22. bölüm · Ne yaparsan yap aşk ile yap

BÖLÜM - 22: Hayat’a Merhaba Partisi

Bluedaisy 92

Hamileliğimin son haftasındaydım. Artık her an bekliyorduk ama annem ve Baran beni sürekli "Yat, dinlen, sakın kalkma" diyerek pamuklara sarmışlardı. O sabah Baran beni erkenden uyandırdı ve "Esila, bugün Yavuz babamın evinde bir akşam yemeği var, itiraz istemiyorum. Hep beraber olalım dedi," diyerek beni hazırladı.

Hiçbir şeyden şüphelenmedim. Üzerime çok sevdiğim, dökümlü ve rahat, lila rengi elbisemi giydim. Yavuz Bey’in bahçeli evine vardığımızda her yer karanlıktı. "Eyvah, acaba yanlış mı geldik?" derken Baran kapıyı açtı ve o an...

"SÜRPRİİİZ!"

Bahçedeki ağaçlar binlerce minik lambayla süslenmişti. Her yerde beyaz ve sarı papatyalar vardı. Annem, Serap Teyzem, Emir, Yavuz Bey ve hatta ofisteki çalışma arkadaşlarımız bile oradaydı. Bahçenin tam ortasında koca bir tabela: "Hoş Geliyorsun Hayat!"

"Siz... siz bunu ne zaman hazırladınız?" dedim, gözlerim sevinçten dolarak.

Emir hemen yanıma geldi, elinde "En Yakışıklı Dayı" yazan bir şapka vardı. "Valla güzelim, Baran ile gizli gizli plan yapmaktan ajan olduk. Ama değdi değil mi?"

Akşam harika geçiyordu. Müzik çalıyor, herkes gülüyor, hediyeler açılıyordu. Serap Teyzem ve annem yan yana oturmuş, bebeğin kime benzeyeceği konusunda iddiaya giriyorlardı. Yavuz Bey ise Baran’ın omzuna kolunu atmış, "Bak oğlum, baba olduğunda anlayacaksın, her şey bu an içinmiş," diyordu.

Tam pastayı kesmek için masanın etrafında toplandığımızda, karnımda o güne kadar hissetmediğim kadar keskin ve ritmik bir sancı hissettim. Bir an duraksadım, elimi masaya yasladım.

Baran anında yanımda bitti. "Esila? İyi misin? Yüzün sarardı."

"Baran... Sanırım Hayat, pastadan payını hemen almak istiyor," dedim zoraki bir gülümsemeyle.

O an bahçedeki o neşeli gürültü bir anda bıçak gibi kesildi. Emir elindeki bardağı düşürdü, annem "Geliyor mu?" diye feryat etti.

Baran bir anda donup kaldı. Az önce plan yapan o kararlı adam gitmiş, yerine panik içinde bir çocuk gelmişti. "Tamam, sakin olun! Çanta nerede? Arabanın anahtarı nerede? Ayakkabılarım nerede?" diye sağa sola koşmaya başladı.

"Baran! Ayakkabıların ayağında!" diye bağırdım gülerek. Sancı geçince bir an rahatlamıştım. "Hadi, derin bir nefes al ve beni arabaya bindir."

Hastaneye doğru yola çıktığımızda arkamızda koca bir konvoy vardı. Yavuz Bey’in arabası, Emir’in korna çalarak gelişi... Sanki bir devlet başkanı hastaneye gidiyordu.

Doğum odasına alındığımda Baran bir an bile elimi bırakmadı. "Ne yaparsan yap, aşk ile yap demiştik Esila. Bu hayatımızın en zor ama en güzel işi olacak. Yanındayım," diye fısıldadı.

Saatler süren bir bekleyişten sonra, odayı inleten o tiz ve mucizevi ses duyuldu. Bebek ağlaması... Dünyanın en güzel senfonisiydi. Hemşire, bembeyaz bir battaniyeye sarılı o minicik mucizeyi kucağıma verdiğinde zaman tamamen durdu.

Kapkara saçları, minicik burnu ve daha açılmamış gözleriyle Hayat bebek kollarımdaydı. Baran eğilip ikimizi birden kucakladı. Gözyaşları yanaklarından süzülürken bebeğin minik elini öptü.

Kapı hafifçe açıldı; annem, Emir ve diğerleri sessizce içeri süzüldüler. Annem bebeği görünce hıçkırarak dua etmeye başladı. Emir ise parmak ucuyla bebeğin yanağına dokunup, "Hoş geldin Hayat. Dayın seni öyle bir koruyacak ki, başına hiç dert gelmeyecek," diye söz verdi.

O an, hastane odasının o beyaz duvarları arasında, dışarıdaki karanlığın artık hiçbir hükmü kalmamıştı. Biz, bütün o karanlık mirası, acıları ve kayıpları bu minik mucizenin kokusuyla silip atmıştık.

Güneş doğarken Baran başını yatağımın kenarına yasladı. "Bak Esila," dedi pencereden süzülen ilk ışıkları göstererek. "Yeni gün başladı. Bizim günümüz."

"Hayır Baran," dedim bebeğimizi daha sıkı tutarak. "Bizim hayatımız başladı."