30. bölüm · Ne yaparsan yap aşk ile yap
BÖLÜM - 30: Kanat Çırpan Hayaller
Kerem, hayalindeki mimarlık fakültesini birincilikle kazanmış, üstelik Papatya Köyü projesiyle uluslararası bir değişim programından kabul almıştı. Hayat ise voleyboldaki başarısını akademik azmiyle birleştirmiş, spor psikolojisi okumak için hazırlanıyordu.
O sabah evde tam bir "uçuş" havası vardı. Kerem, İtalya’daki tasarım okuluna gitmek üzere son hazırlıklarını yapıyordu. Odasında, çocukken ona aldığımız o ilk resim şövalesinin önünde durmuş, boş odaya bakıyordu.
"Hala burada olduğuma inanamıyorum," dedi Kerem, ben kapı eşiğinde belirdiğimde. "Abla, bu kapıdan içeri girdiğim o ilk günü hatırlıyor musun? Üzerimde o eski, gri hırka vardı ve gözlerine bakmaya korkuyordum."
Yanına gidip ona sımsıkı sarıldım. Artık omuzları geniş, bakışları güven dolu bir adamdı. "O gri hırkayı attık Kerem. Şimdi üzerinde kendi emeğinle kazandığın bir başarı var. Baban seninle gurur duyardı, biz zaten duyuyoruz."
Aşağı indiğimizde Hayat, abisinin valizinin üzerine oturmuş, gitmesini engellemeye çalışıyordu. "İtalya’ya gidince oradaki kızlara bakıp beni unutursan, voleybol topuyla kapına dayanırım Kerem Bey!" diye takılıyordu ama gözlerindeki o nemli bakışı gizleyemiyordu.
Baran, elinde arabanın anahtarlarıyla mutfaktan çıktı. "Hadi bakalım ekip, havalimanı bizi bekler. Bu evden ilk 'mezuniyetimizi' veriyoruz bugün."
Havalimanına giden yol boyunca hepimiz sessizdik. Papatya Köyü’nün önünden geçerken Kerem pencereden dışarı baktı. Kendi çizdiği kütüphanenin inşaatı yükseliyordu. "Döndüğümde o kütüphanenin ilk kitabını beraber koyacağız," dedi kararlılıkla.
Vedalaşma anı geldiğinde, Baran Kerem’in omuzlarını tuttu. "Bak Kerem, orada sadece mimarlık öğrenme. Hayatı, insanları, farklı kültürleri öğren. Ama unutma, burası senin her zaman döneceğin limanın."
Kerem, Baran’a "Abi" diyerek sarıldı. O an aralarındaki bağın ne kadar sarsılmaz olduğunu bir kez daha gördüm. Hayat ise abisinin boynuna atlayıp hıçkırarak ağlamaya başladı. Kerem onun saçlarını öptü, "Küçük papatya, sen burada annemle babama emanetsin. Maçlarını görüntülü aramayla izleyeceğim, sakın yenileyim deme!"
Kerem pasaport kontrolünden geçip el sallayarak uzaklaşırken, içimde hem büyük bir gurur hem de tarif edilemez bir boşluk vardı. Eve döndüğümüzde sofra dört kişi yerine üç kişiydi.
"Esila," dedi Baran, akşam bahçede otururken. "Çocuklar büyüyor. Kanatları güçlendiğinde uçup gitmeleri bizim başarımız ama kalbi sızlıyor insanın."
"Biz onlara uçmayı öğrettik Baran," dedim başımı omzuna yaslayarak. "Ama en önemlisi, fırtına çıktığında nereye sığınacaklarını öğrettik."
Birkaç hafta sonra Hayat da kendi üniversite maratonuna başladı. Artık evde sadece biz ve anılarımız kalmış gibiydi. Ama bir akşam telefonuma gelen bir fotoğraf her şeyi değiştirdi. Kerem, Floransa’nın tarihi sokaklarından birinde, elinde bir papatya ile poz vermişti. Altında ise şu not yazılıydı:
"Burada her şey çok güzel abla ama hiçbir yer Papatya Köyü kadar huzurlu kokmuyor. Sizi ve evimizi çok özledim."
Gülümsedim. Hayat ve Kerem, bizim en büyük "onarma" projemizdi. Onlar artık kendi hikayelerini yazıyorlardı ama mürekkepleri bizim sevgimizdi.
