Münzevi Çığlık kitap kapağı

2. bölüm / 18

Münzevi Çığlık

Yalan Hayatlar

Vaveyla Yazarı: Sümeyye Daşdemir

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: Yalan Hayatlar

Bölüm ile ilgili yorumlarınızı, düşüncelerinizi ve sorularınızı yazın beraber konuşalım.

İyi Okumalar!

Bölüm Şarkısı;
Fatma Turgut - Bir Varmış Bir Yokmuş

-

Günümüz 2026

Hayat bana her zaman zorlukları ile kucak açtı. Bende bu zorlukların kolaylık olduğuna inanıp hayatı kucakladım. Ama en sonunda yine hayat bana gerçek yüzünü gösterdi. Gerçek yüzü hiçbir zaman bakılacak kadar güzel olmadı. Hep çirkin yüzü ile çıktı karşıma. Güzel bir hayat hiç yaşamadım. Yani uzun zamandır güzel bir hayat yaşamadım. Yedi yaşımdan sonraki bütün hayatım berbattı. Yedi yaşımda İvan tarafından Rusya'ya kaçırılmıştım. Kaçırılmamadan birkaç saat öncesi yaşadığım son iyi saatlerdi.

Kaçırıldığımda çok zor şeyler yaşadım. O İvan şerefsizinin yapmadığı kalmadı. Beni zorla sokaklarda dilenci gibi çalıştırdı. Para kazanamadığımda dövdürürdü. Kendisi dövemeyecek kadar çocukları severdi ama dövdürecek kadarda nefret ediyordu. Keşke sadece dövdürmek ile kalsaydı. Taciz ettirmişti. Orada birden fazla tacize uğramıştım. Bazen para kazanamadığımda soğuk karanlık bir odada sandalyeye bağlayıp odaya kapatırdı. Gün boyu ne yemek verirdi ne de içecek. Aç susuz bırakırdı gün boyu soğuk depoda. İlk bir hafta sadece işkence etmişti. Yedi yaşındaki bir çocuğa göre ağır işkencelerdi. Hem de çok ağır. Hiç kolay şeyler yaşamamıştım orada. Zaten orada geçirdiğim bir aydan sonra hayatım bir daha normale dönmedi.
Rusya'ya gitmeden önce orada İvan'ın oğlunu görmüştüm. Bir daha da canlı bir şekilde görmedim. Rusya'da tutulduğum o bir aylık süreçte de hiç görmedim. İlk defa görüp orada elini tutmuştum. Ona güvenmiştim ama onun elini tutmam beni koruyamadı babasından. Dimitri'ydi adı. Babası söylemişti. Onun hakkında bildiğim tek şey adı ve soy adı. Onu her zaman telefonda gördüm. Zaten bir daha göremezdim çünkü bir daha Rusya'ya gitme gibi bir kararım olmadı. Cesaret edemedim. O ülkeye bir daha adım atmamak üzere yemin ettim.

Ancak yarın bu yeminimi bozmak zorunda kalacağım. Imperium'un her yıl yaptığı bir etkinlik. Her yıl soylulardan bir ülke kendi ülkesinde büyük bir yemek verir. Soylular büyük bir yemek verir. Ve sadece soylular gidebilir. Imperium da bulunan diğer ülkeler gelemez. Bende o soylulardan biriyim, gitmek zorundayım. Bundan önce olan hiçbir yemekte Rusya'ya gitmedim. İtalya ve İngiltere'ye gittim ama Rusya'ya asla gitmedim. Bu yılda gitmeyecektim ama babam bu yemeğin diğer yemeklere göre daha önemli olduğunu söyledi. Gitmek zorundayım. Ailecek orada gözükmeliyiz. Babam öyle istiyor.

Baba kelimesi yedi yaşımdan sonra bende her zaman silik bir kelime olarak kaldı. Çünkü babam beni kurtarmaya gelmedi. Bana söz vermişti. Beni her zaman koruyacaktı ve kurtaracaktı. Bu sözünü asla tutmadı. Orada her gün babam gelip beni kurtaracak diye bekledim ama hiç gelmedi. Gelmedi ve kurtarmak istemedi. Orada İvan bana videolar izletti. Babamın videoları. Kutlamalara gittiği videolar.
İlk eve döndüğüm zaman yine babam ile arada sırada konuşuyordum. Aynı evde yaşıyoruz o konuşmamam elde değil. Ancak kaçırılmamdan üç yıl sonra babam ile kendi içimde olan tüm bağlarımı koparttım. Onun kızı olmaktan utandım. Onun kızı olmak istemedim. Yaptıklarından sonra nefret ettim ondan.

Yaptığı şey annemi öldürmekti. Gözümün önünde annemi öldürdü babam. Doğum günüm doğum tarihim kadar bıçakladı annemi. On yedi defa, tamı tamına on yedi kere bıçakladı annemi. Çok fazlaydı bu. Çok. Annemin ölümünü düşünmem beni geçmişe götürdü.

***

17 Ekim 2009

Bugün küçük Müjgan'ın doğum günü. On yaşına gireceği gün. En mutlu günü ve aynı zamanda en kötü günü ama farkında değil. Zaten kötü olan şeyler farkında olmadan bulur insanı. Küçük Müjgan çok heyecanlı, yerinde durmuyor. Annesi ise onu durdurmak için uğraşıyor.

Küçük Müjgan önceki günden annesi Handan ile alışverişin yapıp her şeyi tamamladı. Geriye sadece süslemek kaldı. Müjgan sabah erkenden uyanıp hemen annesi uyandırdı. Annesi ile sabah erkenden malikaneyi süslemeye başladılar. Onlara yardım eden çalışanlar Müjgan bu mutluluğuna kendi aralarında tatlı bulup gülüyorlar.

Müjgan ve annesi Handan bütün malikaneyi süsledikten sonra beraber yemek yapmaya başladılar. Handan tek tek hepsinin sevdiği yemekleri yaptı. Özellikle kocası Turgut'un yemeğini özenle hazırladı çünkü geldiğinde yorgun olacağını biliyordu. Bu sıralar araları iyi olmasa da Handan tüm kalbi ile Turgut'u sevmeye devam ediyordu. Ancak Handan, Turgut'un sevgisinin bitmeye başladığını düşünmeye başladı. Turgut'un eve geldiğindeki gergin hareketleri Handan'ı şüphelendiriyor.

Müjgan ve Handan bütün hazırlıkları tamamladıktan sonra kendileri süslenmeye başladı. Müjgan prenses elbisesi gibi olan, en sevdiği elbisesi olan beyaz tüllü elbisesini giydi. Handan ise kızına ayak uydurarak beyaz bir elbise giydi. Elbiseyi giydiğinde mutluydu ancak o beyaz elbisenin kefeni olacağından habersizdi.

İkisi beraber güzelce hazırlandı ve doğum gününü kutlayacakları salona geçtiler. Oturup beklemeye başladır. Turgut gelecekti. Onu bekliyorlardı. Handan ilk ve tek aşkı geleceği için her zaman ilk gün ki gibi mutluydu. Ancak bugün ilk ve tek aşkı katili olacaktı. Müjgan ise babası geleceği için mutluydu. Kaçırıldığı günden beri ilk defa bu kadar mutluydu ama bu mutluluğu pek uzun sürmeyecek.

Sonunda kapı çaldığında Müjgan hızla zıplayarak kapıya koştu. "Babam geldi!" Diye bağırdı aynı zamanda. Kapıya gidip kapıyı açtığından yüzündeki güzel gülüşü anında soldu. Babasının halini gördü. Darma dağındı Turgut. Kravatı gömleğinin iki tarafından sarkıyordu. Elindeki yırtık ceketi yere fırlattı Turgut. "Hoş geldin, baba." Dedi Müjgan titrek sesi ile. Korkmuştu.

Turgut, Müjgan'ı yere iterek salona doğru gitti. "Nerede o!" Dedi aynı anda.

Turgut salona girdiği gibi etrafını taradı. Aradığı biri vardı. Handan. Handan'ı gördüğü gibi üstüne yürümeye başladı. "Senin yüzünden!" Diye bağırdı Handan'ın üstüne yürürken. Handan hiçbir şey anlamıyordu. Biricik eşi ona neden bağırıyor anlamıyordu.

"Ne benim yüzümden, Turgut. Seni anlayamıyorum." Turgut cevap vermedi.

"Senin yüzünden sevdiğim kadın ile evlenemiyorum!" Sonunda Turgut gerçeği itiraf ettiğinde Handan olduğu yerde dondu. İlk başta idrak edemedi ya da kabul etmek istemedi. "Turgut, senin sevdiğin kadın benim. Neyden bahsediyorsun?" Handan, Turgut'un onu aldattığını kabul etmek istemiyordu.

"Doğru duydun Handan. Benim sevdiğim kadın sen değilsin. Sevdiğim kadınla evlenmem içinde senin ölmen gerekiyor." Belinden çıkardığı bıçakla Handan'ın üstüne yürüdü. Handan kaçmaya çalıştı ama başaramadı.

Turgut, Handan'ı sırtından bıçakladı. Handan büyük bir çığlık attı. Bıçak acıtmamıştı, onu acıtan şey kocasının başka bir kadınla evlenmek kendisini öldürmesiydi. Annesinin çığlığı ile Müjgan içeri girdi. İçeri girdiğinde gördüğü şey ile ağlamaya başladı Müjgan. Annesi sırt üstü yerde yatıyordu. Babası ise ardı ardına durmadan bıçaklıyordu. Müjgan büyük bir çığlık attı. Bütün bıçak hareketlerini saymıştı içinden Müjgan. On yedi. Tamı tamına on yedi defa bıçaklanmıştı annesi babası tarafından. Turgut, Müjgan'ın çığlığını duyduğu anda durdu. Başını kaldırıp ağlayan kızına baktığında anladı ne yaptığını. Hayatı boyunca pişman olacağı şeyi yapmıştı. Güzel karısını öldürmüştü. Ve biricik kızı görmüştü bunu. Kızının bir daha onu affetmeyeceğini hissetmişti bu gece.
Turgut yavaşça ayağa kalktı. Koşar adımlarla çıktı evden. Müjgan sarsak adımlarla annesinin yanına gitti. Annesinin giydiği beyaz elbise kırmızıya dönüşmüştü. Annesine asla yakışmayan o renge.

"Anne." Dedi annesinin yanına otururken. Hiçbir şey anlamamıştı.

Anne kalk." Dedi ağlarken. Annesini dürttüğünde eline gelen kanları gördü. Daha çok ağlamaya başladı. Annesi kalkmıyordu.

"Anne kalk hadi doğum günümü kutlayacağız." Annesi cevap vermedi. Daha çok ağladı Müjgan.

"Anne kalk sana kırmızı yakışmıyor anne!" Müjgan avazı çıktığı kadar bağırıyordu ancak onu duyan kimse yoktu.

"Anne!"

"Anne kalk!"

"Anne!"

"Kırmızı yakışmıyor sana anne kalk!"

Müjgan bugünden sonra bir daha ne doğum gününü kutlayacak ne de kırmızı renk bir şey giyecekti. Hayatı boyunca en nefret ettiği iki şey bunlar olacaktı.

***

Günümüz 2026

O günden sonra asla doğum günümü kutlamadım. Kırmızı renk herhangi bir kıyafette giymedim. O günü hatırlayınca bile daralma geliyor. Nefessiz kaldığımı hissedince odamdaki cama gittim. Derin bir nefes aldım. Elimi boğazıma götürdüm. Nefes alırken boğazım acıyordu.

Boğazımdaki acı kalbimde bitiyordu. Nefes alışım normale döndüğünde camı kapattım. Yatağımın üstüne yerleştirdiğim kıyafetlerimi alıp giyinmeye başladım. Üzerime kahverengi, v yakalı, tek düğmeli kısa hırkayı giydim.
Belimde hafifçe toparlanan kesimi vücudumu sarmadan şık duruyordu. Altıma siyah, bol paça kumaş pantolonu giydim. Paçaları yürürken ağır ağır hareket ediyordu. Ayağıma sivri burunlu, ince topuklu kahverengi botları giydim. Boynumda yalnızca ince altın zincirli, ortasında küçük çiçek detayı olan oval kolye vardı. Abartısızdı ama bakışı kendine çekiyordu. Üzerime kemerli, kruvaze yakalı siyah uzun paltomu giydim. Makyajımı zaten yapmıştım önceden. Aynanın karşısına geçtim ve kendimi izlemeye başladım. Solgun yüzümü makyaj ile kapatmıştım. Sarı saçlarımın bir kısmını önüme aldım. Daha fazla durmadan arabamın anahtarını aldım ve odamdan çıktım.

Merdivenlerden inmeye başladım. Annemin yanına gidiyorum. Bu akşam Rusya'ya gideceğim ve gitmeden önce annemin yanına gideceğim. Evden çıktığımda arabam çoktan kapının önüne gelmişti. Arabaya binip hızla gaza bastım. Çok fazla vaktim yoktu. Bir saat sonra uçak ile gideceğiz. Özel uçakta olsa babam dakikliğini gösteriyordu. Tam gaz mezarlığa doğru gidiyorum. Mezarlık çok uzak bir yerde değil. Annemin bana uzak olmasını istemedim.

Mezarlık görüş açıma girdiğinde hızımı azalttım. Mezarlığa girdiğimde gördüğüm ilk boş yere park ettim arabayı. Arabadan çıktığımda direkt olarak annemin mezarına doğru ilerledim. Annemin mezarını gördüğümde yine o gün gözümün önünde canlandı. Her zaman olurdu bu. Gözlerimi kısa bir süreliğine kapattım. O günü düşünmemem gerekiyordu. Gözlerimi açıp yoluma devam ettim. Mezara geldiğimde bir süre ayakta durup mezara baktım. Mezar taşındaki isme baktığımda ciğerim yanıyordu. Handan Ulukan.

"Merhaba anne." Cevap gelmedi.

"Ben geldim, anne." Bir daha cevap gelmedi.

"Kızına hoş geldin demeyecek misin, anne?" Yine cevap gelmedi. Ve asla bu sorularıma cevap gelmeyecekti. Eğilip ellerimi toprağa sürdüm. Onu çok özlemiştim. Toprak kuru değildi. Sabah yağmur yağmıştı ve toprağı ıslatmıştı. Mezar temizdi. Üstündeki çiçekler mezarı süslüyordu.

Telefonuma bildirim geldiğinde cebimden çıkartıp kimin yazdığına baktım. Babam yazmıştı.

Babam: Müjgan eve gel, birazdan çıkacağız.

Cevap vermeden ayağa kalktım. "Görüşürüz anne." Anneme veda ettikten sonra son kez mezara dokunup arkamı dönüp arabama doğru yürümeye başladım. Arabaya bindiğimde bu sefer yavaş bir şekilde gitmeye başladım. Acelem yoktu. Yavaş bir şekilde arabada giderken durmadan telefonum çalıyordu. Bir babam arıyordu, bir abim, bir de üvey annem arıyordu. Evet, babam annemi öldürdükten bir yıl sonra evlenmişti. Bir kız kardeşim var o kadından. O kadını hayatım boyunca sevmeyeceğim. Bir bakımdan annemin ölüm nedenlerinden biri o kadın. Babam o kadın ile evlenmek için annemi öldürmüştü. Çünkü biliyordu annemin ondan boşanmayacağını. Annem gerçekten seviyordu babamı. Ama babam sevmiyordu.

Aramaların hiçbirine bakmadan yoluma devam ettim. Bugünün zor geçeceğine eminim. Rusya'da nelerle karşılaşacağım bilemiyorum. İvan denen o adamın yüzünü görmek istemiyorum.

Malikaneye yaklaşınca hızımı arttırdım. Bugünü yaşayıp hızla bitirmek ve unutup bir daha hatırlamak istemiyorum. Arabayı park edip arabadan çıktım. Malikanenin bahçesine girdiğimde bütün ev halkını bahçede gördüm. Hepsi bavulları ile bahçede bekliyorlardı. Babam yine her zamanki gibi takım elbisesini giymişti. Abim babamın aksine sade olan bir takım elbise giymişti. Kara Meclis onun umurunda değildi ancak babamın zoru ile umurunda gibi davranıyordu. Abimin hemen yanında olan karısı Türkan kucağındaki üç yaşında olan kızı Efnan ile gülümsüyordu ancak onun derinlerinde olan yorgunluğu görebiliyorum. Türkan abla benim en kötü zamanlarımda yanımda olup benim iyi olmadığımı fark eden tek kişiydi. Onun için canımı bile verebilirim. Üvey annem olan Nazan her zamanki gibi süslenmişti. Beni ilk gören o oldu.

"Hoş geldin, kızım." Bana kızım demekten bıkmıyordu.

"Bana kızım deme. Ben senin kızın değilim." Dedim sert bir dil ile. Artık bunu anlaması gerekiyordu. Söylediğim şey ile yüzü düştü. Bunu ne zaman ona hatırlatsam suratı asılıyordu. Babam ayağa kalkıp karısının yanına gitti. "Annene karşı saygılı ol, Müjgan."

"O benim annem değil. Benim annem öldü. Hatırlatayım benim annemi sen öldürdün." Ona söylediklerimle dondu. Ne zaman bunu hatırlatırsam hep böyle kaskatı kesiliyor. Üzülüyor mu yoksa umursamıyor mu anlayamıyorum. Umarım üzülüyordur.

"Bunu söylemekten vazgeçmeyeceksin dimi." Dedi sonunda konuşabildiğinde.

"Evet, vazgeçmeyeceğim." Dedim yine aynı sertlikte. Bunları duymaya zorunluydu. Pişmanlık çekmeliydi. "Son nefesimde bile sana bunu hatırlatacağım." Dedim gerçekleri söyleyerek. Gerçek buydu. Kız kardeşim Ceylan geldi bu sefer.

"Anneme ve babama bunu yaşatmaktan vazgeç artık, abla. Lütfen."

"Sen karışma, Ceylan." Dedim. Karışmaması gerekiyordu.

"Ama abla..." Sözünü keserek konuşmaya başladım. "Sana karışma dedim, Ceylan. Bu konu seni ilgilendirmiyor, ablacığım."

"Peki abla." Kenara çekildi.
Ceylan'ı seviyorum ve anlıyorum. Annesini üzdüğüm için bana kırılıyordu. Ama beni de anlaması gerekiyordu. Benim annemi öldürdü onlar. Ve bunun cezasını çekmediler. Bende annemi özlüyorum. On yedi yıldır görmediğim annemi özlüyorum. Gözümün önünde öldürülen annemi çok özlüyorum. Geçmiyor acısı. Beni de anlaması gerekiyordu. Artık birilerinin beni de anlaması gerekiyordu. Ama kimse beni anlamıyor.

"Müjgan Hanım, bavulunuzu getirdim." Evimizdeki çalışanlardan birinin sesi duyduğumda beni boğan bu düşüncelerden sıyrıldım. "Teşekkür ederim." Dedim gülümseyerek. Abim ayağa kalkıp konuştu. "Gitmiyor muyuz?" Abim hiçbir şeyi kafasına takmıyormuş gibi görünse de her şeyi fazlasıyla taktığını biliyorum. "Gidiyoruz." Dedi babam ve karısı ile arabaya bindiler. Abim, karısı ve küçük kızı Efnan arkalarından diğer arabaya bindi. İki araba giderken bir diğer araba kapının önünde duruyordu. Ceylan'a döndüm. "Hadi gidelim." Dedim ve arabaya bindim. Ceylanda benim arkamdan arabaya bindi.
Araba çalıştığında öylece oturdum. Hiçbir şey düşünmemeye çalıştım. Beynimi yormak istemiyorum. Rusya'da olacaklara hazır olmalıyım. Hazır olmalıyım ama hazır olmak istemiyorum. Orada hiçbir şey yaşamak istemiyorum. Rusya'ya gitmek istemiyorum.

Araba durunca kapıya baktım. Kapı açılınca ayağa kalktım ve bavulumu tutup arabadan indim. Arkamdan Ceylan indi. İndiğimde diğer arabaların çoktan geldiğini gördüm. Nazan hüzünlü bakıyordu etrafa. Hepsinin rol olduğunu çok iyi biliyorum. Havalimanına gelmiştik. Arabadan iner inmez bir andan yüzümde flaşlar patladı. Magazin muhabirleri sorularını ardı ardına sıralıyordu ancak sadece sorulardan birine nezaketen yanıt verdim.

"Müjgan Hanım, yine güzelliğiniz ile gözler önündesiniz."

"Teşekkür ederim, o senin güzel bakan gözlerinin güzelliği." Dedim gülümserken. Daha fazla muhabirlere bir şey demeden uçağa doğru gittik. Uçak çoktan hazırdı. İlk önce babam ve Nazan girdi. Ardından abim ve Ceylan girdi. En sonda ben girdim uçağa. Biraz uykum vardı ama uyumamam gerekiyor. Çünkü Rusya'ya vardığımızda yine muhabirler olacak ve kameralar karşısına çirkin çıkmak istemem. Uyandığımda saçlarım fazla dağınık oluyor. Uçağın arkalarına doğru giderek kendime bir yer seçtim. Oturduğumda yaptığım ilk şey bilgisayarımı çıkarmak oldu. Dört saatlik yolda hiçbir şey yapmazsam sıkıntıdan patlarım. Bu yüzden ilk olarak magazin haberlerine bakmayı düşünüyorum. Bilgisayarımı çıkartıp önüme koydum. Önce kuruyan boğazımı şenlendirerek bir su içtim. Sabahtan beri su içmemiştim. Su içtikten sonra bilgisayarı açtım ve magazin haberlerine girdim.
Oyuncular vardı ama onlar ilgimi çekmediği için geçtim. Kara Meclis haberlerine girdiğimde gördüğüm ilk kişi son zamanlarda bu haberlerde çokça gördüğüm biriydi.

Dimitri Aleksandr Govyadinov.

İvan Govyadinov' un biricik oğlu. Kara Meclis'in dışında olan insanların çok nadir gördüğü o adam. Yüzüne bakarken aynı anda birçok duygu hissediyorum ve bu duyguların başında gelen duygu, nefretti. En son gelen ise ona âşık olma ihtimalim. Ona asla âşık olmam. Yüzü çirkin değildi ama kalbi çirkindi. Rusya'da yaşadıklarıma şahit olup hiçbir şey yapmayan o adamın kalbi asla temiz olamazdı. Küçük bir çocuk olabilirdi ama babası onun tek bir sözüne dünyayı bile yakabilir. Orada öylece durup bana yapılanları izlemişti. Onu da asla affetmeyeceğim. İçimde ona karşı olan nefret asla dinmeyecek. Buz mavisi gözleri sinirli bakıyordu fotoğrafta. Çenesinde henüz tam anlamıyla yerleşmemiş, yeni çıkmış bir sakal vardı. Yüzüne sertlikten çok ağırbaşlı bir ciddiyet katıyordu. Koyu renk saçlarını geriye taramıştı. Net çizgilerle şekillendirilmiş bu saçlar, onu disiplinli ve mesafeli duruşunu tamamlıyordu. Yine üzerinde her zaman giydiği takım elbiselerinden biri vardı. Büyük yemeğin yapılacağı yerin önündeydi. Telefon ile konuşuyordu. Dudakları dolgundu ama yüzündeki ifadeye en ufak bir yumuşaklık katmıyordu. Karizmatik suratı ciddiydi. Ondan nefret etsem bile yakışıklılığını inkâr edemem. Bir aksilik çıkmış olmalıydı ki videoda sinirle konuşuyordu.

"Abla pür dikkat neye bakıyorsun öyle?" Karşıma bir anda Ceylan oturunca ödüm kopmuştu. "Hiçbir şeye bakmıyorum." Dedim. Suyumu içtim yine. Aleksandr'ı izlemeye dalmıştım fark etmeden. Ben suyu içerken Ceylan önümdeki minik masanın üzerindeki bilgisayarı kendine çevirdi. Gördüğü kişi ile ofladı.

"Abla bu adamı mı izlemeye dalmıştım gerçekten?"

"Sıkıldım öyle magazin haberlerine bakıyordum bu çirkin çıktı işte karşıma."

"Abla çirkin mi? Adamı görmüyor musun sen?"

"Görüyorum görmesine ama ben yüzünden mi bahsediyorum? Hayır, adamın kalbi çirkin bir kere. Kalbi çirkin olduktan sonra yüzü güzel olsa ne olur?"

"Haklısın."

"Haklıyım tabii."

"Ama abla sizi böyle yan yana düşünüyorum. Çift olarak. Çok yakışırdınız. Senin gibi güzel bir kadın, onun gibi yakışıklı bir erkek. Çok iyi olurdunuz."

Koluna vurdum. "Sus Ceylan. Kötü konuşup kötüyü çağırma."

"Abla haksız değilim. Sende bir düşün. Düşün hadi."

"Tamam düşüneyim."bir süre düşündüm. Ama kafamda birbirimizi yan yana getiremedim. "Biz beraber olsak. Yok ben düşünemiyorum. O adamla kendimi yan yana koyamıyorum."

"Ya abla azcık uğraş. Ego yapma."

"Ego yapmıyorum ben. Sadece olmaz."

"Abla hayal gücün yok senin."

"Benim hayal gücüm var ama o adama yok."

"Abla bu adam sana ne yaptı da bu kadar nefret dolusun adama?" Ona söylemeyecektim gerçeği. Orada yaşadığım şeyleri kimseye anlatmamıştım. Bu yüzden ilk seçenek olan yalana başvurdum. "Hiçbir şey yapmadı."

"O zaman neden bu kadar nefret dolusun?"

"Bir bildiğim var da nefret doluyum."

"Tamam daha fazla soru sormayacağım. Ama abla bir düşün."

"Ceylan yeter! Düşünmüyorum!" Dedim sesimi yükselterek.

"Abla ben senin yaşın geçiyor evlenemezsin diye dedim."

"Ceylan ben evlenmeyi şu anlık düşünmüyorum."

"İleride düşünürsen aklında bulunsun."

"Ceylan, gider misin lütfen?" Dedim ve bilgisayarı tekrar kendime çevirdim. Ceylan gitmedi ama konuşmadı da. Bilgisayardan saate baktığımda sadece yarım saat geçtiğini gördüm. Bu böyle olmayacaktı. Zaman geçmiyordu. Zamanın geçmesinin tek yolu ise uyumak. Küçük makyaj bavulumdan makyaj temizleyicisini çıkartıp yüzümdeki tüm makyajı çıkardım. Telefonumdan uçağın inmesinden yarım saat öncesine alarm kurdum ve arkama yaslandım. Gözlerimi kapatıp hiçbir şey düşünmeden kendimi uykuya bıraktım.

***

Alarmım çalmaya başladığında gözlerimi araladım. Başım ağrıyordu. Ağrı kesici içmem gerekiyor. Alarmı kapatıp ayağa kalktım ve tuvalete gittim. Yüzümü yıkayıp geri çıktım tuvaletten. Geri yerime döndüğümde bir ağrı kesici alıp ağzıma attım ve ardından bir yudum su içtim. Aynamı karşıma koyup makyajımı yapmaya başladım. Çok ağır bir makyaj yapmayacağım. Asıl makyajı akşam yapmak istiyorum.

Makyajım bittiğinde uçak çoktan inişe geçmişti. Eşyalarımı hızla topladım. Rusya'nın soğuk olacağını bildiğim için çıkardığım kabanı geri giydim. Uçak indiğinde ayağa kalktım. Yine ilk önce babam ve karısı Nazan indi. Onlardan sonra abim Yaman, Türkan abla ve kucağındaki Efnan ve son olarak Ceylan indi. En son ben indim.

İndiğimde yine burada da muhabirler vardı. Rusça sordukları soruları iyi anlayabiliyorum. Rusçayı iyi bir şekilde öğrendim. Bu sefer soruların hiçbirine cevap vermeden bizim için gelen arabalardan birine bindim. Otele gidecektik. Araba hareket ettiğinde camdan Moskova sokaklarını izlemeye başladım. Yağan kar Moskova sokaklarına güzellik katıyordu. Moskova güzel şehirdi. Bir gün doyasıya eğlenerek Moskova sokaklarından geçmek istiyorum.

Arabada tektim ve rahat bir şekilde oturabilirdim. Hafif bir değişiklik ile bağdaş kurarak oturmaya başladım. Böyle daha rahat hissediyorum. Küçük içecek dolabına doğru uzanıp bir kutu kola aldım. Açım bir yudum aldım. Boğazımı yakarak geçmesine bayılıyorum. Sıkıldığımdan dolayı dışarıyı izlerken kendi kendime şarkı mırıldanmaya başladım.

"Aşk ölmüş desinler, sen gül benim içim yanıyor."

"Bir varmış, bir yokmuş. Bir fırtına kopmuş."

"Elimizde ne varsa kanıyor."

"Solsun resimler, aşk ölmüş desinler."

"Sen gül, benim içim yanıyor."

Şarkıyı değiştirdim.

"Başında kasırgalar kopsa da sen tüm gücünle karşı koysan da."

"Seni acımasız sevda yaksa da."

"Sende benim kadar gerçekleri görüyorsun."

"Beraber olamayız benim gibi biliyorsun."

"Bir başka dünyanın insanısın, yavrucağım."

"Sen kendi dünyanın toprağında büyüyorsun."

Bu şarkılar kim ve ne içindi bilmiyorum ama içimden gelmişti. Haykırarak bu şarkıları söylemek geldi içimden ama yapmadım. Yaparsam babamın haysiyetine bir çizgi atarım ve bu çizgi benim sonum olur. Babamın dünyasında bana karşı olan iyi bir şey yoktu. Olmayacakta.
Araba durduğunda yüzüme güzel bir gülümseme geçirdim ve açılan kapıdan dışarı çıktım. Dışarı çıktığımda yine bir sürü muhabir vardı. Bavulumu sürerek ilerledim. Otelden içeri girdiğimde gördüğüm görkemli ortam gerçekten güzeldi. Ama bende hiçbir şey ifade etmiyor. Boşluk gibi. Oda kartımı aldığımda ve diğerleri de aldığında asansöre binip yukarıya doğru çıktık.

Asansör durduğunda inen ilk kişi ben olmuştum. Sadece bir günlük Rusya'ya geldiğimiz için otelde kalacağımızı düşünüyorum yoksa Rusya'da bir sürü evimiz var. Onlardan birinde kalırdık.
Kartımı kapının kilidine bastırdığımda kapı açıldı. Odama girdim ve arkamdan kapıyı kapattım. Benim odam tek kişilikti. Başka kimse gelmeyecek.

Bavulumu açıp giyeceğim kıyafeti çıkardım. Göğüs dekoltesi olan bir elbiseydi. Askılı bir elbise ve bacağında uzun bir yırtmacı var. Bu uzun yırtmaç açık adaçayı yeşili olan elbiseye farklı bir hava katıyordu. Bavuldan çıkardığım bir diğer şey siyah topuklum oldu. Bir de siyah bir el çantası. Çok fazla bir şey almamıştım yanıma. Birkaç elbise daha vardı ama onları dönüş yolunda giymek için almıştım.

Kapı çalınca kapıya doğru ilerledim. Kapıyı açtığımda karşımda gördüğüm kişi babam oldu. Beni kenara yavaşça iterek odama büyük bir hışımla girdi. Kapıyı kapatıp içeri gittim. Babam sinirle bir sağa bir sola gidiyordu. Anlatmadığı bir şey vardı ve bunun için kıvranıyordu. En sonunda konuşmayı başardı.

"Müjgan, sana bir şey söylemem gerek."

"Söyle baba."

"Ama kızmayacaksın tamam mı, kızım?" Kaşlarımı çattım. Beni kızdıracak ne söyleyebilirdi ki?

"Tamam baba, söyle."

"Kızım, Dimitri Aleksandr Govyadinov'u tanıyor musun?"

"Tanıyorum da ne alaka?" O adamla ilgili bana ne söyleyebilir ki?

"Kızım, o adamla evleneceksin." Gözlerim açıldı. Yanlış duymuştum büyük ihtimalle. Doğru olamazdı. O adamla asla evlenmem. "Baba ben o adamla evlenmem."

"Kızım, zorundasın."

"Zorunda falan değilim! İstemediğim biriyle evlenmeyeceğim!" Sesim yüksek çıkıyordu ama çıkmalıydı da. Ben istemeden olmaz böyle bir şey.

"Müjgan, evleneceksin! Söz verdim ben!"

"Başka bir adamla beni evlendirmek için söz mü verdin, baba?" Bunu yapmış olamazdı.

"Müjgan, bu akşam Dimitri'nin dikkatini çekeceksin. Onu ayartacaksın ve onunla evleneceksin. Ve bizim de gücümüz iki katı olacak."

"Baba böyle bir şey yapmayacağım." Bir anda eli saçlarıma yapışınca büyük bir çığlık attım. Çok sert çekiyordu saçlarımı. Canımı çok yakıyordu. "Müjgan, dediklerimi yapacaksın."

"Beni istemediğim bir şeye zorlayamazsın." Dedim babamın gözlerinin içine bakarak.

"Yapmazsan çok kötü şeyler olur, Müjgan."

"Baba yapmayacağım. Beni zorlama." Bu sefer diğer eli ile sertçe çenemi tuttu.

"Yapacaksın Müjgan. Zorundasın. Yapmazsan öldürürüm seni, Müjgan."

"Ne?"

Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Böyle bir şey istemiyordum ama zorundaydım. Sabah asla evlenmem dediğim adam ile evlenmeye zorlanıyorum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

28okunma 6beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18