14. bölüm · Münzevi Çığlık

Hastane Odası Acıları

Sümeyye Daşdemir

Dimitri Aleksandr Govyadinov

Önümde kanlar içinde yatan karıma bakarken donup kalmıştım. Ne bir şey düşünebiliyordum ne de hareket edebiliyordum. Olduğum yerde öylece durup dişlerimi sıkmıştım ve karımın yüzüne bakıyordum.

Güzel yüzü kan içinde kalmıştı. Davina yarasına dokunduktan sonra uyandırmak için yüzüne dokunmuştu yüzü kendi kanına bulanmıştı. Onu bu şekilde görmek içimi yakıyordu. Aynı yirmi yıl önce kaçırıldığına onu gördüğümde içimin yandığı gibi.

Hayatım boyunca içim iki defa yanmıştı ve ikisinde de karım kanlar içindeydi. Onu böyle görmek içimi yakıyordu. Beyaz elbisesi kan olmuştu. O kıyafetlerine dikkat ederdi. Disiplinli ve temiz biriydi ama şu an yapamıyordu.

"Dimitri!" Francesco omuzu ittirip adım ile seslenince anca kendime gelebildim. Hemen ayaklanıp Müjgan'ı kucağıma aldım. Hiç beklemeden odadan çıktım. Harabenin içinde olan adamlarımızın etrafından geçip dışarı çıktım. Yağmur damlaları üzerime düşüyordu.

Francesco arabanın kapısını açınca hemen arka koltuğa oturdum. Onlarda arabaya binince beklemeden hastaneye gitmeye başladık.

Elimi Müjgan'ın yanağına götürdüm. Kanlar içinde olan yüzünden elime kan bulaşmıştı. Onun kanını elimde görmek istemiyordum.

"Müjgan." Diye fısıldadım. "Aç gözlerini, Müjgan." Kendi kendime konuşuyordum. Karımda en ufak bir yaşam belirtisi yoktu. Ondaki bu hareketsizliği görmek içimi huzursuz etmişti. Kafamı kaldırıp Francesco'ya baktım ve bağırdım.

"Hızlı sür!" Kafasını kısa bir anlığına çevirip buraya baktı ve önüne dönüp konuşmaya başladı.

"Gidebildiğim kadar hızlı sürüyorum!"

"Hadi, hadi! Bas gaza!" Dedim daha yüksek sesle. Karıma bir şey olursa buna dayanamam ve ona zarar veren ve zararına sebep olan herkesi yakarım. Onları kimin kaçırdıklarını öğrenmiştik.

Sırplar. Imperium'un eski üyesi olan Sırplar. Onların yaptığı kaçakçılığı gün yüzüne çıkardığımdan dolayı Imperium'dan atılmışlardı ve bana olan kinlerini içlerinde büyütüp karımı kaçırmışlar. Bir şey olursa veya olmazsa onların canını çok pis yakacaktım.

Hızlı ve ani bir firenle öne doğru savruldum. Müjgan'ı sıkıca tuttum ona zarar gelmesin diye. Hemen kapıyı açtım ve Müjgan'ı kucağıma alıp arabadan indim. Koşar adımlar ile hastaneye girdim. Yüksek sesim ile anında sedye getirmişlerdi ve ne yarası olduğunu sormuşlardı. Onlara verdiğim cevapla doktor ameliyathaneyi hazırlamalarını söylemişti. Hemşirelerden birkaçı gitmişti. Doktor, ben, Davina, Francesco ve birkaç hemşire sedyenin başına ameliyathaneye doğru gidiyorduk.

Sıkıca tuttum karımın elini. "Dayan." Diye fısıldadım ve ardından ekledim. "Ben buradayım lütfen dayan."

Eline küçük bir öpücük kondurduğum sırada ameliyathaneye aldılar. Ben ise burada öylece kala kaldım. Hayatımda ilk defa birine yalvarmıştım ve bu kişi karımdı. Duymasa bile ona yaşaması için yalvarmıştım.

Hemen yanımda duran duvarın olduğu yere gittim. Sırtımı duvara yasladım ve yavaşça yere çöktüm. Dirseklerimi dizlerime yasladım ve ellerimi şakaklarıma götürdüm. Başıma şiddetli bir ağrı girmişti. Başımdaki ağrı her türlü geçerdi ama karıma bir şey olursa, işte o hiçbir zaman geçmezdi.

***

Aradan yaklaşık dört beş saat geçmişti ama ne bir hemşire ne de bir doktor çıkmıştı. Çok fazla sürmüştü bu ameliyat. Benim için haddinden fazla sürmüştü. Karımı bu kadar fazla uzun süre görmemek bende yoğun bir sinir yaratıyordu. Onun o güzel yüzünü görmek bana şifa gibiydi ama onu şu an göremiyordum.

İlk geldiğim yerde oturuyordum. Yerimden bir an olsun kalkmamıştım. Francesco arada ban su getirmişti ama onları bile içmemiştim. Yanımda üçten fazla karton bardak duruyordu ama ben hiçbirine dokunmamıştım. Karımın nefes alıp alamaması mevzu bahisken ben burada su bile içemezdim.

Cebimden telefonumu çıkartıp en güvendiğim adamıma mesaj attım. O soysuzları bulması için yazdığım bu mesaja anında baktı ve onayladı. Onları hemen bulmalıydım. Sinirimi bir şekilde çıkartmam gerekiyordu ve ben eninde sonunda onlara zaten bulaşacaktım.

Ameliyathanenin kapısı açılınca anında ayağa kalktım. Sessiz koridorda yere düşen telefonumun sesi yankılandı. Hemen doktorun karşısına geçtiğimde sert ve pürüzlü çıkan sesimle konuşmaya başladım.

"Durumu nasıl?"

"Neyi oluyorsunuz?" Dediği şeyle kaşlarımı çattım. Kötü bir şey dememişti ama ben şu an bir şeye çatmaya yer arıyordum ama yinede aynı şekilde cevap verdim.

"Kocasıyım." Verdiğim cevapla doktor başını ağır bir şekilde salladı.

"Vücuduna giren mermileri çıkarttık ancak devam eden hayati tehlikesinden dolayı bir süre yoğun bakımda kalacak. İyi günler." Dedi ve gitti.

Karımın hayati tehlikesi vardı. Bunu duymak beni daha da kötü yapmıştı.Onu görmeye ihtiyacım vardı ama onun hayati tehlikesi var. Doktorun söylediği bu şeyler karım iyileşse bile benim bir türlü aklımdan çıkarabileceğim şeyler değildi. Nasıl unutabilirdim ki? Karım böyle yaralanmışken ben nasıl unutabilirdim? Ona bunu yapanları bulacağım ve öldürmeyeceğim. Ölmeyi isteyecekleri yere kadar onları sömüreceğim.

***

1 Gün Sonra

Karşımda duran adamların yüzüne baktıkça bile onları gebertme isteği doğuyordu. Karım yoğun bakımdayken ben buraya gelmiştim. Karımın intikamını alacaktım. Karım oradayken asla buraya gelmezdim ama biraz daha bekleyemezdim.

Karşımda duran dört adam Imperium'un eski üyeleriydi. Sırplar, Hırvatlar, Bosnalılar ve Bulgarlar.

Bunların ise ele başı Sırplardı. Dördü bir olmuştu ve iş birliği ile karımı ve Davina'yı kaçırmışlardı. Sırpların lideri olan Bogdan diğerlerine yüklü bir para vermişti.

Dördünü yan yana dizip sandalyeye bağlatmıştım. Tam karşılarına bir sandalye çekip oturdum. Cebimden sigara paketini ve çakmağı çıkardım. Paketten bir dal çıkartıp dudaklarımın arasına yerleştirdim. Sigarayı yaktıktan sonra tekrar cebime koydum paketi ve çakmağı. Bir nefes çekip havaya üfledikten sonra dirseklerimi dizlerime yasladım. Hepsine teker teker baktım. Hepsinin gözlerindeki korkuyu görebiliyordum.

"Amacınız neydi?" Diye sordum sakince.

"Bogdan, yüzünden oldu. O dedi." Diyerek hemen sattı Bulgarların lideri.

"Evet, Bogdan dedi." Diyerek ona hak verdi Hırvatların lideri. Aynı anda Bosnalılarınnn lideri de başını salladı.

"Bogdan, ne diyor senin bu kediciklerin?" Dedim dalga geçer gibi.

"Ben dedim ama onlarda hemen kabul etti. Etmeselermiş." Dediğinde sırıttım. Hepsi birbirini satıyordu. Beraber iş yaparken can ciğer yakalanınca düşman.

Arkama yaslanıp başımı çevirdim ve en güvendiğim adamım olan Andrey'e başım ile işaret verdim. Başını sallayıp uzaklaştı. Bende o sırada biten sigarayı yere atıp üstüne basarak ezdim. Kısa bir süre sonra Andrey elinde siyah bir paketle geldi. Paketi önüme bıraktıktan sonra bana baktı ve konuşmaya başladı.

"Ben yapayım istersen, abi." Dediğinde başımı iki yana salladım. Ayağa kalkarken konuşmaya başladım.

"Karımın intikamını kendim alacağım ama önce birinin gelmesi gerek." Francesco'yu bekliyordum. O da bana katılmak istemişti ve şu an onu bekliyordum ama o bir türlü gelmiyordu. Cebimden telefonu çıkartıp onu aradım. Telefonu kapattığında sesi yankılandı.

"Geldim dostum." Dostum demesine çok sinir oluyordum ve o da sırf sinir olduğum için bana dostum diyordu.

"Hoş geldin, hoş geldin." Dedim. Yanıma doğru geçerken Hırvatların liderinin yanından geçiyordu ve liderin yanağına makas attı. Yaptığı bu hareketle sinir bozuldu ve güldüm.

"Ee, ne yapıyoruz bakalım?" Dedi keyifle. Başımla siyah paketi gösterdim. Siyah paketi açıp içine bakınca güldü.

"Açılışı kimle yapacaksın? İlk sen seç sonra ben seçeceğim." Başımı salladım ve dördüne baktım. Gözlerim en kinli olduğum Bogdan'ın üzerinde durdu.

"Bogdan'dan başlayacağım." Dedim ve siyah paketi aldım elime. O sırada Francesco seçim yapıyordu. Paketten mumu çıkarttım ve Bogdan'a doğru ilerledim. Bu normal bir mum değildi. Diğer mumlara göre daha yakıcı bir özelliği vardı. Bunu Andrey'den özel olarak istemiştim. Bu sırada Francesco kimi seçtiğini söyledi.

"Ben şu Hırvatların liderini seçiyorum." Dedi ve adamın yanına gitti saçını okşarken tekrar konuşmaya başladı. "Üzülme sadece adını unutmuştum. Alınmadın dimi?" Adam hızla başını iki yana salladı.

Bende ilerleyip Bogdan'ın karşısına dikildim. Cebimden çakmağı çıkarırken tek kelime etmedim. Mumun ucunu yakarken Bogdan kıpırdanmaya başlamıştı. Mumun ucunu yaktığımda bir süre erimesini bekledim. Yeterince erimeye başladığında ise sertçe yüzünü tuttum. Açılan ağzının içine eriyen mumu döktüm. Çığlık atmaya çaılışıyrdu ancak boğazına dökülen mum bunu engelliyordu. Yeterince döktükten sonra sertçe kapattım azını elim ile açmasın diye ağzını kapattım.

Muma bakarken normalde aklıma hiç gelmeyen bir şey geldi. Bir saniye bile düşünmeden harekete geçtim ve elimde olan mumu Bogdan'ın gözüne bastırdım.

Bu sırada Hırvat liderin çığlıkları geldi kulağıma. Aynı zamanda Francesco'nun kahkahaları. Başımı çevirip baktığımda Francesco'nun Hırvat liderin tırnaklarını koparttığını gördüm. Kahkahalarından bundan keyif aldığını anladım.

Tam mumu Bogdan'ın diğer gözüne bastırdığımda telefonum çalmaya başladı. İlk başta cebimde titreyen telefonu umursamadım. Ama telefon kapanıp tekrar çalmaya başladığında mecburen mumu yere bırakıp telefonnu almak zorunda kaldım.

Davina arıyordu. Bu kadar çok aradığına göre bir şey olmuştu. Olan bu şeyin kötü bir şey olmadığına umarak telefonu açtım ve kulağıma götürdüm.

"Ne oldu? Bir şey mi oldu?" Diye sordum. Kulağıma Davina'nın neşeli sesi geldi.

"Uyandı! Müjgan, uyandı!" Dediğinde dudağımda neşeli bir gülümseme oluştu.

"Hemen geliyorum." Dedim ve telefonu kapattım. Francesco kaşlarını çatarak bana döndü.

"Nereye gidiyorsun?" Dedi.

"İşimiz bitti gidiyoruz." Dedim ve belimden silahı çıkardım ve direkt olarak Bogdan'ın kafasına iki el ateş ettim.

"Ben bitirememiştim ama." Dedi Francesco hüzünle ve o da silahını çıkardı. O iki kişiyi vurdu bende iki kişiyi vurdum ve araziden çıktık.

"Hastaneye gidiyoruz. Müjgan uyanmış." Dedim arabaya binerken. Ben kendi arabama bindim o kendi arabasına bindi ve yola çıktık. Sonunda karım uyanmıştı. Bu hayatımda aldığım en iyi haberlerden biriydi. Hatta aldığım en iyi haberdi.

***

Müjgan Ulukan Govyadinov

Yaklaşık bir saattir uyanmıştım ve başımda hiç bitmeyen bir baş ağrısı vardı. Doktorlar beni normal odaya almıştı ve oda çok boğucuydu. Her yer beyazdı. Deli hastanesinde gibi hissediyordum kendimi.

"Aleksandr ne zaman geliyor?" Dedim Davina'ya. Uyandığımdan beri bunu soruyordum.

"Yolda geliyor. Ben arayıp sordum." Dediğinde ağır bir şekilde başımı salladım.

"Telefonumu ver bari." Dedim ve elimi ona doğru uzattım. O da ayağa kalkıp çantasından telefonumu aldı ve bana getirdi.

Telefonu alıp çıkan haberlere bakmak için Twitter'a girdim. Adı değişmişti ama ben alışkanlık olduğu için her zaman eski ismini söylüyordum.

Kendi adımı yazıp arattırdığımda adımda çıkan haberler baktım. İlk başa benim kendi Instagram'dan aldıkları bir resim vardı. Üzerinde ise yazı ise şöyleydi;

"Ulukan ailesinin şımarık kızı vuruldu."

Kaşlarımı çattım. Şımarık mı? Ben şımarık biri değildim. Sayfayı aşağı kaydırdığımda ise yeni bir fotoğraf çıktı karşıma. Bu fotoğrafta ise Aleksandr'ın kucağındaydım. Kanlar içindeydim ve hastaneye giderken çektikleri bir fotoğraftı. Fotoğrafın üzerinde ise şöyle yazıyordu.

"Ulukan ailesinin sorunlu kızı ölüm döşeğinde."

İnsanların benimle olan derdi neydi bir türlü anlayamıyordum. Benim nerem sorunluydu? Hayati bir tehlike yaşamamın suçu bile benmişim gibi yansıtmışlardı ve yorumlara baktığımda insanların bana küfürler ettiğini gördüm.

Ama umursamadım. Hiçbir başarıya ulaşamayıp insanları kıskanıp kötüleyen varlıkların dediklerine üzülecek değildim.

Fotoğrafı aşağı kaydırdığımda gözlerimin dolmasına sebep olan bir şey gördüm. Bir video. Babam ve Ceylan. İkisi sahilde baba kız eğleniyordu. Gözümden bir yaş akarken videonu üzerinde yazan yazıyı okudum.

"Bir kızı ölüm döşeğindeyken diğer kızı ile eğlenen, Turgut Ulukan'ın işte o videoları!"

Babam beni ziyarete gelmemişti ve üstüne üstlük Ceylan ile birlikte sahile eğlenmeye gitmişti. Ne olursa olsun babamın beni hep sevdiğini düşünürdüm ama artık öyle değildi. Ben vurulmuştum ama babam dışarda öbür kızı ile eğleniyordu.

Babam benim canımı umursamayacak kadar benden nefret ediyordu.