NAZLIM kitap kapağı

9. bölüm / 8

NAZLIM

6. Bölüm: Acı

Vaveyla Yazarı: 𝓝𝓮𝔂𝔂𝓪. 🌕 .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: 6. Bölüm: Acı

Bir süre ağlamıştım göğsünde güya ağlamamak gibi kurallarım vardı ama ben şuan bunu yaklaşıp da bir türlü gelmeyen reglime bağlamak istiyordum. Başımı yasladığım göğsünden çektim. Kolları rahat bıraktı beni. Geri çekilip gözümden akan yaşı sildim.
"Bilmene rağmen bana böyle davrandın. Kendimi sana karşı acındırmıyorum sadece bolca kırgınım."
Başını salladığında birbirimize bakıyorduk. Ayılmam lazımdı ki eve gidebilmeliydim. Etrafa baktım biraz. Tekrar Yunus'a döndüğümde gözünü kırpmadan bana bakıyordu. Ayağımdaki ayakkabılar da ayağımı ağrıtıyordu zaten. Yavaşça arabamın yanına yürüdüm. Bir elimi kaputa koyup ayakkabının bileklerini çözdüm. Çıkardığım ayakkabıkarı elime aldım. Elimde ayakkabılarla Yunus'a bakıyordum öylece.
"İyi geceler. Ailene de söyle haftaya gelip isteyin beni. "
İlerleyip arabaya bindiğimde ellerini cebine atmıştı. Arabayı çalıştırmadan önce ertesi gün hapından bir tane yuttum. Böyle bir şey niye arabamda vardı bilmiyordum ama işe yarıyordu gerekince işte. Arabayı çalıştırdığımda Yunus iyice kenara çekilmişti. Arabayı hızla sürüp otoparktan çıktığımda çıktığımda aynadan arkama baktım. Yunus hala arkamdan bakar vaziyette duruyordu.

Arya gideli yaklaşık beş dakika olmuştu. Ama arkasından öylece bakmaya devam ediyordum. Haftaya gel beni iste demişti resmen. Yüzümdeki tebessüm biraz manasızdı olacak olan buydu elbet beni ne bu kadar heyecanlandırmıştı bilmiyordum ama mutluydum. Son iki haftadır olanlar akla hayale sığmaz şeylerdi. Bugün kıza köpek gibi davrandığım için zaten it gibi pişmandım. Zor bela bulduğum hastane kayıtları bu pişmanlığıma biraz daha pişmanlık katıyordu. Kaburgalarında olan ağrı yüzünden kaç kere hastaneye gitmişti ama bir sonuç alamamıştı. Bu kaburga kırığı dışında parmaklarında bileğinde ve dirseğinde çatlak ve çıkıkları vardı. Benim canım okudukça acımıştı onun Allah bilir ne acılı günleri olmuştu. Ama o Yılmaz itini de ben ölmekten beter edecektim. Piç hala her gün sırıta sırıta benim şirketime gidiyor para kazanıyordu. Bir açığını bulsam kovacaktım piç hata da yapmıyordu. Sıkıntıyla gece klübünün içine doğru yürürken annemlere mesaj attım. Çok büyük bir ailem yoktu bir ablam bir erkek kardeşim annem babam. Tabi ablamın promosyonu olarak güzeller güzeli yeğenim ve eniştem de vardı. Eniştem gelmese de olurdu ama o da atsan atılmaz satsan satılmazdı.

Eve geldiğimde polis çevirmesine yakalanmadığım için şükürler ediyordum. Kapıyı arkamdan kapattığımda içerden gelen meyveli çay kokusuyla başımı ayakkabılığa çevirdim. Nida'nın ayakkabıları gelmişti. Nida da gelmişti. Niye haber vermemişti ki geldiğini. Elimde üstümde ne varsa ayakkabılığa yığıp ayağıma terliklerimi geçirdim. İçeri doğru yürüdüğümde Nida'yı tabiki mutfakta buldum. Saatin geç olmasına rağmen yemek yapıyordu yine. Arkasından sarıldığımda yerinde sekti.
"Kızz aklımı aldın ya. Nerdesin ayrıca sen saat kaç olmuş. İçki mi içtin sen? "
Olaylar bir ses çıkardığımda başımı sırtına yasladım.
"Benim bu ay kesinlikle başka alkol almamam lazım. "
O da onaylar bir ses çıkardığında sırtından ayrılıp musluğa yöneldim. Uykum gelmişti ki gözlerim artık yanıyordu. Bir bardak su içtiğimde arkamı döndüm. Nida elindeki tahta kaşığı tezgahın üzerine koymuş bana bakıyordu.
"Bak demiştim bu eteği al diye. Ne güzel durmuş üzerinde de biraz kısa sanki. Bizim kızlar gibi olmuş. Zilliler eteği kıvırıyor inanabiliyor musun gördüğümünkini aşşağı çekiyorum. Terzi oldum artık etek boyu ölçe ölçe. "
Gülümsediğimizde birbirimize bakıyorduk. Arada gözüm eteğe kaydı cidden biraz kısaydı ama her gün giydiğim bir şey değildi.
"Nida."
Onaylar bir şekilde ses çıkardığında gözlerimi kaçırdım.
"Beni haftaya istemeye geliyorlar. "
Gözlerim Nida'yı bulduğunda sorgular şekilde bakıyordu.
"Kim geliyor seni istemeye? "
Başımı biraz eğdiğimde önğme düşen saçları ittirdim.
"Yunus geliyor, istemeye. "

Ben olanı biteni çoktan anlatmıştım Nida'ya tabi biraz allayıp pullayarak. Önceden konuştuğumuz gibi beyaz yalanlarla süsledim ama yüzde doksanını doğru düzgün anlattım. Benim tırnaklarımla oynayarak anlattığım herşeyi o dikkatle dinledi. Tabi bu arada iki tabak yemek de yedirdi. Allah var Nida evdeyken aç kalmıyordum. Zaten amcam larda da doğru düzgün bir şey yiyip içmemiştim.
"Yani son olarak anladığım seni haftaya isteyecekler. "
Başımı salladığımda ağzı bir karış daha açıldı.
"Bak her şeyi anlarım tamam da ne bu hız hemen isteme falan atlılar mı kovalıyor? "
Yani şimdi ben biraz sarhoş kafasıyla gel beni iste demiş olabilirim ama sarhoş kafası adı üstünde. Hem birşey olmazkine yani heralde.
"Amcam dedi gelin isteyin deyince zaten duyunca hepsinin kalbine indi hele Ceyhun dövüyordu zor aldık elinden. Benimki de hiç bir şey yapmadan durdu öyle birşey yapmadı."
Ben saçlarımla oynamaya devam ederken Nida'nın eli kucağımdaki elimi tuttu.
"Hakkında hayırlısı olsun kuzum benim. O Ceyhun'da kıskançlığından kudursun. Evde kaldı ya piç kurusu seni kıskanıyor etmediğini bırakmamış. Kırıştırsın sağda solda anca yarın öbür gün çocuğu da çıkar bir yerden şaşırmam. "
Kıkırdadığımda ikimiz de birbirimize baktık. Asıl olaylar ondaydı. Leyla Teyze altıncıya hamileydi.
"Ee sizde durumlar ne yeni bir bebeğe adapte oldun mu? "
Başını olumsuz anlamda salladığında bu sefer düşünüp anlatma sırası ondaydı.
"Evin her yerinden insan çıkıyor bunlar hala işve cilve derdinde yemin ediyorum. Bana söylememiş hiç biri çocuk kocaman olmuş. Beş aylık beş. Ve cinsiyeti ne biliyor musun yine erkek. Sanırım yedinci de gelecek bu gidişle babamın kız bebek sevdası bitmiyor ki. Ama iyice tembih ettim gelirken bu sondu diye. Böyle giderse kardeşlerim çocuklarımdan küçük olacak maazallah. "
Kıkırdadığımda sehpanın üzerindeki çaydan bir yudum aldım. Tekrar Nida'ya döndüğümde elindeki telefona bakıyordu. Gözleri fal taşı gibi açıldığında ekranı bana çevirdi. Gözlerimi kamaştıran erkana baktığımda benim de yutkunmama sebep oldu. Otoparkta sarılırken çekilmiş bir fotoğrafım vardı hem de ağlarken. Altta yazan başlıksa tam olarak hayal kırıklığıydı. "SÜREN'LERİN GÜZEL GELİNİ ORTAYA ÇIKTI" Dişlerimi dudağıma geçirirken altta yazanları da okudum. Onlar boş işti de ben niye gazeteye çıkmıştım ya şimdi. Ayrıca Süren'ler ne ya bunlar ünlü mü?
"Basın bile benden önce öğrenmiş resmen. Bu ne be? "
"Hiç bir fikrim yok ama gidelim soralım kalk. "
Koltuktan kalktığımda Nida da arkamdan nereye diye söyleniyordu. Üstüme ceketimi çekip terliklerimi giydikten sonra kapıyı açıp çıktım. Nida da peşimden geliyordu. Asansörün önüne geldiğimde en aşağı katta olduğunu gördüm. Onu bekleyecek halim yoktu. Merdivenlerden inerken ayağımdaki terlikler tap tap ses çıkarıyordu. Bir kat aşağı inip koridorda yürümeye başladığımda Nida da arkamdan geliyordu.
"Alt komşumuz olduğunu söyleyeceksen bayılacağım şuraya. "
Arkama baktığımda peşinden geliyordu biraz nefes nefese kalmıştı ama durmadan geliyordu.
"Sadece söylemiyorum canım kesinat veriyorum birazdan görürsün. "
Kapısının önüne geldiğimizde zile ardı ardına bastım. Kollarımı kucağımda birleştirmiş bekliyordum ki kapı açılınca karşımda üstü çıplak bir Yunus görmeyi beklemiyorum. Karşılıklı birbirimize bakarken Nida'dan ay diye bir ses yükseldi. Ona döndüğümde bir eliyle gözlerini kapatmıştı.
"Siz ikiniz halletseniz daha iyi olur aslında ben gidiyorum. "
Arkasını dönüp koşar gibi gittiğinde bakışkarım yine Yunus'a döndü. Yunus da ne olduğunu anlamamış bir şekilde bana bakıyordu.
"Ne oluyor gece gece? "
"Haberlere çıkmışız canım onu haber vereyim dedim. "
Geri çekildiğinde içeri girdim. Az çok salonun nerede olduğunu biliyordum. Salona geçtiğimde peşimden gelmişti. Telefonumda az önce Nida'ın gösterdiği haberi aradım bulması pek de zor olmadı. Ekranı Yunus'a doğru çevirdiğimde gözleriyle yazıları okudu.
"Çok bile dayandılar. "
Kim çok dayandı be? Bir magazine düşmediğimiz kalmıştı o da oldu çok şükür. Ayrıca biz bu kadar önemli insanlar mıydık ki bize haber yapmışlardı.
"Kim dayandı. Ayrıca biz kimiz ki ne bu haber?"
Gözleri bana döndüğünde ben de ona bakıyordum. Bir süre öyle bakıştık.
"Ailem Trabzon'un ileri gelen ailelerinden biri. Ülkede de belli bir tanınmışlık varmış demekki. Söylerim kaldırtırlar haberi. "
Başımı salladığımda kapıya doğru yürümeye başkadım. İşim kalmamıştı cevabımı almıştım uyuyacaktım artık.
"Gidiyor musun? "
Başını sakladığımda terliklerimi giymekle meşguldum. Başımı kaldırıp baktığımda Yunus'un üzerinde çok şükür ki bir tişört vardı ki doğru düzgün yüzüne odaklanabiliyordum.
"Yatıya kalacak halim yok uykum var yarın da mahkemem var. "
Başını salladığında kapıyı açıp çıktım. Az önce koşarcasına yürüdüğüm koridorda şimdi sallana sallana yürüyebilirdim. Ellerimi ceketin cebine koyup yürüdüm. Merdivenleri de tak tuk çıktığımda Nida kapıda bekliyordu.
"Gel kız buraya. "
Yavaş yavaş yürüyüp kapıdan içeri girdim. Terlikleri çıkarıp kenara attığımda Nida da başıma bir sille vurdu.
"Düzelt kız onları!"
Başımı tutarken terlikleri kaltırıp kenara koydum. Doğrulduğumda odama doğru yürüdüm. Kapıyı açıp içeri girdiğimde yüzüme vuran pudralı bebek kokusuyla Nida'nın ne kadar yapma desemde odamı temizlediğini anladım. Heralde beş kardeşi olunca insan anne gibi bir şey oluyordu. Bilmiyordum benim bir kardeşim vardı ama o da artık bir melekti. Dolabın karşısına geçip bir süre aynadan kendime baktım. Suraksız bir yüz çökmüş gözler dağılmış saçlar oh mükemmel üçlü. Uykum var benim başından beri diyorum uyuyacağım ben artık. Dolabı açıp içindeki pijamalara uzanırken içimden deli olup olmadığımı sorguluyordum. Üzerimden attığım kıyfetler yerine pijamalarımı giydim. Yüzümü silmeye hiç mecalim yoktu böyle uyusam ne olurdu diye düşündüm ama masamdaki yüzümü düzeltsin diye servet döktüğüm kremler bana göz kırpınca vazgeçtim. Masanın başına oturduğumda Nida kapıdan içeri girdi. Elinde bir bardakla yanıma gelip bardağı masanın üzerine bırakınca bardağa eğilip kokladım. Ballı süt yapmıştı. Uyuyamadığım geceler içer öyle yatardım annem öyle yapardı çünkü. Ama artık pek bir etkisi olduğu söylenemezdi onun yerine uyku ilaçlarım vardı. Masadaki bardağı elime alıp bir yudum içtiğimde Nida masanın üzerindeki pamuğu alıp biraz temizleyici sudan sıktı. Yüzümü kendine doğru çevirdiğinde silmeye başladı. Bazen ablam olup olmadığını sorguluyordum ama bu huyunu otuz tane çocuğa annelik yapmasına bağlıyordum. Öğretmendi sonuçta Züleyha Hoca gibi bir öğretmen olabilirdi kim bilir onu hiç okulda görmemiştim. Yüzümle işi bittiğinde ben de bardağımdaki sütü bitirmiştim. Elimdeki bardakla ayağa kalktığımda ona bir öpücük attım. Yüzüne yerleşen gülümsemeyle bana bakarken ben odadan çıktım. Mutfağa geldiğinde bardağı lavabonun içine bıraktım. Tezgahın üzerindeki kutudan bir uyku ilacı alıp masadaki sürahiye yöneldim. Bir bardağa su koyup ilacı içtim. Odama tekrar gittiğimde Nida'yı az önce yere attığım kıyafetleri toplarken buldum.
"Nida kaç kere dedim arkamı toplama diye. Yapmak zorunda değilsin bırak dağınık dursun. "
Dediklerimi dinlemeden kıyafetleri kapısı açık banyoya fırlattı.
"Sen toplama ben toplamayayım çöp ev olsun burası. "
O cık cık yaparken ben yatağıma gittim. Telefonum komidinin üstündeydi onu elime aldım. Hiç kimseden ne bir arama ne de bir mesaj vardı bildirim ekranı sadece mağazaların mesajlarıyla doluydu. Oflayarak telefonu aldığım yere bıraktım. Yatağa girdiğimde Nida'da yanıma sokuldu. Yanımda kimsenin yatmasını sevmiyordum kabuslarım korkutuyordu insanları çünkü. Yunus görmüştü beni öyle ama onu da benim haberim olmadan yapmıştı. Nida'nın olduğu tarafa döndüğümde sorar şekilde bakıyordum.
"Ne yapıyorsun? "
"Yanına yatıyorum. "
Sorar şekilde ben ona baktıkça o yerine iyice kuruldu. Onun da bakışları en son beni bulduğunda o da bana bakmaya başladı.
"Nida bak yanımda yatmandan gocunduğumdan değil ama kabuslar görüyorum ve bazen bağırarak uyanıyorum. Korkarsın birtanem. Odana gitsen olur mu? Beni o şekilde görmeni istemiyorum."
Gözlerini bana diktiğinde yaklaşıp yanağıma bir öpücük kondurdu. Sessizce yataktan kalkarken beni doğrulduğum yerden yastığa doğru ittirdi. Yorganı iyice üstüme örterken yüzüne baktım. İyi bir anne olacaktı, fazlasıyla. En sonunda yorganla işi bittiğinde odanın çıkışına doğru yürümeye başladı. Işığı kapatmadan bana bakıp bir öpücük attı ben de ona attım ama o çoktan ışığı söndürmüş kapıyı da kapatmıştı. Odada yine yalnız kaldığımda camı görecek şekilde yüzümü çevirdim. Işıl ışıl parlayan İstanbul'u izlemek bazen iyi gelirdi ama bu gün havada da bir huzursuluk vardı. Hani şu hiç bir şey olmasa bile kötü hissettiğiniz günler olurdu ya ha işte benimki de ondandı. Böyle düşündüğümde ailemle geçen güzel günleri hatırlamak istiyordum ama onların da sesleri yavaş yavaş yok oluyorlardı. Annemin sesi vardı. Ama babamla Ayaz'ın sesi git gel şekildeydi. Elimde onlara ait bir video yoktu hepsi kazada telefonumla birlikte gitmişti. Gözlerim yavaş yavaş kapanırken yanımdaki yastığa iyice sarıldım.

Yine bir kabusla uyandım. Şu saçlarım da ben uyuyunca haince beni boğmak için plan yapıyordu zaten. Ayağa kalktığımda camdan dışarı baktım. Daha hava karanlıktı. Odadan çıktığımda boynumdaki saçları çözmeye çalışıyordum. Hayır toplasam da öyle rahat edemiyordum. Mutfağa gittiğimde tezgahın üzerinde gördüğüm ilaçlara sinirlendim. Hayır ben müptezel gibi her gece ilaç içip yatıyorum uyuyabileyim diye. Zınk yine ayaktayım yapamıyorsanız bu işi bırakın be. Bir sike yaradığınız da yok zaten. Paşa paşa suyumu içip geri yatağıma yattım. Ama ne tesadüftür ki beni uyku tutmadı. Bir süre dönüp durdum yatakta. Beynimde çakan şimşeklerle yataktan kalkıp çalışma masasının üzerinde duran bilgisayarın başına oturdum. Madem uyuyamıyorsun çalış o zaman değil mi? En son uğraştığım dosyaya girdim. Gece gece kanlar içinde yatan kadını görünce bir bismillah çektim tabiki gece gece bizi de dürtmesinler şurda diye. Bak bak bir iş olmayacağını anladığımda Aylin'in bahsettiği doktor sevgilisini aramaya başladım. Tabi adı sanı olmadığı için aramam biraz kısa sürdü. Sırayla hastanede görev yapan doktorların fotoğraflarına bakıyordum. En son sıra yeşil gözlere gelince bir durdum. Ekrandan sırıtarak bakan yüze ben baktıkça haliyle o da bana bakıyordu. Şerefsize nasıl da yakışmıştı önlük. Tabi beyazlar içinde görmeyi isterdim onu. Kefenle mesela. Ama bu nasip olmuştu yapacak bir şey yok. Bir süre daha boş boş gezindim. Yarın yine olmadı kızın evine giderdim. Ne biliyim bir şeyler yapmam lazımdı kadın ölmüştü ve bunun üstüne de örtülmemeliydi. En olmadı hastaneye gidip tek tek herkesin ilişki durumunu öğrenmem lazımdı. Ya da dur bunlar aynı üniversitede değil miydi? Tamam aynı yerden mezunsa katil odur. Tekrar fotoğraflara döndüğümde yanlarında yazan bilgilere göz gezdirmeye başladım. Aynı yerden mezun olan üç kişi vardı ve bilin bakalım kim bu listedeydi. Yunus. Apaçık aynı üniversitedendi. O olamazdı dimi ya böyle bir şey de yapmış olamazdı yani. Arda'ya mesaj attım bu kişileri ifadeye çağırması için. Arda'yı da emir erim gibi kullanıyordum çünkü ortaktık. Ben gecenin bir yarısı çalışıyorsam o da ifadeye çağırmalıydı. Masanın başından kalktığımda odanın içinde dolaştım biraz. İşim yoktu, uykum yoktu, yapacak uğraş yoktu. Canım önünde durduğumda haliyle yüksek olduğu için aşağı bakmadım. Az buçuktan yükseklik korkum vardı ama çaktırmaya da gerek yoktu. Ben öyle uzaklara dalmış tek bir noktayı izlerken sitenin kapısının önünde bir çift belirdi. Oğlan kızı kolunun altına almış yürüyorlardı. Kız da resmen oğlanın üstüne yatmıştı. Kapının önünde durduklarında oğlan kızdan ayrıldı. Boynundaki atkıyı çıkardı boynuna doladı iyice sardı sarmaladı. Kızın bacaklarından anladığım kadarıyla yani yanlış anlaşılmasın altına giydiği şeyden bahsediyorum sağlık sektöründe çalışıyor gibi bir imaj sergiliyordu. Saçlar zaten hak getire dağılmış kızın sırtında bir çanta gecenin bir saati. Aklıma gelip de saate baktığımda saatin beş olduğunu gördüm. Nöbetten çıkmış da olabilirdi yani bu saatte. Neyse, oğlan kızı hediye paketi gibi yaptı içeri yolladı işte. Kız biraz koşarak içeri doğru geldiğinde dahasına bakamadım dik olarak bakmam lazımdı onu da ben kaldıramazdım zaten. Bakışlarım tekrar kapıya döndüğünde oğlan ellerini cebine atmış kapıdan kıza bakıyordu. Bir süre izledi arkasından sonra arkasını döndü ve sokakta yürümeye başladı. Ne olurdu bir aşk hayatım olsaydı. Tabi ben sağlıkçı değildim ama beni de biri mahkemeden alıp eve bırakabilirdi. Umraım ki karşıma böyle biri en erkeninden çıkardı çünkü ben gelmiştim yirmi altı yaşına yani artık. Bir süre de camın önünde durdum baktım durdum etrafa sonra gittim bir kahve yaptım. Kahve olurken salonu topladım biraz. Nida fazlasıyla yoruluyordu buraları temizleyeceğim diye azcık da ben yapsaydım bir şeyler kaybetmezdik bence. Sonra gittim kahvemi içtim. Böyle evin içinde karabasan gibi dolandım. Bir ara Nida'nın odasına girdim. Uyurken ona baktım. Sonra çıktım gittim. Ezan okunmaya başlayınca gittim abdest aldım namaz kıldım sonra dedim hadi bir havuza ineyim yüzeyim. Bu fikir hoşuma gitti heralde baya bir hazırlandım indim aşağı. Sabahın ilk saatleri olduğu için kimse olmaz diye sallana sallana gittim. Havuza artık pek girmek istemiyordum. Eski isteğim hevesim kalmamıştı hatta kaçtığım söylenebilirdi. Şimdi bile girmeden dönebilirdim. Aklımdaki düşünceleri silip soyunma odasında soyunup mayomu giydim. Üstüme giydiğim beyaz bornozla aynadan kendime bakarken sabah sabah verdiğim kararları sorguluyordum resmen.
Havuzun kapıları önümde açıldığında içeride kimse yoktu, yani ben öyle sanıyordum. Üzerimdeki bornozu çıkarıp şezlongun üzerine bıraktığımda arkamdan gelen su sesiyle yerimde sıçradım. Bacaklarıma kadar sıçrayan su irkilmeme sebep olmuştu. Arkama döndüğümde görmeyi hiç beklemediğim bir yüz vardı. Yunus suyun içinde duruyordu. Saçından sular damlarken o da bana bakıyordu. Kollarımı önümde bağladığımda biraz daha birbirimize baktık. O sudan çıkarken ben de en sonunda mayoyla yarı çıplak olduğumu fark edip arkamdaki şezlongun üzerinden bornozumu alıp giydim. Kuşağı önümde bağladığımda onun olduğu tarafa döndüm.
"Hasbinallah her yer de karşıma çıkıyor herif bir kere boş geçmiyor. "
"Bişey mi dedin? "
Başımı kaldırıp baktığımda üstü çıplak sudan çıkmış balık gibi sırılsıklam Yunus vardı. Üstünde havlu yoktu o yüzden aşşağı doğru bakmıyordum. Yüzüme yapmacık bir gülümseme yerleştiğinde gözlerimi yüzüne diktim.
"Yo demedim. Bunlar da ne tesadüf Allah'ın bir günü gidelim yüzelim dedik ama nasip değilmiş demek ki. "
Arkamı dönüp yürümeye başladığımda biraz hızlı hareket etmiş olacağım ki ayağım kaydı ve ben kıç üstü yere düştüm. Allah'ım zaten rezil bir an daha da beter ol diye mi yapıyorsun anlamadım ki de benim çanak gitti dadaşlar. Benim kıç yeri bulunca bir inleme çıktı ağzımdan. Ardından da bir gülme aldı beni. Neyse Allah'tan yüzüstü düşmemiştim. Ben böyle kendi kendime gülerken Yunus yanıma geldi o eğilmiş delirdi bu diye bakarken omzuna vurdum.
"Burası ıslak olmuyor normalde senin yüzünden. "
Ben gülmeye devam ederken Yunus beni kollarımdan tuttu ayağa kaldırdı. Ama varya çanak cidden gitti heralde. Neyse Yunus sağıma soluma bakarken benim gülmem de çok şükür son buldu. Gözümden yaş geldi artık bu kadarı da yeterdi.
"İyiki bir macera aradık kendimize yemin ediyorum kıracağım sağımı solumu sanki az varmış gibi. "
Gözlerimi Yunus'un olduğu tarafa çevirirken o da elini beline atmış çatık kaşlarla bana bakıyordu.
"Saat beş buçuk Arya ne yapıyosun burda gidip uyusana. "
Ellerim yine buz kestiği içinellerimi bornozumun cebine attım.
"Uyuyabilsek burda işimiz ne zaten. Kabuslar rahat bırakmıyor ki."
Neden kabus gördüğüm hakkında bir fikrim yoktu. Sürekli kendimi ya kaza anında ya da ailemin beni suçladığı anda buluyordum. Ya da en çok korktuğum amcamın beni dövdüğü rüyalar vardı ve hepsinin sonu benim kriz geçirip ilacı bulamamamla bitiyordu. Yüzüme yapmacık bir gülümseme daha yerleştirdiğimde başımı biraz önüme eğdim.
"İlaç içiyor musun? "
Başımı salladığımda Yunus hala bana bakıyordu.
"Bir işe yaramıyor en ağırlarını içiyorum bazen çok yorulduğumda uyandırmıyor ama kabuslar görüyorum dandik yapıyorlar ilaçları o yüzden ya da artık vücut direnç kazandı. "
Başını salladığında elimle kapıyı gösterdim.
"Ben gideyim madem suya giresim de kalmadı. "
Başını salladığında arkama dönüp soyunma odasına yürümeye başladım. Kapılar önümde açıldığında saçlarımı omzumdan geriye doğru attım.
"Arya."
Başımı geriye çevirdiğimde Yunus bana bakıyordu. Ne var anlamında başımı salladığımda konuştu;
"Annemlere söyledim haftaya bu gün gelecekler bir ara yüzük almaya gidelim. "
Yüzüğe gerek yoktu formalite bir şey için çokta uğraş vermeye de. Ama bunu ikimiz dışında bilen biri olmadığı için yapmak zorundaydık. Başımı salladığımda yüzüne bir tebessüm oturdu.
"Amcamlara haber veririm. Yüzük işini ne içinden nasıl geliyorsa öyle yap bu aralar yoğunum. "
Yüzündeki tebesüm hadi bana müsade diye kalkıp gittiğinde önüme döndüp yürümeye başladım.

"Kız zilli yine ne güzel oldun sen ya. "
Aynadan kendime bakarken Nida da ablam da iki yanımdaydı. Kutlu gün gelmişti. Herkes sahte istemem için bir araya gelmişti. İçerden poğaça kokusu geliyordu bir homurtu şeklinde ses vardı. Ceyhun Fransa'ya gitmediği için o da gelmişti mecbur. Gıcık söylenip duruyordu. Aynadan kendime baktığımda baştan aşağıya süzdüm kendimi. Nida'nın benim için seçtiği yağ yeşili bir elbise vardı üzerimde yakası kayıktı omzumdan aşağı uzanan bir pelerini vardı ki en sevdiğim özelliği buydu. Altına zaten var olan bir topuklu giymiştim. Saçlarımı ablam yapmıştı makyajımı Nida hepsi çok mutlu olmam gerektiğini söyleyip durmuştu ama benim yüzüm bir kere gülmemişti. Her şeyden önce benim gerçek bir ailem yoktu, beni isteyecekleri bir babam, duygulanıp ağlayacak bir annem, huysuzluk çıkaracak bir kardeşim de yoktu elimde olsa bu töreni mezarlıkta yapmaya bile vardım sırf onlar da şahit olsun diye. Ablam saçımı düzelttiğinde kendime geldim. Yüzüme hafif bir tebessüm yerleştirdiğinde aynaya baktım. En azından güzeldim. Annemi biraz olsun yüzümde taşıyordum.

(Arya'nın elbisesi)

Kapının açılma sesini duyduğumda başımı o yöne çevirdim. İçeri giren yengemdi arkasında da Ceyhun başını içeri doğru uzatıyordu. Oturduğum sandalyeden kalktığımda yengem bana doğru yaklaştı.
"Güzelim benim bebek gibi olmuşsun yine. Çok mutluyum senin adına. "
Gözleri dolarken ellerimi tutup öptü. Benim gözlerim de buğulanıyordu artık.
"Neyse ağlamanın sırası değil içerde birkaç misafirin var bir onlara bak istersen. "
İçerde benim nasıl bir misafirim olabilirdi ki. Anneannemlere haber vermiştim ama onlar gelemeyeceklerini söylemişlerdi. Başka birini beklemiyordum. Bir kaç arkadaşıma mesaj atmıştım ama onlar da herhangi bir dönüş yapmamışlardı. Tek dileğim amcanın gelmemiş olmasıydı. Karnıma ağrılar girerken odadan çıktım. Elbisenin eteklerini bir elimde tutarak salona girdiğimde yüzümde bir gülümseme oluştu. Beren, Ceylin, Timur ve şaşırtıcı şekilde Atakan burdaydı. Beren'in gözleri bana değdiğinde heyecanla ayağa kalktı. Ben otuz iki diş sırıtıyordum o da aynı şekildeydi. Ben heyecanla sallana sallana ona doğru ilerleyip sarıldım.
"Hoşgeldinn."
Biz sağa sola sallanırken bize Ceylin de katıldı. Biz üçlü olarak sarıldık bir süre. En sonunda ayrıldığımızda bir süre gülerek birbirimize baktık.
"Hoşbulduk kuzum. Ay ne tatlı olmuşsun sen böyle ya. Damat bey kalpten gitmese iyidir. "
Kıkırdadığımda arkadakilere de başımla selam verdim.
"O kadar doktorsunuz kurtarırsınız heralde. "
O da gülümmseyerek bana baktığında yanımdaki Ceylin'le göz göze geldim.
"Kurtarırız canım eniştemiz sonuçta benim adıma başım gözüm üstüme yani diğerlerini bilemem. Ama Timur öğrenince biraz sinir krizlerine girdi haberin olsun o bizzat boğabilir. "
Yine kıkırdadığımda gözüm arkada amcamla konuşan Timur'a gitti. Üniden beri üzerimde gereksiz bir ilgi alaka sergiliyordu. Diğerleri bunu aşk olarak yorumlasa da ben pek öyle düşünmüyordum onun ki biraz candan bir bağ gibi bir şeydi. Ceylin'in koluna bir çimdik attığımda bana gözleri bana döndü.
"Sus kız şimdi amcam duyacak. Yok öyle bir şey paşa paşa nişanıma gelmiş işte daha ne istiyorsun? "
Ellerini ben bilmem şeklinde açtığında Beren kolumu tuttu.
"Aman boşver onu konuşuyor yine. Ee varmı heyecan? "
Başımı olumsuz halde salladığımda salondan içeri benim odadaki grup girdi. Yengem göz altlarını siliyordu Ceyhun yine uyuz uyuz dolanıyordu. Ablamla Nida zaten çoktan kaynaşmıştı. İkisi birden yanımıza gelince onları da tanıştırdım. Bizi biraz hummalı bir konuşma aldığında kendimi mutfakta bardak hazırlarken buldum. Yunus'lar kaç kişi gelecekti bilmiyordum o yüzden Nida fazladan bardak almıştı onları hazırlıyordum. Ben son bardağı tepsinin üzerine koyduğumda kapının ziline basıldı. İçimi gereksiz bir heyecan o anda kapladı. Arkama dönüp kızlara baktığımda hepsi de far görmüş tavşan gibi bana bakıyordu.
"Kapı mı çaldı yoksa ben kafamda mı kuruyorum? "
Dedi Nida etrafına bakarken diğerleri onayladı. Hepsi oturdukları yerden ayaklandığında üzerlerindeki elbiseleri düzelttiler. Hurra kapının oraya yürüdük birlikte yengemler de gelince kapıyı açtım. Kapıyı açmamla önde Yunus arkada ordusunu görmem bir oldu. Yunus'un elinde koca bir buket çiçek ve çikolata vardı. Gülümsediğimde sırayla içeri girmeye başladılar. Yunus'un elime verdiği çiçek görüş alanımın çoğunluğunu kaplıyordu ama girenleri görebiliyordum. Hepsiyle küçük bir selamlaşıyor içeri davet ediyordum. Ve promosyon olarak bir tane de güzel bir kız çocuğu vardı. Babasının kucağında giriş yapmıştı içeri. Ben en son kapıyı kapatmadan başımı kapıdan dışarı uzatıp başka biri varmı diye baktım ama yoktu. Elimdeki çiçekle kapıyı kapattığımda içeri doğru yürüdüm. Ben ilerledikçe salondan gelen homurtu yükseldi. Elimdeki çiçeklerle kapıdan içeri girdiğimde Nida'nın bizim için koyduğu sandalyelere yürüdüm. Önünden geçtiğime gülümsüyordum. En sonunda sandalyeye oturduğumda çiçeği kucağıma bıraktım. Benim yanımdaki koltukta iki kişilik yer boştu ama mutfaktan sandalye gelmişti. Ne olduğunu anlamamıştım ama amcamın söze girmesiyle tüm homurtu kesildi.
"Hoşgeldiniz efendim cümleten. "
Toplu bir hoşbulduk yükseldiğinde Nida yanıma gelip çiçeği kucağımdan aldı. Ağırlığını elimden alınınca fark etmiştim. Neyse konumuz bu değildi. Önüme döndüğümde Yunus'un ailesine göz gezdirdim. Çok da kalabalık olmadıkları söylenemezdi aslında ama tek şükür sebebim sadece bir tane çocuk olmasıydı. Nedensiz önemli davetlerde küçük çocuk sevmiyordum ama bu çok tatlıydı. Pembe tüllü elbisesi saçındaki tokaları yemyeşil gözleri vardı. Heralde bunlarda yeşil göz modaydı kiminle göz göze gelsem çoğu yeşildi. Herkesle biraz biraz konuşarak kim olduklarını öğreniyordum. Bir kayınvalidem var arkadaşlar ama çok tatlı. Kadın odaya girdiğimden beri beni övüp duruyor melek gibi resmen. Ben de her övgüsünde yeni gelin edasıyla ezilip büzülüyordum.
"Ee gelin hanım mesleğiniz neydi sizin? "
Başım sorunun geldiği yöne döndüğümde az önce kucağında kızla gören adam olduğunu fark ettim.
"Savcıyım ben. Hukuk fakültesinden mezunum. "
Benim bunu dememle uğultulu bir maşallah yükseldi. O çocuğun annesi olduğunu anladığım bir kadın vardı ki o bana doğru döndü.
"Su gibi güzeldi zaten bir de başarılı maşallah bolca size. Yunus turnayı gözünden vurmuş anlaşılan. "
Gülümsediğimde yanımda oturan Yunus'a döndüm. O da gülerek bana bakıyordu.
"Öyledir Arya hep öyleydi. "
Yüzümdeki gülümseme daha da büyürken kızlar kapıdan bana kaş göz yapmaya başladı sanırım artık kahve yapmam gerekiyordu. Yavaşça ayağa kalktığımda ellerimi önümde birleştirdim.
"Kahvenizi nasıl alırsınız? "
Herkes sade dediği için mutluydum bir de şekerlisi sadesi onu ayırmak istemiyordum. Kapıdan çıkarken ayakta duran birine koltuğu gösterdim.
"Orası boş ayakta durma oraya otur. "
Başını olumlu anlamda salladığında gülümsedim.
"Saol yenge. "
O gösterdiğim yere geçerken ben de mutfağa yürüdüm. Az önce biri bana yenge demişti ve hoşuma da gitmişti açıkçası. Mutfağa geldiğimde zaten kahve hazırlıkları başlamıştı. Ocağın üzerinde bir tencere vardı bir de cezve.
"Bir tencerede yapsaydık ya hepsini cezve niye? "
Anlattıkları kadarıyla benim damat için özel yapmam gerekiyormuş. Ben biraz bekledim tabi mutfakta tenceredekinin pişmesi biraz uzun sürerdi haliyle. Onlar olup kızlar bardakları yavaş yavaş içeri götürmeye başlayınca ocağın başına geçtim. Bu sırada her yerden flaşlar patlıyordu güya Beren anı kalsın diye her anı kayda almaya karar vermişti. Zaten içinde azıcık su olan kahve hızlıca pişti. Yine Nida'nın başının altından çıkan sunumlu tepsinin içine fincanı koyup elime aldım. Salondan içeri girdiğimde herkesin gözünün bana döndüğünü hissede biliyordum. Kahveyi Yunus'un önündeki sehpaya bırakıken göz göze geldik. Tebessüm etti.
"Eline sağlık. "
Gülümseyerek karşılık verdiğimde doğrulup yanına oturdum. Kim gelin kahve içmez diye bir kural uydurduysa ona söyleniyordum içimden her yer mis gibi kahve kokuyordu ama ben sade sevmezdim zaten o yönden şanslıydım. Başım yanıma kaydığında az önceki bana yenge diyen çocuğun koltukta olmadığını fark ettim. Gözümü kapının olduğu tarafa diktiğimde artık bir sandalyeye oturmuş kahvesini içerken bulmuştum.
"Sen buraya gelsen de olur aslında boş burası. "
Elimle koltuğu gösterdiğimde kayınvalidem söze atladı.
"Olmaz öyle kızım orası annenin babanın yeri."
Söyledikleriyle yutkunduğum da boğazıma bir yumrunun oturduğunu hissettim. Annem ve babam için yer mi ayırmışlardı yani şimdi. Gözlerim dolarken ellerimi önümde birleştirdim. Gözümden istemesem de bir damla yaş aktığında o küçük kızdan bir ses yükseldi.
"Anne denyem ağlıyor. "
Gözlerimi kıza diktiğimde annesinin gözleri bana döndü. Parmaklarımı gözlerime bastırdığımda başımı olumsuz anlamda salladım.
"Hayır canım ağlamıyorum toz kaçtı gözüme."
Kızın gözleri Yunus'a gittiğinde Yunus'a döndüm. Gülümseyerek bakıyordu kıza. Ama kızın bir anda dedikleri beni utançtan yerin dibine soktu.
"Dayı denyemi öp ağlamasın. "
Dediğiyle salondaki herkes gülmeye başladığında kız poposunu kıvıra kıvıra Yunus'un yanına geldi. Ellerini yukarı doğru kaldırdığında Yunus onu aldı kucağına oturtturdu.
"Sen öp bari yengeni ağlamasın. "
Kız başını sallayıp Yunus'un kucağından indi. Önüme geldiğinde yine kollarını havaya doğru kaldırdı kaldırıp kucağıma oturtturduğumda yanağıma varla yok arası bir öpücük kondurdu. Kollarım onu sardığında göğsümün üstüne başını koydu. Sıcak kanlıydı hemen alışmıştı bana. Eğilip yüzüne baktığımda gülümsedim.
"Adın ne senin? "
Gözleri bana baktığında saçlarıma dokundu.
"Nazlı benim adım senin isminde Arya'ymış dayım dedi. Denyen o sesin dedi sen benim denyem mişin? "
Başımı salladığımda adına şaşırmıştım. Bir nevi adaştık.
"Biliyor musun benim diğer adım da Nazlı. Adaşız biz. "
Burnuna dokunduğumda kıkırdadı.
"Bak bizim bacanağa sevdiğinin adını koymuş bizim kıza. "
Benim her duyduğum ayrı bir şok dalgası yaratıyordu üzerinde Yunus'a döndüğümde başını önüne eğmişti haliyle diğerleri gülüyordu. Gözleri bana değdiğinde hemen kaçırdı. Kucağımdaki minik kıpraşmaya başladığında gözlerim tekrar ona döndü.
"Denye ben annemin yanına gitmek istiyom. "
Kollarımı üzerinden çektim onu yavaşça aşağıya bıraktığımda yine kıvıra kıvıra annesinin kucağına gitti. Bir boğaz temizleme sesi geldiğinde hepimizin bakışları bir yere odaklandı. Yunus'un babasıydı bu çok konuşan biri değildi anlaşılan şuana kadar çok konuşmamamıştı.
"Efendim gelelim asıl konumuza sebebi ziyaretimiz malum. Çocuklar birbirini görmüş beğenmiş bize de onlara yol göstermek düşer. İzniniz olursa kızınız Arya'yı oğlum Yunus'a istiyorum. "
Gözlerim amcama kaydığında o da bana bakıyordu. Hatta yanındaki yengem de. Yüzümü bir tebessüm aldığında amcam konuştu;
"Ben burda temsili olarak bulunuyorum. Pek sevgilim arkadaşlarım Derya ve Deniz eminim ki burda olması gereken asıl kişilerdi. Ama kader buymuş yapacak bir şey yok. Benim gönlüm razıdır. Ama tabi ki son söz Arya'da ben ne desem boş. "
Gözleri bana değdiğinde gözlerinin titrediğini gördüm.
"Arya kızım sen istiyor musun? "
Gözlerim yanımdaki Yunus'a dönünce onunkiler de bana döndü. Gözlerindeki yeşillerini hiç kırpmadan bekledi. Tekrar amcama döndüğümde başımı salladım.
"İstiyorum amca. "
Amcam başını sallayıp ayağa kalktığında elini Yunus'un babasına uzattı.
"O zaman hayırlı olsun demek düşer bana. "
Topluluktan sesler yükselmeye başkadığında amcamla Yunus'un babası el sıkıştı. Nida yanınıza uçarak yüzük tepsisiyle geldiğinde ileri Nazlı atıldı.
"Ben takıcam, ben takıcam. "
Gülümsediğimizde Nazlı yanımıza geldi. Nida eğilmiş elindeki tepsiyi tutarken Nazlı ilk küçük olan yüzüğü aldı. Ben de eğildiğimde parmağımı uzattım. Yüzüğü parmağıma geçirdiğinde hemen diğerine uzandı. Yunus'unkini de ona taktığında beyaz ve inci bir kurdele takılıydı parmaklarımızda. Elindeki makasıyla amcam kurdeleyi kestiğinde bir alkış yükseldi. Yunus'la birbirimize döndüğümüzde Yunus beni yanaklarımdan tutup alnımdan öptü. Hafifçecik o öpüş bacaklarımı titretmeye yetmişti. Gülerek yüzüne baktığımda o da bana gülümsedi. İstemeyerek de olsa el öpme aşamasına gelmiştik. Sırayla herkesi tek tek öpüyordum. Sıra Yunus'un ailesine geldiğinde annesi ve babasının elini öptüm. Annesi bana içten bir şekilde sarıldığında kimsenin duymayacağı şekilde kulağıma fısıldadı.
"Bundan sonra beni annen bil tamam mı kızım? "
Ayrıldığımızda başını salladım. Güldüğünde bir eli yanağıma gitti sonra çekti. Sıra Yunus'un ablası olduğunu anladığım kadına geldiğinde o da heyecanla sarıldı bana.
"Ailemize hoş geldin Arya. Ben de ablanım bundan sonra kurtuluşun yok. "
Gülerek ayrıkdığımızda Nazlı eteklerimi çekiştiriyordu.
"Denye beni de öp. "
Eğilip onu da iki yanağından öptüğümde sıra yine böyle devam etti. Öğrendiğim bir gerçek daha vardı Yunus'un bir de erkek kardeşi vardı. Az önce koltuğa otur dediğim çocuk oydu. Daha on dört yaşındaymış. Biraz çekingen gibiydi ama pek çözememiştim.
Ve ben kendimi takı töreninde buldum arkadaşlar durum bildiriyorum. Anlaşılan baya zengin bir aileye gelin gidiyordum çünkü her yanım altın olmuştu. Birinci dereceden yakınlar iki bilezik takıyordu geriye kalanın da hepsi tam altındı. Kayınvalidem bir de upuzun kolye takmıştı boynuma. Önümü kaplıyordu resmen. Galiba biraz abartmayı seven bir aileydi. Bizimkiler de boş gelmemişti. En son bir dergide görüp fiyatına şaşırdığım saati amcam Yunus'a hediye etti. Ablamlar, Nida Beren,Timur hatta Ceyhun bile altın taktı. Kuyumcu vitrini gibi hissetmeye başladığım an sonunda bitti ve herkes yerine oturdu. Beni kızlar alıp odama götürdüğünde sandalyeme attım kendimi. Ben hareket ettikçe her yerim şıkırdıyordu. Kollarımdaki bilezikleri çıkarmaya başladığımda Nida da kolyeye uzandı.
"Arkadaş bunlar altını ekmek su yerine mi alıyor ankamadım ki. Hani Yunus'a dedim boş gelmeyin diye de bu kadarını bende beklemiyordum. "
Açıkçası bende beklemiyordum. Ama hayat işçe süprizlerle dolu. Diğerleri mutfakta tatlı hazırladığından burda değillerdi o yüzden daha rahattım. Bir dakika Nida eliniz boş gelmeyin dedim mi dedi az önce ben mi yanlış duydum? "
Nida'ya döndüğümde o hala kolyeyi çıkarmaya çalışıyordu.
"Nida sen az önce ne dedim dedin canım benim? "
Nida da bana döndüğünde sorar gibi baktım.
"Valla hiç kızma canım benim daha parmağında evlilik teklifi yüzüğü yok yangından mal mı kaçırıyorsunuz? Bizim oralarda böyle. Onların da yapası varmış demek ki yaptılar. "
Bir bakıma doğruydu aslında. Gözüm parmağımdaki yüzüğe kaydı. İnce bir alyanstı. Çok bir farkı yoktu diğerlerinden.
"Bunu da ben seçtim nasıl. Sen zırlama diye ince al dedim. Elinde de güzel durdu. "
Nida'ya döndüğümde kendini ele vermişti. Resmen benim arkamdan Yunus'la iş birliği yapmıştı.
"Yine hiç öyle bakma. Senin hiç umrunda değildi ne yapsaydım bir hafta boyunca gecenin bilmem kaç saatlerine kadar eve gelmedin. Öyle olmazdı ben el attım diyelim. "
Oflayarak başımı salladığımda üstümdeki tüm altından kurtuldum. Bir tek alyansım kaldı parmağımda tam ayağa kalkmış odadan çıkacakken kapı çalındı ve içeri Yunus girdi. Nida kaş göz bir şeyler yaptı ve koşarak odadan çıkıp kapıyı kapattı. Odada baş başa kaldığımızda Yunus etrafa göz gezdiriyordu. Allah'tan oda topluydu da rezil olmamıştık. Kalktığım sandalyeyi işaret ettiğimde oturdu. Ben de yatağın üstüne oturduğumda gözü masanın üzerindeki altınlara takıldı.
"İyi olmuş çıkardığın yürüyen altın olmuştun. "
"Adımı neden yeğenine koydun? "
Sorduğum soruyla afallamıştı. Birbirimize bakarken ben bir cevap arıyordum. Yüzündeki tebessüm yavaşça silinirken benim yüzüm mimiksizdi. Konuşmadı ben ne kadar beklediysem konuşmadı.
"Bir soru sordum cevabını bekliyorum. Neden küçücük bir çocuğa onca isim varken benim adımı koydun. "
Gözleri sonunda beni bulduğunda onun da suratında mimik yoktu.
"En değerlimin adını bir tek seninkine layık buldum çünkü. Senin gibi olmasını istedim."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

74okunma 20beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18