6. bölüm · NAZLIM
3. Bölüm: Ameliyat
Zorla da olsa gözlerimi açtım. Biz en son film izliyorduk ki ben ne zaman ve nerde uyumuştum. Gözlerim daha da açılırken. Üzerinde uyuduğum yastık hareket ediyordu. Başımı biraz kaldırdığımda benim yastığın Yunus'un göğsü olduğunu fark ettim. Ne ara ben buraya gelmiştim bir fikrim yoktu ama üzerimde olan örtü uzun zamandır burda olduğumun kanıtıydı. Gözlerim kitaplıkta olan dijital saate kaydığında saat gözüme çarptı. Saat dördü on yedi geçiyordu resmen sabah olmuştu ve bu gün amcamın ameliyatı vardı. Yavaşça kalkmaya çalışırken zaten üzerimde olan kollar ben tam kalkarken beni olduğum yere geri sabitledi. Gözlerimi kaldırıp Yunus'a baktığımda hala gözleri kapalıydı ama uyumadığı belliydi.
"Uyu Arya. "
Başımı koltuğun öbür ucuna çevirdiğimde ablam yerinde yoktu tabiki de gidip yerine yatmıştı.
"Ne uyu ablam kalkar birazdan namaza görmesin. "
Cidden görmesi iyi olmazdı. Herkese arkadaşım diye tanıttığımdan herkes öyle biliyordu ve sarmaş dolaş uyumak pek de iyi karşılanmazdı. Bakışlarım yine Yunus'a kaydığında hala gözleri kapalıydı.
"Battaniyeyi de periler geldi üzerine örttü ya zaten. O dedi uyandırma böyle uyusun diye. Hem iyi oldu. Müstakbel karımla romantik bir gece geçirmiş olduk. "
Yargılar bir bakış attığımda koltuğun arkasında duran abajurdan gelen ışıkla yüzü loş şekilde aydınlatıyordu ve gözlerini sonunda açmıştı. Yeşil gözleri bana öylece bakıyordu.
"Ne müstakbel karısı be seninle evlenen kim?"
Gözleriyle beni gösterdiğinde sonunda kollarından kurtulup koltuğa oturdum. Uykum da kaçmıştı zaten ellerimi dizlerimin üzerine koyduğumda yerimde geri yaslandım.
"Öpüştük ya bu gün Arya konuşturma beni şimdi. "
Başımı çevirdiğimde bana bakıyordu. Yani DNA'larımızı bir sene boyunca birbirmizin vucüdünda taşayacak olmamız evlenmemizi gerektirmezdi değil mi?
"Evlenelim mi yani Yunus? "
İkimiz de birbirimize bakarken başımı önüme çevirdim. Başını salladığında en son nerde uyanık olduğumu hatırlamaya çalıştım. Seçmen şapkada kalmıştım en son. Ona döndüğümde hala yattığı yerden kalkmamış öylece duruyordu.
"Harry hangi binada? "
Gözlerini tavana çevirip biraz düşündü. En sonunda işaret parmağı havaya kalkmıştı hatırlamıştı. Şükür.
"Gryffindor. Seçmen şey Sliterin dedi ama o orayı istemedi resmen yalvardı salak. Draco ile gayet iyi anlaşılardı bence. "
Yüzümü buruşturduğumda başımı salladım.
"Hayır Malfoy tam bir asalak. Harry Voldemort gibi olmaktan korktu. Çünkü onunla bir çok ortak yanı olduğunun o da farkında korkuyor. Draco işe tam bir orospu çocuğu. "
Yunus bana yargılar bir şekilde bakınca son söylediğimin biraz abartı kaçtığını fark ettim. Bazen on dört yaşında bir ergen gibi davrandığımın ben de farkındaydım ama istemeden de olsa söylemek istemediğim içimde tutmam gereken şeyleri pat diye söylüyor sonra da çok pişman oluyordum.
"Pardon ağzımdan kaçtı ama öyle. "
Omuzlarını silktiğinde cebindeki telefon çalmaya başladı. Sabahın dördünde birini ya deli dürtmüştü ya da birinin başına bir iş gelmişti. Odanın içinde yankılanan sesle ikimizde birbirimize bakarken Yunus aceleyle telefonu açtı. Ekrandaki ismi görünce yüzünün buruştuğunu ben bile burdan görüyordum.
"Efendim."
Kulağındaki telefonu emanet gibi tutuyordu. Lüzumsuz birisiydi sanırım ki pek memnun değildi. Kendi kendime kırkırdarken Yunus'un bakışları bana döndü.
"Ee Fadime bu anlattıkların sabahın dördünde beni aradığını açıklamıyor. "
Fadime mi dedi o? Sabahın dördü. Fadime? Anlamsız arama? Aman a dostlar ben sanırım sevgilisi ya da nişanlısı olan bir adamın üstünde uyudum ya. Ama nişanlı olsa otomatik olarak yüzüğü olur. Ya yüzüğü takmadıysa. Ben böyle düşünürken Yunus tavana bıkkınlıkla bakıyor telefon görüşmesinin bitmesini bekliyordu. Ben yerimde istemsiz yine gülmeye başlayınca bana attığı bakışla burnundan soluyordu.
"Fadime bir sal da kızim sende bir çocukken yakıştirdilar diye düşmedin be. İstemeyrum seni ümidi kes benden artık da. Evlenecem ben yakında. Yuvamı mı yıkasun var anlamadım ki. Karum çok kızayı bağa arama beni artık yeteğ da. "
Kulağındaki telefonu karşı taraf bir şey diyemeden kapattı. Kapatmasına da o az önce karım dedi. Benim tanıdığım bir karısı yoktu. Ve evlenecem dedi. Kimle? Niye? Ben bunları düşünürken ben jetonum on beş köşeli olduğu için biraz geç de olsa düştü ve o karının ben olan karı olduğumu anladım. Aman çok da tındı açıkçası. O öyle dedi diye benim böyle bir hödükle evlenmeme gerek yoktu. Şimdi kıza böyle bağıran bana neler yapmazdı. Hem amcam izin vermezdi öncelikle. Ayağa kalktığımda karnımdaki yanık sızlamaya başladı. Ablamın sürdüğü krem biraz olsun işe yaradıysa durum biraz daha iyi olmalıydı. Acaba Ceyhun gelmiş miydi? Ablam ona vurunca benim bile canım acımıştı şimdi düşününce bir sarma için olanları ortaya dökmeye o kadar da ihtiyaç yoktu belki de. Ben bunları düşünmekten işin içinden çıkamayacaktım belli ki. Ben bir gidip su içsem iyi olacaktı beynime kan gitmiyordu çünkü. Mutfağa yürürken arkamdan gelen yürüyen mentolü hissettim. Mutfağa girdiğimde masanın üzerinde paket içinde sarma olduğunu gördüm. İnşallah birileri çöpte olan sarmaları toplayıp bunun içine koymamıştı. Masaya yaklaşıp paketi elime aldığımda teyzemin yaptığı sarmalar olmadığını anladım bunlar daha kalındı. Teyzem incecik sarar bir o kadar da lezzetli yapardı ama salak Ceyhun hepsine çöpe dökmüştü. Bir kokusu da yoktu ki bunun huylu işte. Ve ben açtım. Düp düz açtım çünkü ben en son sabah bir dilim kekle zehir zıkkım olan bir kahve içmiştim.
Masanın üzerinde duran paketi elime aldım. İlk önce bir konu testi lazımdı. Paketi biraz kokladığımda doğal olarak hiç bir koku yoktu. Paketi sonunda açıp ağzıma bir tane sarma attığımda teyzemin ki kadar olmasa da oldukça güzel olduğunu fark ettim. Şu ahir ömrümde yediğim en iyi yemek kesinlikle vişneli yaprak sarma olurdu. O ekşi ve bir o kadar da tatlı olan tadı beni benden alıyordu. Elimdeki paketle aşk yaşarken arkamdan gelen kıkırdama sesiyle arkama döndüm. Yunus elleri belinde bu aç halime gülüyordu. Yanağının yanındaki küçücük gamzesini çok az bu şekilde belirgin görüyordum.
"Neye gülüyorsun anlamadım."
Gözleriyle kucağıma yerleştirdiğim sarmayı gösteriyordu.
"Bu kadar acıktığını düşünmüyordum. Sen uyumadan biraz önce sipariş etmiştim ama sen uyuyunca geldi. Mecbur kaldı böyle. "
Başımı anlar şekilde salladım. Ağzıma attığım onuncu sarmaydı sanırım ve Yunus'a ikram etmemiştim ne kadar o almış olsada. Elimdeki paketi ona doğru uzattığımda başını olumsuz anlamda salladı.
"Vişneye alerjim var benim yiyemem. Sana afiyet olsun. "
Bunun vişneye mi alerjisi vardı. Ee ben buna evde ne kadar vişneyle alakalı bir tatlı ya her hangi bir şey yapsam götürüyordum ve bu da yiyordu.
"Ama sen yedin. Ne yapsam yedin. "
Başını salladığında arkasında duran tezgaha yaslandı.
"Okula gelmeden iki tane ilaç içiyordum. O yüzden pek bir etki etmiyordu. Biraz kızarıyordum sadece. "
Ben bu her kızardığında utandı diye seviniyordum ya. Adam meğer alerjiden kızarıyormuş. Ben de de ne değişik fantaziler varmış nelerden ümitleniyormuşum. Ah ergenusluk başımıza belasın yemin ediyorum.
"He, neyse bir daha yapmam vişneli bir şey sana. "
Başını salladığında elimdeki paketi masanın üzerine bırakıp dolaptan bir bardak aldım. Buzdolabında inşallah soğuk su vardır diye düşünürken dolabın içinde soğuk suyu geç soğuk bir sıvının olmaması hayallerimi paramparça etti. Elim boş dönerken musluk bana göz kırpıyordu resmen.
Abdest suyu gibi olan suyu içtikten sonra şöyle bir etrafıma bakındım. Yapacak bir şey yoktu zaten sabahın da körüydü. En iyisi gidip uyumaktı. Mutfaktan çıktıktan sonra odama yürüdüm. Bir de Yunus olduğu için ona da yatak yapmak lazımdı. Allahtan salondaki koltuk açılır kapanır şekildeydi. Koridorun sonundaki odama giderken kuyruğum da arkamdan geliyordu. Odanın ışığını açıp içeri girdiğimde dolapta duran yedek nevresimi ve pikeyi çıkardım. Dolabın kapağını kapatıp arkama döndüğümde Yunus far görmüş tavşan gibi etrafa bakıyordu. Odam o kadar büyük değildi. Duvarlarda yüzmeyle derslerle alakalı posterler asılı madalyalar resimler gibi şeyler vardı. Çalışma masamın kitaplık tarafında hala üniversiteye hazırlık kitaplarım duruyordu. Kitaplığımda romanlarım kupalarım gibi abidik gubidik ne varsa ordaydı. Yatakta normal yataktı zaten anlatacak bir şey yoktu. Yunus'un gözleri en sonunda beni bulduğunda şaşkın şaşkın bana bakıyordu.
"Odan gençlik filmlerinden fırlama gibi. Çok gerçek ve güzel. "
Yani açıkçası bakınca çok da bir ekstrem bir yanı yoktu normal bir ergen odasıydı işte. Başımı salladığımda elimdekilerle salona yürümeye başladım. Ben salona yürürken normalde aldığım mentol kokusunu almıyordum. Ama şuan için tek istediğim ablamın uyanmamasıydı. Uyanırsa bir daha ne uyur ne de uyuturdu çünkü. Salondaki koltuğu açtığımda önüme gelen saçlar yüzünden bana afakanlar basıyordu. Gereğinden fazla uzamıştı bu sıra belki de bana saçımdan tutulup yerlere savrulduğum anları unutturmaya çalışıyorlardı ama bir kuaför şart olmuştu. Ben çarşafı sererken en sonunda Yunus gelmişti. Terlediğimden olsa gerek karnım cayır cayır yanıyordu. Doğrulduğumda gözlerim tişörtüme kaydı. Şu toplayan yerler sanırım patlamıştı ki önüm kanka karışık olarak ıslaktı. Çok da sorun olmazdı sanırım. Pikeyi orta sehpanın üzerinden alıp koltuğun üzerine koyduğumda arkamdaki Yunus'a döndüm. Ellerim belimde burnumdan solurken gözlerimden uyku akıyordu. Ellerimle yarattığım şaheseri gösterdiğimde gülümsüyordum.
"Beş yıldızlı otelde böylesini bulamazsın kıymetini bil. Saat yedi gibi biraz ses olur burda askerlerin bazıları topluca koşuya çıkar marş söyleye söyleye koşarlar. "
Başını salladığında koltukla sehpa arasından çıktım. Kafamı camdan tarafa doğru çevirdiğimde gökyüzünde ufacık bir kızılımsılık vardı. Güneş evi her ne kadar çok ısıtmasada kalorifer zaten cayır cayır yanıyordu. Pikeyle üşür müydü acaba? Hani ben çünkü yorganla zor ısınıyordum.
"Ha şey bir de pikeyle üşürüm ben diyorsan daha kalın bir şey verebilirim. "
Başını olumsuz anlamda salladığında kapıya yaslanmış duruyordu. Elleri önünde bağlıydı. Sanki biraz da piç gülüşü atıyordu ama dediğim gibi uykusuzdum.
"O zaman Behlül kaçar. İyi geceler tatlı rüyalar. "
Ben salondan çıkarken Yunus yaslandığı kapı eşiğinden kalkmıştı. Bir adım ileri gelirken koluma bir el dolandı. Olduğum yerde durduğumda gözlerim Yunus'u buldu. Gözlerinden hiç bir şey anlıyor değildim tabi maksat bakmaktı.
"Bir sorun mu var? "
Bir sorun yoktu açıkçası da. Da işte bişey yoktu. Ya da vardı. Var mıydı ki? Bilmiyorum bana bişey sormayın ya. Başımı olumsuz anlamda salladığımda gözleri karnıma gitti. Sanırım kan izlerini görmüştü.
"He o mu sorun yok ya temizlerim şimdi bişey olmaz. Neylere dayandım bu sinek ısırığı gibi bişey. "
Yüzümdeki buruk gülümsemeyle ona baktım. Birinin beni alıp kurtarmasını iki buçuk ay beklemiştim. Neredeyse her gün çektiğim ruhen ve fiziken acılar bunun yanında hiç bir şeydi elbette. Gözlerim yine Yunus'a dönerken gözünü kırpmadan bana bakıyordu.
"Ağlayacaksan ağlayabilirsin. "
Ağlamayacaktım. Ağlamazdım heralde bundan sonra da yaşadıklarıma gerektiği zaman için çıkana kadar bağırarak ağlamıştım ve yetmişti. Baiımı olumsuz anlamda salladığımda zaten kolumda boşlamış olan elinden kurtuldum.
"Ben yatayım en iyisi. Ölü gibi bir yerlerde sızmak istemiyorum. "
Başını salladığında salondan çıktım. Arkamdan kapıyı çekerken boğazımda oluşan yumru bir garip hissettiriyordu. Odama yürürken amcamın beni ziyaret amacıyla geldiği o gün kolumdaki morlukları ve kafamdaki şişkinliği fark etmesiyle esaretim son bulmuş beni o cehennemden kurtarmıştı. Sanki gittiğime çok üzülen yengem ve amcam Ahmet Amcama olayı açıklamaya çalışıyor kendime zarar verdiğimi ileri sürüyorlardı. O ana dair en net hatırladığım şeylerden biri Ahmet amcamın kapıdan çıkarken peşimizden gelen amcama attığı tokattı. Elinin tersiyle attığı tokatla geriye doğru sendelemişti kanı bozuk şerefsiz.
Odamın kapısını açtığımda yatağın üzerinde duran valiz aşşağı inmiş oda da biraz toparlanmıştı. Sanırım Yunus arkamdan gelmediği sürede odamı toplamıştı. En son bayramda gelip kaldığım odam çok da dağınık değildi bence. Ayrıca valizin indirilmesi işime gelirdi karnım zaten çok acıyordu. Aynanın karşısına geçip tişörtü kaldırdığımda gördüğüm manzara pek de iyi değildi. Yaranın bir kısmı tişörte yapışmıştı ve ben çekersem kanıyacaktı. Ama bu üstle de yatağa girmezdim ki mecbur çıkaracaktım. Tişörtü sağdan soldan çeke çeke kurumuş kanla yapışmış yaradan kurtardım. Ablamın masanın üzerinde bıraktığı pamukla yarayı temizledikten sonra yatarken kanarsa etraf kirlenmesin krem sürdüğüm yaranın üzerine bandaj çektim. Üzerimdeki tişörtü de dolapta bıraktığım pijamayla değiştirdim. Yatağa girdiğimde derin bir nefes aldım. Ceyhun dışardaydı ve ne yaptığını bilmiyordum bilmiyorduk. Amcam hastanedeydi bişey olsa ararlardı o konuda içim biraz olsun rahattı. İçimdeki huzursuzlukla kafamı yastığa koyduğumda günün yorgunluğu sanki bedenimden ayrılıyor beni her saniye daha da hafifletiyordu. Burnuma gelen mentol kokusuyla başımı yastıktan kaldırıp kapattığım kapıya baktım. Kimse yoktu. Heralde alışkanlık oldu kafamda kuruyorum derken önüme gelen bir tutam saçla kokunun saçlarımdan geldiğini anladım. En fazla bir saatlik bir uykuyla bu kadar yoğun bir kokunun saçlarıma geçmesi rahatsız ediciydi. Aşık olduğum çiçek kokuları yerine bu naneyle karışık burun yakan kokuya tahammülüm yoktu. Ama şuan kalkıp duşa girecek cesaret bende yoktu. Alt kattakiler biraz uykusuna düşkün ve huysuz bir aileydi. Gözlerimi kapatırken yarın ki ameliyatın iyi geçmesi için içimden dualar ediyor olası her şeyi düşünmeye çalışıyordum. Ve yarım bıraktığım hastane dosyasını.
Ne zaman geldiğimi bilmediğim o lanet evin benim için ayrılmış odasındaydım. Başımda amcam ve yengem vardı. Vücudumda hissettiğim sızlamalar dayanılmaz haldeydi. Dudağımda ise bir ıslaklık vardı. Amcam elindeki kemerle bir kere daha sırtıma vurduğunda yay gibi dikleşen sırtım ve ağzımdan kaçan iniltiyle yatağıma dayanmış yerde oturuyor gibiydim. Canım fazlasıyla acıyordu. Amcamın yüzünde gördüğüm acımasız ifadeyle gözümden bir damla daha yaş dökülürken kalan son gücümle ağzımdan çıkan sözler onu daha da sinirlendiriyordu.
"Babam sana hiç para bırakmadı diye mi yapıyorsun bunları ha aç köpek. Melek görünümlü şeytansınız hepiniz. "
Bunu dememle anmcam ilk önce bana bir tokat atıyor daha sonra saçlarımdan tutarak beni ayağa kaldırıyordu. Saçlarımdan tutarak beni çarptığı duvardan kalkmama izin vermiyor boğazıma yapışıyordu. Gözünde hiç kimsede görmediğim kadar büyük bir hırs ve sanırım intikam duygusu vardı. Artık nefes alamamaya başlayıp eline vurmaya başladığımda yengem kolları bağlı durduğu köşeden amcamı geri çekmek için yanımıza geliyor.
"Bırak şu kanı bozuğu ölürse elimize kalır. "
Diyerek beni bir nevi ölümden döndürüyordu. Olduğum yere çökerken elim bozağıma gitti. Nefes almakta zorlanıyordum. Astım krizim niye patlak veriyordu. İlacımı gözlerimle ararken yerde duran kırık plastik parçalarını gördüğümde içimi bir korku kapladı. Bu sefer cidden de ölüyordum sanırım.
Yerimden sıçrayarak uyandığımda göğsüm hızla inip kalkıyordu. Fazlasıyla terlemiştim ve vücubum zangır zangır titriyordu. Gözlerimden yaşlar boşalırken ağzımdan hıçkırıklar kaçıyordu. Önümdeki kapalı kapı hızla açılıken kafamı kaldıramadım.
"Arya, Arya'm geldim ablam. Sakin tamam geçti."
Başımı kaldırıdığımda ablam yatağın kenarına oturmuş bana bakıyordu. Gözlerim onu bulunca daha da içli içli ağlamaya başldım. Güvenli bölgeydi burası. Ben ağlarken ablam kollarını yavaşça bana sardı. Zangır zangır titreyen vücudumu kolları arasında sakinleştirmeye çalışırken kollarımı boynuna doladım. Derin derin nefes almaya çalışırken boğazıma dolanmış olan saçlar her şeyi engelliyordu. Başımı kaldırıp masadaki kalemliğe baktım. Makas olması lazımdı ve vardı da. Bir hızla yağa kalkıp makası elime aldığımda ablam arkamdan yapmamamı söyleyen çığlıklar atıyor elimdeki makası almaya çalışıyordu. Elimi son bir güçle kurtardıktan sonra bir tutam saçı diğer elimle tuttum.
"Bu saçlardan kurtulursam her şey düzelicek. Bırak dokunma n'olur. Çok acıtıyor artık. Her gece öldürüyor beni. "
Elimdeki makası saçlarıma götürdüğümde kapıda gördüğüm gözlerle yerimde durdum. Yunus uykulu gözleri çatık kaşlarıyla kapı eşiğinden bana bakıyordu. Elimdeki makas aşşağıya indiğinde Yunus yanıma geldi. Gözlerini benden çekmeden elimdeki makası usulca alıp arkasındaki ablama verdi. Bir kaç saniye birbirlerine baktıktan sonra ablam ilk önce bana baktı sonra da arkasına dönüp odadan çıktı. Olduğum yerde bir kez daha ağlamaya başladığımda karşısında küçücük bir çocuk gibiydim. En sonunda dayanamayıp yere çökerken benimle birlikte o da yere oturdu. Başımı yere eğdiğimde önüme gelen saçları toplayıp arkaya attı. Beni yavaşça kendine çekerken başımı omzuna yasladım. Kolları sırtımı sıvazlarken beni yatıştırnaya çalışıyor gibiydi.
"Şş tamam geçti. Sakin ol nefes al. "
Derin bir nefesi içime çektiğimde burnuma dolan mentol kokusuyla biraz olsun rahatlamış gibiydim.
"Özür dilerim, beni bu halde görmeni istemezdim. "
Eli saçlarıma gittiğinde ağzımdan bir hıçkırık kaçtı.
"Senin suçun değildi. Ama bir daha asla ama asla saçlarından çıkarma hıncını. Kendine asla zarar verme, deneme de. "
Onaylar şekilde bir ses çıkardığımda başımı omzundan kaldırdım. Gözlerine baktığımda göz altları biraz morarmıştı. Tüm gece uyuyamamıştı sanırım.
"Sen nasıl uyandın? "
Kollarını çektiğinde ikimizde yerde oturmuş birbirimize bakıyorduk. Derin bir nefes aldığında gözlerini odanın içinde gezdirdi.
"Kesik kesik inliyordun sonra uyanırken çığlık attın s bişey oldu sandım sonrasını zaten biliyorsun. "
Başımı salladığımda ayağa kalktım. Ellerim hala biraz titriyordu ama ilk uyandığımdaki gibi değildi. Benim saçlarıma giden ellerimi görünce Yunus'un gözleri fal taşı gibi açıldı. Ama sadece bileğimdeki tokatla dağınık bir topuz yaptığımı görünce yavaşça ayağa kalktı.
"İstersen bir duşa gir kendine gel. Ameliyat öğlen malum gitmemiz lazım. "
Başımı salladığımda duvardaki saatten saatin sekiz olduğunu gördüm. Yaklaşık üç saat kadar daha uyumuştum ama beni burda bıraksalar uyuyacak bir haldeydim. Ben odadan çıkıp banyoya girerken Yunus da arkamdan geçip mutfağa girdi.
Doktorum gelmesini beklediğimiz hastane odasında amcamı hazırlamışlardı. Yeşil bir kumaşın içinde duruyordu ve ben bu halini hiç beğenmemiştim. Saçlarını sabahtan kazımışlardı ilk gördüğümde gözlerim dolmuştu onun bu halini görünce. O heybetli dağ bir çocuk kadar kalmıştı koca yatağın içinde sanki. Ben böyle böyle tırnaklarımı kemirirken en sonunda kapı açıldı. İçeri doktor ve bir kaç kişi girdi. Yunus doktorla el sıkışıp küçük bir konuşmaya daldığında amcamın yanına sokuldum. Gözlerinde her ne kadar belli etmese de korku vardı. Bizi bırakıp gitmekten çok korkuyordu bizde korkuyorduk açıkçası. Serum takılı elini tuttuğumda gözleri beni buldu. Yüzüme buruk bir gülümseme yerleştirdiğimde elini kurtarıp yanağıma yerleştirdi.
"Aryam, güzel kızım benim. Korkmuyorsun değil mi? Beni örnek al bak ben hiç korkuyor muyum? Her şey olacağına varır. Yaradanın vardır bir bildiği. "
Başımı salladığımda yanağımdaki elini tuttum. Yorgun olduğu belliydi ki gözleri kayıyordu ya da aç ve susuz bıraktıkları için bir nevi fanımıştı. Elini yatağın üzerine geri koyduğumda ellerimi üzerinden çekmemiş ona bakıyordum.
"Yok amcam benim niye korkayım sen bizi bırakmazsın ki. Biz daha neler yapıcaz. Selanik'e gidicez Sofya'ya gidicez. "
Başını salladığında yüzünde ufak bir tebessüm oluştu. Yaklaşıp yanağından öptüğümde ne yaparsa yapsın üzerinden çıkmayan barut kokusu burnuma çarptı. Biz bir süre daha birbirimize bakarken amcamı ameliyathaneye götürmek için aldılar. Arkasında ben, teyzem, ablam ve Yunus kalmıştık. Ceyhun hala gelmemişti. Bu çocuğu cidden ıslak odunla dinlene dinelene dövmek istiyordum o kadar aptaldı. Yengemin bir koluna ben diğer koluna ablam girdiğinizde amcamı kapıya kadar takip ettik. Yengemi bir sandalyenin üzerine oturtturduğumuzda elindeki yasinini okumaya başladı. Hepimiz sandalyelere sıralanırken içimizden dışımızdan bildiğimiz tüm duaları ediyorduk. Yunus karşımızda dikiliyor ara ara o da ellerini açıp dua ediyordu.
Yaklaşık iki saat geçmişti. Ne yapabileceğimi bilmiyordum ve öylece oturduğum yerden dua ediyordum. Saat üçü geçiyordu ve ben sabahtan beri ağzıma bir lokma bir şey koymamıştım. Ablam sabah kahvaltı hazırşamıştı ama olan olmayan tüm iştahım kaçtığı için bir parça peynir yiyip kalkmıştım masadan. Oturduğum yerden kalktığımda tüm gözler bana döndü.
"Bir şeyler alıcam aşşağıdan çay kahve istiyor musunuz su falan? "
Yengem de ablam da başlarını olumsuz anlamda salladıklarında olduğum yerde durdum. Arkamdaki Yunus'a kaş göz yaparken yanlarında kalmasını işaret etmeye çalışıyordum. Ablam en sonunda işaretlerini yakalamış Yunus'a gözleriyle beni göstermişti. Elli saattir beni kâle almayan Yunus ablamın bir hareketiyle yanımda bitmişti. Koridorda yürürken bu o hiç sevmediğim hastane kokusu buram buram yüzüme çarpıyordu. Ve hastane mi çok sıcaktı yoksa ben mi fazla yanıyordum bilmiyorum ama üzerimdeki mavi gömlek ve kotla cayır cayır yanıyordum. Asansörün başına geldiğimizde düğmeye basıp beklemeye başladım. Yunus yanımda duruyor hatta omuzları omuzlarıma değiyordu. En son olaydan sonra pek konuşmamıştık açıkçası yorgundum. Rüyada görülenler hemen unutulurmuş diye bir söylenti vardı diye hatırlıyorum ama benimki hiç de öyle olmamıştı her bir kare dakikalarca beynimde dönüyordu. Ben bunları düşünürken kapı önümüzde açıldı. Yunus bir eliyle belimden ittirerek asansöre benimle birlikte bindi. Başımı kaldırmadan yere bakıyordum sadece. Asansör de zaten boştu. En arkaya geçip aynalı tarafa yaslandığımda yanımda duran Yunus'a başımı yasladım. Başım bir yandan çok ağrıyordu bir yandan uyku istiyordu. Fazla da her şeyi bir kabusa bağlamak istemiyordum ama sırtımdaki izler dahi sızlıyordu. Kapı bir katta daha açıldığında Eray elinde birkaç dosyayla asansöre bindi. Beni görünce yüzünde oluşan gülümsemeyle bana bakıyordu. Yunus'a yasladığım başımı kaldırdığımda öne doğru bir adım attım.
"Yine karşılaştık. "
Kollarım önümde bağlıydı ve yüzümde yarım bir gülümseme vardı. Eray da bir eli önlüğünün cebinde diğer eli de korkuluğu yaslı şekilde duruyordu.
"Bu güzelliği her gün görsek doyamayız zaten bir kaç gün görsek ne olur. "
Yunus arkada homurtulu sesler çıkarıyordu ama çok da duyulacak seviyede değildi.
"Şımartıyorsun. Saol ayrıca, yani üzerime döktüğün kahve için değil de çünkü dünden beri kıvranıyorum. Ama saol yani her şey için. Arkadaşlığın için falan. Bu da öyle içimden geldi söyliyim dedim. "
Yüzündeki gülümseme daha da derinleşirken baştan aşşağı küçük bir şekilde beni süzdü. Gözleri kahve dökülen yere takıldıüında yüzü buruştu.
"Teninin çok hassas olduğunu unutmuşum kusura bakma aşşağıda iyi bir dermatolog arkadaşım var istersen bir baksın. "
Başımı olumsuz anlamda salladığımda asansörün kapısı açıldı.
"Her zaman diyorum lav içiyorsunuz siz de çay kahve değil. "
Ağzımdan küçük bir kıkırtı kaçtığında üçünüzde asansörden indik. Biz kantin tarafına gidiyorduk Eray nereye gidiyordu bilmiyordum.
"Öyle alışmışız ne yapalım. "
Başımı olumlu anlamda salladığımda küçük bir el salladım. Arkamdaki Yunus'la kantin tarafına doğru yürürken arkamdan duyduğum sesle arkama döndüm.
"Arya, saçların gül gibi kokuyor. "
Ben saçlarıma gül kokulu bir şey kullanmazdım ki. Tek kokusunu beğendiğim çiçek şakayıktı benim. Ben ağzımı açmaya fırsat kalmadan Yunus atladı.
"Arya gül kokmaz. Şakayık kokuyor saçları haberin olsun. "
Eray'ın yüzündeki gülümseme hafif solarken Yunus yürümeye devam etti. Arkasından bir süre baktıktan sonra ben de peşinden gittim. Kafeterya bölümüne geçmiş kasada sipariş veriyordu. Beş dakika sonra elinde iki kahveyle dikildiğim yere geldi. Boş bir masaya oturduğumuz da ikiniz de bir süre konuşmadık.
"Niye öyle bir cevap verdin ben sadece hayır diyecektim. "
Gözleri beni bulduğunda arkasındaki sandalyeye yaslandı.
"Fazla samimi bir arkadaştı durması gereken yeri fark ettirdim sadece. "
Başımı salladığımda elimdeki kahveden bir yudum daha aldım. Cebimdeki telefondan saate baktığımda daha on dakika olduğunu fark ettim. Zaman geçmek bilmiyordu ve ben her dakika daha da büyük bir korkuya kapılıyordum.
"Aşka inanıyor musun? "
Başımı kaldırdığımda Yunus kendi sorduğu soruya şaşırmış gibiydi. Başımı iki yana salladığımda nedenini sorar gibi bakıyordu.
"Aşk gerçek olsaydı Atam kaybetmezdi. Bir sözünde şu geçiyor 'beni ömrümde iki kadın sevdi, biri ben olduğum için biri de mevkim için.' mevkisi için onu seven Latifeydi. O sadece güç ve yaslanacak birini arıyordu ama Dimitri Sofya'da katıldığı bir baloda gördüğü yeni çeri askeri kostümlü bir Osmanlı askerine aşık oldu. "
Başını salladığında biraz olsun anlamış gibiydi.
"Dimitri'nin adı pek duyulmuyor aslında kim pek bilmiyorum. "
Kahvemden bir yudum aldığımda gözlerim yine Yunus'u buldu.
"Dimitri Sofya'nın ileri gelenlerinden birinin kızıydı. Sarışın beyaz tenli bebek gibi biriydi. O baloda Atatürkle tanışmış ondan çokta etkilenmişti. Hatta dans ettikleri bile söyleniyor. Ama Dimitri'nin babası aralarında olan gönül ilişkisini fark edince benim bir Osmanlı askerine verecek kızım yok demişti. Atatürk'ü savaş için vatana geri çağırdığında son kez buluştular. Atatürk çok yalvardı. Onunla gelip yeni bir hayata başlaması için. Ama Dimitri babasının sözleriyle hipnoz olmuş gibiydi gelmeyi reddetti onu Sofya'da bekleyeceğini söyledi. Biraz öyle de oldu. Savaşın ilk dönemleri Atatürk ona mektuplar yazıyor savaş hakkında olanları anlatıyordu. Ama bir gün kara haber geldi. Dimitri bir İngiliz askeriyle evlenmişti. Atatürk de bu yüzden ben gençliğimi Sofya'da bıraktım diyor. Gençliğim diye bahsettiği kişi de Dimitri. "
Şaşırmış gibiydi. Elindeki kahveden bir yudum alıp bardağı masanın üzerine bıraktı. Sandalyesini alıp yanıma oturduğunda masanın üzerinde duran ellerimi avuçlarının içine aldı. Açılmış gözlerimle bir ona bir ellerime bakıyordum.
"Atamın kazanamadığı savaşı bir ihtimal de olsa kazanmaya var mısın? "
Söylediğiyle öylece kalmıştım. Vücudumu bir ürperti aldığında duyduklarımı idrak etmeye çalışıyordum.
"Ne? "
Birbirimize bakarken Yunus'un yüzünde çarpık bir gülümseme oldu.
"Bir ihtimal de olsa deneyelim mi? Tamamen anlaşmalı olarak yürüyecek. Çok yaralısın Arya bu sabah fark ettim. Aşık olduğun saçlarını kesmeye kalktın bu gün. Ben bu vicdan azabıyla yaşayamıyorum. Senden hiç bir şey beklemiyorum istemiyorum da. Sadece iyi olmanı tranvalarını bir nebze olsun azaltmana yardımcı olmak istiyorum. Kendini asla bir zorunlululta hissetme hayır dersen şimdi giderim bir daha da asla görmezsin yüzümü. Ama ne olursun sana açtıkları yaraları birlikte tedavi edelim yavaş yavaş. Anlayalım birbirimizi konuşalım düşünelim tamamen formalite olan bir evlilikte sadece arkadaş olalım. "
Son bir güçle yutkunurken duyduklarımla kulaklarım uğulduyordu. Evlenmekten bahsediyordu resmen evlilik diyordu ama formalite olucak diyordu. Arkadaş olarak diyordu.
"Ne kadar sürecek peki? "
"Bir yıl sadece bir yıl. Eğer bir yılın sonunda istemezsen boşanırız olur biter bir daha ne sen beni görürsün ne de ben seni görürüm. "
Başımı salladığımda düşünmek için pek de bir vaktim yoktu sanırım. Beni iyileştireceğini söylüyordu inanmalı mıydım? İkinci kez güvenleri miydim?
"Ya yine gidersen. "
Gözlerine bakarken yeşilleri bana umut vermeye çalışıyor gibiydi.
"Gidersem çek vur beni hiç düşünme. "
Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldığımda içimde dönen fırtıları durdurmaya çalışıyordum. Evlilik diyordu bir yıl sürecekti ya o bir yılda hiç istemediğimiz şeyler olursa ya da ikimizden biri ya da ikimiz de birbirimizi bırakıp gidersek. Ama ben bu sefer cidden iyileşmek istiyordum. Gördüğüm kabuslar çıksın hafızamın o yanı yok olsun gitsin hiç yaşanmamış gibi davranmayı istiyordum. Hayattan hiç bir şey beklemeden mutlu olmayı herkese güvenmeyi istiyordum.
"Tamam. Olur. İyileşelim konuşarak dertleşerek birbirimizi anlayarak belki de. Atamın kazanamadığı savaşı biz zaten oynamadan kaybettik ama deneyelim vuralım kıralım ama yaptık diyelim bu sefer. Olur evlenelim. "
