8. bölüm / 8
NAZLIM5. Bölüm: Sevgili
Bölümler 8Şu an: 5. Bölüm: Sevgili
Odadaki herkesin gözü Yunus'un tuttuğum elindeyken Yunus'a baktığımda ne yaptın sen der gibi bakıyordu gözlerime hafiften kulakları kızarmaya başlamıştı. Ben daha ne olduğunu tam olarak anlamadan Yunus'un eli elimden ayrıldı sonra da bir yumruk suratına indi.
"Yunus!"
Ceyhun Yunus'u iki yakasından tutmuş duvara yaslamıştı. Korkmuştum özellikle de burnunun kanadığını gördüğümde. Hızlı adımlarla yanlarına gittiğimde Ceyhun'un kolundan çekiştirmeye başladım.
"Abi bırak adamı ona niye kızıyorsun bana kız."
Gözleri bana döndüğünde söylediklerimin hiç bir etki etmediğini anladım. Bakışlarım Yunus'a döndüğünde yüzünde hiç bir mimik yoktu. Kurtulmaya çalışmıyordu. Ceyhun'dan katbekat yapılı olmasına rağmen ne ittiriyor ne de ona vuruyordu. Son çare arkamdaki amcama döndüğümde donmuş kalmıştı.
"Amca bişey yap açıklayalım lütfen. "
Amcamın gözleri beni bulduğunda bir yabancıymışım gibi bakıyordu bana. Ama dediğimi de yaptı. Gözleriyle Ceyhun'a bir şeyler işaret etti ve Ceyhun Yunus'un yakasında olan ellerini çekip bir sandalyeye oturdu. Ceyhun'dan kurtulan Yunus'a yaklaştığımda burnundaki kanı cebimde bulduğum peçeteyle sildim. Kaşlarım çatılmış bakıyordum ona niye hiç tepki vermemişti ki şimdi.
"Böyle olacağını bilemedim kusura bakma senin için de biraz emrivaki oldu ama söylemesem bir daha ömrü billah söyleyemezdim ben. "
Kısık sesle söylemiştim tüm bunları. Gözlerimiz buluştuğunda başını küçücük salladı. Elimdeki peçeteyle arkama döndüğümde amcamla göz göze geldik. Yanındaki yengemle ablama döndüğümde onlar da dehşete düşmüş gibi bakıyorlardı. Amcam gözleriyle yatağının karşısında olan koltukları işaret ettiğinde Yunus da bunu anlamıştı ki elimi tutup o koltuklara yürümeye başladı. Elim sıcak bir o kadar da yumuşak elleriyle buluştuğunda afallamıştım ama adımlarına ayak uydurup koltukta yanına oturdum. Hepimizi ölüm sessizliği aldığında amcam konuştu.
"Şimdi anlatın derdinizi."
Yanımdaki Yunus'a bakıp amcama döndüğümde konuşmaya hazırlanıyordum. Ki bana fırsat vermeden Yunus olaya el attı.
"Öncelikle geçmiş olsun Ahmet Bey. Bu hasta yatağında öğrenmenizi elbette istemezdik ama şartlar bunu gerektirdi. İster dövün ister sövün ama duyduklarımız tam manasıyla doğru. Arya'yı yani bir nevi kızınızı seviyorum. Ve düşüncelerim ciddi boyutta. Onay verirseniz en yakın zamanda ailemle birlikte sizi ziyaret etmek istiyoruz. "
Yunus'a bakarken daha güzel nasıl anlatılabilirdi diye düşünüyordum. Bakışlarım tekrar odanın içinde döndüğünde amcam yengemle birbirlerine bakıyorlardı. En sonunda bize döndüklerinde ellerimin titrediğini hissediyordum. Aslında heryerim titriyordu. Gözlerini kapatıp başımı önüme eğdiğimde söylediğim şeyin şuan için ne kadar gereksiz olduğunu fark ettim.
"Sen seviyormusun Arya? "
Başımı kaldırıp amcama baktığımda çatık kaşları biraz daha gevşemişti. Söylediği şeyle biraz afallamıştım ben de doğrusu seviyor muydum. Hayır sevmiyordum. Ama başımı salladım.
"Amca cidden şuan söylemek istediğim bir şey değildi hazır değilsiniz biliyorum. O yüzden ilk tanıştığınızda arkadaşım dedim. Ama ben seviyorum onu. "
Başını salladığında bakışları ikimiz arasında gidip geldi. Tekrar yengeme baktığında yengemin başını salladığını gördüm. Bize döndüğünde yüzünde mimik yoktu ama çatık kaşları sonunda açılmıştı.
"Ailene söyle en yakın zamanda gelsinler. "
Derin bir nefes verdiğimde elindeki elim gevşedi. Kendimi bıraktığımda gözlerimi kapattım. Onlar onay vermeseydi ben kendi başıma bir arpa boyu yol alamazdım. Yunus'un elini bırakıp ayağa kalktığımda o da peşimden ayağa kalktı. İlk önce amcama doğru ilerlediğimde yatağın yanında duran elini tuttum. İstemsiz gözlerim doluyordu bu anın gerçekten sevdiğim bir adamla ailemle olmasını isterdim. Babamın karşısında konuşmak isterdim belkide bilmiyorum ama onun bu kadar sakin kalabileceğini sanmıyordum.
"Teşekkür ederim. "
Gözüme dolan yaş yanağımdan süzüldüğünde gözlerimi kapattım. Tuttuğum elini elimden çektiğinde korkmuştum. Ya şimdi git ne yaparsan yap derse diye düşünmeye başladığımda o elini kaldırıp yanağımdan süzülen yaşı sildi.
"Sevdân için kimseye teşekkür de etme özür de dileme güzel kızım. Sana güveniyorum sen kimseyi elinden tuttuğun gibi buraya getirmeyeceğini biliyorum. "
Başımı salladığımda arkamdan sırtıma dolanan elleri hissettim. Başımı geri çevirdiğimde yengemin geldiğini gördüm. Başını koluma yaslamıştı. Bir nevi sarılıyordu bana.
"Rabbim hakkında en hayırlısını nasip etsin kızım. Ne kadar sevindiğimi anlatamam. Kaderin güzel olsun inşallah. "
Dolan gözlerimle gülümsediğimde biraz öyle durduk ablam geldi diğer yanıma o sarıldı. Saçlarımdan öptü bolca. En sonunda ayrıldığımızda birbirine ölümcül bakışlar atan Yunus ve Ceyhun'un bu soğuk savaşa son vermesi için Yunus'un yanına geçtim. Eli belime yerleşirken beni hafifçe kendine çekti. Bunu gören Ceyhun dayanamadı. Sızla ayağa fırladığı sırada oturduğu sandalye geriye doğru devrildi.
"Yok abi aklım almıyor. Biz seninle bu vatandaşı gittiğimiz her yerde gördük. Sonra adam ödül törenimde sana ilacını getirdi sonra onunla birlikte eve gittin. Ertesi gün doktoru buldu bizimle birlikte buraya geldi. Sence de bir tezat yokmu burda. Ne ara gördün de aşık oldun sen bu herife? "
Gözlerim Yunus'a kaydığında çenesini sıkıyordu Ceyhun'un dedikleri doğruydu. Bir hafta bile olmamıştı daha tekrar karşılaşalı. Başımı olumsuz yönde salladığımda ikisi arasında gidip geliyordum.
"Yunus'la daha İzmir'den tanışıyorduk. Ailemin de farkında olduğu yakın bir arkadaşlığımız vardı. Ve bu bağ hiç bir zaman kopmadı ilişki bitmedi. O yüzden sandığın gibi yeni bir şey de değil. Sadece çevremiz bilmiyordu. "
İkimiz arasında gözleri gidip gelmeye devam ediyordu. En azından senin gibi orda burda milletle yiğişmiyorum demek istiyordum ama amcam kalp krizi geçirsin de istemiyordum. Sebebim sonucumu yenemediği için sustum.
"Yeter Ceyhun. Yaptığın saygısızlık yetti artık. İkiside kocaman insanlar gelmiş hepimize herşeyi anlatıyorlar. Arkamızdan iş çevirselerdi daha iyi mi olurdu sanıyorsun. Kes artık şu hareketleri hayatın gerçeğini fark et. Arya her zaman yalnız kalmayacaktı elbet bir gence verecekti gönlünü ki bu kişi benim de çoktan gözüme girmiş biri olduğu için mutluyum. Sana laf düşmez bundan sonra "
Amcamın dedikleriyle Ceyhun'a kapak yapmak istedim ama tabiki öyle bir şey yapmadım. Ama yanımda duran Yunus'un saklamaya çalıştığı küçük bir sesle başımı ona doğru çevirdim. Yüzünde zafer gülüşü vardı. Bir süre daha böyle konuşmalar devam etti. Amcam girdiğimiz yolun ciddi olduğunu anlattı uzun uzun. Yengemle olan gençlik anılarını anlatıp gülmemizi sağladı ikiside. Ablam da yanıma oturmuş beni kolları arasına almıştı. Ama beni en çok güldüren şey amcamın Yunus'u sorguya çekmesiydi. Askerlik yerine kadar sormuştu. Yunus da edepli damat pozisyonuyla her sorulanı cevaplamıştı. Bu arada gelirken aldığımız poğaçaları da yemiştik. Ceyhun yine triplendiği için ne konuştuklarımıza katılmış ne de ağzına bir lokma birşey sokmuştu. Sadece Yunus'a öldürecek gibi bakıyordu. Saat bir buçuk sularına geldiğinde hummalı konuşmalar içinde kaybolan Yunus'a kaş göz yaparak yanıma çağırdım.
"Amca çok özür dileyerek senden birkaç saat istiyorum. Yunus'un hem ilk gelişi hem de bu gece mecburen gitmek zorundayız. Biraz kaçsak birkaç yer göstermem lazım da ona. "
Amcam gülümseyerek başını salladığında ikimizde odanın çıkılına yürümeye başladık. Kapıdan çıktığımızda derin bir nefes verdim. Saatlerdir kasılmaktan kemiklerim ağrıyordu. Elimi omzuma atıp yürümeye başladığımda Yunus da yanımda duruyordu.
"Ceyhun fazla bozuldu sanki. "
Asansörün düğmesine bastığımda gözlerimi devirdim.
"Müstahak ona dua etsin ağzımı açıp bir şey demedim yoksa atlayacaktım üzerine. Ama içimde bir şeyler oturmadı değil. "
Asansör önümüzde açıldığında bindim. En arkaya geçip yaslandığımda kollarımı önümde bağladım. Yunus düğmeye basıp yanımda durduğunda ellerini cebine atmıştı.
"Ne gibi? "
"Bir gence gönül vermiş karşımıza getirmiş dedi Ceyhun'a ama doğru değil. Ona üzülüyorum. "
Söylediklerimle başını salladı. Bana bakan gözlerini kaçırdığında önüne döndü. Kırılmış olamazlı değilmi. Sonuçta ne ben onu seviyordum ne de o beni. Bir anlaşma üzerinde sallanan bir sözdü bizim ki.
Kapısının önüne park ettiğim binaya bakıyorduk ikimizde. Burası benim ikinci lisemdi. Yunus'u getirmek istediğim yer. Eski liseyi biliyordu çünkü orda birlikteydik ama burasını bilmiyordu. Elleri cebinde önünde durduğumuz binaya bakarken kapıdan içeri adımımı attım. Öğrenciler tenefüsteydi bahçede birbirleriyle konuşan köşede top oynayan bir sürü çocuk vardı. Bahçede yürümeye başladığımda elime bir el dolaştığını hissettim. Yanıma baktığımda bu kişinin Yunus olduğunu anladım. Elimi geri çekmedim ya da bir şey demedim. Öylece yürüdüm. Yanımızdan geçen kızların kendi arasında kıkırdaştığını duyuyordum ama çok da umrumda değildi. Okul binasından ileri girdiğimizde hala aynı olan o girişi ilk gördüğüm gün geldi aklıma. Derin depresyondan daha çıkmamış olmamama rağmen amcam kaydımı bu okula yaptırmıştı. Cahil kalmış bir aklın hiç bir işe yaramayacağını söylemişti burda. Etrafıma baktığımda tanıdık bir yüz görememiştim. Koridorda nöbetçi öğrenmen vardı ama tanımıyordum. Yukardaki öğretmenler odasında birini bulmak umuduyla merdivenlerden çıkmaya başladım. Merdivenlerini tırmandığımızda Yunus'un etrafı incelediğini hissediyordum. Koridorda bakınırken sonunda o tanıdık yüze rastlamıştım. Karşımda Züleyha Hoca'm vardı. Edebiyat Öğretmenimdi önceden. Derdimi bir tek ona anlatmıştım o sağlamıştı biraz da geleceğe umutla bakmamı. İnsanın ailesi olmayınca her yerde bir sahip çıkanı oluyordu. Burdaki o kişi de Züleyha Hocamdı. Koridorda bir öğrencinin ona uzattığı soruya bakıyordu. Soruyu çözmesini bekledim. Çünkü bana yapılsa üstüne atlayasım gelirdi. Çocuk en sonunda yanından ayrıldığında Yunus'un elini bıraktım.
"Züleyha Hoca'm! "
Seslendiğimde gözleri beni buldu. Ona doğru yürümeye başladığımda o da bana doğru birkaç adım attı. En sonunda kolları açılmış bir şekilde beni karşıladığında düşünmeden sarıldım. Uzun uzun sarılırken saçlarımdan sevdi beni.
"Yaralı kuzum gelmiş hoş gelmiş. "
Ayrıldığımızda ellerimi bırakmadı bana hayran hayran bakan yüzüne karşılık ben gülümsüyordum. Yunus yanımıza gelmiş arkamda duruyordu.
"Ne güzel olmuşsun sen böyle kuzum ya ilk gördüğümde tanıyamadım seni. Zaman neler katmış sana. İyiki geldin. Neler yapıyorsun nasılsın? "
Ben gülümserken gözleri arkamdaki Yunus'a takıldı. Tekrar bana döndüğünde hayran hayran baktım yüzüne. Yıllar ondan nedensizce hiç bir şey götürmemişti.
"İyiyim hocam iyi olmaya devam ediyorum. Biliyorsunuz hukuk fakültesinden mezun oldum. Sonra işte HMGS falan savcı oldum şimdi İstanbul'da. "
Gözleri parıldadığında iki eli yanaklarıma gitti. Yüzümü avuçları içine aldığında sanki söyledikleri duyulmayacakmış gibi iyice yaklaştı.
"Bak neleri başarmışsın. Elime ilk geldiğindekiyle hiç bir alakan yok şuan ki halinin. Hep söyledim yine söylüyorum sen benim en büyük gurur kaynağımsın şimdi ki öğrencilerime bile seni anlatıyorum onlar da bu sene sınava hazırlanıyorlar. Derse benimle gelmek ister misin eğer müsaitsen. "
Başımı salladığımda yanaklarımdaki elleri çözüldü. Ellerini önünde bağladığında Yunus'la benim aramda gidip geldi gözleri. Arkamdaki Yunus'a bakıp yanına geçtiğimde gülümsedim.
"Bu da erkek arkadaşım Yunus hocam. Sizi de tanıştırmış olayım kalp ve damar cerrahı o da."
Başını salladığında elini Yunus'a uzattı. Yunus uzatılan eli sıktığında birbirlerine gülümsüyorlardı.
"Memnun oldum oğlum. Sende benim oğlumsu bundan böyle. Ama bu kızın gözünden bir damla yaş akarsa iki elimi yakanda bil. Yeri ayrı bende. "
Yunus gülümseyerek başını salladığında zil çaldı. Öğrenciler yavaş yavaş sınıflarına girerken Züleyha Hoca bizi öğretmenler odasına götürdü. Kadro benim olduğum zamana göre bayağı değişmişti. Tabi gıcık coğrafyacı hariç. Hala o uyuz suratıyla bakıyordu etrafa gözleri beni gördüğünde saygıdan küçük bir baş selamı verdim ama tepki vermedi bile. Zaten hiç hoşlanmıyordum bu adamdan konuşmamaya girmek benim için de iyi olmuştu. Öğretmenler odasında Züleyha Hocam'ın bizi oturttuğu sandalyelerden etrafı izliyordum. Haliyle çoğu şey değişmişti. En sonunda hocamın bize kaş göz yapmasıyla ayağa kalkıp odadan çıktık. Bir yukarı kata çıktığımızda duvarda hala yazılı duran anı köşesine gitti gözüm. İlk bizimle başlamıştı burası ve haliyle devam etmişti. Sınıfların kendince bıraktığı hatıraları vardı burda. Önünden hızla geçtiğimizde kendimi en somunda eski sınıfımın önünde bulmuştum. Kapıyı açıp içeriye girdiğimizde birbirleriyle gülüşen de vardı bir test kitabında uğraşan da ama çoğunluk hazırlandıkları sonavın derdindeydi. İçeri girdiğimizde herkes kendine çeki düzen verip ayağa kalktı. Küçük bir günaydın iyi dersler söylemlerinden sonra hepsi yerine oturdu. Biz Yunus'la öğretmen masasının önünde duruyorduk. Öğrenciler arasında fısırtılar dolaşıyordu. En sonunda "şşş" Diye susturdu Züleyha Hoca. En sonunda ayağa kalktığında eli bizi gösterdi.
"Çocuklar, bugün sizinle tanıştırmak istediğim birkaç misafirim var. Daha doğrusu bir tane. Size hep bahsettiğim bir öğrencim var hatırlarsınız belki Arya. İşte tam karşınızda duruyor. Sizin belki özel konulacaklarınız olur diye ben çıkıyorum ama her hangi bir şikayet duyarsam kötü olur haberiniz olsun. "
Öğrencilerden yükselmeye devam eden homurtular vardı. Ama Züleyha Hoca hiçbirini dinlemeden sınıftan geldiği gibi çıktı. Kapıdan çıkarken az çok bana göz kırptığını görebiliyordum. O çıkınca eski sınıfımda gezdirdim gözlerimi. Sıramı, eski anılarımı gördüm. Daldığım yerden uyandığımda sınıftakilerin bizi izlediğini gördüm. Yavaş hareketlerle öğretmen masasına yaklaştım çantamı çıkarıp üstüne koydum. Masaya yaslanmış durduğumda Yunus da arkasındaki duracak yaslanmıştı.
"Selam herkese evet hızlı bir giriş oldu farkındayım hatta bazılarınız dersten geri kalıyoruz diye düşünüyor olabilir. Ama ben de böyle olmasını planlamıyordum. Neyse ben Arya, Arya Nazlı Tekin. İstanbul'da Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapıyorum. Doğma büyüme İzmirliyim. Benim söyleyeceklerim bu kadar sormak istediğiniz bir şey varsa dinleyebilirim. "
Çocuklar önce birbirlerine baktı sonra bana bir süre öyle bakıştık. Ama en sonunda biri cesaret edip el kaldırdı ve başımla onayladım.
"Madem İzmirlisiniz bu bozkırda ne işiniz var?"
Yüzümü derin bir tebessüm aldığında yaslandığım masadan biraz doğruldum. Soruyu soran bir erkekti. Gözlerine derin derin baktığımda Yunus'tan bir öksürük sesi geldi. Dönüp bakmadım. Diğerleri de arkadaşlarının sorduğu soruya cevap istiyorlardı haliyle.
"Şimdi şöyle. Ben aslında sporcuydum yüzüyordum. Bir yarış dönüşü de ailemle evime dönerken bir trafik kazası geçirdik. Ve ben orda ailemi tamamen kaybettim. Başıma bir kaç olay daha geldikten sonra babamın bir arkadaşı beni aldı ve buraya getirdi. Bu bozkır dediğin yer aslında bana ikinci bir hayat şansı verdi ve bu şansı kullanıp kullanamadığıma sen kadar ver istersen. "
Söylediklerimle az önce konulan çocuğun başını önüne eğdiğini gördüm. Kızlardan birkaçının bir yere dalmış şekilde önüne baktığını fark ettim. Onlar için konuşmaya devam etmem lazımdı ki içinde oldukları hayatın kıymetini bilsinlerdi.
"Bu şehre ilk geldiğimde yüzüm gözüm morluklar ve yara izleriyle doluydu. Daha onuncu sınıfın başındaydım o zamanlar çocuktum daha. Hiç bir şeyin tam olarak nasıl olduğunu idrak edemiyordum. O halimle kaç gün hastanede kaldım bilmiyorum. Ama hastaneden çıkar çıkmaz amcam beni buraya bu okula getirdi. Ne kadar istemesemde kaydımı yaptırdı ve beni bırakıp gitti. Şimdi diyeceksiniz o da mı bıraktı sizi diye. Hayır, o her gün işleri olmasına rağmen beni okula bıraktı sonra da gelip aldı. En çok o inanırdı bana küllerinden doğacaksın derdi. Ben de onun bana olan bu inancını boşa çıkarmamak için köpek gibi çalıştım senelerce. Yani şunu anlatmak istiyorum ben o şartlarda bunları yaptıysam siz katbekat daha iyisini yaparsınız. En başta ailenizin sonra da durumunuzun kıymetini bilin. "
Gözlerim sınıfın içinde dolaştığında hepsinin pür dikkat beni izlediğini fark ettim. Yüzlerine ağırca tebessüm ettiğimde sırasıyla hepsi gözlerini kaçırdı. Bir şeylerin farkına varmış olmaladını umuyordum. Bir süre sessizce yerimizde durduğumuzda en sonunda bir tanesi daha konuşmaya cesaret etti.
"Peki üniversite nasıl bir yer? "
Gözümün önünden film şeridi gibi geçip giden o yılları hatırladım bir an. Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden birinde okumuştum. Çok zor aynı zamanda çok da güzeldi.
"Üniversite iyi bir üniversitede okuyan biri olarak söylüyorum çok güzel. Ama bir o kadar da zor. Yani böyle hukuktur tıptır diş hekimliğidir falan çok yorulursunuz. Ama tatlı bir yorgunluk olur sonuçta istediğiniz bir şey olur onları yapmak. Bazen yataktan çıkmak istemezsiniz sabah derslerinde bazen vizeler için sabahlarsınız falan. En iyi arkadaşlarını orda bulursunuz belki. Belki hayat arkadaşınızı ki ben bulamadım. Benimki lisede çıktı karşıma. "
Başımı çevirip Yunus'a baktığımda küçük bir tebessüm etti. Önüme geri döndüğünde kırkırdamalar duyuyordum. Öksürür gibi yapıp boğazımı temizlediğimde hepsi sustu. Dersin ilerleyen dakikalarında artık konuşmalarımıza Yunus da katılmıştı salak saçma anılarımızı anlatmış gülmüştük. Dersin nasıl geçtiğini anlamadığımda zil çaldı. Sınıftan gülerek çıktığımız birkaç kızla koridorda yürüyorduk. En sonunda merdivenin başına geldiğimizde hepsine tek tek elimi uzatıp sıktım.
"Kendinize çok iyi bakın ve hiçbirşey için geç olmadığını unutmayın. "
Hepsi başını salladığında arkalarına dönüp yürümeye başladılar. Züleyha Hoca'yla uzun bir vedalaşma faslından sonra okuldan çıkıyorduk. Saat çoktan üç olmuştu uçağa iki saat kalmıştı ve lojmana dönmemiz lazımdı. Arkama baktığımda Yunus okulun bahçesinde gezdiriyordu gözlerini. Belki beni burda hayal etmeye çalışıyordu. Etrafta dolanıp kahkahalar attığımı düşünüyordu. Ama en sonunda gözleri beni bulduğunda yanıma geldi.
"Güzel okulmuş burası bir iç açan havası var. "
Başımı salladığımda gözüme güneş gelmeye başladı. Şu soğukta sıcaklığa bir etkisi yoktu. Bir elimi gözlerime siper ederken Yunus'a baktım.
"Eve dönmeliyiz uçağın kalkmasına iki saat var. "
Başını salladığında arabaya doğru yürüdük. Arabada bizim değildi zaten ablamındı iki gündür biz kullanıyorduk ama onu da lojmanda bırakmamız lazımdı.
Evden çıkarken son bir bakış attım içeriye. Olduğum yerden salonun bir kısmı ile mutfaktaki tezgah görünüyordu. Elimdeki valizimle kapıda dururken bir daha en yakın ne zaman gelebileceğimi düşünmeye başladım. Ben böyle düşünürken Yunus az önce indiği merdivenlerden çıkmış koridorun başından bana bakıyordu.
"Arya hadi geldi taksi. Daha fazla bekletmeyelim. "
Ona döndüğümde başımı sallayıp evden çıktım. Ayakkabıkarımı giydikten sonra ayağa kalktığımda kapıyı çekip kapattım. Elimin altındaki valizi ittirmeye başladığımda yengemlerin belki de bana kırgın olduğu aklıma geldi. Her ne kadar gülüp eğlensekte belki de içerlemişlerdi onlara o anda söylememi. Amcam doğru düzgün benimle konuşmamış göz teması bile kurmamıştı. Ceyhun zaten kurulu bomba dokunsan patlayacak. Bir tek ablam gülücükleriyle karşılamıştı bizi. Arada dürtükleyip kaş göz bir şeyler yapmıştı ama anlamamıştım ne demeye çalıştığını. Merdivenlere geldiğimde eğilip küçük valizi kaldırdığımda karnımdaki yanık sızladı. Büyük ihtimalle su toplamıştı ama yaptığımız bandaj biraz olsun onu koruyordu. Bir de onun izi kalırsa artık yürüyen iz olacaktım. Zaten sırtımda olan o beyaz çizgiler fazla moral bozuyordu. Yüzümü ekşitip merdivenlerden inmeye başladığımda açık bıraktığımda saçlarım önüme geliyordu. Zaten dar olan merdivenleri iyice görmüyordum. Ben böyle cebelleşirken benim valiz elimden nasıl olduğunu anlamadığım şekilde uçtu gitti. Tabi merdivenlerden tangur tungur yuvarlanırken önden önden inen Yunus'a doğru gidiyordu. Ben daha seslenemeden o küçücük valiz nasıl olduysa lap diye Yunus'un dizlerine çarptı. Tabi dizler kırılınca Yunus da dengeyi kuramadı lap diye öne doğru yapıştı. Yani daha doğrusu sendelerken önünde duran duvara girdi. Ağzım açık olanları izlerken benim valiz de düz durmuş gidiyordu.
"Ay Yunus ya noldu bişey oldumu elimden kaydı ne olduğunu anlamadım açıkçası. "
Bana doğru döndüğünde çatık kaşlarıyla bakışıyordum. Şuan gülmemem lazımdı ama şeytan bir yerlerden gıdıklıyordu.
"Allah'ım sen bana sabır ver yâ Rabbim kızım madem taşıyamayacaksın söylesen de ben alsam nasıl olur? Böyle lap lap bir yere yapışmayız. "
Yüzüne aval aval bakarken gözüm valizime kaydı. Açıkçası onda hiç bir şey yoktu. Ben ikisi arasında gidip gelirken Yunus bir öf geçip eline aldığı valizle açık duran kapıdan dışarı çıktı. Taksinin bagajına resmen fırlattığı valizi koyduktan sonra öne geçip oturdu.
Evvet efenim İstanbul'a gelmiş bulunuyoruz tam şuan içime çektiğim nefesle hafif kararmaya başlayan havaya baktım. Güneş geri çekilirken arkasında bir kızıllık bırakıyordu. Her olaya sebep olan valizle yürürken önümde yürüyen Yunus'a baktım. Son o valizi dizlerine yemesinden sonra benimle bir kelime konuşmamıştı. Şimdi de önden önden yürüyordu. Benim arabayı almak için otoparka gitmem lazımdı bunu biliyordu ama tam tersi yönüne yürüyordu. Bir ara durup gittiği yere bakmaya başladığımda taksi durağındaki boş bir taksiye geçip oturdu ilk önce. Sonra o taksi önümden geçip gitti. Evet ikinci kez beni yanlız başıma bıraktı. Acıyla gülümsediğimde genzime dolan hisle gözlerimi kırpıştırdım. Ne bekliyordum ki zaten. İki gün birlikte takıldık diye eskisi gibi mi olacakcık. O hala bir yabancıydı sonuçta. Yavaş adımlarla otoparka yürüdüğümde elini tuttuğum an geldi aklıma. Bende ki de deli cesaretiydi. Sen niye adamın elini tutuyorsun salak mısın kızım ya. Herifin bizi siklediği yok bizim düşündüğümüz şeye bak. Ama bir Arya atasözü der ki at gibi giden it gibi döner. O yüzden bekle kızım. Hakim ol kendine. O seni görmezden geliyorsa sen yok olacaksın. Arabama bindiğimde hızla çalıştırıp eve doğru yola çıktım. Açık camdan gelen rüzgar saçlarımı hareketlendiriyordu. Radyodan gelen o tanıdık melodiyle yola devam ediyorduk. Bu gün şansıma çok bir trafik de yoktu zaten. Yavaş yavaş evime giderken telefonuma gelen meseja baktım. Beren'dendi bir mekanın konumunu atmış akşam barda toplanıyoruz sende gel yazmıştı. Yorgundum ama uzun süredir görmediğim arkadaşlarımla vakit geçirmek de iyi olurdu. Tamam yazıp gönderdiğimde arkama yaslandım. Evime giden son kavşağı da döndüğümde sitenin kapısında bekliyordum. Otomatik kapı bir süre sonra açıldığında bizim binanın altında olan otoparka arabayı park ettim. Elimde valizle asansöre bindiğimde aynalı asansörden kendime baktım. Sabah ki makyajdan yüzümde pek bir şey kaldığı söylenemezdi. Gözlerim şişmiş saçlarım kabarmıştı. Kapılar katımda açıldığında ilerleyip evin kapısını açtım. Ama açar açmaz beni karşılayan dağınıklık yüzümü buruşturmama neden oldu. Giriş dahil içeriye doğru gittikçe her şey gözüme batıyordu. Eve hırsız mı girmişti acaba ki bu kadar dağılmıştı burası ben en son bıraktığımda sanki böyle değildi. Elimdeki valizi kapının önüne bıraktığımda üstümdeki kabanı ve çantayı vestiyere astım. Ayakkabılarımı çıkarıp ayakkabılığa koydum. Girişten başlayan dapınıklığı toplaya toplaya odama girdim. Odamın hali her yerden beterdi. Ödül töreninin olduğu gün giydiğim elbise sandalyemin üzerindeydi mesela yanında ayakkabılar vardı. Yatak dağınıktı oda havasızdı. İlk iş camı açtım. Sonra yatağı topladım derken odayı toplaması da bitti. Kendimi en sonunda duşa attığımda karnımdaki yaranın üzerinde bandajı kaldırdığımda tahmin ettiğim gibi küçük küçük su topçukları oluşmuştu. Hızlı bir duş aldığımda banyonun aynasından kendime bakıyordum. Bir değişiklik olmamıştı. Hafif kızarmış yanaklarım soluk bir ten kalmıştı yüzümde. Üzerime bornozumu giydiğimde mutfağa girdim. Buzdolabını açtığımda Nida'nın yaptığı birkaç şey vardı ama onları yemeğe niyetim de yok gibiydi. En sonunda dolapta bulduğum bir tabak salatayla biraz portakal suyunu yiyip odama girdim. Saçlarımı kuruttuğumda saate bakmak aklıma geldi. Saat çoktan sekiz buçuk olmuştu hazırlanıp çıkmam gerekiyordu. Saçlarımı iyice dalgalandırdığımda biraz Türkan Şoray'a benzemiştim. Yaptığım açık tonlarda simli makyajla geçen alışverişte bayılarak aldığım pembe pullu eteği giydim. Üstüne giydiğim vücudu saran askılı beyaz bodyle tamamdı işte daha ne yapayım. Dolabın derinliklerinde bulduğum sirvi burunlu topuktan bağlamalı krem ayakkabıyı da giydim. Tabi kış şartlarında olduğumuz için üstüme yakasında ve bileklerinde kürk detayı olan beyaz bir kaban giydim. Çantamı da yanıma aldığımda evden çıktım. Önümü bağladığımda asansörün düğmesine basıp beklemeye başladım. Asansörün kapıları önümde açıldığında içeri girdim. Düğmeye bastığımda esnemeye başladım ama şöyle böyle esnemek.
"Heh yırt ağzını da kurtul. "
Diye söylendim kendi kendime. Neyse en azından makyajım güzel olmuştı ama ben yorgundum ya. Orda burda sızmazdım yine inşallah. Asansörün kapıları açıldığında karşılaşmayı beklemediğim bir yüz vardı karşımda. Aramızda iki santimlik mesafe oluştuğunda Yunus'u gördüm. Bir elinde ne olduğunu anlamadığım birkaç bişey vardı. Yüzüme bakmadan birkaç adım geri çekildiğinde onu ardımda bırakıp yürümeye devam ettim. Arabaya bindiğimde hem modumun yükselmesi hem de biraz eğlenmek için radyoyu açtım. Şansıma A Canım denk gelmişti.
Geldim üryan yangın her yan
Kırıldı aynam, görecek mi?
Aşk ile terli bu hayvan
Desturla öğrenecek mi?
Böyle böyle nakarata devam şarkılar birbirnini kovalarken ben de onlara eşlik ettim. Bazen kıvırdım bazen bağırdım falan. Bana konumu atılan mekana geldiğimde baya bir lükslük gözüme çarptı ilk önce. Bu doktorlar bu kadar çok mu kazanıyordu ki? Arabadan inip yürümeye başladığımda koluma çantamı taktım. Kapıdan içeri girdiğimde mantomu girişe bıraktım. Elimde çantamla kalabalığın içine girdiğimde etrafta çok da bir şeyin gözüktüğünü söyleyemezdim. Etrafa bakınırken deli gibi el sallayan bir grup gördüm. Dikkatli baktığımda bizimkilerin olduğunu anlayıp yanlarına gittim. Herkes çoktan eğlenceye başlamıştı. Kaptıkları masa da iyiydi yanlız. U şeklinde bir koltuk ortasında da yuvarlak bir masa vardı. İlk Beren karşıladı beni sıkıca sarıldığında bir süre öyle sarıldık. Nida şimdilik yoktu onun yerine Beren vardı işte. Ayrıldığımızda masadaki diğer kişilere göz gezdirdim. Genel kadro Timur, Ceylin, Beren ve ben bir de bonusumuz olarak Atakan vardı. Ama bu çocuk mimarlıktaydı heralde. Ceylin ayağa kalkıp yanımıza geldiğinde onunla da sarıldık. Masada diğer oturanlara baktığımda daha geldiğimi fark etmemişlerdi. Biz biraz daha ayaküstü ortalığı incelerken çilekeş başım Timur en sonunda beni fark etti. Masadan kalkıp yanıma geldiğinde kızlarla olduğu gibi olmasada onunla da bir sarıldık. Kulağıma eğildiğinde bir eliyle de Atakan'ı gösteriyordu.
"Bu da Atakan hatırlamıyorsan mimarlıktaydı ya hani. "
Kulağımdan ayrılıp bana bakmaya başladığında başımı salladım.
"Hatırlıyorum da o burda ne alaka anlamadım."
Ellerini bilmiyorum anlamında açtığında Beren'in beni masaya çekmesiyle oturdum. Şansa bir de Atakan'ın yanına düşmüştüm. Gözleri beni bulduğunda zoraki gülümsedim. Diğer bi yanımda oturan Ceylin beni kendine çekip kulağıma eğildiğinde ona doğru yaklaştım.
"Sana özel getirdik kuzu keyfini çıkar. "
Gözlerim fal taşı gibi açıldığında Ceylin'e bakıyordum. Kıkırdayarak önündeki masadan içeceğini alıp içmeye başladı. Bana uzattığı bardağı alıp bende içtim. İçinde ne vardı bilmiyorum ama hafif ekşi tatlı bişeydi. Dakikalar ilerledikçe müziğin sesi arttı ve haliyle bizim sesimiz de hafif çakırkeyif olmaya başlamıştık ve deli gibi gülüyorduk. Timur'un anlattığı saçma salak hikayeler hepimizi güldürmeye yetiyordu. Zaman ilerledikçe Atakan'la da konuştuk. İkimiz de birbirimizi hatırlıyorduk bu güzeldi en azından tamamen yabancı değildik. Biz konuştukça Beren'le Ceylin birbirlerini dürtükleyip gülüşüyorlardı. Ben ise her seferinde onlara tip tip bakışlar atıp önüme dönüyordum. Artık yerimde duramayan Ceylin'le Beren beni de aralarına alıp piste çektiler. Çalan şarkıyla ikiside yerinde zıplayıp duruyorlardı. Beni iki elimden tutup aralarına aldıklarında aldıklarında en son ben de dayanamayıp onlara katıldım. Onlar kadar olmasada kendi halimde dans ediyordum işte. Bir yandan şarkıya eşlik ediyor bir yandan dans ediyorduk. Ben ne olduğunu anlamadan kendimi barda bulmuştum. Çeşit çeşit içkinin bulunduğu bara yaklaştığımda bir barmen bana doğru geldi. Üç bardak vokta isteyip önümdeki sandalyeye oturduğumda pistte ışıkların etkisiyle görebildiğim insanları izledim. Hepsi kendinden geçmiş bir şekilde dans ediyordu. Sonra görüş alanıma Atakan girdi. O da bara yaklaşıp yanımdaki sandalyeye oturduğunda barmene ben ne aldıysam aynısından onun da istediğini söyledi.
"Kalabalıktan kaçmanın en iyi yolu bara gelmektir. "
Başını salladığında önümüze gelen voktalara göz attım. Bir tanesini alıp içtiğimde yüzümü buruşturdum.
"Ee Atakan nasıl gidiyor görüşmeyeli. Çok da tanışmıyoruz aslında da yine de sorayım dedim. "
O da bir bardağı kafasına diktiğinde bana döndü.
"Aynı finansal köleliğe devam. İnşaat inşaat geziyorum. Çok bir olay yok yani. Senin nasıl gidiyor varmı bir ilişkin falan? "
Başımı iki yana salladığımda meraklı gözlerle bana bakıyordu.
"Evleniyorum ben sanırım yani heralde. Öyleli bir iş de burnum boka battı ne yapıcam bilmiyorum. "
Anlamamış gözlerle bana bakarken yanımda duran masaya yattım.
"Sanırım sevgilim bana küstü gibi bişey anlamadım da. Öyle beni görmezden falan geliyor. Küsmüş müdür sence? "
Bir süre aval aval baktı yüzüme.
"Yani küsmez ya. Sana küsülmez ki zaten şöyle iki göz kırpsan isterse adam odun olur da yine yanar. "
Hafif bir tebessüm ettiğimde gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu. Başımı masadan kaldırdığımda burnuma bir mentol kokusu geldi. Başımı arkaya çevirdiğimde Yunus'un yanıma doğru geldiğini gördüm. Üstündeki siyah gömleğin ilk üç düşmesi açıktı. Altında da olan siyah pantolonla gayet karizmaydı. Yanımıza geldiğinde beni bir kolunun altına altı ve saçıma bir öpücük kondurdu. Şaşırmıştım açıkçası böyle bir şey beklemiyordum.
"Nazlı'm"
Bakışlarım ona döndüğünde yeşil gözleri altından bana bakıyordu.
"Yunus."
Ben de ona doğru aval aval baktığımda başım ağrımaya başlamıştı.
"Burda ne yapıyorsun hayatım? "
Masadaki bardaklardan birini elime alıp gösterdiğinde elimdeki bardağa baktı.
"İçiyorum."
"Kimle? "
"Atakan'la."
Bir elim Atakan'ı gösterdiğinde Atakan'ın yüzünde küçük bir tebessüm oluşmuştu. Elini Yunus'a doğru uzattığında Yunus mimiksiz şekilde bakıyordu.
"Atakan ben. "
Bir bana bir Atakan'a baktığında tekrar Atakan'a döndü.
"Anladık onu. Arya sen benimle bir gelsene güzelim. Dahi bir şu çarpalım yüzüne. "
Niye su çarpıyorduk ki benim yüzüme şimdi. Sandalyeden kalktığımda Atakan'a dönüp bir dakika diye mırıldandım kendi kendime. Yukarı kalkan eteği çekiştirirken bir yandan da Yunus'la yürüyordum. En sonunda beni tenha bir köşeye çektiğinde sorar şekilde yüzüme bakıyordu.
"Hayırdır."
"Hayır yolu bayırdır doktor. "
Ne dediğini anlamamış bir şekilde bana bakıyordu ama ben çoktan biraz sarhoş olmuştum.
"Ne diyosun Arya? Burda ne yapıyorsun? "
Dava incelemeye geldim ben buraya ya zaten. Birazdan böyle gidicem arka odalarda bişeyler arayacağım ya ben. Burda ne yapılır salak.
"Arkadaşlarımla takılıyordum. "
Başını salladığında gözleri arkama takıldı. En sonunda tekrar bana döndüğünde ellerini beline atmıştı.
"Ne gibi arkadaşlar bunlar? Sevgili gibi olanından mı? "
Şaşırmıştım. Herif gel sen beni görmezden gel sonra da hesap sor. Yok ya ayrıca neyim oluyordu da soruyordu.
"Götünü dönüp gitmeyen arkadaşlardan anlarsın ya. "
Kollarımı kucağımda bağladığımda ikimizde birbirimize bakıyorduk. En sonunda başımı biraz sağa eğip ona bakmaya başladım.
"Neyse ben gidiyorum arkadaşlarımın yanına sen de ne yapıyorsan yap keyfince takıl. "
Arkamı dönüp yürümeye başladığımda Atakan barda değildi. Masaya doğru yöneldiğimde elimi tutan bir el hissettim. Arkamı döndüğümde Yunus bıkmış gözlerle bana bakıyordu. Elimi çekip bırakmaya çalıştığımda daha sıkı tuttu.
"Bir de biz tanışalım bakalım şu arkadaşlarla. "
Diye söylendiğini duyduğumda önüme döndüm. Tabi beni biriyle el ele tutuşmuş masaya doğru geldiğini gören ahali şaşa kalmış bakıyordu. Beren'le Ceylin'in ağzı bir karış açılmış izliyorlardı. Atakan elindeki telefona bakıyordu. Timur'un gözleri Yunus'la benim elimdeydi.
"Selam gençlik naber? "
Etrafa bakmaya başladığımda Beren gözüyle masayı işaret etti. Hanım hanım bana işaret edilen yere oturduğumda Yunus boş dururmu zınk diye bitti dibimde. Önümde ne olduğunu anlamadığım bir bardağa yönelirken Yunus önümden aldı. Ona döndüğümde hiç bir şey olmamış gibi elinde tuttuğu bardağı tek dikişte bitirdi.
"Yeter sana bu kadar. "
Bıkkınlıkla arkama yaslandığımda yanımda oturan Timur dürtükledi beni.
"Bu arkadaş kim Arya. "
"Sevgilim."
Söylediklerimle gözleri açılırken yüzü bembeyaz olmuştu. Bir de Yunus'un ona uzattığı eli önüne gelince iyice bayılacak kıvama gelmişti.
"Yunus ben. "
Timur ona uzatılan eli sıkıp önüne döndü. Masanın karşı tarafında Beren'le Ceylin far görmüş tavşan gibi bakıyorlardı.
"Kız sen hani saptın. Yalancı köpek seni. Yere bakan yürek yakan ne olucak. "
Bıkkınlıkla gözlerimi kapattığımda Yunus onlarla da tanıştı. Beren Yunus'la el sıkışırken aklına düşenle gözleri açıldı.
"Ay bu ödül töreninde gördüğümüz değil mi? "
Başımı salladığımda ikiside birbirine bakıp gülmeye başladı. Ne döndüğünü anlamıyordum ama çok da sıkıntı değildi.
"Hadi neyse. Ben artık eve gidiyorum yarın işe siz değil ben gideceğim. "
Hepsiyle vedalaştıktan sonra Beren'in seni gidi seni diyen bakışlarını yakalamamak mümkün değildi. Ayağa kalktığımda Yunus da benimle kalkıp masadan ayrılmıştı. Çıkışa doğru yürürken de peşimi bırakmadı. Mantomu bıraktığım yerden alıp dışarı çıktığımda soğuk vurdu yüzüme. Arabama doğru yürürken bir kolun tutuşuyla durdum. Beni kendine geçen kişiye bakıyordum. Aramızda milimlik mesafe kaldığında göğsü hızla inip kalkıyordu.
"Beni görmezden gelmeyi kes artık."
Gözlerim gözlerine değdiğinde kendimi kurtardım. Bir adım geri çıktığımda ellerimi mantomun cebine koydum.
"Beni görmezden sensin ben sana ayak uyduruyorum sadece. "
Hafif gülerek başını salladığında delirmiş gib davranıyordu.
"Ulan hadi öyle oldu ben niye seni elin adamıyla bar köşelerinde görüyorum."
İçimdeki kahkahaya hakim olamayarak gülmeye başladım. Bu sefer deli olan ben oluyordum.
"Arkadaşım diyorum niye anlamıyorsun ya. Her gördüğün benim üzerime atlamak için beklemiyor. "
O sırada telefonumdan gelen sesle kafamı çantama çevirdim. İçinden bulduğum telefonumun üzerinde yazan isim de konumuzun tuzu biberi oluyordu. Açmaya yeltenirken Yunus elimden çekip aldığı telefonu açıp sinirle kulağına götürdü.
"Ne diye gecenin köründe arıyorsun pezevenk kızın karnını yaktın zaten. Rahat bırakın da bir ağız tadıyla kavga edelim be. "
Bir süre karşı taraftan gelen sesi dinlediğinde Yunus'un eline yapışmış telefonu almaya çalışıyordum.
"Karım olacak lan o benim pezevenk nasıl tekefonu Arya'ya vereyim de karışmayayım. Zaten asıldın asılacağın kadar. Lisedeymiş olmuş bitmiş bişey bekleme artık. "
Daha çatık kaşlarıyla bana bakarken telefonu dinledi.
"Bak son kez söylüyorum rahat bırak kızı. "
Telefonu kapatıp elime verdiğinde göğsüne bir yumruk indirdim.
"Sen kim oluyorsun da benim arkadaşımla benim rızam olmadan öyle konuşuyorsun. Söyle kimsin sen. "
Son yumruğu sallarken bileklerinden tuttu beni.
"Yunus'um ben Arya. Bir de ben senin arkadaşındım ya hani. Tek arkadaşındım ya hani öyle söylerdin. "
Bileklerimi kurtardığımda başımı olumsuz anlamda salladım.
"Benim o Yunus olan arkadaşım içimde kalan son kırıntılarıyla havalimanında öldü. Beni ikinci kez orda bırakıp görmezden gelince kırıntısı kalmadı içimde ben artık tanımıyorum Yunus diye bir arkadaşımı benim acılarımı umursamayan arkadaşlarla işim yok benim. "
"Bilmiyor muyum sanıyorsun? "
Ne dediğini anlamaz şekilde bakıyordum. İşaret parmağı sağ kaburgamı gösteriyordu.
"Sağ kaburganda iki kırık olduğunu. Kafanda üç dikiş olduğunu iki hafta yoğun bakımda kaldığını sırtındaki izleri bilmiyor muyum sanıyorsun ha. Ben o hepsinin altında ezilirken senin neler çektiğini görmüyor muyum sanıyorsun. Bir gece başında bekledim senin kaç kabus gördüm saymadım mı sanıyorsun. Kesik kesik ağladığını görmedim mi sanıyorsun. O günlüğe yazdığın son günü okunadım mı sanıyorsun sen. Acılarımız altında ben bu kadar ezilirken seni görmezden gelmekten başka ne çarem vardı söyle. Günden güne daha çok bağlanırken ne yapmamı bekliyordun söylesene. O arkadaşın içinde öldüğünü öğrenmek bana iyi mi geliyor sanıyorsun benim sebeplerim yok muydu? Vardı. Evet ben ailemi kara toprağa bırakmadım evet aylarca işkence görmedim. Ama beni de anlamaya çalış en azından biraz. Sana bu denli bağlanırken biraz anla beni. "
Gözümden bir damla yaş aktığında gözlerine baktım. Biliyordu. Hem de her şeyi. Ben o gece gördüğüm rüyaları hatırlamıyordum ama o hepsini izlemişti. Gözümden yaşlar tek tek almaya devam ederken arkamı döndüm. Gözümdeki yaşları silerken beni kendine çevirip göğsüne yasladı. En sonunda hıçkırarak ağlamaya başladığımda elinin saçıma gittiğini hissettim.
"Daha kokunu bilmeyen kişiler için arkadaşım deme. Özellikle de geçmişte kalanlar için. "
Bölüm etkileşimi
