NAZLIM kitap kapağı

2. bölüm / 8

NAZLIM

1.Bölüm: Ödül

Vaveyla Yazarı: 𝓝𝓮𝔂𝔂𝓪. 🌕 .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: 1.Bölüm: Ödül

Kapının karşısında gördüğüm yüzle dudaklarımda oluşan tebessüm içimi ısıtıyordu. Ceycey, Ceyhun tam karşımda duruyordu. İki senedir Fransa'da yüksek lisans yapıyordu ve yıllarca evlerinde yaşadığım abim diyebileceğim insanı uzun süre görmemek pek iyi gelmemişti. Düşünmeden boynuna atladığımda bir o yana bir bu yana sallayarak sarıldı bana. Ayrıldığımızda yüzümdeki gülümseme ona da bulaşmıştı. Elimden tutarak beni bir tür döndürdü.

"Gittikçe daha da güzelleşiyorsun zalımın kızı. Korkuyorum bir gün bizi tanımıycaksın diye. "

Siyah saçları yeşil gözleri onu da hiç heba yapmıyordu. Cerrahtı çok iyi bir beyin cerrahıydı. Yaptığı lisans onu daha yüksek bir konuma getiriyordu. Benim onu değil onun beni tanımaması daha olasıydı. Elimi bıraktığında omzuna bir yumruk geçirdim.

"Salak sence ben yemek yediğim kabağı kirletir miyim? Çoğu kişiden daha çok hatırınız var benim üzerime. "

Bir kez daha dayanamayıp boynuna atladığımda belimden kaldırıp içeri girdi. Bende beklemiyordum açıkçası ama bu iki senede vücut çalışmıştı sanırım.

"Ceycey salak mısın sen? Kaç kere dedim beni kaldırma diye. Çocuk muyum ben? "

Eline tutuşturduğu bir buket çiçek ve poşetlerle öylece ortada kaldım. Arkamızda duran Nida şaşkındı. Ceyhun'dan pek hoşlanmaz bana bir ilgisi olduğunu söylerdi hep. Ayakkabılarımı giydiğim gibi geri çıkardım. Elindeki şeyleri salondaki orta sehpanın üstüne koyduğumda Ceyhun arkamdan geliyordu.

"Bu ev ne güzel böyle sade ve şık. Tam sensin Nazlı'm. "

Nazlı'm diye bu aralar çok seslenen oluyordu alışık değildim. Koltuğa kurulduğunda yanına oturdum.

"Sen ne ara geldin ve sabahın yedisinde burda ne işin var amcamlara gitsene. "

Mantıken düşünürsek amcamlar Kayseri'deydi. Biz İstanbul'daydık. Buraya gelirse hem beni görmüş olacaktı hem de gezecekti belki. Yüzü tekrar bana dönünce yüzündeki gülümseme daha da derinleşti. Sağ yanağındaki gamze daha da belirginleşti.

"Ben de öyle dedim ilk başta. Sen nasıl olsa görmeye gelirsin diye. Babamlar deyince ilk onu gör bir kontrol et bir sorun varmı diye dediler. Emir kuluyuz mecburen geldik yani. Özlediğimizden falan değil. "

Küçük bir kahkaha attığımda Nida bir öksürdü. Ona baktığımda koluyla saati gösterir gibiydi. Kolumdaki saate baktığımda cidden biraz daha çıkmazsam geç kalıcağımı anladım. Ayağa kalktığımda belimdeki kuşağı bağladım.

"Sen beni mi özlemiyceksin köpek gibi peşimden koşturdum seni be. Neyse bunları sonra konuşuruz yoksa gidicek bir işim kalmayacak. "

Benimle birlikte o da dizlerine vurarak ayağa kalktı üstündeki ceketini düzeltti.

"E kontrolümüzü tam yapmış olalım ki iş yerine de bir bakalımözlemiyceksim yok. Yoksa babam beni keser. "

Amcam ciddi manada keserdi. Babamdan emanet olduğumu düşünür ve söylemekten çekinmezdi. O yüzden üzerime titrer bir sorunla karşılaşmam için ahtapot gibi her yerden bir tanıdığı çıkar işimi hızlı halletmeme çok yardımcı olurdu. Başımı yavaşça salladığımda ikimizde kapının önüne gelmiştik. Ayakkabılarımı geri giyerken Nida'nın bu gün memlekete döneceği aklıma geldi.

"Nida giderken haber ver tamam mı. Merak ettirme çok selam söyle o minnağın yanaklarını da bol bol öp benim için. "

Ayağa kalkıp sarıldığımda burnuma mis gibi çiçek kokusu doldu. Kulağıma doğru yaklaştığında fısıldayama başladı.

"Sen de dikkat et aşk. Bu libidosu yüksel canavarın ne yapacağı belli olmaz. "

Ayrıldığımda gözlerimi açarak baktığımda gülümsedi.

"Şaka kız şaka öperim öperim. Hadi geç kalıyorsun yemek var dolapta dara düşersen. Dikkat et. "

Kapıyı açtığında ikimizde dışarı çıktık. Küçük bir el sallama seansından sonra kapıyı kapattı. Asansöre doğru yürüyen ikimizde konuşmuyorduk. Düğmeye basıp beklemeye başladığımda elleri cebinde etrafa bakarken gördüm onu.

"Ee nasıl gidiyor lisans işi. İnşallah orda da işleri karıştırmıyorsundur ha abi. "

Bana döndüğünde bana tiksinircesine bakıyordu. Ona abi denemi istemiyordu. O beni kardeşi olarak görüyordu ama nedensizce benim ona abi deneme razı gelmiyordu.

"Yok be bu fransızlar sıkıcı insanlar enerjileri yok gibi. Aslında tezi bunların üzerinden yazsam daha hızlı biterdi çünkü adamların şaşırılacak bir hayat düzenleri yok. Ama kızları çok güzel o yönden şanslıyız. "

Bu sefer tiksinme sırası bendeydi çünkü neyden bahsettiğini ikimizde biliyorduk. Biraz çapkın bir kişiliğe sahipti ama sadıktı da yani bir ilişkisi varken çaptınlık yapmaz sadık kalırdı.

Asansör gelip önümüzde açıldığında ikimizde bindik. Düğmeye basıp koluna girdiğimde bana baktığını hissediyordum ama özlemiştim. Teması seven bir kişiliğim vardı belki ama şikayetçi değildi.

Adliyenin kapısından içeri girdiğimizde yanımdaydı. Etrafı süzen gözlerini görmem pek de kısa sürmemişti. Bulunduğumuz adliye pek de büyük bir adliye değildi bir ilçe aldiyesiydi. Yürümeye başladığınızda etrafımızdan geçen insanların bakışlarını üzerimizde hissediyordum. Çok da sorun değildi. Tekrar asansörün önünde beklemeye başladığımızda kolumdaki saate tekrardan baktım. Yetişmiştim aslında ama yine ne geç kalmıştım. Önümdeki kapıların açılma sesiyle başımı kaldırdığımda gördüğüm o yeşiller yine beni bulmuştu. Adam deli dürtmüş gibi her zaman dibinde bitiyordu isteyerek mi yapıyordu yoksa spontene mi gelişiyordu bilmiyorum. Asansörden inip yanımdan geçerken yüzünde mimik bile yoktu. Haline acır gibi bir ifade takınmıştı sadece. Ceyhun'un elini sırtıma koyup bana yön vermesiyle asansöre bindik. Kat düğmesine bastığımda cam asansörden onu görebiliyordum. Olduğu yerden gözleriyle asansörü takip ediyordu. Niye durmuştu anlamamıştım. Ceyhun'a döndüğümde gözlerini kısmış benimle aynı yöne bakıyordu. Kolumla dürttüğümde bana döndü. Kafamı sorarcasına salladığımda eliyle aşşağıdaki Süren'ni gösterdi.

"Tanıdık geldi sanki. Binerken bize baktığını gördüm."

O yüzden yerinde duruyordu. Bizi görmüştü. Çok da umrumda değildi en başında dediğim gibi ne anlamak istiyorsa onu anlayabilir düşünebilirdi.

Kapı sonuna kadar açıldığında indim. Ceycey arkamdan geliyordu. Genel idarelere gidip imza verdiğimde kapıda beklemişti. Odamın olduğu kısma geçerken bizi kapıda Aylin yakaladı. Elinde geçen günkü olayın dosyası vardı.

"Arya Hanım istediğiniz her şey burda. Kontrol ettim ama daha adli tıpın sonuçları gelmedi. "

Başımı salladığımda biraz eğilip arkasına döndü yürümeye başladı.Ceyhun'u onu arkasından süzerken yakalasam da pek aldırmadım. Asistanımdı çok tatlı bir kişiliği vardı herşeyden herkesten çekinirdi. Gencecikti daha mesleğini yeni yeni anlıyordu ki istifasını her an verebilecek gibi duruyordu. Kahve gözleri buğday teni onu çok güzel gösteriyordu. Aklımdaki düşünceleri bir kenara bırakıp odanın kaşısını açıp içeri girdim. Odam büyük denebilecek kadar büyük değil küçük denebilecek kadar da küçük değildi benim açımdan bana yetiyordu. Bir duvarının tamamen cam olup dışarı bakması yetiyordu bana. Biraz da olsa deniz gözüküyordu burdan. Memleketimi İzmir'i hatırlatıyordu bana. Üstümdeki kabanı çıkarıp astım. Masaya doğru yürüyüp elimdeki dosyayı ve çantamı masanın üzerine bıraktım. Masanın üzerinde duran kilimayı açtığımda içerdeki soğuk kırılmaya başlamıştı. Odama kimse dokunmazdı bu yüzden istediğim gibi ısıtırdım burayı. Kansızlık başa belaydı ki insanladın terlediği havalarda bile üşüyen bir insandım. Sandalyeme oturduğumda Ceycey elleri cebinde odanın içinde dolanıyordu. Bana döndüğünde elimle önümdeki sandalyeyi işaret ettim. Oturduğunda bana döndü yüzündeki gülümseme biraz daha büyümüştü.

"Vay be, bizim küçük büyümüş de savcı olmuş hala inanmak zor. Odan da şirinmiş. Çabuk ısınır burası. "

Tek derdi ısınmaymış gibi davranıyordu. Bir ben farkındaydım. Acıkmıştı. Ki sabahın köründe kalkıp benimle buraya gelmişti. Elime telefonumu aldığımda ona döndüm.

"Domatesli kaşarlımı hala? "

Bana döndüğünde ne dediğini anlamıştı. Başını iki yana salladığında ayağa kalkıp masamın başına geldi.

"Çok da acıkmadım aslında. Ama kahvaltı günün en önemli öğünü malum. Bir de aklımdayken yarın işe gelmeden bir hastaneye git kan ver. Neyin eksik neyin fazla görelim. "

İş yine sağlığa gelmişti. Allah var benim de en nefret ettiğim şey o hapları zamanında içmek zorunda olmaktı. Zamanı takip etmek zor oluyordu. Şu tok içilecek şu aç içilecek derken iki haftaya kalmadan ilaçları içmeyi bırakıyordum.

"İyiyim ben. Nida sağ olsun her vitamini tam alıyorum da tek ellerim üşüyor. Demir yine yerlerde sürünüyor heralde."

Elindeki telefona yeniden sarıldığımda kafamda hissettiğim tokatla Ceyhun'a döndüm. Geri kalmadan dizlerine vurduğumda geri çekildi.

"Salak ne yapıyorsun. Kalan iki tane beyin hücrem vardı zaten onlar da gitti."

Gülmeye başladığında siparişi verdiğim için arkama yaslandım. Parmağımı ona doğru sallarken takip ediyordu.

"Ararım güvenliği gelir alır dölek dur. "

Ha bu arada dölek dur sakın dur bir iş çıkarma başımıza gibi bir şey. İkinci memleketim Kayseri'li yanım yeni kelimeler katıyordu bana sağ olsun.

Gözlerini açarak bana bakarken kınar gibiydi.

"Cahil biraz modernlik öğren dölek dur ne? Ayrıca o demirin yerlerde sürünmesinin tek sebebi sensin haberin olsun neyse cahil nerden bilicek tıbbı bilimi işte anca kan vahşet."

Başımı salladığımda yerine geri oturdu önümdeki dosyayı açtığımda pat diye en üste konulan fotoğrafları masanın üzerine dizmeye başladım. Yan tarafta duran panoyu kalkıp masanın yanına çektim. Yine dosyada olan makdülün fotoğrafını alıp panonun ortasına yapıştırdım. Altına kırmızı kalemle makdül diye not tuttum. Masanın başına tekrardan oturduğumda fotoğrafları incelemeye başladım. Ceyhun'un bakışları masanın üzerinde olan fotoğraflardan birine kaydı.Kanı çekilmiş olana. Eline aldığı fotoğrafı daha da yakınlaştırıp baktı. Elinden kaptığım fotoğrafı yerine geri koydum.

"Elin kolun düzgün durmuyor ki bir kere de otur da tostunu bekle işte ya. "

Parmağıyla fotoğrarı gösterirken gözleri bana döndü.

"Uyuşturucu kullanmış. Ölmeden önce kullanmış hemde. "

Fotoğrafa döndüğümde karşımda sadece damarları belli olan ruh gibi beyaz bir yüz vardı. Önüne aldığım fotoğrafı Ceyhun'a uzattım. Parmağıyla bir noktayı göstererek konuşmaya başladı.

"Tipik uyuşturucu değil bu. Yeni bir çeşidi çıktı şimdi."

Kaşlarını çatıp adını düşünmeye başladı kısa bir süre konuşmaya başladı.

"Ekstazi bu. Beyinde olan duygu sentezlerini etkiler mutluluk verici gibi bişey. Yan etkileri de var. Kalp ritmi bozukluğu yapar. Uykusuzluk ki gözlerinin altının morluğunu buna bağlayabiliriz. Dişlerini istemsiz sıkma eylemi yapar ki çenesi kilitli. Zaten bu 1913 den beri bazı ülkelerde ilaç olarak kullanılıyordu son yıllarda yasaklandı. Ama nasıl olduysa bulmuş. Etki hala devam ediyormuş."

Fotoğrafı masaya bıraktı düşünmeye başladı söyledikleri elimizde olan çoğu şeyle uyuşuyordu. Arkadaşı ya da sevgilisi olmadığı söylenmişti depresyonda olması olasıydı. Kalp ritim bozukluğu zaten vardı ki ameliyat olucaktı. Ayağa kalkıp panoya Ceyhun'un söylediklerinin özetini geçirdim ona döndüğümde hala boşluğa bakıyordu.

"Ceyhun abi bu ne kadar etki eder. Yani ne zaman almış olabilir? "

Bana döndüğünde biraz düşündü.

"Onu düşünüyorum birçok alma stili var ağızdan alırsa en fazla üç dört saat. Etki süresi de var kırk dakika kadar. Ağızdan almış olmalı büyük ihtimalle sıvı hali hiç bir şeyde yok toplatıldı onlar. "

Başımı salladığımda masama yeniden oturdum. Bu yara bölgesinin olduğu fotoğrafı gösterdim. Yüzünü ilk başta biraz buruşturdu ama eline alıp incelemeye başladı.

"Abi bu nasıl olmuş olabilir? Nasıl öleceğini bilen biri yapmış bence çünkü tek yara izi bu başka hiç bir yerinde bişey yok. "

Biraz baktıktan sonra elimdeki kalemi aldı ve fotoğrafın üzerinde bi şeyler çizmeye başladı. Yanıma geldiğinde eliyle gösterdiği aynı zamanda işaretlerini bölüm boynun orta kısmıydı.

"Bak şimdi. Bu çizdiğim yerden ölüm hızlı olmaz ama olur. Ve yara yani bıçak izi orda yani. Öldürülmesi yani ölmesi uzun sürmüş. Demek. Burdan kan kaybı fazla olur. O yüzden öbür taraflardan kurtarabilme şansı daha fazladır kan akışı biraz olsun az olduğu için. "

Ellerim belimde onu onaylarcasına bakmaya devam ediyordum.

"Öyle işte bilerek yapılmış bir iş nerden yaralayacağını biliyor da öyle yapmış. Bunun için diyebileceğim çok bişey yok. Eğer dediğin gibi vücudun diğer bölgelerinde bir yara yoksa bu uyuşturucu ihtimalini de onaylar nitelikte başka izi yok çünkü zaten kendinde değildi. O yüzden karşılık falan da veremedi."

Başımı onaylar şekilde salladığımda arkama yaslandım. Yanaklarımı şişirerek bir süre nefesimi tuttum. Kadın cinayetlerinden nefret ediyordum. İncelemesi zor ve kan dondurucu oluyorlardı. Bir sağa bir sola doğru dönerken kapı çaldı. Başımı kaldırmadan kapıya doğru döndüm. Aylin elindeki poşetle kapıdaydı.

"Gel Aylin gel. "

İçeri girip kapıyı kapattığında elindeki poşeti masaya bıraktı. Masada olan fotoğraflar dikkatini çekmişti belli ki. Panoya baktığında elini ağzının üstüne kapattı. Bir süre panoya baktı baktı.

"Aylin bir sorun mu var? "

Bana döndüğünde eliyle fotoğrafı işaret etti.

"Bu kızı tanıyorum ben iki alt sınıfımdaydı olaylı bir okul hayatı vardı."

Başımı sandalyeden kaldırıp ona bakarken kaşlarım çatılmıştı. Aylin'e sandalyeyi gözlerimi işaret ettim. Ne demeye çalıştığımı anlamıştı ki geçip oturdu.

"Anlat Aylin ne biliyorsun? "

Ben Aylin'e bakarken bir el masanın üzerindeki poşete uzandı. Döndüğümde Ceyhun sessiz olmaya çalışır gibi put gibi duruyordu. Poşeti eline ben verdiğimde şaşırmıştı.

"Sana da söyledim Aylin kahvaltı yapmadıysan ye yoğun bir gün olucak."

Aylin elini salladığında tok olduğunu anlamak mümkündü.

"E Aylin anlat artık. "

Bakışları Ceyhun'a döndüğünde tostunu kemiren Ceyhun'a döndüm.

"Anlat, anlat kimseye bişey demez o unutur hemen. "

Ağzındaki lokmasıyla bana dönün Ceyhun'un yüzünü görmek mümkündü.

"Hadi abi ye artık şunu ne olur. "

Tekrar Aylin'e döndüğümde düşünüyordu. Biraz bekledim. Biraz daha. En sonunda gözleri beni buldu.

"Esra bu. Okulun olaylı kızı. Geçen sene erkekler arasında çıplak fotoğrafları yayıldı bir dönem dondurdu okulunu. Sonradan geldiğinde sürekli fenalaşıyordu. Her gün okula ambulans gelirdi. Duyduğum kadarıyla kalp krizi geçirmiş. Sonra da kalp hastası olduğunu öğrenmişler."

Bunu biz zaten anlamıştık. Ama neden olduğunu öğrenmek iyi gelmişti.

"Sonradan bir tıp öğrencisiyle çıktığını öğrendik. Çocuk okula yatay geçiş yapmıştı haliyle olaylar hakkında bilgisi yoktu. Sonradan ne olduysa bunların iyi giden ilişkisi birden bozuldu her yerde kavga etmeye başladılar. Çocuğun sinir problemleri vardı. Sonra ne oldu onlara bilmiyorum ama çocuk en son ayrılmıştı. Ertesi hafta da başka biriyle çıkmaya başlamış. "

Başımı salladığımda önümde duran ajandaya anlattıklarının özetini çıkardım. Elimdeki kalemi geri bıraktığımda Aylin'e döndüm.

"Bu cinayet nerde oldu Aylin? "

Biraz düşündü bir şeylerin farkına varmış gibiydi. Gözleri açılırken bana döndü.

"Eski sevgilisi yaptı. "

Ceyhun'un öksürük sesiyle ikimiz de ona döndük. Son duyduğu biraz ağır gelmişti. Çekmecedeki peçetelerden biraz alıp ona uzattım. Aylin'e tekrar döndüğümde kanı donmuş gibiydi.

"Uyuşturucu kullanıyormuş. Ekstazi. Bir süre sonra kalp ritim bozukluğu yapıyormuş. Ceyhun anlattı. Yani gördüğü zorbalık uyuşturucuya götürmüş onu. Çocukla sürekli kavga etmesinin sebebi belki de buydu. Çocuk bırakmasını istiyor kız ise reddediyordu. Çocuğun adını hatırlıyormusun? "

Başını salladığında sandalyeden kalkıp panoya her şeyi yazdım. En son odamdan çıkıp koridorda yürümeye başladığımda Arda'nın odasına gidiyordum. Önüne geldiğimde kapıyı çalıp içeri girdim.

"Arda, Esra Korkut evine arama izni ne zamana çıkarabiliriz? "

Başını masasından kaldırıp bana bakmaya başladığında nefes nefeseydim. Ayağa kalkıp sürahiye bir bardak su doldurup bana verdi. Üstünden bir yudum içip masanın üzerine bıraktım. Gözlüğünü bir parmağıyla ittiğinde bana döndü. Masaya yaslanmış elleri cebindeydi.

"İki güne çıkar heralde en geç."

Başımı salladığımda masasının başına geçti.

"Şu son cinayet değil mi? Dosyaya baktım da işin zor hiç delil yok. "

Küçük bir kıkırtı çıktı ağzımdan. Bana döndüğünde elimi belime koyup ona bakmaya başladım.

"Geçen sene çıplak fotoğrafları yayıldığı için okulu dondurmuş bir dönem. Döndüğünde okuldakiler kalp hastası olduğunu öğrenmiş fazla atak geçiriyormuş. Sonradan bir tıp öğrencisiyle sevgili olmuş. Bir süre sonra sürekli kavga etmeye başlamışlar. Anlayacağın mutlulukları uzun sürmemiş. Bizim anladığımız kadarıyla uyuşturucu kullanmaya başlamış o zorbalık dönemi. Ekstazi bir nevi mutluluk verici. Ve kalp ritim bozukluğu yapıyor. Bu da elimizdeki şeylerle uyuşuyor. Ve bak ki cinayet nerde işleniyor. Hastanede bizim anladığımız yani tahmin tabiki. Eski sevgilisi yaptı. Kavgalar da uyuşturucu yüzündendi çocuk öğrendi ayrılmaya çalıştı ama kız istemedi. Ayrılır ayrılmaz başka bir kızla birlikte olmuş. Anlayacağın elimizde çok şey var. "

Ağzı bir karış açık kalmıştı. Sonradan ağzını geri kapattığında önündeki bilgisayara döndü. Arkasına yaslandığında bana baktı.

"Yaptım başvuru. Çıkar heralde üç beş saate."

Başımı sallayıp kapının yanına doğru yürüyordum. Arkama son anda dönsüm.

"Ha bir de adli tıpa yazsan kan testi de yapsalar. "

Başını salladığında kapıyı açıp çıktım. Derin bir nefes verdiğimde koridorda yürümeye başladım. Terlemiştim resmen. Hastanenin yönetimiyle konuşmam lazımdı. Doktorların dosyaları lazımdı bana. Odama girmeden koridorun sonundaki mutfaktan bir bardak kahve aldım. Odama girdiğimde Aylin odada değildi. Ceyhun da telefonuyla uğraşıyordu. Başınının üstünden bana baktı sonra telefonuna geri döndü.

"Hayırdır Savcı Hanım? Bir hışımla çıktınız gittiniz bişey oldu sandık. Kızın da beti benzi attı çıktı gitti. Kusuyor heralde. "

Gülerek masama tekrar oturduğumda önümde duran fotoğrafları toplayıp dosyanın içine geri koydum. Saat daha erkendi ve iznin çıkmasını beklemem lazımdı. Çantamdan telefonu çıkardığımda Nida herhangi bir mesaj atmamıştı daha uçaktan inmemiş olacaktı heralde. Kahvemden sesli bir yudum aldığımda Ceyhun'un gözleri bana döndü.

"Ay tamam be bir daha öyle içmeyiz medeniyet yoksunu değiliz ve evet kocaman oldum ve böyle kahve içiyorum. "

Bana kaşlarını çatarak bakmaya başladığında bir şey söylemekten vazgeçmiş gibiydi.

"Salak banane nasıl içiyorsan iç. Akşam katılmam gereken bir davet var gelsene benle. "

Akşam yapacak bir şeyim olup olmadığını düşünmeye başladım. Hiç işim yoktu. Başımı salladığımda yine önümdeki telefona döndüm.

"Bir saat önce haber verseydin keşke böyle olmaz çünkü. Allah bilir beni ziyarete gelmenin sebebi de bu yemektir. Yine ne ödülü alıyorsun? "

Yüzü gülmeye başlayınca bana döndü. Ayağa kalktı. Boğazını temizler gibi yaptığında bana bakıyordu. Halini gülmemek elde olmadığı için gülümsüyordum.

"Karşında yılın en iyi cerrahı duruyor. "

Gülümsemem yerini şaşkınlığa bırakınca yüzündeki gülümseme daha da arttı. Basanın başından kalkıp boynuna atladığımda biraz sendeler gibi oldu. Sırtına vurdumda biraz canı yanmış gibiydi.

"Salak niye önceden demiyorsun. Ben de saçma saçma konuşuyorum. Ayy çok sevindim ben ya. Seninle gurur duyuyorum abim benim. Gelirim tabi. Göğsümü gere gere gelirim. "

Kollarımı açtığımda baştan aşağıya onu süzdüm. Cık bu haliyle olmazdı.

"Bence sen ne yap biliyor musun git bir berbere şeklini şemalini dülzettir. Saçlgern falan. İnşallah giyeceğin kıyafet hazırdır. Ayrıca kim seni cerrah seçti be? "

Kollarımı tamamen çekip masama geri döndüğümde eski yerini geri almıştı.

"Hazır hazır o. Ayrıca ben en iyi Cerrah seçilebilcek bir insanım. Heralde en iyi performans gösterenler arasından seçilmiş ben de tam bilmiyorum. "

Başımı sakladığımda elimle kapıyı gösterdim.

"Seni dışarı alalım dediğim gibi iyi bir berber bul. Süslen püslen geri gel beni al. İşim o zamana biter heralde. "

Çantamdaki anahtarı ona fırlattığımda tuttu. Ayağa kalktığında telefondan kendisine bir baktı.

"Çok da kötü değil aslında ama dediğin gibi olsun hadi Behlül kaçar. "

Kapıyı açıp çıktığında arkama yaslandım.Benim lafımı çalıyordu gıcıklığına. Derin bir nefes verdiğimde içimdeki sevinç katlanarak artıyordu.

Arda'nın arbasından indiğimde karşımda eski bir apartman vardı. Arama izni sunduğumuz sebepten erken çıktmıştı. Hemen atlayıp geldiğimizde inceleme ekibi bizi bekliyordu. Apartmanın içine girdiğimizde hafiften bir rutubet kokusu vardı. Üçüncü kata tırmanırken hata yapıp yapmadığımı düşünmekle mesguldüm. Arkamdaki ekiple yürüken dokuzuncu dairenin önünde durdum. Partolonumun cebinden çıkardığım pembe eldivenleri takıp elimdeki anahtarla kapıyı açtım. İçerisi girdiğimiz andan itibaren fazla renkliydi. Her yer çiçeklerle doluydu. Normal bir şekilde gelseydim bu eve çok masum görürdüm. Kenara çekildiğimde ekip içeri girip odalara dağıldı. Arda yanıma geldiğinde etrafa sorgular bakışlar atıyordu.

"Bu kadar renk arasında hasta olması çok normal. Sirkten fırlama duruyor etraf. Hale bak. "

Tiksinerek içerde yürümeye başladığında peşinden gittim. Benim ilgi odağım yatak odasıydı ki ne olursa orda olurdu. Koridorda yürürken kapılardan içeri bakıyordum. En sonunda yatak odası olduğuna kanaat getirdiğim odaya girdim. Burası da renkli bir odaydı çok normal gözüküyordu. Makyaj masasının önüne geldiğimde aynanın kenarına ilştirilmiş duran fotoğrafa takılmıştı gözüm. Yüzü sivilcelerle dolu bir çocukla yan yana durmuş bir fotoğraftı bu gözlerinin içi gülüyordu ikisinin de. Mutlulardı. Büyük ihtimalle bahsi geçen eski sevgili buydu. Fotoğrafı alıp elimdeki poşetin içine attım. Masanın altında duran çekmeceyi açtığımda içinde kapsüller olan iki tane kutu buldum. Kapağını açıp baktığımda kapsüllerin içinin bir çeşit sıvıyla dolu olduğunu gördüm. Onu da alıp başka bir poşete koydum. Uyuşturucumuz bu olmalıydı belli ki. Odanın içinde yürümeye başladığımda baş ucunda olan komidinin ilk çekmecesinde açtım. İçinde bir kaç tane toka ve bir defter dışımda bir şey yoktu. İçini açtığımda günlük olduğunu fark ettim. Onu da yanıma alıp odanın içinde her yere baktım ama başka bir şey yoktu.

Evden çıkarken omzumlarım düşüktü. Pek bir şey bulamamıştım ve ne varsa hepsini inceleme ekibi almıştı. Bulduğum şeye de bakamıyordum yani. Arabaya bindiğimde emniyet kemerini takıp çantamdan telefonumu çıkardım. Ceycey mesaj atmıştı açıp baktığımda tıras olmuş yüzü gözü açılmış şekildeydi. Yüzünü kapatan maymun emojisi atıp telefonu bir kenara bırakıp beklemeye başladım. Bir süre sonra elindeki cep kolanyasıyla Arda çıkageldi. Ellerine her yerine sıkıyordu ki arabaya binince etrafı bir limon kokusu sarmıştı. Biraz daha sıkmaya başladığında elinden kaptım.

"Arda ellerin ölmüş artık yeter mikrop falan kalmadı. Bu kadar da başak olduğunu belli etme. "

Oflayarak emniyet kemerini taktığında elimdeki kolanyayı yan tarafta duran kapı gözüne koydum.

Adliyenin önünde indiğimizde Ceycey kapının önünde elleri cebinde bekliyordu. Yanına gittiğimde baştan aşşağıya süzdüm onu. Ellerini kenara kaldırıp etrafında bir kere döndüğünde başımı onaylar anlamda salladım.

"Yüzün gözün açılmış şükür. Sarı sakal güzel durmuyor biliyor musun? "

Yüzünü tiksinir şekilde getirip bana baktığında gülümsedim.

"Abin her haliyle olay kızım. Kurban ol sen o sarı sakallarıma unutma ki kedi ulaşamadığı ciğere mundar dermiş. "

Gözlerimi devirdiğimde elimden tutup beni etrafımda döndürdü.

"Şaka kız alınma hemen en güzel halinlesin. Hep güzeldin. Hala güzelsin. Senin yüzünden az çocuk dövmedim. "

Yüzümde olan kırgınlık gülümsemeye yerini bıraktığında elimi beline attım. O da aynı zamanda omzuma koydu ve yürümeye başladık. Otoparkta arabayı bulup bildiğimizden bu sefer sağ koltuk prensesi bendim. Emniyet kemerimi bağlayıp önüme döndüm. Arabayı çalıştırmadan Ceycey bana döndü.

"Kuaföre falan gidicek misin? "

Başımı olumsuz anlamda salladığımda o da başını salladı ve arabayı çalıştırdı. Otoparktan çıkana kadar ikimizde konuşmadık. Stresli bir andı çünkü salak saçma park eden insanlar yüzünden yirmi dakikada zor çıkmıştık.

"Ee bu akşamki konuşman hazır mı bari? "

Bana döndüğünde yüzündeki gülümsemeyle yapmadığını anladım.

"Salak mısın sen be? Kaç kere alıcan bu ödülü de rahatsın. Ne anlatıcaksın? Sinir ediyorsun beni. Beni bir yılın en iyi savcısı seçseler aylar önceden konuşmam hazır olurdu."

Bana tekrar döndüğünde yüzündeki bakış bu sefer aşşağılayıcıydı.

"Öyle bir şey olmayacağı için dert etmene gerek yok güzelim. Konuşma falan tırt hallederiz onu bir şekil."

Koltukta yan döndüğümde yediğim laf sokmayla beraber laf biraz ağır gelmişti sanki aman çok da kafaya takmamak lazımdı. Küçük detaylardı bunlar.

Arabayı binanın otoparkına park etiketen sonra Ceycey kendi arabasından takım elbisesini ayakkabısını falan aldı. Binanın içine yürüken ne giyeceğimi düşünüyordum. Kırmızı yeni aldığım bir elbise vardı ama çok mu abartı kaçardı bilmiyordum. Necla gibi üstüne de kürkünü giyip çıkabilirdim ama yetmişlerde bir davete katılıyormuşum gibi olurdu. Ama başka seçenek de yoktu çünkü ben davete gitmiyordum. Düğüne bile gitmiyordum. Aklımdaki düşüncelerle yanımdaki Ceyhun'a döndüm. Elindeki takım elbiseyi kendinden bir metre uzakta tutuyordu ütüsü bozulur diyeydi belki de anlamak şuanlık mümkün değildi. Koluma girdiğimde yüzünü bana döndüğünü hissettim. Ona alttan bakarken ne ara bu kadar uzun bir insan olduğunu anlamaya çalışıyordum ki ayağımda da topuklu vardı.

"Söyle Nazlı'm söyle ne sorcan? "

Esen rüzgarla yüzümü buruşturdum. Soğuktan iliklerime kadar nefret ediyordum. Senelerce Anadolu'nun ortası Kayseri ayazında yaşam sürdürmüştüm ama ben hala ılık güneşli geçen İzmir günlerini özlüyordum.

"Kırmızı giysem çok abartı kaçarmı? "

İki saniye kadar önüne bakıp düşündüğünde zaten binanın kapısına gelmiştik. Kapıyı açıp beni beklediğinde ileri gitdim. Asansörün düğmesine basıp ona bakmaya başladım. En sonunda bana döndüğünde şükrediyordum.

"Bence kaçmaz ama elbisenin modeli ve kumaşına bağlı denersin görürüz ona göre. Ödüle diye gidip geçen nezarette bitsin istemiyorum. "

Abi deyince kızıyordu ama tam da öyle davranıyordu. Başımı salladığımda asansörün önümde açılan kapısıyla içeri girdim kat düğmesine bastığımda birazcık heyecanlıydım.

İki saattir duşu maskesi bakımı kremi derken yorulmuştum ve daha giyinip saç makyaj yapmam lazımdı. Oy birliği ile aldığımız kararla kırmızı elbiseyi giyecektim. Aslında Ceycey pek giymem taraftarı değildi ama ben üzerimde görünce daha da beğenmiştim. Makyaj masamın başına oturduğumda içeri Ceycey girdi elindeki ütüyle bana bakıyordu.

"Bozuk kızım bu böyle ütü mü olur? "

Bıkkın bir şekilde ona döndüğümde elindeki ütünün altına bakıyordu.

"Abi bozuk falan değil o dün Nida kullandı bişey yok. Fişe tak yap işte ütülü değilmi zaten kıyafetler gerek bile yok. "

Bana döndüğünde bir iki dakika düşündü dediğim mantıklı gelmişti sanırım.

"Yok bir kere daha üstünden geçiyim ben. Ayrıca bozuk bu bozulmuş ne buhar çıkıyor ne şu çıkıyor. "

Ayağa kalkıp elindeki ütüyü aldım. Şu haznesinin kapağını açtığımda içine baktım haliyle boştu.

"İçinde su yokta ondan abi git şu doldur şuna bardağı banyoda alt dolapta. Hadi beni olayalama. "

Sırtından ittirip kapıyı da arkasından kapattım. Masamın başına oturduğumda önümdeki malzemelere bir göz attım. Normal günlük makyajıma bir kaç detay ekliycektim yani pek de bişey yoktu. Yapmam gereken özel olarak bir göz makyajı vardı o da en basitinden kahve tonlarında olurdu. Dediğim gibi yaparak şipşak biten makyajımla kendime bakıyordum
Tabi yüzümde hala pudra vardı onu en son süpürecektim. Saçlarıma geçtiğimde düz bir fön çekip uç taraflarını dalgalandırdım. Bir sol tarafı sağ tarafın üstüne atıp iyice sabitledikten sonra elbisenin önüne geldim. Güzeldi. Kırmızı straplez yaka omuzlarında kolları olan bir elbiseydi yere kadar uzanıyor çok da derin olmayan bacak üstünde bir dekolteyle bitiyordu.

Zor bela girdiğim ve kapatabildiğim elbiseyle cebelleşmem bitince komidin üstündeki saate baktım bir buçuk saatiniz vardı. Bizim en geç yarım saate çıkmamız lazımdı ki geç kalmayalım. Odamdan elimdeki topuklularla çıktığımda salonda oturan Ceyhunu gördüm. Klasik erkek işte hazırlanması on dakika sürüyordu. Elindeki ceza kanununu okuyordu. Kaşları çatıktı. Odanın kaşısında olduğumu fark edince bana döndü baştan aşşağıya süzdüğünde etrafımda bir kere döndüm. Elimi belime koyduğumda bana bakıyordu.

"Sen gelmesen mi acaba ya. Böyle fazla güzelsin. Olmaz tamam. Gelmiyorsun. "

Ayağa kalkıp yanıma geldiğinde elindeki kitap koltuğun üstünde kalmıştı. Kaşlarım hafifçe çatılırken yüzünde olan gülümsemeyi görmek mümkündü. Üstünde simsiyah gömlek aynı zamanda altında da siyah kumaş pantolon vardı. Ön iki düğmesi açıktı ve oldukça karizmatik görünüyordu.

"Şaka kız. Hadi hadi bekle bekle öldüm be. Ne uzun sürdü bu iş kaçak kat çıktın heralde suratına belediyeden izni varmı? "

Çenemden tutup sağa sola çevirdiğinde elimdeki topukluyu kaldırdım. Şu hani topuğu tamamen markanın logosu şeklinde olan siyah ayakkabı varya tam da ondandı.

"Bunu görüyorsun demi. O güzel beynine girsin istemiyorsan sus abicim ha ne dersin? "

Geri çekilip başını he he der gibi salladığında koltuğun üzerinde duran ceketini aldı. Kapıya doğru gittiğinizde elimde çantamın olmadığını fark ettim. Elimdeki ayakkabıları Ceyhun'un kucağına bırakıp odama koştum. Çantayı son kez kontrol edip çıkıyordum ki kapıdan çıkmadan parfüm sıkmadığım aklıma geldi. Resmi durabilecek en iyi parfümü sıktıktan sonra dolaptan paltomu alıp çıktım. Kapının önünde elinde ayakkabılarımla beklerken bıkmış bir şekilde bana bakıyordu.

"Hadi be Arya dahi be kızım be vallahi senden sonra başladım hazırlanmaya senden önce bitti yine geç kalıyoruz her yere. "

Elindeki ayakkabıları alıp giymeye başladığımda başımı kaldırıp ona baktım.

"Sabrımı zorlama senin yüzünden heyecan yapıyorum her zaman böyle oluyor. "

Ayakkabılarımı giyip takılarımı kontrol ettim. Onları unutmamıştım en azından. Paltomu üstüme geçirip kalıyı kilitlediğimde anahtarı çantama attım. Başımı kaldırıp Ceyhun'a baktıpımda dalmış gibiydi.

"Kolyeni babam almamış mıydı mezuniyetinde. "

Evet amcam almıştı benim için kıymeti büyüktü ve şans getirdiğine inanıyordum.

"Şans getiriyor karışma. Hem de gayet şık bir mücevher. "

Başını salladığında asansöre yürümeye başkadı. Kapılar kapandığımda aynadan kendine son bir kez baktım. Belki kim bilir hayatımın aşkı karşıma çıkabilirdi. Pek inanan biri değildim ama artık bekarlık da sıkmıştı. Yirmi yedi yaşında millet çocuğunu büyütüyor ben kan vahşet peşinde koşuyordum. Özenmiyor değildim. Aklımdaki düşüncelere seni evlendirmeyeceğim turşunu kuracağım diyen amcamın sesi yankılandı.

Arabadan indiğimizde kapısının önünde olduğumuz binaya baktım. Kaç kat olduğunu sayamacağım kadar katı gözüküyordu. Arkamızdaki araba Vale ile gittiğinde bakışlarım Ceyhun'a döndü ceketinin düğmesini ilikliyordu. Bir kaç adımla yanıma gelip koluna girmem için kolunu uzattığında düşünmeden girdim. Hava soğuktu üşüyordum ve dışarda beklemek gittikçe daha çekilmez bir hal alıyordu.

Kapıdan içeri girdiğimizde fazla ışık gözümü kamaştırmıştı. Üzerimizdeki ceketleri aldıklarında asansöre doğru yöneldik. Konuşmuyorduk ne yapacağımızı ikimiz de bilmiyorduk ama akışına bırakmak en iyisiydi. Ne kadar plan olursa o kadar sarpa sarıyordu çünkü. Benim elim ayağım her yanım heyecandan titriyordu. Asansör düğmesine basıp beklemeye başladığımızda yanımdaki Ceyhun'a döndüm. Belli etmemeye çalışsa da hafiften heyecanlıydı.

"Şş abi ne oldu hani çok rahattın bayılacaksın birazdan. "

Yukardan bana bakarken bir eli saçıma gitti. Bir tutamı kulağımın arkasına iterken bişey demiyordu önüne döndüğünde derim bir nefes verdi. Elini cebine koyduğunda tekrar bana döndü.

"Küpen biraz öne çıksın. Güzel gözüküyor. "

Konuyu değiştiriyordu. Ama yemezlerdi. Kolumla dürtüklediğimde tekrar bana döndü.

"Arya'cım tatlım heyecanlı olduğumun farkındasın ben de farkındayım ama zorlama münasip yerlerimden soğuk terler akıyor. "

Ağzımdan küçük bir kıkırtı kaçtığında asansörün kapısı sonunda önümüzde açıldı. Bir elimle elbiseyi tutarak yürüdüğümde sonunda içerdeydik. Ceycey'in kolundan ayrılmamıştım. Resmen titiriyordum ben. Bacaklarım zangır zangırdı. Benim aksime yanımdaki vatandaş pek rahat gibi gözüküyordu ne kadar heyecanlı olduğunu söylese. Bir gelen görmediğimizde Ceyhun'un eli on beşinci katın düğmesine gitti. Yaklaşık elli saniye sonra kapı kapanırken içeriye bir el uzandı. Ağzımdan kaçırdığım hıçkırıkla korkmuştum. Ceyhun'un eli üstüme eğilirken kapı açıldı. Eğer kimse az daha parmaklarının tamamından oluyordu. Ama kapılar tekrardan açıldığında karşımda gördüğüm yüz ile kapanmasının daha münasip olduğunu fark ettim. Takım elbise içindeki Yunus tam karşımdaydı. Kaşları hafif çatıktı nefes nefeseydi. Alnında bir kaç damla yer vardı. Bir süre gözlerime sorgular şekilde bakıyordu. Ceyhun'un bakışlarının da bana döndüğünü hissettiğimde ona baktım. Yunus sessizce bana sırtı dönük şekilde asansöre bindi. Tamamen aynalı olan asansörden ben onu görüyordum o da beni. Yüzünde mimik yoktu. Cebinden çıkardığı peçeteyle alnındaki yerleri silip peçeteyi tekrar cebine koydu. Ciğerlerim acımaya başladığında nefes almadığımı fark ettim.

Bir yıl gibi geçen beş dakika sonrası kaşılar sonunda açıldı ve Yunus koşar adım asansörden indi. Benden bu kadar kaçıyor olması için miydi yoksa acelesi olduğu için miydi anlamamıştım. Şuan onu takamayacak kadar önemli işlerim vardı. Büyük salonun kapısına geldiğimizde içerden gelen gülme ve konuşma sesleri kulaklarıma dolan piyano sesi ortama pek de uyum sağlamıyordu. Kapıdan içeri attığım adımla ortamın çok kalabalık olduğunu anladım. Ceyhun'un kolumdaki eli elimi tuttu. İçeri girdiğimizde etrafa gözlerimi gezdirdiğimde etrafın oldukça şaşalı bir şekilde süslendi ğibi gördüm. Ortadaki pistin üzerinde kocaman bir avize vardı ve parıl parıl parlıyordu. Gözlerim bir kadının üstünde durduğunda yargılar şekilde bakıyordu bize. Oldukça güzel ve alımlı bir kadındı. Uzun saçları ensesinde topluydu. Üstüne yapışan eteklerine doğru bol aran bir elbisesi vardı. Gözleri bana değil direkt Ceyhun'a bakıyordu.Ceyhun'a döndüğümde gözlerini kaçırmıştı kadından. Gerilmişti ve şuan bende gerilmiştim. Elimi geri çektiğimde bakışları bana döndü. Ceyhun'un kulağına yaklaşıp fısıltıyla konuşmaya başladım.

"Burası çok kalabalık. Ve girer girmez gerildim. Ve el ele tutuşmamız için pek müsait bir ortam değil. "

Başını bana çevirip salladığında gözleri arkamdaki bir noktaya kaydı. Gülümsemeye başladığında eli belime gitti ve beni yöneltmeye başladı. Eteğime basmamak için çırpınarak yürürken masaların arasında dolanıyorduk.Etrafından geçtiğimiz masalarda yoğun bir sohbet vardı. Hastaları ve hastalıklar konusunda konuştuklarına yemin ederdim ama kanıtlayamazdım. En sonunda bir masanın yanında durduğumuzda Ceyhun beni bırakıp önümüzde duran adama sıkı sıkı sarıldı. Ayrıldıklarında aralarında geçen konuşmayı duyamıyordum. Yanlarına biraz daha yaklaştığımda adamın eli bana uzandı.

"Merhaba Serdar ben. Ceyhun'un üniversiteden arkadaşıyım. Memnun oldum. "

Yüzüne yerleşen küçük gülümsemeyle bana uzanan eli sıktım. Cana yakın bir adam gibi duruyordu güleçti.

"Bende memnun oldum. Arya ben. Bende kardeşiyim diyebilirim. "

Başını ben biliyorum der şekilde salladığında gözüm masada oturan diğer kişilere kaydı. Gülerek birbirleriyle konuşuyor içkilerini yudumluyorlardı. Tekrar Serdar'a ve Ceyhun'a döndüğümde küçük bir konuşma içindeydiler. Ceyhun'a yaklaştığımda belime sarılan el ile sohbete sonunda dahil olmuştum.

"Bizi de unuttun ve oğlum. Fransa ne, ne görüşebiliyoruz ne konuşabiliyoruz bıktım artık gel de kurtulalım. "

Küçük bir kahkaha çıkmıştı ikisinden de. Ceyhun'un eli Serdar'ın omzuna küçük bir dokunduğunda bana bakıp tekrar Serdar'a döndü.

"Bende bıktım valla ya. İki senedir. Türkiye cennetmiş meğerse tek iyi yanı var istediğine türkçe küfür ediyosun kimse anlamıyor. "

Yine gülüştüklerinde etrafa bir bakındım. Yaklaşık iki masa kadar uzakta duran Yunus'u gördüğünde göz göze geldik. Elindeki şarabı yudumluyordu. Küçük bir gülümsediğimde yanına gelen bir grupla gözleri benden ayrıldı. Tekrar önüme döndüğümde sohbet sırası bana gelmişti. Serdar meraklı ama bir o kadar da biliyormuş gibi bakıyordu bana.

"Ee Arya sen ne yapıyorsun nasıl gidiyor? "

"Aynı bizim de o ceset senin bu cinayet benim geziyoruz. "

Bir an duraksadığında sonradan tekrar bana döndü. Korkmuş ve anlamamış gibiydi.

"Sen hangi mesleği yapıyorsun ki adli tıpçı mı oldun?"

Elimi olumsuz anlamda sakladığımda sorar gibi bakıyordu.

"Savcıyım ben yaklaşık bir bir buçuk senedir. Öyle ceset falan da dediğime bakma günde elli ceset falan görmüyoruz haftada bir kaç kez denk geliyor. "

Başını salladığında eliyle masayı gösterdi.

"Ayakta kaldınız buyrun oturun sizin için ayırmıştık zaten. "

Ceyhun bana bakıp başını hafifçe salladığında benim buraya geleceğimden benim dışımda çoğu kişinin haberi olduğunu anladım. Bana gösterilen sandalyeye oturacakken Ceyhun sandalyemi çekti. Arkamdan gelen kısa kuyruğu kaldırıdığında rahatça sandalyeye oturdum. Bacak bacak üstüne attığımda açılan bacağımdan ben de rahatsız olmamış değildim ama böyle oturmadan da rahat edemezdim. Çantamı masanın üstüne bırakıp yanımda dönen sohbete katılmaya çalıştım. Herkes birbirini tanıyıp benim yabancı kalmam biraz dışlanmış hissettiriyordu. Ceyhun'la Serhat'ın sohbetine doğru döndüğümde arkada gördüğüm yüz gülümsememe sebep olmuştu. Aynı üniversitede okuduğumuz oda arkadaşım karşımda duruyordu. Sandalyeden kalkıp hızlı adımlarla yanına gittiğimde kollarını açmıştı. Sıkı sıkı sarıldık birbirimize aramızdaki bağı hiç kopmamıştı ama o doğuda bir doktordu. Yani ülkenin iki ucunda uzak düşmüş iki arkadaştık. Ayrıldığımızda ellerimiz ayrılmamıştı.

"Kız sen burda ne yapıyorsun. Benim haberim olmadan tıp mı okudun yoksa."

Beren'in güzel yüzü karşısında salak salak gülümsüyordum.

"Sen şimdi bırak tıpı doktorluğu bu güzellik ne kızım ya bebek gibi olmuşsun. Saçlara bak saçlara en son taramaya fırsatın olmuyordu ya ne güzelsin sen. "

Sarı saçları önündeydi parıl parıldı üstünde olan pudra elbise ayaklarına iniyordu. İkimizde hayran hayran birbirimize bakıyorduk.

"Sen kendine bak önce ya. O kitapları taşıycam diye her yerin morluklarla dolu olurdu. O odaya gelen küçük kız yerine karşımda kocaman ve çok güzel bir kadın var. "

Başımı sağa doğru eğdiğimde dudaklarımı büzdüm.

"Ağlarım ha ama iki yaşçık büyüksün be. "

Küçük bir kıkırtı çıkmıştı ağzından. Etrafında bir kere döndüğünde tekrar bana döndü.

"Ee ne işin var senin burda hiç beklemezdim seni burda görmeyi. "

Elimle masada Serdar'la konuşan Ceyhun'u gösterdim.

"Şu bebe ödül kazanmış da biz de velisi olarak gelelim dedik. "

Arkama baktığında Ceyhun'u gördü. Başını anladım der gibi salladığında tekrar bana döndü.

"Benim ödülü bu kaptı yani. "

Başımı olumsuz anlamda salladığımda ellerimi daha sıkı tuttu.

"Gelsene bizim masaya bizim okuldan bir kaç kişi var takıldığımız. "

Başımı salladığımda elimi arkadan tutup yürümeye başladı. Bir kaç adımda masanın yanına geldiğimizde sonunda tanıdık simaları görmenin mutluluğla boş bulduğum bir sandalyeye oturdum. Garsonun getirdiği beyaz şaraptan alıp bir yudum içtim. Masaya döndüğümde zamanında birlikte takıldığımız Timur bana döndü.

"Ee Arya senin varmı hayatında birileri?"

Başımı olumsuz anlamda salladığımda yüzümde küçük bir gülümseme vardı.

"Evde kaldım ben heralde kimse ne geliyor ne gidiyor. Saplığın dibini sıyırıyorum kaç senedir. "

Masa topluca güldüğünde hanımla oturan Ceylin'in eli elime sarıldı.

"Üzülme üzülme biraz evlenmezsen ben alırım seni."

Bu sefer gülme sırası bendeydi. Küçük bir kahkaha attığımda elimi Ceylin'e uzattım. Hayali bir yüzük geçirdi parmağıma. Tekrar masaya döndüğümüzde koyu bir sohbetin içine girmiştik. Kafamı çevirdiğimde Ceyhun'un gözleri etrafı tarıyordu. Elimi hafifçe kaldırıp salladığımda beni gördü. Gülümseyip önüne döndü.

Gençliğimizde yaptığımız saçmalıkları konuşmaya ve bol bol gülmeye dalmıştık ki pistin ortasına konulan kürsüde duran adam mikrofona dokundu hepimiz adama döndüğümüzde masadan izin isteyip kalktım. Ceyhun'un yanına geldiğimde sırtına dokunup yanındaki boş sandalyeye oturdum. Çantamın masada olduğunu unutmuştum. Ceyhun'un masada duran elini tuttuğumda bana döndü gergindi. Küçük bir nefes egzersizi yaptığımda bana ayak uydurdu. Tekrardan kürsüye döndüğümüzde kürsünün başında duran anaç bir adam vardı. Saçları kalmamıştı gözündeki ince gözlükle mesleğine hayatını vermiş bir insan olduğu belli oluyordu. Elindeki kağıtları düzenlediğinde mikrofona döndü.

"Baylar bayanlar hepiniz hoşgeldiniz. Bu gün burada Türkiye çapında yılın en iyi faaliyet gösteren hekimini ödüllendiricez. "

Birden kopan büyük bir alkışlamayla birlikte etrafa bakındım. Yunus yine ayaktaydı yüzünde hiç bir minik yoktu ona baktığımı hissetmiş gibi gözleri beni buldu. Gözlerimi kaçırıp önüme döndüğümde kürsüde ki adam tekrar konuşmaya başlanmıştı.

"Siz değerli meslektaşlarım öncelikle tekrardan hepiniz hoş geldiniz. Meslekte doldurduğum ellinci yılda tanıdığım birçok doktor arkadaşım oldu. Ülkenin farklı şehirlerinde insanlık için çalışmakta hepside. Hakkınızı ne ben ne de bir başkası ödeyebilir. Sizi bir ödüle tâbi tutmak aslında hiç doğru değil bunun ben dahil hepinizin farkında olduğunu düşünüyorum. Lafı fazla uzatmadan toplanma amacımızı yerine getirmek istiyorum. "

Elindeki zarfı açarken boğazını temizledi. Zarfı açıp kaşlarını çalarak okuduğu yazıyla mikrofona döndü.

"İki bin yirmi beş yılı yılın en iyi faaliyet gösteren doktoru Sayın Uzman Doktor Ceyhun Çetin'i sahneye davet ediyorum. "

Eli elimden ayrıldığında ayağa kalktı. Ceketinin düğmelerini iliklediğinde alkışlar yükselmeye başladı. Sahneye doğru yürüdüğünde arkasına dönüp bir yere baktı ama nereye baktığını anlamadım. Kürsünün yanına gittiğinde eline verilen plakete bakıp kürsünün başına geçti.

"Değerli meslektaşlarım öncelikle tekrardan hoşgeldiniz beni bu ödüle layık gören herkese teşekkür ederim. Sayın hocamın dediği gibi birimizin hakkı ödenmez. Burdan öncelikle beni her zaman destekleyen kandan olmasa da candan olan canım kardeşim Arya'ya ikinci olarak eğitim hayatımda bana hep yeni şeyler katan hocalarıma teşekkür ederim. Benim diyeceklerim bu kadar teşekkür ederim."

Kürsüden ayrılıp masaya doğru yürümeye başladı. Önünden geçtiklerine selam veriyordu. Masaya geldiğinde ayağa kalktım. Ceyhun yanıma geldiğinde ikimizde aynı anda sarıldık. Sırtımı sıvazlayan elleri bir süre sonra durdu.

"Başardın."

Başını omzumda salladığında gözlerim doluyordu.

"Senin sayende. "

Dolan yaş gözümden damladığında ayrıldık. Parmaklarımı gözlerime bastırdığımda Ceyhun'un bakışları arkama kaydı. Nereye baktığını görmek için başımı çevirdim ama göremedim.

"Ben bir lavaboya gidiyim bari ağlayacağım şuracıkta yoksa. "

Başını salladığında yürümeye başladım. Koridorda yürürken gözüm terasa çıkan koridora kaydı. Arkası dönük olan kişinin Yunus olduğunu anlamam pek de zor olmadı. Soğukta deli dürtmüştü sanırım ki orda duruyordu. Çok da düşünmeyerek tuvalete girdim.

Tuvaletten çıkıp acele ederek salona doğru yürümeye başladım. Biraz fazla kalmıştım tuvalette üstümü başımı düzelteyim orama şurama bakıyım derken heralde yarım saat geçmişti. Salonun kapısından içeri girdiğimde masaya doğru yürümeye başladım. Basanın başına geldiğimde Ceyhun burda değildi. Serdar'a sorar gözlerle baktığımda bana döndü.

"Nerde bende bilmiyorum Arya arıyorum açmıyor. "

Başımı salladığımda ellerimi belime koyup etrafa baktım.

"Buralardadır ya ben bir bakayım. Sende arama artık bişey oldu sanar. "

Başını salladığında arkama dönüp yürümeye başladım. Salona bir göz gezdirdiğimde görünürde yoktu. Salondan çıkıp yürümeye başladığımda koridorlarda yürümeye başladım. Az önce Yunus'un olduğu terasta çıktım. Orda yoktu. Bir sonraki koridora döndüğümde yürüyordum. Alt kata kadar inmiş oralara da bakmıştım. Merdivenleri hızlı inip çıktığımdan nefes nefese kalmıştım. Kendimi dizginlemem lazımdı çünkü ilacıma uzaktım. Yangın merdiveninin önünden geçerken içerden gelen seslerle yerimde durdum. Kapı aralıktı içeri baktığımda Ceyhun'la o girişte gördüğüm kız öpüşüyorlardı. Elimi ağzımın üstüne kapattığımda nefes almayı unuttum. Arkamı dönüp yürümeye başladığımda nefesim daralmaya başladı. Astım krizimin tutması gereken en olmaması gereken yerdi. Koridordan döndüğümde bir elimle duvara tutundum. Ben nefes almaya çalıştıkça ciğerlerim tıkanıyordu. Bir elimle göğsüme vurmaya başladım. Bacaklarımda dayanacak güç kalmamıştı. Kendimi yere bıraktığımda bir çift kol beni tuttu. Yere oturduğumda gördüğüm gözleri tanımıştım. Yunus'tu bu. Beni dik konuma getirdiğinde kaşları çatıktı.

"Arya, Arya bana bak. Nefes al ne oldu Arya ne oluyor neyin var? "

Elimi göğsüme vurduğumda sesim zorla çıkıyordu.

"Astım. İ-ilaç çantamda Yunus acil lazım. Hızlı ol. Lütfen. "

Başını hızla salladığında yanıma çöktüğü yerden kalktı. Koşar adımlarla yanımdan ayrıldı. Nefesim gittikçe daralıyordu en sonunda gözlerim kapanırken yanıma biri geldi. Ağzımı açtığında ilacın tadını aldım. Başım arkama düştüğünde az da olsa nefes almaya başlamıştım. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Bir süre sonra yerimde doğrulduğumda yüzüne baktım.

"Teşekkür ederim. Sana da zahmet oldu. "

Yavaşça yanından kalktığımda kollarımdan tutup kalkmama yardım etti. İliklediği ceketin düğmelerini açıp çıkardı omzuma koymaya çalıştığı ceketi geri ittim.

"O kadarını alamam tekrar teşekkür ederim."

Elinden aldığım ilacımla yürümeye başladığımda başımın dönmesiyle olduğum yerde kaldım. Yanıma geldiğinde beni kollarımdan tutup kenarda duran pufun üzerine oturttu. Ellerime baktığımda istemsizce tikrediğini fark ettim. Sabahtan beri sadece iki lokma bişey yemiştim. Kan değerlerim zaten düşüktü bişey yememek tansiyonumun da düşmesine sebep olmuştu. Omuzlarımda hissettiğim ceketle başımı kaldırdım.

"Teşekkürler."

Elleri belindeydi. Terlemişti. Bu kadar endişelenmesini ne ben ne de o beklemiyorduk sanırım. Dizlerimin üstüne doğru çöktüğüne elini alnıma koydu. Geri çekildiğimde hiç birşey olmamış gibi öylece duruyordu. Nefesim iyice yerine geldiğinde etrafa bakındım. Ceyhun hala ortada yoktu pek önemli işleri bitmemişti.

"Ne zamandır var? "

Başımı tekrar Yunus'a çevirdiğimde gözünü kırpmadan bakıyordu.

"Ne ne zamandır var? "

"Astımın. Sende öyle bir şey yoktu belli ki küçük bir boyutta da değil. "

Başımı salladığımda hala titriyordum. Üşüyordum da.

"On iki senedir var. Annemleri kaybettiğimden beri. "

Söylediğimden sonra bana bakan gözleri başka yöne kaçtı. Baktığı yöne baktığımda Ceyhun biraz uzağımızda dikiliyordu. Bakışlarım ona döndüğünde gözü elimdeki ilacıma takıldı. Bakışları tekrar bana döndüğünde gözlerimi kaçırdım. Yanımıza doğru birkaç adım attı. Ellerini beline koyup sorarcasına bakıyordu.

"Hayırdır. Ne oldu Arya? "

Gözlerim tekrar ona döndüğünde az önce gördüğüm manzarayla artık Ceyhun'dan tiksiniyordum resmen.

"Kızı yalnız bırakmasaydın keşke baya samimiydiniz."

Söylediğimle belindeki elleri düştü. Ayağa kalktığımda Yunus da benimle birlikte kalktı. Omuzlarımdaki ceketini alıp ona geri uzattım.

"Arya ne oldu diye sordum sana. "

İkisinin arasında gidip geliyordum. Tam ağzımı açmıştım ki koridordan az önceki kadın çıktı. Rujunu tazelemişti yanımızdan geçerken tanımamazlıktan geliyordu. Bakışlarım onunla birlikte ilerlerken en sonunda önüme döndüm.

"Ananın amı oldu abi. Ortada salak gibi seni ararken en sonunda yangın merdiveninde hiç de görmek istemeyeceğim pozisyonda gördüm seni. Astım krizi tuttu Yunus da gördü yardım etti. Merak etme köşede bir yerde birileriyle kırıştırmadım. "

Ağzı açık kalmıştı ki o da bunu beklemiyor gibiydi. Hafif adımlarla yürümeye başladığımda başım hala hafifçe dönüyordu. Masanın üstünden çantamı aldığımda Beren'e veda etmem gerektiği aklıma geldi. Masaların arasında yürümeye başladığımda en sonunda Beren'i bulmuştum. Bizim takımla hala sohbet ediyorlardı.

"Sayın hekim arkadaşlarım Behlül kaçar kendinize iyi bakın. "

Araya girdiğimde herkesin bakışları bana dönmüştü. Beren ayağa kalktığında kolları beni bir kere daha sardı. Sıcacıktı sarılışı annem gibiydi benim için.

"Böyle olmadı ama iki hafta kadar burdayım buluşalım bir ara özledim seninle sohbet etmeyi. "

Ayrıldığımızda başımı salladım. Ellerimi tuttuğunda soğukluğunu fark etmiş gibiydi.

"Ben bir önce kıçı doğrultayım da buluşalım topluca buluşalım hemde. "

Sorar gözlerle bakıyordu bana ne oldu dercesine şahsi doktorumdu biraz bişey olsa mesaj atar ne diye sorardım her seferinde de bıkmadan açıklardı bana.

"Astım krizi tuttu yine eve geçiyorum bişey de yiyemedim sabahtan beri tansiyonum da düştü heralde başım dönüyor biraz. "

Başını salladığında ellerimiz ayrıldı. Timur sohbetimizi duymuş olacaktı ki ayağa kalkmış yanımıza gelmişti.

"Ben bırakıyım istersen Arya ben de kalkıyorum. "

Elimi olumsuz anlamda salladığımda elimle arkayı gösterdim. Hani amacım kimseyi göstermek değildi yanlış anlaşılma olmasın. Ama gözlerimi arkama çevirdiğimde Yunus'u görmem bir oldu. Elinde az önce veri verdiğim ceketle biraz gerimizde bekliyordu. Timur'a geri döndüğümde anlamıştı ne demek istediğimi. Beren'e baktığımda kaşları çatıktı.

"Şu meşur Süren değilmi ya bu? Arkasından az sövmediğimiz? "

Başımı salladığımda yüzüne küçük bir sırıtma geldi. Koluna ufak bir vurduğumda;

"Ya yok öyle bişey yardım etti ilacımı getirdi yoksa ölüyordum şimdiye. Bir bağ da yok teşekkür ettim bitti niye orda bilmiyorum. "

Başını salladığında küçük bir el sallaması sonucunda arkama döndüm yürümeye başladım. Eteğimi kaldırıp yürüyordum artık ona da tahammülüm kalmamıştı. Ceyhun Serdar'ın yanındaydı. Beni gördüğünde ayağa kalktı.

"Gidiyor muyuz? "

Ona döndüğümde konuşmadım bir süre acıyan gözlerle baktım sadece ona.

"Gidiyorum sadece ben eve gelme. Seni ararken ölüyordum bu gün ben. "

Başı hafif öne düştüğünde bir süre öyle kaldı.

"Gelmek zorundayım tek gidemezsin. "

Arkamda hissettiğim mentol kokusu yakınımdaydı.

"Benle geliyor zaten tek değil yani. "

Arkama döndüp baktığımda zaten sesinden tanıdığım kişinin yüzüne de bakarak kesin olarak Yunus olduğunu anladım. Bakışlarım ikisi arasında dönerken Ceyhun ellerini yine beline koymuştu.

"Hayırdır da kardeş sen niye benim sürekli yoluma çıkıyorsun sabah da adliyedeydin sen. "

Yunus düşünmeden elini uzattığında korkmaya artık başlamıştım.

"Ben Yunus, Yunus Süren. Arya'nın uzun süredir arkadaşıyım. "

Daha fazla dayanamayacaktım bu görüntüye ben artık eve gitmek istiyordum.

"Tamam yeter artık ben gidiyorum ve asla seninle dönmeyeceğim abi. "

Yürümeye başladığımda arkamdaki mentol kokusu peşinden geliyordu ki Yunus cidden peşimi bırakmayacaktı sanırım.

Aşşağı indiğimde resepsiyondan kabanımı aldım. Dışarı çıktığımda soğuk yüzüme çarpmıştı. Kabanımın önünü iyice bağladığımda etrafa bakındım. Bir kaç saniye sonra yanımda bitmişti yine gereksiz. Bu gün için bir teşekkürü hak ediyordu belkide.

"Bu gün için sağ ol. Ha bir da geçen gün için de biraz fazla oldu sanırım kusura bakma. "

Başını salladığında yürümeye yelteniyordum ki kolumu tuttu. Kuş kadar hafif bir tutuştu bu. Ona döndüğümde sorarcasına bakıyordum.

"Seni ben bırakıcağım demiştim sanırım."

Başımı olumsuz anlamda salladığımda kolumu kurtardım.

"O kadarını ne gururuma yedirebilirim ne de kabul edebilirim ama yine de teşekkürler. "

Ben yürümeye başladığımda arkamdan o da geliyordu.

"Seni eve bırakmam lazım Arya iyi olduğunu görmem lazım sağ salim gittiğini. Nerde oturuyorsun hemen bırakayım seni. "

Tekrar ona döndüğümde bir özel hayat gizliliği politikasını düşündüm ama sonra uygulamanın mantıksız olduğunu anladım ki nerden bilecekti benim nerde oturduğumu.

"Güneş sitesindeyim anadolu yakasındaki. "

Gözleri hafif açılmış gibiydi.

"Sadece anadolu yakasında var zaten de ben de ordayım. Hangi blok?"

Ananı satıyım lan. Herifle aynı sitede mi oturuyormuşum lan ben? Yalan söylüyor ya da başka bir blokta oturuyor olması lazımdı ki görmem biraz daha zor olmalıydı.

"C blok. On ikinci kattayım. Karşı komşum falan çıkma ama. "

Başını olumsuz anlamda salladığında içimden Allah'a olan şükürlerimi sayıyordum.

"Karşı değil ama alt komşunum biraz. "

Yüzünde oluşan sırıtışla ciddi olduğunu anladım. Hani tamam bende binada kim oturuyor diye çetele tutmuyordum ama az çok kim var anlayabiliyordum. Başımı olumsuz anlamda salladığımda hala salak gibi birbirimize bakıyorduk.

"Sen ciddisin. "

Başını salladığında acı dolu gerçek yüzüme çarpmıştı. Önümde iki seksen duran insan evladı ise gayet gülümsüyordu. Bakışlarım gözlerini bulduğunda öylece kaldım. Bu kadar özlemiş hissetmem normal miydi yoksa fizik kurallarına aykırı mı davranıyordum. Bir beş dakika kadar düşündükten sonra en sonunda başımı salladığımda yüzündeki gülümseme daha da genişlemiş küçücük olan gamzesi ortaya çıkmıştı. Bu kış soğuğunda burda durduğum için Allah da beni çarpacaktı ama hadi bakalım.

Yolun nasıl geçtiğini anlamamıştım. Birden kendimi bodrumda otoparkta bulmuştum. Kapıyı açıp indiğimde içime derim bir nefes aldım. Arabanın içi resmen buram buram parfüm koktuğu için nefes almak pek de mümkün değildi. Asansöre doğru yürürken çantama uzandım. Anahtarı şimdiden çıkarmanın faydası vardı yoksa ben bu telaşla onu da bulamazdım. Zaten küçücük olan çantamın içinde elimi gezdirdiğimde anahtar namına bişey yoktu. Çantayı dibime sokup tekrar baktım. Ama anahtar cidden yoktu. Başımı kaldırıp düşünmeye başladığımda anahtarı en son arabanın içinde bıraktığımı fark ettim. Nerden bilebilirdim ki Ceyhun'a eve gelme diyeceğimi. Yanıma gelen Yunus asansör tuşuna bastı. Bana döndüğünde burnumdan soluduğumu biraz fark etmişti sanırım. İçimden kendime küfürler yağdırıyor sabaha kadar ne yapacağımı düşünüyordum. Anahtarın yedeği adliyede vardı sadece.

"Anahtarın mı yok? "

Yanımdaki Yunus'a döndüğümde başımı sallasım. Ama bir seçeneğimiz daha vardı ki çilingir. Allah'ım iyiki böyle meslekler var.

"Çilingir çağırıcağım sanırım. Sorun değil biraz beklerim. "

Asansör önümüzde açıldığında ikimizde içeri girdik. Ayağımdaki yüksek ökçeler iyice acıtmaya başlamıştı. Aynadan kendime baktığımda zaten tipimin de iyice kaydığını fark ettim. Ne ruj kalmıştı ne allık ruh gibiydim şuan. Buna daha fazla katlanamazdım. Çantamda çıkardığım ruju küçük küçük dokundurdum. En azından biraz renk vermesi iyi olmuştu.

"Gel bana ev boş dışarda bekleme. "

Yanımdaki Yunus'a yeni neslin tabiriyle bombastik atmıştım. Kulaklarım artık sal bizi gidelim diye yalvarıyordu ama ayaklarım da ne olur bir yere oturalım diye ağlıyordu ve ben canı tatlı bir insandım. Başımı hafifçe salladığımda kat düğmesine bastı. Asansör yukarı çıkarken gelen esnemeyle ağzım yırtılana kadar esnemiştim. Ağzımı çok şükür kapattığımda asansör durmuş kapı açılmıştı. Yunus elini önüme doğru uzattığında yürüdüm de ben nerden bileyim hangi daire herifin onun önde olması gerekmiyormu? Yinede önden önden yürürken ben ne olduğunu anlamadan Yunus önüme geçip çaprazımda duran kapının önünde durdu. Ceketinin cebinden çıkardığı anahtarla kapıyı açtı. Yerinde öylece durmuş çantama sarılmıştım. Sence biraz da fazla kendini açmıyor musun Arya he canım benim. Bu kadarı da biraz fazla değilmi bu gün için?

"Gelsene."

Gözlerim Yunus'a kaydığında elleri belinde bekliyordu.

"Ben gelmesem daha iyi olur yukarda beklerim biraz sorum olmaz. Zahmet verdim fazlasıyla zaten. "

Arkamı dönüp asansöre yürürken bir el koluma sarıldı. Ve ben daha ne olduğunu anlamadan ayaklarım yerden kesildi. Baş aşşağı Yere bakıyordum resmen.

"Yunus indir beni kusarım şimdi bu ne be yasak bu kardeşim cezası var bunun. "

O yürürken beni hiç duymuyor gibiydi.

"Kusura bakma ege kızı ben o tansiyonu ölçüp ilaç içirmeden şurdan şuraya gidemezsin. Nereye şikayet ediyorsan et hipokrat reis sağ olsun bu tıp dünyası için gayet yasal. "

Zaten bunun konuşması bitene kadar evin içine girmiş arkadan kapıyı kapatmıştı. Beni yere geri indirdiğin de yüzüme toplanan kanın geri gittiğini hissediyordum. Saçımı düzelttiğimde ben hala ona bakıyordum. O ise gayet doğal şekilde ayakkanılaeını çıkarıyordu. Kendi işini bitirip yerden doğrulduğunda gözleri beni buldu.

"E Arya ayakkabını da mı ben çıkarıyım? "

Yanımda duran vestiyere çantamı koydukran sonra aşşağı eğilip ayakkabılarımı çıkardım. Düz zemine bastığı için şükreden ayaklarım bayram ediyordu. Çantama geri dönüp içinden çıkardığım çorapları giydim. Başımı ayağa kalkıp üstümdeki kabanı da çıkardığımda yine küçücük çantadan çıkardığım şalı omuzlarıma aldım. Saçlarımı da çantada bulduğum tokayla topladığımda Yunus'a bakıyordum. O da şaşmış bir şekilde bana bakıyordu.

"Üşüyorum. "

Başını salladığında çantamdan telefonumu çıkardım. Şu herşeyin olduğu uygulamadan en yakında duran çilingiri çağırdım. Bakışlarım tekrar Yunus'a döndüğünde hala bana bakıyordu.

"Hala aynısın. "

Başımı eğip baktığımda ne demeye çalıştığını anlamaya çalışıyordum.

"Nasıl aynı? "

"Her şey için bir planın bir düzenin var. Ben o çantadan ölsem bunların çıkacağını tahmin edemezdim. "

Ellerimi iki yana açtığımda bana bakıyordu.

"E o zaman içeri geçelim kaldık böyle emanet gibi. "

Eliyle içeri gösterdiğinde yürümeye başladım. Benim dairemin aynısıydı ama karşı tarafıydı yani herşey benimkinin tersiydi. Yürüyerek salon olduğu anlaşılan bir odaya girdim. Her yer düz renklerle bezeliydi koltuklar duvarlar ve çoğu yer beyazdı. Ama cam önünde bir çok bitki vardı. Televizyonun üstünde asılı olan diplomalar dikkat çekiyordu. Başımı çevirip arkama baktığımda gözleriyle koltuğu gösterdi. Yürüyüp oturduğumda karşı sehpadaki küllük gözüme çarptı. Sigaraya mı başlamıştı. Oysaki nefret ettiğini sanıyordum önceden içenleri yargılar hayatlarını boşa tükettiklerini söylerdi. Gözlerim tekrar ona döndüğünde televizyon ünitesinin çekmecisine eğilmiş bir şeyler arıyor gibiydi. Bana tekrar döndüğünde elinde tansiyon aleti bir de sanırım kan şekerini ölçen şeyden vardı. Koltuğun öbür ucuna oturduğunda elini bana uzattı. Elimi elinin üzerine koyduğumda işaret parmağımı tuttu. Küçük bir iğne batırıp sıktığında kanı makineye sürdü. Bedenim ona dönmüştü. Parmağımı serbest bırakmıştı şükür çünkü canım acımıştı. Makineyi bana döndürdüğünde ekranda biraz düşük bir sayı vardı.

"En son iki gün önce falan bişey yedin heralde. Şeker hastalarında bu kadar düşük normal olmuyor. "

Başımı salladığımda biraz daha yanıma yaklaştı. Tansiyon ilacını kutusundan çıkardığında üstümdeki şalı attım. Koluma geçirip ayarını yaptığında koluma odaklanmıştı.

"Atatürk dövmesi ha? "

Gözlerim koluma kaydığında duran imzaya baktım. Çok küçükken karar vermiştim yaptıracağıma yeri ayrıydı. Annemde ve babamda da aynısı vardı. Onlar da üniversitede birlikle yaptırmıştı.

"Garibine mi gitti? "

Başını iki yana salladığında tansiyonum ölçülemeyecek başlamıştı. Benim bu esnada nedensizce çok gülesim geliyordu her defasında.

"E o zaman. Biliyordun zaten. "

Başını kadırmadan bana baktığında bir şey ima ediyordu.

"Biliyordum. Bende de var zaten. "

Bu detaya pek de gerek yoktu açıkçası. Yapmacık bir gülümsemeyle başımı yavaşça salladığımda kolumdakini çıkardı.

"Biraz normal ama yinede düşük. Bişeyler yemen lazım. "

Ayağa kalktığında kolundan tuttum.

"Gerek yok. Ben evde yerim gideceğim zaten birazdan."

Başını salladığında tekrar yerine oturdu. Önüme dönüp başımı arkama yasladım gözlerimi kapattığımda vücudumun her yeri sızlıyordu. Aklım acıyordu resmen.

"Anlatmak ister misin? "

Ona döndüğümde hala bana bakıyordu. Cebinden çıkardığı sigara paketinden bir dal sigara çıkardı. Sehpanın üzerinde duran bir kumandaya bastığında arkasında duran hava temizleyici çalışmaya başladı. Çakmakla ateşlediğinde hala ona bakıyordum.

"Neyi? "

"Yokluğumda neler olduğunu. "

Tekrar önüme dönüp derin bir nefes aldığımda tekrar gözlerine baktım. Bu gün pek de kaçışım olmayan konulara girecektik sanırım. Ağlamasam iyiydi.

"Nerden başlamalıyım. Kazayı katıyor muyuz?"

Başını iki yanına salladığında elindeki sigaradan büyük bir nefes çekti. Sigaradan da içinden de nefret ederdim ama sanki o da çok bayılarak içmiyordu. O yüzden o soğukta terastaydı. Yine derin bir nefes alıp gözlerimi tavana diktim.

"Kaza olup bittikten sonra kimde kalacağıma karar veremedim. Verecek halim de yoktu zaten. Ama amcamlarla kalmak istedim onlarla daha yakındık yaşadığımız yer sebebiyle. "

Tekrar ona döndüğümde başını salladı.

"İlk günler güzel denilebilecek seviyedeydi. Sürekli eve birileri gelip gittiğinden pek gözlerine batmıyordum. Sadece salonda oturup ağlıyordum. Yaklaşık iki hafta geçtikten sonra yengem biz sana bakıyoruz bak başkaları değil gibi şeyler demeye başladı. İlk ona hak verdim diğerlerine kin besledim bir süre. Sonra yengem babamla annemin bana arkasında bıraktıklarına laf etmeye başladı. "

Nefeslenip bir süre sessiz kaldım. Anlatmak pek içimden gelmiyordu ama anlatmazsam ne yaşadığımı bilmeden davranacaktı.

"En sonunda bir akşam amcam ile yengem beni karşılarına alıp tüm üstüme kalan malı istediler. Bazı şeylerin farkına varabiliyordum haliyle. Onların derdi ben değil bana kalan para ve maldı. Beni ne bana tek iyi gelen şeye antremanlarıma götürmüyorlar bazen sofraya bile çağırmıyorlardı. Olan da bunlardan sonra oldu zaten. "

Gözlerim dolmaya başlıyordu ve ben hikâyenin bu kısmından nefret ediyordum. Yanıma döndüğümde Yunus elindeki sigarayı kül tablasına batırmış kaiları çatık şekilde bana bakıyordu.

"İstemediğimi söyleyince amcam saçlarımdan tutup beni yere attı. Sonra eline aldığı makasla belime gelen saçlarımı orada kesti. Gece nasıl bitti hatırlamıyorum. Amcam beni ordan oraya çarparak ömrüm boyunca yediğim ilk dayağı iyi yedirmişti. Elimden telefonum alınmış bodruma kilitlenmiştim. "

Gözümden aktığını hissettiğim yaşı elimin tersiyle sildim.

"Yani anlayacağın yakınım sandığım kişiler en başından babamın parası için bizimle yakın olmuşlardı. Sonra yani yaklaşık üç ay sanırım Ahmet amcam geldi tabi ben bodrumdan odaya terfi etmiştim. Babamın en yakın arkadaşı. Arayıp da telefonları açmayan olunca eve gelmiş. Beni o halde görünce aldı beni. İstemedim ilk başlarda aynı şeyler olur diye. Polisi ararken bile engel oldum yapmasın diye. Korkuyordum besbelli. Ama sağ olsun beni dinlemedi polisi aradı beni ordan aldı. Vasvis babam oldu. Haliyle babamlardan kalan tüm mal benimle birlikte onun da oldu ama o ne kalan paraya dokundu ne de dokundurdu. Benim için sakladı. Beni bu yaşıma bu halime o ve Nesli teyze getirdi. Ceycey de oğulları bir nevi abim. "

Gözümden akan ikinci yaşla önüme gelen peçeteyi aldım. Gözlerini sildiğim de ona döndüm. Kaşları çatıktı. Gözleri bir noktaya dalmıştı. Sonunda bakışları bana döndüğünde gözleri hüzünlüydü.

"Astım da o amcanlarda kaldığın dönemde oldu. Sana ne yaptılar Arya o kadar? "

Sağ kaburgamda o günden kalan bir kırık vardı. Ağzımın içindeki dikişler ve kafamdaki yara izi aklıma geldi. Gözlerim yeniden dolduğunda ayağa kalktım.

"O da başka güne artık. Ben gidiyim biraz da yukarda bekleyeyim gelir zaten birazdan. "

Başını salladığında geldiğim koridordan geri döndüm. Kabanı telrar üstüme giydiğimde önümü kapattım. Ayakkabıları giymiycektim gerek yoktu. Çantamla ayakkabılarımı elime aldığımda Yunus kapıyı açtı. Kapıdan çıkarken arkama dönüp baktım.

"Sağ ol her şey için. Bir de anlattıklarım aramızda kalırsa sevinirim. "

Başını salladığında arkamı dönüp yürümeye başladım. Asansörün tam önüne geldiğimde bedenim birden arkama döndü ve kendini sıkıştırılmış bir halde buldum. Burnuma dolan mentol kokusu kişinin Yunus olduğunu açığa çıkarıyordu. Başım göğsüne geliyordu ve kalbinin atışlarını duyuyordum. Neden olduğunu pek de anlamadığım bir şekilde kalbi çok hızlı atıyordu. Hareket etmem pek güçlü ama onu ittirdiğimde gözlerine döndüm. Dönmemle birlikte kırmızı dukaklarla kızarmış gözlerden damlayan bir damla gözyaşı görmem bir oldu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

157okunma 44beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18