20. bölüm · Ne yaparsan yap aşk ile yap

BÖLÜM - 20: Saraylar Sizin, Mutluluk Bizim

Bluedaisy 92

Adım Isabella değil," dedim, sesim kulübenin ahşap duvarlarında yankılandı. "Adım Esila. Ben babamın 'papatyasıyım' ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşıyım. Sizin saraylarınızda, unvanlarınızda ya da kan bağınızda zerre kadar gözüm yok."

Gri saçlı kadın kaşlarını hafifçe kaldırdı, bu cevabı beklemiyordu. "Annenizin tedavisi..." diye araya girecek oldu.

"Annem zaten emin ellerde," diye sözünü kestim. "Sevgiyle, dürüstlükle ve bu toprakların doktorlarıyla iyileşiyor. Sizin o soğuk tıp merkezleriniz onu sadece bir 'hisse' veya 'mirasçı' olarak görecek. Biz onu insan olarak, annemiz olarak seviyoruz. Şimdi lütfen bu mülkü terk edin."

Baran bir adım öne çıktı, göğsünü siper ederek, "Duydunuz karımı," dedi. "Bizim hayatımızda unvanlara yer yok. Bizim tek unvanımız birbirimize olan aşkımız. Eğer bir daha huzurumuzu kaçırmaya çalışırsanız, bu sefer karşınızda sadece iki genci değil, koca bir devleti bulursunuz; çünkü o hisseleri kime devrettiğimizi biliyorsunuz."

Kadın, Baran’ın bu hatırlatmasıyla bir an duraksadı. Devletin savunma sanayisine dahil olan o hisselerin artık dokunulmaz olduğunu o da biliyordu. Hafifçe eğilerek selam verdi, "Büyük bir mirası tepiyorsunuz Esila Hanım. Umarım bir gün pişman olmazsınız," dedi ve adamlarıyla birlikte sessizce araçlara binip ormanın derinliklerinde gözden kayboldular.

Onlar gittiğinde sanki üzerimizden koca bir dağ kalkmıştı. Baran bana dönüp sımsıkı sarıldı. "Seninle gurur duyuyorum Papatya. Prenses olmayı değil, kendin olmayı seçtin."

"Ben zaten senin kraliçenim Baran, başka bir taca ihtiyacım yok," dedim gülerek.

Ertesi gün eve döndüğümüzde her şeyi anneme ve Emir’e anlattık. Annem mektubu okurken sadece gülümsedi. "Babanla kaçarken o hayattan tamamen koptuğumuzu sanmıştım ama kan bağı peşini bırakmıyor işte. Doğru olanı yaptın kızım. Ben burada, sizin yanınızda olduğum her gün zaten bir sarayda gibiyim."

Haftalar geçti. Hamileliğim ilerledikçe hayatımız daha da güzelleşti. Ofisimizde her gün onlarca insana umut olmaya devam ettik. Amcamın ölümü, Rıza’nın sessizliğe bürünmesi ve o soylu ailenin geri çekilmesiyle hayatımız nihayet o beklediğimiz sakin limana ulaştı.

Bir akşamüzeri bahçemizde Emir ile Baran bebek arabasını kurmaya çalışırken ben de annemle limonatalarımızı içiyordum. Baran ter içinde kalmış, elinde tornavidayla Emir’e bağırıyordu: "Oğlum bu parça buraya girmiyor, yanlış kuruyorsun!"

Emir ise her zamanki rahatlığıyla, "Rahat ol enişte, aşk ile yap dedik, stres ile yap demedik!" diye takılıyordu.

Gülümseyerek karnımı tuttum. İçimdeki küçük canın tekmelerini hissettikçe, geçmişin tüm karanlığı tamamen silinip gidiyordu. Biz artık sadece bir "hikaye" değildik; biz birbirine tutunmuş, küllerinden doğmuş gerçek bir aileydik.

Güneş batarken Baran yanıma gelip oturdu, terini silip elimi öptü. "Sence ismi ne olsun?" diye sordu gözlerimin içine bakarak.

"Eğer kız olursa..." dedim. "Adı 'Hayat' olsun. Çünkü bunca ölümün ve acının içinden bize hayatı o getirdi."

Baran gülümsedi. "Hayat... Çok yakıştı."

Bahçedeki papatyaların kokusu rüzgarla burnumuza gelirken, dünyanın en zengin insanı olduğumu bir kez daha hissettim. Ne altınlar, ne tapular, ne de saraylar... Sadece huzur ve aşk.