11. bölüm / 18
Münzevi ÇığlıkKaçma Benden
Bölümler 18Şu an: Kaçma Benden
- 1 Yağmurdan Kaçarken Doluya Tutulmak1.962 kelime
- 2 Yalan Hayatlar3.395 kelime
- 3 Nefret Tohumu5.684 kelime
- 4 Ayna ve Tarak4.626 kelime
- 5 O Mahur Beste4.762 kelime
- 6 İlk Temas3.061 kelime
- 7 Soğuk Kalpler2.883 kelime
- 8 Yağmurlar4.679 kelime
- 9 Kıskançlık Adımları3.449 kelime
- 10 Soğuk Mezar3.033 kelime
- 11 Kaçma Benden3.567 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 Soğuk Stadyum Havası3.074 kelime
- 13 Depo2.033 kelime
- 14 Hastane Odası Acıları1.643 kelime
- 15 Gözlerin Ardındaki Acı2.541 kelime
- 16 Balo2.645 kelime
- 17 Yükseliş Vakti2.922 kelime
- 18 Araba Yarışı3.604 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kan beynime sıçramıştı resmen. Adam buraya gelmiş alem yapıyordu. Kaşlarım çatılırken Davina'nın yürümeye başladığını gördüm. Onun ardından bende yürümeye başladım. Sandalyeyi çekip yanına oturduğumda sarhoş bakan gözleri bana döndü.
Mutluluktan uzak bir şekilde gülümsedim. Gülümsememe karşılık o da gülümsedi. Daha sonra ise uslu bir kedi gibi konuşmaya başladı.
"Karıcım, hoş geldin." Bu hali çok tatlıydı ama hemen yumuşamam gerekiyordu.
"Ne işin var burada?" Dedim sinirli bir tavırla.
Francesco'yu göstererek konuşmaya başladı. "O getirdi beni. Ben bir şey yapmadım." Francesco'yu ispiyonlayınca gülmeden edemedim.
"Vay, kahpe hemen de sattın beni." Dedi Francesco Davina'nın sorularında bir ara bulduğunda.
"Karıma yalan söyleyemem." Dedi Aleksandr yine hanımcılığını koruyarak. Gülümserken biraz etrafa baktım. Ankara'daki ünlü meyhanelerden birine gelmişlerdi. Buraya gelenlerin çoğu zengin olurdu. İnsanlara bakarken gözüme çarpan biri oldu. Tanımadığım ama tüm gün beni takip eden o kişiyi gördüm. Bu adam Aleksandr ile bir restorana yemek yemeye gittiğimizde de oradaydı. İngilizlere benzeyen bu koyu saçları olan adam nereye gitsem peşimde bitiyordu.
Bakışlarımı Davina'ya çevirip konuştum. "Davina?" Bana döndüğünde adamın olduğu yeri gösterdim. Adama baktığında o da benle aynı tepkiyi verdi. Gittiğim her yerde bu adamı görmem artık bana hiç normal gelmiyordu.
"Ben hesaplarını ödeyip geleyim bari. Siz de arabaya geçin." Ayağa kalktığımda Aleksandr elimi tuttu. Çok sarhoş değildi bu yüzden her şeyi kolayca algılayabiliyordu.
"Ben seni burada bekleyeceğim. Bu it kopuğun arasında tek başına kalma." Dediğinde gülümsedim. Yanlarından uzaklaşıp hızlı bir şekilde hesabı ödedim. Geri döndüğümde masada sadece Aleksandr vardı. Yanına gittim. Kolundan tutup kalkmasına yardım ettiğimde kolayca ayağa kalktı
Kolunu kafamın üzerinden geçirip omuzun üzerine koyduğumda beraber yürümeye başladık. Yürürken arada dönüp ona bakıyordum ve ne zaman baksam bakışları hep benim üzerimdeydi. Çok düşünmeden önüme döndüm.
Arabanın önüne geldiğimde arka kapıyı açtım. Aleksandr'ı Francesco'nun yanına bıraktığımda arka kapıyı kapatıp ön koltuğu açtım. Arabaya biner binmez gaza bastım. Yolda giderken kısa bir süreliğine Davina'ya baktım ve önüme dönüp konuşmaya başladım.
"İlk önce sizi bırakayım sonra biz gideriz."
"Tamam, öyle yapalım." Başımı sallayıp yola baktım.
Onları bıraktıktan sonra eve gidecektik ama kendi ailemin evine mi yoksa onların buradaki evine mi gitsem bilemiyorum. Bu düşünceme onları evlerine bıraktıktan sonra karar vereceğim.
Neredeyse bir saat sonra İtalyanların malikanesine vardığımda arabayı durdurdum. Davina arabadan inip arka kapıyı açtı. Francesco'yu çıkartırken ona seslendim.
"Görüşürüz, Davina." Bana bakıp gülümsedi ve cevap verdi.
"Görüşürüz, Müjgan." Kapıyı kapatıp Francesco ile birlikte malikaneye girdiler.
Aleksandr'a bakmak için arkamı döndüm. Kafasını arkasına yaslamış uyuyordu. Bu adam bugün neden bu kadar tatlı geliyordu gözüme? Gülümseyerek önüme döndüm ve arabayı çalıştırdım. Büyük ihtimalle eve varana kadar normale dönerdi çünkü eve varmak bir hayli uzun sürecekti. Gittikleri meyhane Ulukan malikanesine çok uzaktı. Üstelik Davina'yı bırakmıştım ve onların malikanesi daha da uzaktı.
Eve gittiğimizde normale döneceği için onunla konuşacağım. Hem gittiği meyhane hakkında hem de beni takip eden adam hakkında konuşacağım. O adam hakkında illaki bir bildiği vardır. Önceki gördüğümüzde tanımadığını söylemişti ama belki kim olduğunu sonradan öğrenmiştir. Ama öğrense bile neden bana söylemesin ki? Öğrenseydi bana söylerdi. Buna eminim. Bu yüzden bilme ihtimali azalıyordu.
Abime sorayım diyorum ama abim ortalıkta yok. Ona bir türlü ulaşamıyorum. Gün içinde birden fazla kez aradım ama hiçbirine geri dönüş almadım. Efnan'da büyük ihtimalle onun nerede olduğunu merak ediyordur. Annesinden sonra babasının da gittiğini düşünebilir çünkü bende aynı o şekilde düşünmüştüm zamanında.
Aklımı o düşüncelerden uzaklaştırıp yola odaklandım. Bir süre sonra sıkılınca telefonumu radyoya bağlayıp kısık seste bir müzik açtım. Normalde arabada son ses şarkı dinlemeyi severim fakat Aleksandr uyanmasın diye sesi kısmıştım. Arabanın camını açtığımda içeriye soğuk hava girdi. Normalden fazla soğuk olduğu için camı geri kapattım.
Radyoda sırasıyla çalan şarkılara odaklandığım iki saatlik yol sanki su gibi akıp gitmişti. Malikaneye girdiğimde arabayı durdurdum. Arabadan çıkıp arka kapıya yöneldim. Kapıyı açtığımda Aleksandr'ın uyanık olduğunu gördüm. Uyanmıştı ve ben onun uyandığını fark etmemiştim. Acaba ne zaman uynmıştı.
"Sesin güzelmiş." Dediğinde uzun bir süredir uyanıktı. Arabada şarkıyı dinlerken aynı zamanda şarkıya eşlik etmiştim ve o bunu duymuştum. Gülümsediğimde bana gerek kalmadan ayağa kalktı. Kapıyı da kapattığında arabayı kilitledim. Arabanın anahtarını kabanımın cebine koyduğumda beraber yürümeye başladık. Yürürken Aleksandr konuşmaya başlayınca ona baktım.
"Sarhoşken saçma salak laflar etmedim dimi sana?" Başımı iki yana salladığımda rahatlamış gibi nefes verdi ve daha sonra tekrar konuşmaya başladı. "Normalde çabucak sarhoş olan biri değilim ama sizin alkollerinizde çok ağırmış."
Gülerek cevap verdim. "Bende bilmiyorum ki tatlarını. Ben öyle çok alkol tüketen biri değilim."
"Biliyorum." Dediğinde kısa sürelik ona baktım ve önüme döndüm.
Salona girdiğimizde herkes yine salondaydı. Ailecek salonda oturup konuşmayı çok seviyorlardı. Tabii ben bu ailenin dışında kalan kişiydim. Onlar ile beraber oturmayı hiç sevmedim. Özellikle de babamın karısı ile beraber oturmayı. Onu ne zaman görsem annemin onun yüzünden öldüğü aklıma geliyor. Yanlarında Efnan'ı göremeyince kaşlarımı çattım. Onu eve bırakalı çok olmuştu evde olması gerekiyordu.
"Efnan nerede?"
Soruma Ceylan cevap verdi. "Abim ile beraber gittiler." Kaşlarım havalandı. Abim dönmüştü.
"Abim geldi mi?"
"Evet, sen gittikten hemen sonra gelmişti o da ama kızını alıp gitti." Dedi Nazan. Ona bakmadan arkamı döndüm. Merdivene yöneldiğimde arkamdan gelen Aleksandr'ın ayak seslerini duydum. Kapıyı açıp odaya girdiğimde Aleksandr arkamdan odaya girip kapıyı kapattı. Kabanımı çıkartıp masamın önündeki sandalyenin üstüne attım. Aynı anda Aleksandr'da ceketini çıkarttı.
Ben odada sinirle volta atarken o sakin bir şekilde yatakta oturmuş beni izliyordu. Bir de hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya başladı.
"Sinirli misin?" Ciddi miydi bu?
"Sence?" Dedim ona bakmadan.
"Sinirlisin ama neye sinirlisin?" Dediğinde inanamayan yüz ifademle ona baktım.
"Sarhoş musun sen?" Yüzüme bakıp öylece başını iki yana sallayınca sinirle bağırdım. "Sen neredeyse tüm gün benim haberim olmadan içtin!"
"Bunda ne var ki?" Dedi sakince. Sakin davranması beni daha da sinir ediyordu.
"Ne mi var?" Elimi saçlarıma götürdüm. "Tüm gün tanımadığım bir adam tarafından takip edilirken sen içiyordun." Benim ona ihtiyacım yoktu ama bunu söylemek istemiştim. Son söylediklerim ile kaşları çatıldı. "Hani en güçlü varissin ya Rusların en güçlü varisisin ya hiç mi öğrenemedin karımı takip eden piç kim diye?" Cümlemin bitmesi ile ayağa kalması bir oldu.
"Ne diyorsun, Müjgan sen?" Ona cevap vermeden arkamı döndüm. "Kim o adam?" Yine cevap vermeyince bağırmaya başladı. "Müjgan, o adam kim!"
Sinirle ona döndüm. "Bilmiyorum! Gittiğim her yerde karşıma çıkıyor ama kim bilmiyorum!"
"Nasıl bilmiyorsun?" Boynundaki damarlar belirginleşmişti. Gerçekten sinirleniyordu.
"Araştırdım ama bir türlü kim olduğunu bulamadım." Dediğimde elini saçlarının arasından geçirirken arkasına döndü. Geri bana döndüğünde eli sinirden titriyordu.
"Neden söylemedin bana?" Aslında ona zaten söylemiştim.
"Söyledim." Dedim başımı iki yana sallayarak.
"Söylemedin!"
Ondan daha yüksek çıkan sesimle bağırdım. "Söyledim! O adamı ilk gördüğüm an sana söyledim!"
"Ben öyle bir şey hatırlamıyorum, Müjgan?" Mavi irisleri koyulaşmıştı.
Tekrar başımı iki yana salladım. "Beraber yemeğe gittiğimizde onu ilk defa gördüm. O gün sana söyledim. Eğer ki bir gram olsun düşünseydin o adamın kim olduğunu bulurdun! Ama düşünmedin!" Sonlara doğru sesimi yükseltmiştim.
"Müjgan, ben özür dilerim. Yoğundum ve düşünemedim."
"Gidiyorum ben." Dedim arkamı dönerken. Ona cevap vermedim. Düşünseydi çoktan bulurdu o adamın kim olduğunu ama düşünmemişti.
Bu tartışmayı neden yapmıştım onu bile tam anlamıyla bilmiyorum. Onu sevmiyorum ama bana olan ilgisi çok hoşuma gitmişti. Bu yüzden beni düşünsün istemiştim.
Kapıyı açacakken elimden tuttu. Çevik bir hareketle beni kendine çevirdi. Beklemediğim bir anda elini belime beni kendine çekti. Daha ne olduğunu anlayamadan beni duvarla kendi arasına aldı. İki elimle de göğsüne vurdum. "Bırak beni!"
Cevap vermeyip bir anda dudaklarıma kapanınca gözlerim fal taşı gibi açıldı. Yine de beni bırakması için göğsüne vurmaya devam ettim. Ancak bir süre sonra akımına kapılıp ellerimi ensesine yerleştirdim.
Ona karşılık vermem ile birlikte öpüşmemiz alev aldı. Onun akımına kapılmak çok güzeldi. Hunharca öpüşüyorduk ve nefessiz kalsak bile asla ayrılmıyorduk. Benim elim ensesindeki saçlarını çekerken onun eli belimde sabit duruyordu. Beni biraz daha kendine çektiğinde aramızda bir milimlik mesafe bile kalmamıştı.
Onu öpmek çok farklı bir duyguydu. Ondan nefret ediyorum ama ona çekiliyorum. Ve öpmek... Kahretsin! Onu öpmek çok güzel!
Dudaklarımız ayrıldığında ikimizde nefes nefeseydik. Odada duyulan tek ses bizim nefes seslerimizdi. Gözlerimiz buluştuğunda ikimizin de gözlerinde aynı şey vardı. İkimizde daha fazlasını arzuluyorduk. Gözlerimin en derinlerine bakarken nefes nefeseydi. Odağını bozmadan konuşmaya başladı.
"Sen böyle her tartışmamızda gidersen olmaz." Dedi ve tekrar dudaklarıma kapandı. Kısa bir süre sonra ben ayırdım dudaklarımızı.
"Her tartışmamızda gitmeyeyim diye öpersen beni olur." Dediğimde başını arkaya atarak kahkaha attı. Gülmesi bitince tekrar bana baktı.
"Yeter ki sen iste." Tekrar öpmeye başlayınca anında karşılık verdim. Öpüşmemiz her saniye hararetlenirken Aleksandr'ın dudakları boynuma indi. Boynumu öperken aynı dudaklarımı öptüğü gibi sert davranıyordu. Asla nazik değildi.
Boynumu ısırdığında dudaklarımdan küçük bir inleme firar etti. Isırdığı yere öpücük bıraktıktan sonra tekrar dudaklarıma yöneldi. Kollarımı tekrar boynuna doladım. Nefessiz kaldığımı hissettiğimde dudaklarımı ayırdım. Kollarımı onun göğsünde birleştirip başımı da göğsüne yasladım.
Ben onun göğsünde nefeslenirken o da belimdeki elini daha da sıkılaştırdı ve bir diğer elini saçlarıma yerleştirdi. Saçlarımı okşarken o da nefesleniyordu. Aynı zamanda saçlarımın tepesine küçük buseler konduruyordu.
Gözlerimi kapatıp kokusunu içime çektim. Kokusu burnuma geldiğinde burnumu buruşturmadan edemedim. Güzel kokusuna alkol kokusu karışmıştı. Alkol kokusu onun güzel orman kokusunu bozmuştu. Başımı kaldırıp yüzüne baktım.
"Alkol kokuyorsun."
"Duş alayım ben." Dedi ve dudaklarını anlıma yasladı. Otomatikman gözlerimi kapattım.
"Kıyafetin yok ama." Dedim yüzünün her karışını incelerken. Ve fark etmediğim bir şey fark ettim. Gözünün hemen altında ben vardı. Şu zamana kadar hiç fark etmemiştim. Fark edilmeyecek kadar küçük ve silikti.
"Ben duş alana kadar çalışanlar yıkar." Başımı salladığımda saçlarıma son bir öpücük kondurup kollarını üzerimden çekti. Anında üşüme hissi gelmişti vücuduma.
Gömleğinin düğmelerini açmaya başlayınca ne yapacağımı bilemedim. "Ne yapıyorsun?" Bana dönüp düğmeleri açarken sırıttı.
"Kıyafetlerle mi duş alayım, mahşer midillisi?" Dayanamayıp güldüğümde o da güldü. Gömleğini çıkartırken gözlerim bir süre yüzünde oyalandı. Gömleğini tamamen çıkartınca gözlerim aşağıya kaydı. Gördüğüm manzara çok iyiydi!
Tamı tamına sekiz tane karın kası vardı. Utanmasaydım ağzımdan su akmasına izin verirdim. Onun kaslarını ellemek istiyordum ama daha fazla ileri gitmemeliyim. Ama buna dayanmak çok zor!
"Ben çıkıyorum." Daha fazla odada kalırsam dayanamayabilirim. Odadan çıkmadan önce duyduğum son ses Aleksandr'ın kahkaha sesiydi.
Onu daha önce üstünde bir şey yokken görmemiştim. Demek ki bundan önce çok şey kaçırmışım. Bir insanda olamayacak kadar çok kası var adamın. Ve ben bu adamın karısıyım. O da çok şanslı bir adam. Benim gibi güzel bir kadınla evli. Böyle bir şansı bir daha bulamaz.
Odamın olduğu katta dolanırken aşağıdan sesler geldi. Merdivene yaklaşıp başımı aşağı uzattım. Aşağı katta sadece babam ve karısı vardı. Daha da yaklaşınca konuştukları şeyi duyabildim. Benim hakkımda konuşuyorlardı.
"Daha fazla ne kadar bu evde kalacak o sığıntı kızın." Diyordu Nazan. Benim için sığıntı diyordu. Kendi öz babamın evinde sığıntı durumuna düşmüştüm.
"Merak etme Rusya'ya dönecekler birkaç güne. Fakat o zamana kadar kızım burada kalacak." Babam beni korumuyordu. O da gitmemi istiyordu belli ki.
"Ben senin kızını evimde istemiyorum. Birkaç günlüğüne geldi ama evin düzenini bozmaya başladı bile." Onlarla oturup yemek bile yememiştim. Kılımı bile kıpırdatmadan evin düzenini nasıl bozabilirim? Bu kadın ona olan nefretimi sonuna kadar hak ediyordu.
"Nazan, yeter bu kadar kızım burada kalacak o kadar." Babam dönüp koltuğa oturmuştu. Normalde odama geri dönecektim ama o kadına olan sinirimden dayanamayıp aşağı inmeye başladım.
Merdivenlerden indiğimi gören Nazan'ın yüzü kıpkırmızı olmuştu. Büyük ihtimal aklında dediklerini duyup duymadığımı düşünüyordu. Bu kadınla olan bilmem kaçıncı kavganın eşiğindeydim. Aşkında niyetim kavga etmek değil bir çift laf edip geri döneceğim. Aşağı inip karşısında dikildiğimde babam oturduğu koltuktan geri kalktı.
"Sende ailemizin düzenin bozuyorsun, Nazan. Sen neden gitmiyorsun?" Şok içinde kaşları çatılmıştı.
"Ben babanın karısıyım çünkü." Dedi kendinden emin bir şekilde.
"Bende kızıyım. Seninle kıyasla daha yakınım. Ayrıca ben istemediğim sürece beni bu evden gönderemez." Başımı çevirip babama baktım. "İstemediğim sürece beni bu evden babam bile gönderemez." Masum bir şekilde gülümseyerek ikisine de baktım. Geri geri giderken konuştum. "İyi geceler."
Arkamı dönüp yukarı çıkmaya başladığımda aşağıdan çıt çıkmıyordu. Gülümseyerek odama girdiğim banyodan su sesi geldi. Aleksandr kıyafetlerini yatağın üstüne bırakarak banyoya girmişti.
Kıyafetlerini alıp odadan çıktım. Bu saatte evdeki çalışanların hepsi uyuduğu için kocamın kıyafetlerini ben yıkayacaktım. Yapmadığım şey değildi. Nazan benim kıyafetlerimi hiçbir zaman yıkatmazdı. Bütün aileyi ayrı benim kıyafetlerimi ayrı yıkatırdı. Daha doğrusu benim kıyafetlerimi çalışanların yıkamasına izin vermezdi. Bende küçükken nasıl yapacağımı öğrenmek zorunda kalmıştım. Zor bir şey değildi.
Benim odamla aynı katta olan çamaşır odasına gittim. Oda çok karanlıktı ve kötü bir koku vardı. Sanki uzun zamandır temizlenmiyordu. Öyle bir koku vardı. Işığı açıp bir elimle burnumu kapatarak çamaşır makinesine doğru ilerledim. Gömleği ve pantolonu makineye atıp yirmi dakikaya ayarladım. Makineyi çalıştırdığımda makineden uzaklaşıp cama doğru ilerledim.
Camı açtım ve içime temiz, derin bir nefes çektim. Camı ardına kadar açıp arkamı döndüm. Elimi belime koyup odaya göz attım. Oda çok pisti. Gerçekten temizlenmiyordu. Temizlik dolabından bir bez ve temizlik suyu alıp odadaki eşyaların üstünü temizledim. Bütün eşyalar bittiğinde çamaşır makinesine baktım. Son on dakikası vardı.
Yerlerde çok pisti. Odaya bakıp viledayı bulunca oraya doğru ilerledim. Viledanın içinde su vardı ve bu sus simsiyahtı. Bu su ne zamandan beri bunun içindeydi? Vileda sapını alıp kenara bıraktım. Allah'tan bu suya batmamıştı. Kovayı elime aldığımda suyu dökebileceğim bir yer baktım. Bulamayınca cama doğru gittim. Aşağı bakmadan hemen suyu aşağı döktüm. Kafamı uzatıp aşağı baktığımda ıslanan korumaları gördüm. Yukarı bakınca beni gördüler ve bir şey diyemediler.
Kovanın içine su ve deterjan doldurup yeri silmeye başladım. Elime yapışacak değildi ya. Yapmamda bir sıkıntı yoktu. Hem ben bunu yaparken zaman geçerdi ve kıyafetler çabucak yıkanırdı.
Makineden bip sesi duyunca tuttuğum sapı yere bırakıp makineye gittim. Kıyafetleri makineden çıkartıp kurulamaya attım. Kurulamayı da on beş dakikaya ayarladıktan sonra odadan çıktım.
Kendi odama doğru giderken aşağı baktım ve onları salonda gördüm. Salondan ayrılmamışlardı ve çok sessizlerdi.
Odama girdiğimde su sesi duyamadım ama odada Aleksandr yoktu. Masamın üzerinde duran telefonumu almak için adım atmıştım ki banyonun kapısı açıldı. Baktığımda havluyu beline bağlayıp banyodan çıkan Aleksandr'ı gördüm. Siktir, bu hali daha da baştan çıkarıcıydı!
Şaşırmış bir şekilde ona bakarken onun da bana baktığını ve sırıttığını biliyordum. Fakat gözlerimin odağın da yüzü yoktu. Islanmış ve daha da ateşli gözüken karın kaslarındaydı. Gözlerim boynundan başlayıp karın kaslarına doğru akan su damlasındaydı.
"Sen." Diye mırıldandım ağzımın içinden. Gerisini getiremedim.
"Ben ne?" Dedi alaylı bir sesle. Sesini duyunca bakışlarımı yüzüne çıkardım.
"Hiçbir şey." Dedim sessizce. Masadan telefonu alıp onunla ilgilenmiyormuş gibi yaptım. Telefonla uğraşırken bana doğru yaklaştığını gördüm. Tam önümde durup elini telefonuma uzattı. Telefonumu düz çevirdiğinde gözlerimi kapattım. Telefonu ters tuttuğumun farkında bile değildim.
"Utandın mı?" diye sorunca şaşkın bakışlarımı ona çevirdim.
"Ben mi? Yok canım. Neyden utanacağım ki?" Dedim gülerek. Başımı başka bir yöne çevirdiğimde yanıma oturdu. Elini uzatıp çeneme yerleştirdi. Nazik bir dokunuşla başımı kendisine çevirdi.
"Müjgan, az önce öptüm seni. Şimdi de kaçacak mısın benden?" Sesindeki kaygıyı hissettim. Korkuyordu. Benim onu bırakmamdan korkuyordu. Dudaklarımı araladı ama bir şey diyemedim. Ona ne diyebilirdim ki? Ondan nefret ettiğimi mi? Onu bir gün illaki bırakacaktım ama bunu ona nasıl söyleyebilirim? Onu sevmesem de onu kırmak istemiyorum.
"Neden kaçayım ki?" Dedim çenemdeki elini tutarak.
Elimi okşarken cevap verdi. "Bilmiyorum, sadece bir his bu, Müjgan. Herkesin beni bırakmasına katlanabilirim ama senin beni bırakmana sanırım katlanamam." İçimdeki burukluğu hissettim. Ona ne cevap vereceğimi bilmiyordum. Ne cevap verebilirim ki?
Yavaşça elini bırakıp ayağa kalktım. "Kıyafetlerin kurumuştur. Ben onları getireyim." Hızla odadan çıktım. Çamaşır odasına girdiğimde arkamdan kapıyı kapattım. Kapıya yaslandığımda bacaklarım kendiliğinden büküldü. Yere çöktüğümde elimi kalbime götürdüm.
Neden böyle hissediyorum? Neden üzülmüştüm? Onu bıraktığımı düşünmüştüm kendi kendime fakat bu beni üzmüştü. Elimi kolyeme götürüp sıktım. Aklıma annem gelmişti.
"Neden böyle hissediyorum, anne?" Onu andığımda sanki bir anlığına yanıma gelmişti. Sanki onun sarı saçlarını, mavi gözlerini görür gibi olmuştum. Ya da bu sadece aklımın bana oynadığı bir oyundu.
Köşeye sıkışmıştım. Ne yapacaktım ben. Onu sevmemeliyim. Yavaş yavaş onun akımına kapılıyordum. Ama bu olmamalıydı. Ondan uzak durmam lazımdı. Ancak onunla evliyken ondan nasıl uzak kalabilirdim ki? Ben ne yapacağım şimdi?
Yanımdaki duvara tutunarak ayağa kalktım. Kurulamadan kıyafetleri çıkartıp kapıya döndüm. Kapıyı açıp odadan çıktığımda ayakta zor duruyordum. Odamın önüne geldiğimde derin bir nefes alıp kapıyı açtım.
Odaya girdiğimde Aleksandr aynı yerinde duruyordu. Kapı açılınca bakışlarını hemen bana çevirmişti. Yanına gidip kıyafetlerini ona uzattım. Kıyafetlerini aldığında bende sabah katlayıp yatağıma bıraktığım gecelikleri aldım. Tuvaletin kapısını açmadan öncü başımı ona çevirdim.
"Sen burada giyin. Bende duş alacağım." Cevap vermesine izin vermeden tuvalete girdim. Geceliğimi askıya asıp kısa sürede üstümdekilerden kurtuldum. Duşakabine girip suyu açtım. Su başımdan aşağı akarken düşünmeye başladım.
Gerçekten ne yapacaktım ben? Onun akımına kapılmamak için ne yapacaktım? Ya bir şeyler yapıp onun akımına kapılmayacaktım. Ya da direkt olarak kendimi onun akımına bırakacaktım.
Fakat korktuğum bir şey vardı. Ya onun akımında mutlu olamazsam. Sonumun annemin sonu gibi olmasını istemiyorum. Aşık olduğum tarafından öldürülmek istemiyorum. Her açıdan anneme benzerken tek istemediğim şey onun gibi bir sonum olmasıydı. Böyle bir sondan kaçmak istiyorum. Onunla beraber olursam böyle bir sonum olur mu diye düşünüyorum ve bu bana yüksek bir ihtimal gibi geliyor. Babamda onun gibi kötü meclisin içinde doğmuştu. O da babam gibi kalpsiz miydi? Ya da babamdan tamamen farklı mıydı?
Suyu kapattığımda üşüme hissi geldi. Umursamadan banyodan çıktım. Bornozumu giydim ve saçımı taramaya başladım. Saçımı yeterince taradığımda tarağı bırakıp geceliğimi giyinmeye başladım. Tamamen giyindiğimde kurutma makinesi ile saçlarımı kuruladım.
Bittiğinde ise banyodan çıktım. Göz açıma ilk başta yatak geliyordu ve yatakta oturup kaşları çatık bir şekilde telefonuma bakan Aleksandr göz açıma geliyordu. Bakışlarını bana çevirdiğinde sinirli olduğunu anladım. Telefonumda ne görmüş olabilirdi ki?
"Bu adam kim, Müjgan?" Hangi adamdan bahsediyordu bu? Yanında gidip yatağa oturduğumda telefonu bana çevirdi. Telefonu elinden alıp baktım. Bana tanımadığım bir adam yazmıştı.
"Tanımıyorum." Dedim bakışlarımı Aleksandr'a çevirerek.
"Tanımadığın bir adam sana neden yazıyor?" Sorusuna cevap vermeden adamın yazdığı şeye baktım. Yarın İngiltere'de Liverpool stadında buluşmak istediğini yazmıştı. Adamın profiline girdiğimde gözlerimi büyüttüm.
"Müjgan, kim bu adam!" Aleksandr ayağa kalkacaktı ki onu durdurdum.
"Aleksandr, bu adam beni takip eden adam." Kaşları daha da çok çatılmıştı.
"Sana neden yazdı bu piç?" Elini yanığıma yerleştirdi.
"Benimle buluşmak istiyor işte. Çok iyi değil mi?" Anında kaşları çatıldı.
"Bunun nesi iyi!"
"Sakin ol," dedim elini tutarak. "Bunu tuzağa çevirebiliriz. Onu kandırabilirim. Bu sayede kimin adamı olduğunu öğreniriz. Hı?" Dedim elini daha sıkı tutarak.
"Bunu yapacaksak bile senin dahil olmanı istemiyorum." Dedi anında.
"Neden? Ben yapamaz mıyım?"
Başını iki yana salladı. "Hayır, sen her şeyi yapabilirsin. Sadece sana zarar gelmesini istemiyorum." Gülümseyerek elimi yanağına götürdüm.
"Yanımda sen olursan kimse bana zarar veremez." Yanımda bir erkeğin olmasına gerek yoktu. Ben kendi başıma kendimi koruyabilirdim. Bu sadece onu rahatlatmak için söylediğim bir sözdü.
"Madem bunu sen istiyorsun. O zaman planını anlat dinleyeyim."
"Yarın uçakta anlatırım. Her halükarda yetişiriz. Sadece Davina ve Francesco da olmalı." Planımı o zaman anlatacaktım. Başını salladığında gülümsemem genişledi.
"O zaman şimdi uyuyalım." Dedim ve ayağa kalktım. Yatağa girdiğimde o da gelip yanıma uzandı. Elini belime atıp beni kendine çektiğinde istemsizce gülümsedim. Bu sefer dün akşamki gibi aramıza mesafe koymamıştık. Gözlerimi kapatıp kokusunu içime çektim. Yarın için çok heyecanlıydım. Çok güzel bir planım var.
***
Gökyüzü izlerken içimdeki heyecan her saniye kat ve kat artıyordu. Yanımda Aleksandr oturuyordu. Sıkıca elimi sarmıştı. Karşımızda oturan Davina ve Francesco ise sabırsızdı. Davina sakince planı anlatmamı beklese de Francesco öyle değildi. Her saniye konuşup duruyordu.
"Planı anlat artık, sarı fırtına." Oflayıp duruyordu. Aleksandr'a dönüp küçük bir soru sordum.
"Ne zaman iniş yapacağız?" Saatine bakıp sorumu yanıtladı.
"Yarım saate iniş yapacağız." Başımı sallayıp karşıma döndüm. Şimdi anlatacaktım.
"Anlatıyorum." Francesco anında sözümü kesti.
"Sonunda."
"Susar mısın?" Elini dudaklarına götürüp fermuar çekiyormuş gibi yaptı. Derin bir nefes çekip planımı anlatmaya başladım.
"Şimdi, stadyuma gittiğimizde siz üçünüz kimsenin girmeyeceği bir odada olacaksınız. Bense stadyumda insanların arasında o adamın gelmesini bekleyeceğim. Geldiğinde ise onu çıkmaz yollara sokarak yoracağım. Sen sonunda sizin olduğunuz odaya getireceğim ve bu sayede adam avucumuz içine düşecek. Daha sonra ise kimin adamı olduğunu öğrenip o kişiden bunun hesabını soracağız." Tek bir nefeste bütün planı anlattığımda Aleksandr bir saniye bile beklemeden itiraz etti.
"Müjgan, seni tehlikeye atamam diyorum sen bütün planı üstleniyorsun. Olmaz." Yönümü ona çevirip elini tuttum.
"Merak etme hiçbir şey olmayacak. Kolay bir şekilde o adamı size getireceğim."
"Evet, ama." Sözünü kesip araya girdim.
"Sen bana güvenmiyor musun?"
"Benim güvendiğim tek insan sensin." Dediğinde yalandan çıkan öksürük sesi duydum. Bu sesi Francesco çıkarıyordu. Kendisini Aleksandr'a bu şekilde hatırlatıyordu. Aleksandr ona küçük bir bakış atıp tekrar ban döndü.
"Sana hiçbir zarar gelmeyecekse yapacağım bunu." Hızla başımı salladım.
"Hiçbir zarar gelmeyecek." Başını salladığında gülümsedim. Sonunda ikna olmuştu.
Uçak iniş yapınca dördümüzde ayaklandık. Uçaktan indiğimizde serin bir hava bizi karşılamıştı. İçime serin havayı çekerken Francesco konuştu.
"Peki ben ve biricik sevgilim bunun neresindeyiz?" Doğru bir soruydu. Francesco'da beklemediğim bir soruydu.
"Davina yanımda olunca mutlu oluyorum. O bana destek oluyor. Sende Aleksandr'ın yanında durursun diye düşünmüştüm." İkisinin attığı bakışı görünce duraksadım. Bana neden böyle bakıyorlardı?
"Ona Aleksandr mı diyorsun?" Dedi Davina.
"Evet, bence bu ismi daha güzel. Dememde bir sakınca olmadığını düşünüyorum." Aleksandr'a baktığımda o da konuşmaya başladı.
"Karım bana istediği gibi hitap edebilir." Dediğinde gülümseyerek önüme döndüm.
Bizim için gelen arabalar tam önümüzde durunca dördümüzde arabaya bindik. Ben ve Aleksandr yan yana oturuyorduk ve bizim karşımıza da Davina ve Francesco geçmişti. Stadyuma gidiyorduk. Gerçekten her saniye heyecanım kat ve kat artıyordu. Ben bu heyecanımı nasıl dindireceğim?
Kısa sürede stadyuma vardığımızda etrafımız bayağı bir kalabalıktı. Liverpool taraftarı şimdiden tezahürata başlamıştı. Aralarından sıyrılarak stadyuma girdik. İçeri girdiğimizde direkt olarak en üst kata çıktık. Kimsenin girmeyeceği bir oda bulduğumuzda oraya yöneldik. Onlar içeri girdi ve ben Aleksandr ile konuştum.
"Dikkat et." Dedi Aleksandr. Başımı sallayıp yanağına öpücük kondurdum ve uzaklaştım. Arkamdan bana bakmaya devam ettiğini biliyordum. Arkamı dönmeyip hızla ilerledim. Stadyumda kendi yerimi bulunca oraya gittim. Ayakta durup çim sahada maç için son hazırlığını yapan futbolculara göz gezdirdim.
Arkamda adım sesleri duymuştum ama bir kere bile dönmedim. O adamın geldiğini hissediyordum. Hatta buna eminim. Tam arkamda durduğunu hissettim ama tepki verdim. Elimi tuttu.
"Buluşma teklifimi kabul etmen benim için büyük bir şeref, Müjgan Ulukan." Govyadinov dememişti. Aleksandr ile evlendikten sonra kendi soy adımı bırakmamıştım ama artık iki soy adım vardı ve Aleksandr'dan aldığım soy ismini söylememişti. Aleksandr'ın düşmanlarından birinin adamı olduğu belliydi.
Tuttuğu elimi çevik bir hareketle çevirdim. Ona dönüp yüzünün tam ortasına kafa attığımda arkasına doğru yuvarlandı. Onun üstünden atlayıp koşmaya başladım.
Bölüm etkileşimi
