7. bölüm · NAZENDE
Gece hareler
Gece yolculuklarını hep çok sevmişimdir. Abim ben ve Fatih arabaya kurulmuş, çoktan İstanbul dan çıkmıştık. Bu gün arefe sabahıydı. Annem bizi akşama bekliyordu. Fakat sabah geçte olsa kahvaltıya yetişip anneme sürpriz yapmayı planlıyorduk.
Ablam Ayşe oğluyla birlikte akşam üzeri uçakla gelecekti. Bayramı hep birlikte geçirecektik. Ordu yu severdim. Ilık ve nemli havası buranın tam tersiydi. Toprak altında da olsa babam vardı orda. Ayrı bir güzel gelirdi. Haset biterdi. Vuslat öteki dünyaya kalsada emindim. Onunla buluşacaktık.
Ne kadar sinirlensemde birlikte fasulye turşusu yaptığımız günleri çok özlemiştim. Heleki o balık yaptığı zaman benim salata yaparken mutfakta geçirdiğimiz zamanlarımız. Burnumda tütüyordu hafif tatlı sert atişmalarimiz. Ahh canım babam mekânın cennet olsun. Seni çok seviyorum!
Zaman her şeyin ilacımı gerçekten. Bence parol dan daha etkisiz. Sadece anlık sevinçlerimiz perdeliyordu özlem ve acıyı.
Yolculuğumuz güzel geçmiş, bazen inip bir yerlerde mola vermiştik. Saat 11 e geldiğinde nihayet memleketteydik.
Annem erken gelişimize hem şaşırmış hem sevinmişti. Bize mükellef bir sofra hazırlamış, bahçeden topladığı yeşilliklerde sofrada yerini almıştı.
Kahvaltının ardından hemen can parçamın yanına koşmuştum. O toprağın altında, ben onun kabri yanında. Saatlerce anlattım oda dinledi sabırla. İçtiğim suyun tadından, gezdiğim kaldırımların taşına kadar.
Derken bayram gelmiş kurbanımızı kesmiştik. Babamın yıl dönümüne daha bir kaç gün olmasına rağmen dönmemiz gerekiyordu. Hepimizin işleri vardı. Onun adına kuran okutup yemek vermiştik.
Ama sorunlar bitmiyordu. Kıç kadar arazi yüzünden amcam olacak adamla tartışmıştık. Sakin kalmak amacıyla olaya dahil olmamaya çalışsamda, bu ebulehebin torunu kılıklılar benide delirtmeyi basarmisti.
Neyse Fatih araya girip olayı yatiştirmişti. Amcamın ağzının payını vermiş, annemi de onlara bulaşmaması için tembihlemişti.
Bir hafta boyunca bolca gezip dinlenmiştik. Sinirlerimiz bir dolup bir boşalmıştı. Fakat iyiydi yinede. Abim ben ve Fatih gene gece yola çıkmıştık. Cuma gecesiydi. Cumartesi pazar evde dinlenip, pazartesi tekrar kapitalizmin koynuna gidecektik.
Arabadan indiğimde sabaha karşıydı. Eve geçip güzel bir duş aldım. Arabada yeterince uyduğumdan, valizleri boşaltıp ortalıkta ki kalabalığı toparladım. Kahvaltı edecektim ama Fatih çoktan kaçmış geçen hafta tekrar barıştığı sevgilisinin yanına gitmişti. Bütün gün böyle akıp geçti.
***
Yatağa geçip kendimi bıraktım. Saat daha ondu. Fakat uyuşmuş gibi hissediyordum. Havalarında ısınmasıyla iyice bir uyuşukluk çökmüştü.
Ne kadar uyuduğumu bilmiyorum. Susamıştım. Saate baktığımda iki buçuktu. Mutfağa gidip bir bardak su içtim. Odama dönerken, salak Fatih yine televizyonun karşısında uyuyakalmişti. Ne yapacaktım ben bu sorumsuz çocukla.
Odama girdim ama camın önünden bir şey geçti sanki. Benim odamdan arka tarafa açılan bir kapı vardı. Ev eksi birde olduğundan arka tarafı tenhada kalıyordu. Burada küçük bahçe vari bir yer vardı. Ama kimsenin burada olması imkansızdı. Yol üzeri değildi. Birinin buraya girebilmesi için yaklaşık iki metrelik duvardan atlaması gerekiyordu.
Derken aynı gölge tekrar belirdi. Korkudan çığlık atmamak adına elimi ağzıma kapattım. Kapı kilitliydi. Yinede korkmuştum. Tam odadan çıkıp Fatihi uyandirmaya gideceğim sırada gördüğüm silueti tanir gibi oldum.
Korku ve endişeyi bir kenara bırakıp kapıya yöneldim. Kapı camından baktığımda, bahçedeki sandalyede oturan Barış ı görmemle ağzım hayretle açıldı.
Ne işi vardı burada? Bu saatte. Salakmiydi bu herif! Aklımdaki düşüncelerle kapının kilidini açıp araladım. Kilidin açılma sesiyle Barış 'ın bakışları beni buldu.
Gözleri kızarmıştı sanki gece lambasının ışığında pek seçemiyordum. Gülümsedi ve beni baştan aşağıya süzdü.
"Gelmişsin. Nerelerdeydin?" Dedi yarim ağız. Sarhoşmuy du bu?
"Ne işin var senin bu saatte burada?" Dedim sorusuna soruyla karşılık vererek.
"Yoktun kaç gündür. Sana yakın olmak istedim. Buradasın."
"Buradayım tabi. Benim evim ya hani burası normal değil mi?" Dedim dalga geçerek.
"Gelmedin kafeye hiç. Aradım açmadın. Birşey oldu sandım."
"Bir şeyim yok. Memleketteydim. Hem herkesin telefonunu acarsam ohoo.." elimin birini havada savurarak devam ettim.
"Sen şimdi buradan gidiyorsun."
"Duvar var ama nasıl cikayim." Dedi salağa yatarak. Sesindeki tınıyı çok iyi anlıyordum.
"Ben anlamam. Nasıl geldiysen öyle de git." Sesim sinirli çıkmıştı. Sanki içerdeki yetmiyormuş gibi birde bunları uğraşacaktım.
"Tamam. Tamam gidiyorum." Dedi bıkkınlıkla ama ayağı kalkıp bir adım atınca sendeledi. Düşecek gibi olmuştu.
Bir anlık endişeyle bahçeye adımladım. Şimdi düşüp bir yerlerini çarpsa gece gece uğraş dur.
Tekrar adım attığında bir kez daha sendeledi. Yanına gidip kolundan tuttum. Ahh benim bu merhametim!!
"Gel hadi içeri geçelim. Biraz toparlan gidersin." Sesim sinirli ve bıkkın çıkmıştı.
Yüzünde şapşal bir sırıtış belirdi.koluna girip kapıya doğru onuda kendimle çekiştirdim. Yürüdükçe sendeliyordu. Bu kadar içecek ne vardı?
"Geç içeri Allahın cezası." Resmen tıslamıştım. Içeriye arşınlayıp kapıyı kapattım. O direkt yatağıma oturmuştu.
"Diğer böbreğinidemi kaybetmek istiyorsun? Niye bu kadar içtin?" Çıkıştım öfkeyle elimi belime koyup.
O ise suratındaki anlamaz ve şaşkın ifadeyle bana bakıyordu.
"Ağzından bal damlıyor dedi." Gülerek.
Bense iyice öfkelenmiştim. Tamam sakin ol Hülya sabaha az var. Azıcık toparlansin postalarsin sonra bu izbandutu.
"Şuraya bak leş gibi kokuyorsun! " dedim. Tepkisizce baktı bana sonra iki eliyle Üzerinde ki siyah tişörtün eteklerinden kavrayıp çıkardı. Bir yere attığı tişörte birde ona baktım öfkeyle. Göğüs ve karin kasları, geniş omuzları dışarıdan vuran ışığın altında bir heykel gibi duruyordu. Gözlerimi devirip odadan çıktım.
Bir süre mutfakta oturup bir sigara içtim. Salonda Fatih vardı. Onun odasına gidip uyusam sabaha ne cevap verecektim. El mahkum kendi odama gitmeliydim. Saat üçü biraz geçiyordu.
Odama geçip kapıyı usulca kapattım. Işığı yakmamıştım zaten. Çam yarması çoktan yatağıma uzanıp uyumuştu bile. Ahhh geberecektim şimdi bunu. Sabaha kadar ayakta mı kalacaktım. Yerde yatamazdım. Yazın ortasında hasta olmak istemiyordum.
Tek kişilik yatağımın neredeyse hepsini kaplamıştı. Azıcık yanına kıvrılıp uyusam ne olacaktı ki. Zaten kilolu değildim. Bence sorun olmazdı. Bu izbandut herif dut gibiydi hissetmezdi bile.
Yatakta onun yanına geçerek arkamı ona dönüp kalan minicik kenara kıvrıldım . Gözlerimi kapamamla belime dolanıp beni kendine çeken eli hissetmemle açmam bir oldu.
Şaşkınlıkla kalakalmıştım. Kolumu geriye iterek dirseğimi karnına geçirdim. Fakat onda etki dahi etmedi. Saçlarımın arasından kulağıma dolan nefesini hissettim.
"Yemem seni merak etme! Yataktan düşmeyesin diye sarıldım." Sesinde neşemi vardı?
"Salak!" Dedim dişlerimin arasından. Onun duyduğuna emindim. Çünkü lafım bitince güldüğünü duymuştum. Kesinleşmişti artık sabaha o mezara bende hapse girecektim.
Aklımdaki cinayet senaryolarıyla uykuya ne ara dalmıştım bilemiyorum. Kapının tıklama sesiyle gözümü açtım. Yüzümün altındaki yastık!! Yok yok bu çam yarmasının göğsüydü. Daha uyuyor olacakki nefes alışları düzgündü.
Resmen adamın koynunda uyumuştum. Başım göğsünde bir koluyla beni sarmıştı. Tekrar gelen kapı sesiyle bu kez kendimi ondan ayırdım. Fakat kendimi geri çekmemle yataktan düşüp yeri boylamam bir olmuştu.
Ahhh geberteceğim! Yatakta yatanida odamin kapısını alacaklı gibi vuranida.
Yere düşmemle Barışta gözlerini açmış bana bakıyordu. Gülüyormuy du bu?
Yerimden doğrulup kalçami tutarak kapıya yöneldim. Sesim sinirle çıkarken gözlerimi Barışa dikip parmak salladım.
"Ne var? Ne oldu?" Bağırdım diğer taraftaki Fatih e
"Hülya! Mavi gömleğim nerde? Bulamdım bi baksana."
"Elinin köründe Fatih, zıkkımın dibinde. Bu yüzden mi Viyana kapısına dayanan Osmanli gibi davranıyorsun?"
"Hadi ya bir bak bulamadım. Erimezsin kızım zaten bi lokmasın." Dediģiyle sinirden delirecek gibi oldum.
Benim tersine Barış ise yatağıma iyice kurulmuştu. Sanki benim bu halimden zevk alıyordu. Pis izbandut! Keşke duvardan düşüp ölseydin!
"Fatih! Defol git. Dolabında körmüsun?"
"Birde abla olacaksın. Ben çıkıyorum, akşama geç gelirim." Diyerek kapıdan ayrıldığını duydum.
Bende kapıdan ayrılıp yatağımdaki Barışa doğru yöneldim. Bu sefer oda sinirimden payını alacaktı.
Sesimi Fatih duymasın diye çok çıkartamasam da sinirim ve öfkem barizdi. Yattığı yerden dirseklerinin üzerine doğrularak yiyeceği azarlamaya karşı gardını alıyordu.
"Sen ne diye gülüyorsun! Fatih birazdan çıkar, sende hemen peşinden çıkıyorsun!"
Yüzüne yalandan mahcup bir ifade yerleştirdi. Gelen dış kapı sesiyle Fatih in gittiğini anlamıştım. Geçip odamın kapısını açıp. Çıkışı göstererek
"Haydi. Hemen dışarı!" Dedim sesimdeki öfke beni bile afallatmisti.
Yataktan gayet yavaş hareket ederek kalktı. Yerdeki tişörtünü eline alıp yanımdan geçerek koridora geçti.
" Ben duşa gireceğim. Sende çay koy kahvaltı yapalim." Dedi dalga geçercesine. Arkasından ilerleyip yanına geçtim. Bu ne rahatlık ya. Kimki bu adam benim evimi kendisininmis gibi kullanmaya çalışıyor?
Bir elim belimde bir elim havada, sinirden kocaman olmuş gözlerle ona öfke kustum.
"Oldu! Birde nikahıma alayim istersen!" Lafım bittiğinde ne olduğunu anlayamamıştım.
Belimden kavrayarak, beni kendisine çekmişti. Ayaklarım yerden kesilirken, dudaklarımdan ufak çaplı bir çığlık kopmuştu. Koridorun duvarı ve onun arasında sıkışıp kalmıştım.
Sinir ve öfkem yerini şaşkınlığa bıraktığında, onun bana bakan gece hareleri iyice koyulaşmisti.
Sevgili okur, bölüm sonu yorum ve beğeni yapmayı unutmayalım. Görüşleriniz benim için çok değerli. Keyifli okumalar...
