NAZLIM kitap kapağı

1. bölüm / 8

NAZLIM

Giriş

Vaveyla Yazarı: 𝓝𝓮𝔂𝔂𝓪. 🌕 .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: Giriş

Hani bazen ölüm nefesiniz kadar yakınınızda derler ya bu deyimi tam anlamıyla yaşıyordum. Bir trafik kazasında ailem içinde kurtulan tek kişiydim. En sevdiklerimin annemin, babamın, kardeşimin ölümüne eşlik etmiş de hiç bir şey yapamamıştım. Yanlız olarak devam ettiğim hayatım onların neden öldüğünü ya da öldürüldüğünü düşünmekle geçti. Babam ülkenin sayılı askerlerindendi belki o yüzden düzenlenen bir süikasttı. Ya da gerçekten bir trafik kazası. Beni ailemden eden bu kazanın sebebini bulmak için savcı olmuştum. Üstünden on iki yıl gelen bir kaza için savcı olmuştum.

Şimdi de yine bir canın alındığını teyit etmek için görevi insanların canını kurtarmak olan hastaneye gidiyordum. Yoğun İstanbul trafiği bunları düşünmem için bana bolca zaman tanıyordu. Akıp giden ama bir o kadar da durgun olan İstanbul gözümde büyüyordu.

Hastaneden içeri adım attığımda kapıda duran basının patlayan flaşları ve bağıran sesleri başımı ağrıtıyordu. İçeride büyük bir kargaşa ve tempo vardı ordan oraya koşan polisler ve inceleme ekibi. Hastanenin tüm personel ve doktorları ifade için odalara götürülüyordu. Olay yeri durduğum yerden gözüküyordu. Depo. Orda bir can hayata gözlerini yummuştu. Oraya doğru yürürken ayağımda olan ayakkabıların sesinden başka hiç bir şeyi duymuyordum. Kapıdan içeri girdiğimde yerde yatan bir beden vardı. İnceleme ekibinin gözleri bana çevrilmişti. Rapor için genç bir kadın ayağa kalktı. Daha otuzlarının başında olmalıydı ki genç gözüküyordu. Gözlerinde olan korkuyla karışık hüzün çok belli oluyordu. Önlüğünün cebinden çıkardığı eldiven ve maskeyi bana uzattı. Elime geçirdiğim eldiven sonrası maskeye ihtiyaç duymuyordum. Kan kokusuna alışık biriydim. Hayatımın unutamadım günü tam sekiz saat o kan kokan küçük kardeşime sarılarak geçirmiş yaşaması için dualar etmiştim.

Yerde yatan bedene döndüğümde yüzünü örtmüşlerdi ama boynundan daha akan kanı gördüğümde dehşete düşmüştüm. Elleri beyazdı yani öleli belli bir zaman olmuştu ama hala kan durmamıştı. Eğilip kesiğe dokunduğumda oranın da hala ılık denilebilecek şekilde olduğunu hissettim. Üstünde hasta kıyafeti vardı. Sarı saçlarına kan kırmızısına bulanmıştı. Göz altları mor teni solgundu. Hastaydı yani kronik değil ciddi bir hastaydı. Pek bir delil yoktu şah damarından kesilmişti ki bence bunu bilen biri yapmıştı bir depoda keskin bir alet bulmak zordu. Planlanmış bir şeydi belki de.

Hasta dosyasında İngiliz dili ve edebiyatı okuduğunu gördüm o sadece genç bir üniversiteliydi. Ne yapmış olabilirdi ki sonucu ölümde olurdu. Ve tahmin ettiğim gibi kalp hastasıydı. Yarın ameliyatı vardı. Olamadan hayata gözlerini yummuştu. Ellerindeki kanlı eldivenleri çıkartıp etrafa bakmaya başladım. Küçük bir odaydı zaten hasta önlükleri maske bone gibi temel şeyler vardı. Kapıya yakın olan rafın köşesinde duran eşyaların belli bir miktarı kan olmuştu. İyi işlenmiş bir cinayet gibi duruyordu çünkü etrafta ne göze batan ne de belli olan bir şey yoktu. Odadan çıktığımda danışmanın orda bekliyen hastane ekibi ile karşı karşıya geldim. Hepsinin üzerinde göz gezdirirken bir çift yeşil gözde takılı kaldım. Kumral teni yeşil gözleri ile bu eski bir dostumdu. Ailemle birlikte o da bana veda etmişti. On dört yaşımda daha lise öğrencisiyken ailem gitmişti. Tek tutunacağım dal da. Yanlarına doğru yürürken arkamdan belime dediğini hissettiğim saçlarım sanki babamın dokunuşu gibi hissettiriyor kendimi güvende hissetmemi sağlıyordu. Arkamdan gelen iki polis ile önümüzde bulunan sağlıkçı grubuna baktım. Önlerinde durduğumda o çift göze yeniden bakıp elimi uzattım.

"Savcı Arya Nazlı Tekin. "

Önce elime sonra yüzüne bakan o gözler sonunda elli sıktı. Bir o kadar sıcak aynı zamanda bir o kadar da soğuk olan o eller yıllar sonra tekrardan birleşmişti.

"Doktor Yunus, Yunus Süren. "

Buydu işte beni bırakan ve hiç olmamış gibi yok olan o eski dost buydu tam karşımdaydı zamanında deli gibi aşık olduğum o yüz karşımdaydı. Elimi geri çektiğimde kurulan göz teması bozuldu. Arkasındaki ekibe baktığımda doğu genç kitleden oluşan kişilerdi gözlerindeki korku her hallerinden belli oluyordu. Ellerini pantolonlarına silenler de vardı tırnalarını yiyen de. Arkadamdaki polisin kulağıma sorgu yapılması gerektiği fısıldadığında kendine geldim.

Polisin söylediği odalardan birinde karşımda oturan gözlerle bakışıyorduk. Son sorgumdu ve çok sıkılmıştım. Genel ne olduğunu bilmiyorum orda değildim. Çok şaşırdık hastanemizde hiç böyle şeyler olmadı olmazdı da gibisinden söylenen sözlerden sonra gına gelmişti işime yarayacak hiç bir şey yoktu. Ellerimi önümde duran masanın üzerine koyup biraz eğildim.

"Evet doktor anlat. "

Ellerini önünde birleştirmiş parmaklarıyla oynayan o gözler bana döndü. Yorgunlardı belki de bıkmışlardı. Başımı hafif sağa doğru eğip bakmaya devam ettim.

"Hasta, benim hastamdı. Yarın ameliyat edicektim. Kalp nakli olucaktı. Sessiz iyi bir kızdı. Kimseyle konuşmazdı. Ailesi gelip giderdi sadece yanına. Bildiğim arkadaşı sevgilisi yoktu. Bildiklerim bu kadar. "

Yaklaşık bir dakika kadar konuşmuştu ve her şeyi açıklamıştı. Yan sandalyede oturan polis ses kaydı alıyordu öbürü de zebellah gibi kapıda dikiliyordu. Başımı hafifçe salladım.

"Başka bir şey varmı? "

Başını olumsuz yönde salladığında oturduğum sandalyeden kalktım. Benim işim burda bitmişti. Elime çantamı ve blazer ceketimi alıp odadan çıktım. Saat beşi geçiyordu. Nida merak ederdi eve gitmem lazımdı. Yürüdüğüm koridorlar bomboştu. Hastalar haliyle başka hastanelere gönderilmişti. Özel hastane olmasının hakkını veriyordu ki her koridor müze gibi hissettiriyordu. Arkamdan gelen ayak sesleri dikkatimi bozuyordu. Arkama dönüp baktığımda o gözler peşimdeydi.

"Ne var Süren? "

Başımı ne anlamında salladım. Peşimden geliyorsa söyleyecek şeyleri olması lazımdı.

"Nazlı'm."

Yine aynısını yapıyordu babam gibi Nazlı'm diyordu bana bunu yapmasını isteyeceğim son kişiydi. Hakkımda haddinden fazla çok şey biliyor ve uyguluyor duran ki bu beni zor duruma sokuyordu.

"Arya, adım Arya, Nazlım değil. "

Yüzü ifadesizleşmişti. Aramızda olan mesafeyi biraz daha kısalttı. Ellerini önlüğünün cebine koyup yeri izlemeye başladı.

"Ne söyleyeceksen söyle Süren sana ayıracak zamanım yok ne yazık ki. "

Gözleri tekrardan beni bulunca burnumun direğinin sızladığını hissettim. İçinde ona karşı bütün duyguları bitireceğime on iki yıl önce söz vermiştim ve yapmıştım da. Ama şimdi tekrar karşıma çıkması aklımı acıtıyordu.

"Nasılsın, Arya? "

Bu muydu söyleyeceği yani. Bir dakika on beş saniyedir söylemesini beklediğim şey bu muydu yani. Sinir kotamın son noktalarını dolduruyordu. Sinirle gelen moral bozukluğu gülmeme neden oluyordu.

"Az önce ceset inceledim ardından bir saat saçma salak şeyler dinledim. Mükemmelim başka bir şey yoksa gidiyorum sana ayıracak vaktim yok dediğim gibi. "

Yüzündeki yorgunluğun yerini pişmanlık alıyordu. Başını hafifçe salladı. Gözleri yerdeydi. Arkamı dönüp yürümeye başkadığımda bileğim biraz burkulmuştu ama bu yürümeme engel olamazdı.

"Arya."

Artık sinirimin kotası dönüyordu taşmak üzereydi elli saattir bir şeyler anlatacaktı ama söyleyemiyordu. Oflayarak yeniden arkama döndüm.

"Ne var Yunus Arya Arya söyle artık gideyim. "

"Numaran bende yok. "

Sen sabır ver yarabbim bana. Bunca yıl sonra karşıma çık numaramı iste. Ona doğru yürümeye başladığımda şaşırmıştı. Aramızdaki mesafe neredeyse tamamen kapanmıştı. İşaret parmağımı kalbinin üstüne bastırdım.

"Beni yarı yolda ailemin ölümüyle birlikle ortadan kaybolan insanlara ne numaramı veriyorum ne de hayatıma alıyorum haberin olsun. Bunu bilmen lazımdı ha Süren ne dersin?"

Dişlerimi sıkarak konuşuyordum. İçimdeki nefreti dile geçirmeye üşeniyordum. Arkamı dönüp yürümeye başladığımda bu sefer eve gitmeye niyetliydim. Öyle de oldu yaklaşık beş dakika sonra arabama kendimi attım. Başımı direksiyonun üstüne koyup genzimde duran o hıçkırıkları serbest bıraktım. Burası benim güvenli alanımdı kimse göremezdi. Gözlerimden akan yaşlar pantolonumu ıslatmaya başlayınca daha da ağladım hıçkırıklarımdan başka bir şey duymuyordum. Kendimi inandırmak istediğim yalana uyamıyordum. Onu hala çok özlüyordum ama gururum boynuna atlamama izin vermiyordu.

Eve girdiğimde gözlerimdeki şişliğin biraz olsun indiğini hissediyordum. O otoparkta en az yarım saat durmadan ağlamıştım. Çok ağlamazdım buna ben bile şaşırmıştım. Anahtarı delikten çıkarıp çantama attığımda içeriden gelen mis gibi bir yemek kokusu vardı. Ev arkadaşım Nida tanıdığım en iyi şeflerden birisiydi annemden sonra. Öğretmen olmasına rağmen okuldan geldikten sonra sabırla karnımızı doyurmak için yemek yapıyordu. Ayağımdaki yüksek ökçeleri çıkarıp mutfağa girdiğimde kıvır kıvır saçlarıyla arkadan çok tatlı gözüktüğünü fark ettim. Arkadan yaklaşıp beline sarıldığımda yerinde sekti korkmuştu. Elime yapıştırdığı tokatla geri çekildim.

"Hop öğretmen hanım şiddete karşıyız."

Elindeki tahta kaşıkla bana döndüğünde kızgın ama bir o kadar tatlı gözküyordu. Tam birşey diyecekken gözlerime baktı. Kızgın yüzü düşmüş bir annenin çocuğuna baktığı gibi bakıyordu.

"Gerizekalı öyle arkadan bir anda gelinir mi? O gözlerinin hali ne alerji mi oldun yine? "

Gözlerini aşşağıya kaçırdığımda çenemden tutup kendine çevirdi. Acaba ben hangi delilikle okulun ilk günü yanına oturmuştum da bu deliyi başıma aldım gibi bakıyordu. Çenemi kurtardıktan sonra göz altlarımı siler gibi yaptım. Ne olduğunu anlamış gibi başını iki yana salladı.

"Uzun hikaye sana anlatacaklarım var. Ama gidip bir kendine geleyim. "

Arkamı dönüp mutfaktan çıktığımda arkamdan geçen şıpıtık terlik sesi kulaklarımı tırmalıyordu. Arkamı dönüp gözlerimi kıstım.

"O terlikleri hemen çıkarmazsan balkondan fırlatırım canım terlikler on ikinci kattan düşmek istemez diye düşünüyorum ha canım? "

Bu söylediklerimden sonra yüzü düştü terlikleri kenara park edip arkamdan yürümeye devam etti.

"Sen de deccal Engin gibi terlik giyme sakız çiğneme. "

Deccal Engin de benim pek sevdiğim ama Nida'nın tranvası olan eski müzik öğretmenimizdi. Adamın sese karşı bir hassasiyeti vardı ve bu gayet normal bir şeydi. Onu dinlemeden banyoya girdim. Elimde parmağımda ne kadar takı varsa hepsini çıkarmaya uğraştım bir süre. Onlardan kurtulduktan sonra yüzümü yıkamam lazımdı yüzümde makyaj adına kalmış şeyler artık kaşındırıyordu. Musluğu açık eğildiğimde arkamdan saçımı tutan iki el hissettim. Yüzüme on kere falan su çarptıktan sonra doğruldum. Üstündeki gömlek altımdaki pantolona kadar ıslanmıştım. Banyodan çıkıp odama doğru yürümeye başladığımda Nida da arkamdan geliyordu. Arkama dönüp bombastik attıktan sonra o hala mal gibi bakıyordu.

"Nida niye arkamdan kuyruk gibi geliyosun? "

Odadan içeri girdiğimde yine peşimdeydi. Dolabın önünde durup kapağı açtım. İçinden gözüme gözüken ilk pijamayı aldım. Aynadan Nida'nın yatağa oturmuş bana baktığını görüyordum. Üstümdeki gömleğin düğmelerini açmaya başladığımda hala konuşmuyordu.

"Arya, ne oldu bugün niye ağladın? "

Beklediğim soru gelmişti. Pek umursamadan düğmeleri açmaya devam ettim. Belli bir süre geçmişti. Meraktan çatlıyordu ama bir şey de diyemiyordu bunun farkındaydım.

"Yunus, onu gördüm. Olay yerinde. "

Aynadan eliyle ağzını kapattığını görüyordum. Zamanında o kadar bahsediyordum ki ondan o da artık onu benim kadar tanıyordu.

"Nasıl olay yerinde gördün? Polis mi olmuş nereye gittin ki gördün? "

Başımı gere atıp gözleri aşşağı attım. Dolapta duran pijamayı alıp üstüme geçirdim.

"Hastanede, doktor olmuş. "

Saçlarımı pijamanın içinden çıkartıp düzelttiğimde pantolonun düğmelerini açtım. O da aşşağıya indiğinde hala hiç bir şey dememişti. Pijamaları tamamen giydiğimde arkamı döndüm. Nida'nın yüzü düşmüştü. Boşluğa öylece bakıyordu. Ne hissettiğini az çok anlıyordum. Yanına gidip oturduğumda ikimizde boşluğa bakıyorduk.

"Arya, iyi misin? Bişey yapmadın değilmi ya da o."

Başımı iki yana salladım. Hiç bir şey olmamıştı hatta doğru düzgün konuşmamıştık bile on iki yıldır görmediğim yüzüne hasret kaldığım ve bir o kadar da bir kaşık suda boğmak istediğim adamla doğru düzgün iki kelime konuşmamıştık. Gözlerim yeniden dolmaya başladığında başımı geri attım.

"Çok istedim içimi dökmeyi. Bağırmayı çağırmayı vurmayı kırmayı çok istedim. Yapamadım karşısına geçip insan gibi konuşamadım. Numaramı istedi seni hayatım almayacağım diye esip gürledim. Ama o kadar istedim ki onunla hiç bişey yaşamamış olmayı, birlikte olmayı o kadar çok istedim ki. Yapamadım. "

Ağzımdan bir hıçkırık kaçtığında Nida boynuma sarıldı. İkinci güvenli bölge burasıydı. Biraz daha zırladıktan sonra mutfaktan gelen yanık kokusuyla ayrıldık.

"Nida ne yaptın da yanıyor. Eşek ölüsü gibi kokuyor Allah affetsin bu ne be? "

Nida dudağını ısırmaya başlamıştı.

"Şey internette bir tarif gördüm. Yulaflı kek gibi bişeydi. "

At gibi bizim evde her çeşit yulaf vardı. Nida yanımdan koşarak kalktığında peşinden kalktım. Mutfağa girdiğimde fırından çıkan dumanları gördüğümde ya sabır çekiyordum. Nida elinde kömürü andıran bişeyle bana döndüğünde biraz yaklaşıp baktım. Yulaflar artık kömür olmuştu. Hadi o neyse borcam da aynı şekildeydi. Haşat olmuştu. Nida borcamı lavabonun içine koydu üstüne de suyu açtı. Zaten olan koku suyla beraber daha da yayıldı. Ocağın üstünde duran davlumbazın ışığı dışında işe yarama zamanı gelmişti. Düğmesine basıp açtığımda mutfakta olan koku biraz olsun gitmeye başlamıştı. Ellerimi belime koyup Nida'ya bakmaya başladım.

"Allah için tamam güzel yemek yapıyorsun dedim ama kızım bu ne be?"

Ellerini iki yana atıp başını salladı.

"Bende bilmiyorum niye böyle oldu. Ama güzel yemek yapıyorum hakkımı yeme. Neyse bu günlük de böyle oldu hazırlan da bişeyler yemeye çıkalım. "

Üfleyerek mutfaktan çıktım. Kim şimdi hazırlanmaya uğraşacaktı.

Evden çıkmamız yaklaşık bir saatı almıştı. Ve bunun tek sorumlusu Nida'ydı diyebilirim. O artık katran olmuş şeyi iki saat temizlemeye uğraşmıştı. En sonunda tabağı çöpe atmıştım da öyle kalkmıştı başından. Çok da önemli değildi bir tabak ama kafasına takıyordu. En sonunda yaka paça çıkmıştık evden. Asansördeki tipime baktığımda hiç de fena değildim. Aralık aynın başındaydık ve hava soğuktu. Çok açık bir şey de giyilmiyordu çok kapalı bir şey de. Üstünde gri triko bir elbise altımda topuklu çizmeler vardı. Üstüne de kaban giymiştim biraz güzel olmuştu bence.

Nida'nın yine internetten bulduğu antin kuntin mekanlardan birine gelmiştik. İçerisi baya kalabalık gözüküyordu zengin kesimdi belli. Yoksa akşamın bir saati balıklı salata yemeye kim gelirdi ki? Arabayı park edip içeri girdiğimizde bir garson bize boş bir maya ayarladı. Oturduğumuzda flörtöz arkadaşım hemen bakışacak birini bulmuştu.

"Nida'cım hayatım yemek yiyip gidicez kurban olayım biriyle bakışma konuşma nolur. "

Bana doğru gözlerini devirip önündeki menüye bakmaya başladı. Arkama dönüp kiminle bakıştığını görmeye çalıştım. Arkamı döndüğümde mavi gözlü sarışın bir veledin bize doğru baktığını gördüm. Ona baktığını görünce sırıtarak göz kırptı. Önüme döndüğümde Nida'nın masanın üstünde olan eline cimcik attım. Bu salağın yüzünden illa bir başımız derde giricekti. Elinin acısıyla bana bakan Nida başını iki yana sallıyordu.

"Gerizekalı mısın kızım sen bakıştığın çocuğa bak panelci midir pornocu mu belli değil. Düzgünü de bizi bulmaz ki zaten hemen yiyelim kalkalım gidelim işimize. "

Başını aşşağı yukarı salladı. Gelen garsona siparişlerimizi söyleyip beklemeye başladık. Nida biraz daha öne eğilip kısık sesle konuşmaya başladı.

"Arya, Yunus niye sence o hastanedeydi? "

Ya sabır, ya sabır. Ben nerden bileyim niye orda ben mi onu oraya atadım. Yoksa ben mi dedim oraya git diye.

"Bilmiyorum. Arada gittiğim bir hastaneydi ama onu hiç orda görmedim. Ayrıca ben nerden biliyim orda Nida hani bir de öğretmensin diye hürmet ediyorlar. Kafa boşki mübarek sadece derslere kodlanmış. "

Ağzını azıcık atıp kınar gibi baktı.

"Aaa Arya Hanım çok ayıp şurda savcısınız diye sesimızı çıkaramıyoruz. Ama bir kere benim kafam gayet dolu sadece birden böyle bir şey beklemiyordum aklım karışık. "

Onu da anlamak lazımdı. Zamanında ağlayıp zırladığım omzunda kaç kere uyuyakaldığım kişi birden hayatımdan çıkan ve bana ikinci tranvayı yaratan kişinin neden birden ortaya çıktığını merak ediyordu.

"Ne dersin burdan çıkınca bir mekana gidelim? Yarın cumartesi işin yok zaten."

Sunacağım bir teklif değildi aslında. Alkol almayı sevmezdim ama kafamın dağılmaya ihtiyacı vardı. Nida'nın yüzündeki munzur gülümseme kabul ettiği anlamına geliyordu. Biz tam birbirimize bakarken garson gelip önümüze iki tabak yeşillik koydu yani salata. Önümdeki şeyi koyunun önüne koysam midesi bayram ederdi ama ben pek o durumda değildim. Arkadaş ben anadolu çocuğuyum. Yağlı salçalı yemeklerle büyüttü annem beni. Bunu yersem bünyeme hakaret olurdu. Sağ tarafımda duran çatalı alıp ağzıma bir miktar ot attım. Tadı çok da kötü değildi içinde ton balığı da vardı sanırım. Nida ise önündeki ot tabağını iştahla yiyordu.

Kasaya iki ot tabağı için servet bıraktıktan sonra arabaya doğru yürüyorduk.hava iyice soğumuştu. Ben yine Allah'ın delisi olduğum için topuklu giyiyordum. Arabaya bindiğimizde o sarışın pornocunun arkadaş takımıyla restorandan çıktığını gördüm. Adam sanki bizi arıyormuş gibi zınk diye bizi gördü. Emniyet kemerimi takıp anahtarı çevirdim. Araba çalıştığında bir anlığına sürmeyi unuttum ya la. Araba istop etti. Ya sabır çekerek tekrardan arabayı çalıştırdım.

Mekanın önüne geldiğimizde içerden gelen ses dışarı çıkıyordu. Arabayı valeye bıraktıktan sonra içeri girdik. Etrafta içkiye susamış bir nesil vardı. Orda burda yiyişen mi dersin yoksa içkiyi su gibi içenler mi. Merdivenlerin son bulduğu yerde dışarı kadar çıkan ses artık kendi sesimizi duymamıza bile engel oluyordu. İçerde dönen ışıklar ve delicesine dans eden insanlar başımı döndürüyordu. Nida'nın etrafı yargılayan bakışları ile etrafa bakıyordu. Önümüzden geçen garsondan iki bardak aldım. Birini Nida'ya uzattım. Oturacak bir yer bulmamız imkansız gibi gözüküyordu. Allahtan ceket çanta ne varsa girişte bırakmıştık. Bir köşede kendinize yer bulduktan sonra elimdeki içecekten bir yudum aldım. Allah'tan çok ağır bir şey değildi. Biraz daha böyle gırgır şamata derken Nida ne ara yanımdan kayboldu bilmiyorum ama etrafımda değildi. İnsanların arasında onu aramaya başladığımda insan kalabalığı yüzünden ne bişey görebiliyordum ne de hareket edebiliyordum. En sonunda Nida'yı tuvalete girerken görmüştüm. Peşinden gidiyordum ki koluma sarılan bir el beni başka bir yöne çekiyordu. Sırtım duvarı bulduğunda restorandaki sarışın olduğunu fark ettim. Kolları iki yanımdaydı ve o piç gülüşünü yine atıyordu.

"Hayırdır kardeşim bir sorun mu var dingonun ahırı mı burası? "

Gözlerim gözlerini bulduğunda masmavi gözlerini fark ettim. Sarı kirpikleri görünmeyecek gibiydi ama ışıkta belli oluyordu. Boyu benden biraz uzundu. Yüzünü görmek için başımı kaldırmam gerekiyordu. Bir eli çeneme uzandığında dokunmadan elini çektim.

"E sende böyle hırçın olursan işimiz seninle çok uzun güzelim. Sakin ol, rahatla. "

Başımı aşağı yukarı ağır bir şekilde salladığımda yüzündeki gülümseme biraz daha arttı. Şeytan diyor yapıştır tokatı ama işte yeminler sağ olsun hiç bir sivile zarar vermek yoktu. Kollarımı göğsümde bağladığımda hala ona bakıyordum.

"Çekilirmisin güzel kardeşim sevişecek birini arıyorsan o ben değilim. "

Parmağımla etrafı göstedim. Neredeyse götüne kadar açık bir şekilde giymiş kadınlar etrafta doluydu. Giyimlerine bir lafım yoktu olamazdı zaten laik bir ülkeydik ama insan kendi de biraz rahatsız olurdu. Bunlarda o da yoktu.

Önümdeki sarışın parmağımı takip etmiş etrafa benimle bakmıştı.

"Cık. Hiçbiri senin kadar güzel ve alımlı değil. Ben seni istiyorum. "

Hadi paşam ya. Bez bebek gibi satılıyorum sanki de beni istiyor. Yargım doğru çıkmıştı şımartılmış bir zengin bebesiydi.

"E ben seni istemiyorum ne yapıcaz? "

Hafiften sıcak geliyordu bana bunalmıştım. Söylediğimde gözlerimde olan gözleri dudaklarıma kaydı. Tekrar gözlerimi bulduğunda yaklaşmaya başladığını fark ettim. Bir elimle onu ittiğinde neredeyse hiç kıpırdamamıştı ama durmuştu.

"Yavaş ol benim asabımı bozma. "

Sırtımı duvardan çekip kollarından çıkmaya çalıştığımda izin vermedi. Burnumdan solumaya başlıyordum.

"Sinirlenince daha güzelsin zaten. Ama beni de zorlama güzelim ne dersin?"

Bir eli göğsümde olan saçlarıma uzandı uçlarına dokunuyordu. Tekrar gözlerimi buldu ve yaklaşmaya başladı. Aramızda bir nefeslik mesafe vardı ve tokadı geçirmeme az kalmıştı ki çocuk birden gözümün önünden kayboldu. Yüzüne uçan yumruğu gördüğümde yerimde kaldım. Yerden öfkeyle baktığı kişiyi görünce daha da yerimde kalakaldım. Süren sinirli bir şekilde çocuğa bakıyordu sıktığı yumruklarını görünce onun vurduğunu anladım. Yeni karakter kilidi açılmış gibi her yeyde karşıma çıkıyordu.

"Sen kimsin de kıza dokunmaya kalkıyorsun şerefsiz. "

Yerden tuttuğu sarışını zaten gelmiş olan güvenliğin kucağına resmen fırlattı. İnsanların olan sesten dolayı hiç bir şeyden haberi yoktu ama arkada kıyamet kopuyordu. Güvenlik sarışını çıkardığında bana döndü. Yerimden ayrılmış Nida'yı bulmak için tuvalete gidiyordum. Kısa zaman geçmeden koluma yine bir el sarıldı ve bu sefer o el tahmin edebileceğim gibi Süren'di. Kolumu kurtarıp yüzüne baktığımda gözlerindeki küçücük endişeyi görüyordum.

"Arya iyi misin? "

Kolumu kurtarıp bişey demeden yürümeye devam ettiğimde bu sefer ne olduğunu anlamadan kendimi kolumdan tutmuş beni çekiştirken buldum. Yerimde çırpınırken çoktan dışarı çıkmıştık. Kolumu elimden kurtardığımda suratına tokadı yapıştırdım.

"Sen ne yaptığını sanıyorsun ya dağ başımı mı burası? "

Bir adım yaklaştığında göğsümden ittir mekanın için kaldırdığkm ellerimi bileklerimden tuttu.

"Sakin ol asıl burası dağ başı değil. Saldıracağına bir teşekkür et ben olmasaydım adam yapışıyordu dudağına. "

Ellerimi kurtardığımda gözlerimiz birleşti. İşaret parmağım onu gösteriyordu.

"Ben kendime gayet de sahip çıkıyordum zaten sen gelmesen ben ne yapardım kesin orda beni tecavüz ederlerdi demi? "

Sinirleriniyordu kaşları çatılıyordu. Elleri beline gittiğinde bir eliyle saçlarını düzeltti.

"Ağzını topla Arya. Kendini çok güzel koruyordun zaten. Adam bir gram hareket etmedi sen çekilmeye çalıştığında. "

Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Arkamı dönüp iki üç adım attım. İyice artan sinirimi beraber arkamı döndüm aramızdaki mesafe tekrar kapandığında göğsüne vurup onu geri ittim.

"Kimsin ki sen karışıyorsun he annem misin babam mısın abim misin arkadaşım mısın kimsin?"

Durmadan adımları geri gidiyordu ve o gittikçe ben üstüne gittim.

"Cevap ver bana kimsin sen bunca yıl sonra benden ne istiyorsun ne tekrar kaşıma çıkıp duruyorsun. "

Bir kere daha ittirdiğimde bileklerimi bu sefer sıkarak tuttu.

"Ben kim miyim? Okul koridorlarında seni görmek için bir oraya bir buraya dolanan kişiyim ben. Üstüne laf kondurmayan her zaman yanında olup destekleyen insanım unuttun sanırım. "

İçimden yüklenen kahkahayla gülmeye başladım. Şaka yapıyor olmalıydı yoksa ben artık dayanamıyordum.

"Öyle mi? Her zaman beni destekleyen kişi misin sen? Ben canımdan üç kişiyi toprağın altına koyduğumda nerdeydin sen he aylarca kabuslar görüp gram uyku uyumadığımda nerdeydin sen. Akrabalarımın sadece mirasa göz koyup beni öldüresiye dövdüklerinde sonrada kapının önüne attığında nerdeydin sen. He ben mahkemelerde hakkımı savunmaya çalışırken nerdeydin sen. Küçücük yaşımda bir başıma kaldığımda nerdeydin sen. Günlerce mezarlıkta ağladığımda nerdeydin insanların bana acıyarak baktığında yüzlerine gülmek zorunda kaldığımda nerdeydin sen hiçbirinde yoktun sen beni bırakıp gittin. Hiç bir şey demeden hiç iz bırakmadan ortadan kayboldun. Bir kere arayıp sormadın ya. Doğum günümde arar unutmaz o dedim. Doğum günümde ölüm yıldönümlerini kutladığımda nerdeydin o gün yarışta aldığım onca madalyayı sorar dedim. Beni bir babamın arkadaşı dediğim amcam kabul etti bir o istedi beni. Onların evinde yıllarca misafir gibi yaşadığımı bir ben bir Allah biliyor. O yüzden gelip de burda bana nutuk okuma sen benim hiçbirşeyim değilsin sen sadece bir zamanlar saf duygularımda sevdiğim sonra ailemle birlikte toprağa koyuduğum kişisin. "

Gözümden damlayan bir damla yaş yanağımdan süzülmeye başladığında bileklerimi tutan elleri boşaldı. Arkamı dönüp yürümeye başladığımda hemen arkamızda olan Nida'yı gördüm. Ellerinde eşyalarım vardı. Gözümden akan yaşı sildiğim de diğerleri de bana inat olsun diye dökülmeye başlamıştı. Yanına vardığımda kollarını açmış beni bekliyordu üşüyordum. Fazlasıyla kollarına girdiğimde omzuna başımı yasladım ağzımdan bir hıçkırık kaçtığında benden ayrıldı gözümdeki yaşı sildi. Elindeki kabanı omzuma attığında elini de ordan çekmedi ve benimle yürümeye başladı. Konuşmuyordu benim de konuşacak gücüm yoktu. Yıllardır içimde tuttuklarımı salmıştım zehirimi akıtmıştım sonunda.

Beni sağ koltuğa oturttuğunda torpilodan bir şişe suyu açıp bana verdi bir kaç yudum su aldığımda şişeyi geri uzattım. Emniyet kemerimi takıp kapıyı kapattı. Kendisi sürücü koltuğuna geçtiğinde çantamdan bulduğu anahtarı aldı arabayı çalıştırdı. Başımı cama yasladığımda gördüğüm son şey Yunus'un boşluğa bakan bedeniydi. Arabanın durduğunu hissettiğimde başımı kardırıp baktım. Eve gelmiştik. Emniyet kemerimi söküp arabadan indiğimde zaten omzumda olan kabana kollarımı geçirip önümü bağladım. Beni bekleyen Nida'nın koluna girip yürümeye başladım. Derin bir nefes aldığımda sonunda Nida konuştu.

"İyi geldi mi? "

"Çok iyi geldi ama sadece uyumak istiyorum, aslında pek de iyi gelmedi sanırım. "

Küçük bir kıkırtı çıktı dudaklarımdan.

Evden içeri adım attığımda kollarımda olan kabanı yere bıraktım. Eğilip ayağımda olan çizmeleri çıkarıp kenara bıraktım. Yürümeye başlayıp direkt odama girdim. Üzerimdekilerden kurtulup pijamalarımı geri giydim. Nida beni kapının önünden izliyordu. Yatağa girip üzerimi örttüğümde yanıma gelip saçlarımdan öptü beni.

"Bişey olursa çağır sınav okuyacağım ben."

Başımı hafifçe salladığımda yanımdan ayrılıp gitti ilk önce odanın ışıkları kapandı sonra kapı. Ne zaman uyudum bilmiyorum ama içimi yakan özlem yine ateşlenmişti.

Karşımda annem, babam ve kardeşim Ayaz vardı. Hepsi kızgın bir şekilde bana bakıyorlardı.

"Hepsi senin yüzünden oldu senin yüzünden öldük biz hepsi senin yüzünden. "

Ellerinden tutuyor sarılıyordum onlara benim bir suçum olmadığını sayıklıyor ağlıyordum. Küçük kardeşim beni ittiriğinde zaten dizlerimin üstüne çökmüş olduğundan olduğum yere çöktüm.

"Ben ölürken hiç bir şey yapmadın abla sadece baktın bana ağladın ben ölüyordum abla hepsi senin yüzünden neden yüzüyordun sen neden bizi o yarışa gelmemiz için zorladın ha hepsi senin yüzünden sen olmasaydın hepimiz hayatta olacaktık sen yaptın. "

Ağlamam şiddetleniyordu bağırıyordum artık benim bir suçum olmadığını söylüyordum. Aynı zamanda özür diliyordum. En son

"Ben bişey yapmadım nolur affedin beni. "

Dedim. Yataktan sıçrarken boynuma terden yapışmış olan saçlarım beni boğuyordu. Nefes nefeseydim ve hava yeni yeni aydınlanıyordu. Allah'tan bağırıp da Nida'yı uyandırmamıştım. Yerimden kalkıp banyoya gittim. Elimi yüzümü yıkayıp abdest aldım. Ne zaman kabus görsem namaz kılardım. Ezanın okunmasına da zaten az kalmış olmalıydı derken ben banyodan çıkarken ezan okunmaya başladı. Odama girdiğimde çekmeceden namazlığı ve kıyafetleri çıkardım.

Çektiğim son tesbihi bırakıp ayağa kalktım. İçime bir rahatlama gelmişti. Etrafı toplayıp giyinmeye başladım. Hava gittikçe soğuyordu o yüzden dolapta bulduğum en kalın siyah kumaş bantolon ve üzerinde saten bordo bir gömlek giydim. Küpelerimi ve saatimi taktığımda makyaj masamın önünde oturuyordum. Saçlarıma bişey yapacak halim yoktu yukardan toplayıp bırakmıştım. Yüzümde bu günlük yapacağım şey göz altlarımı yoğun bir şekilde kapatmak ve günlük bir makyaj yapmaktı.

Masamın başından kalkıp odamdan çıktım. Nida yine mutfakta bişeyler yapıyordu bu gün onun işi yoktu ama ben yine işe gitmek durmundaydım. Geldiğimi fark etmiş olacak ki omzunun üstünden bana baktı. Elindeki saklama kabıyla bana döndüğünde içinde olan pankekleri görmem bir oldu. Bu kadını yakında dövücektim sabah uyumak yerine bana yemek hazırlıyordu ki bunu ben istemiyordum bile. Elime tutuşturduğu kapla bana öylece bakıyordu.

"Günaydın Nida. "

Yüzünde oluşan küçücük gülümsemeyi gördüğümde rahatladığını anladım.

"Günaydın canım. Daha iyi misin? "

Başımı olumlu yönde salladığımda kolumdaki olan saate kaydı gözüm. İş başına yaklaşık yarım saat vardı ve benim bu trafikle gitmem yarım saatten fazla sürerdi.

"Neyse aşk Behlül kaçar yoksa geçkalıcağım. Hadi öpüldün. "

Ben kapıya doğru ilerlerken Nida arkamdan geliyordu. Üstüme kabanımı giyip ayağıma topuklu botlarımı geçirdim. Kapıyı açtığımda karşımda olan yüz afallamama sebep olmuştu. Yüzüne oturan gülümsemeyle bakıyordum.

"Ceycey."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

159okunma 58beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18