu. Kerem, artık dünyaca ünlü bir mimar olarak kürsüye çıktı. Yanında, milli takım formasıyla Türkiye’nin gururu olan Hayat duruyordu.
"Bu köy," dedi Kerem, sesi tüm kampüste yankılanarak. "Bize nefretin değil, emeğin; intikamın değil, affetmenin mucizesini öğreten bir kadının ve bir adamın eseri. Esila ve Baran... Onlar bize sadece bir ev vermediler, bize bir 'gökyüzü' verdiler."
Alkışlar koparken, Hayat elindeki açılış kurdelesini bize uzattı. "Anne, baba... Bu imza sizin," dedi.
Baran ile birlikte kurdeleyi keserken, gözlerim kalabalığın en arkasında duran iki hayale çarptı. Babam ve annem... Sanki oradaydılar, papatyaların arasından bize gülümsüyorlardı. Amcam Süleyman bile, Kerem’in gözlerindeki o aydınlıkta günahlarından arınmış gibiydi.
Tören bittiğinde, kalabalık yavaş yavaş çekildi. Biz, o meşhur salıncağımızda baş başa kaldık. Hayat ve Kerem, Papatya Köyü'ndeki çocuklarla top oynuyor, kahkahaları akşamın sessizliğini bozuyordu.
"Yorulduk mu Esila?" diye sordu Baran, başını omzuma yaslayarak. Sesi yaşlanmıştı ama içindeki o bitmeyen aşk hala taptazeydi.
"Yorulduk Baran," dedim huzurla. "Ama değdi. Bak, ektiğimiz her papatya şimdi bir insanın umudu oldu."
Baran cebinden eski, artık iyice yıpranmış o safir kolyenin kutusunu çıkardı. İçinde bu sefer bir takı değil, el yazısıyla yazılmış küçük bir not vardı. Otuz yıl önce bana verdiği o ilk sözün kağıdı...
"Esila," dedi Baran, gözlerimin içine bakarak. "Yolun başında ne demiştik? Ne yaparsan yap..."
Gülümseyerek tamamladım: "...Aşk ile yap."
Baran elimi kalbinin üzerine koydu. "Sana verdiğim o sözü tuttum Papatya. Seni bir ömür aşk ile sevdim, bir ömür aşk ile korudum. Eğer bir hayatım daha olsaydı, yine o kütüphanede o kitabı sana uzatan çocuk olurdum."
Güneş tamamen battı, yıldızlar Kerem’in cam tavanlı kütüphanesinin üzerinde parlamaya başladı. Bizim hikayemiz burada, o ilk günkü saf aşkla ama artık binlerce kişilik bir aile olarak sona eriyordu.
Geçmişin karanlığı, geleceğin ışığına yenilmişti. Ve biz, son nefesimize kadar o ışığın bekçileri olacaktık.
