13. bölüm · Ne yaparsan yap aşk ile yap
BÖLÜM - 13
Baran, "Emin misin Esila? Seni daha fazla yıpratmasını istemiyorum," dedi endişeyle.
"Eminim Baran. Bu hesabı kapatmadan huzur bulamam," dedim. Birlikte hastaneye gittik. Hastane koridoru polislerle doluydu. Yoğun bakımın kapısına geldiğimizde Emir de oradaydı, perişan bir halde duvara yaslanmıştı. Kendi babasının bu caniliği yapmış olması onu bitirmişti.
Doktor yanımıza gelip, "Sadece bir kişi, çok kısa süreliğine girebilir. Durumu her an kötüleşebilir," dedi.
Baran dışarıda kaldı, ben derin bir nefes alıp odaya girdim. Cihazların bip sesi odadaki tek yaşamdı. Amcam, o heybetli, korkutucu adam gitmiş; yerine yatakta küçücük kalmış, sargılar içinde bir enkaz gelmişti. Gözlerini zorla araladı, beni görünce dudakları titredi.
"Esila..." dedi hırıltılı bir sesle. "Geldin... Özür... Özür dilerim. Her şey... hırs yüzünden oldu."
Yanına yaklaştım ama elini tutmadım. Buz gibi bir sesle, "Beni özür dilemen için çağırmış olamazsın Süleyman Bey," dedim. "Annemin ve babamın hayatını çaldın. Benim çocukluğumu, uykularımı çaldın. Şimdi giderken vicdanını temizlememe izin vereceğimi mi sandın?"
"Kasa..." dedi zorla yutkunarak. "Babanın gerçek mirası... Serap’ın bildiği o hisseler... Onlar sadece başlangıç. Asıl büyük sır... annenle ilgili. Annen... ölmedi Esila."
O an kalbim duracak gibi oldu. Kulaklarım uğuldamaya başladı. "Ne diyorsun sen? Saçmalama! Kendi ellerimle toprağa verdim ben onları!"
Amcamın yüzünde garip, acı dolu bir gülümseme belirdi. "Cenazedeki... kapalı tabuttu... O kazadan sonra... sadece baban öldü. Anneni... bir kliniğe kapattım. Hafızası gitmişti. Herkes öldü bilsin istedim ki... hisseleri yönetebileyim. Not defterimde... adres var... Çantamdaki not defteri..."
Cihazlardan gelen ses aniden düz bir çizgiye dönüştü. Doktorlar ve hemşireler içeri dalarken ben donmuş bir halde dışarı çıkarıldım. Amcam son nefesini vermişti ama arkasında bıraktığı bomba, mirastan da paradan da büyüktü.
Baran hemen yanıma koştu, "Esila! Ne dedi? Ne oldu içeride?"
Boş gözlerle ona baktım. "Annem... Baran, annem yaşıyor olabilirmiş."
Hemen polisin el koyduğu eşyaların arasından o not defterine ulaştık. Yavuz Bey’in nüfuzunu kullanarak defteri incelemeye aldık. Son sayfada, şehirden uzak, özel bir sanatoryumun ismi ve bir oda numarası yazıyordu: 302.
Hastaneden çıktığımızda hava kararmıştı ama benim için güneş yeni doğuyordu. Emir haberi duyunca şoka girdi. "Babam bunu yapmış olamaz... Bir kadını yıllarca hapis tutmak... Bu bir canavarlık!"
Baran arabayı o adrese doğru sürerken ellerim titriyordu. "Eğer bir oyunsa Baran? Eğer amcam ölmeden önce son bir şaka yaptıysa?"
Baran elimi öptü. "Gidip göreceğiz sevgilim. Eğer oradaysa, onu oradan beraber çıkaracağız."
Klinik, ormanlık bir alanın içindeydi. Kapıdaki görevlilere Yavuz Bey’in avukatları aracılığıyla ulaştık. 302 numaralı odanın kapısına geldiğimizde kapı aralıktı. İçeride, camın kenarında oturan, bembeyaz saçları omuzlarına dökülmüş, bahçeye dalgın dalgın bakan bir kadın vardı.
Yavaşça içeri girdim. "Anne?" diye fısıldadım.
Kadın yavaşça döndü. Yüzünde yılların yorgunluğu vardı ama o bakışlar... O bakışlar annemin bakışlarıydı. Beni gördüğünde gözleri hafifçe kısıldı, bir an bir şey hatırlar gibi oldu.
"Esila?" dedi fısıltıyla. "Benim küçük papatyam mı geldin?"
