9. bölüm / 18
Münzevi ÇığlıkKıskançlık Adımları
Bölümler 18Şu an: Kıskançlık Adımları
- 1 Yağmurdan Kaçarken Doluya Tutulmak1.962 kelime
- 2 Yalan Hayatlar3.395 kelime
- 3 Nefret Tohumu5.684 kelime
- 4 Ayna ve Tarak4.626 kelime
- 5 O Mahur Beste4.762 kelime
- 6 İlk Temas3.061 kelime
- 7 Soğuk Kalpler2.883 kelime
- 8 Yağmurlar4.679 kelime
- 9 Kıskançlık Adımları3.449 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 Soğuk Mezar3.033 kelime
- 11 Kaçma Benden3.567 kelime
- 12 Soğuk Stadyum Havası3.074 kelime
- 13 Depo2.033 kelime
- 14 Hastane Odası Acıları1.643 kelime
- 15 Gözlerin Ardındaki Acı2.541 kelime
- 16 Balo2.645 kelime
- 17 Yükseliş Vakti2.922 kelime
- 18 Araba Yarışı3.604 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm ile ilgili yorumlarınızı, düşüncelerinizi ve sorularınızı yazın beraber konuşalım.
İyi Okumalar!
Bölüm Şarkısı;
Model - Değmesin Ellerimiz
Üstüme düşen yağmur damlaları üşütüyordu. Üşütüyordu ama önemli değildi. Önemli olan benim dediğim şeydi. Dediğim şey ile Aleksandr kala kalmıştı. Kendimden böyle bir şey beklemiyordum aslında. O akımına kapılmaktan korktuğum denizin içine çekiliyordum galiba.
Onunla olan bu iyi anlaşmam hiç hoşuma gitmiyordu. Ben kendi sözümde duramıyordum onun yanında. Tek başıma iken böyle düşünmüyorum. Ona kendi kafamda iyi davranmayacağımı planlıyorum ama onunla yan yana geldiğimde o planların tozu bile aklımda kalmıyor.
Onun bana olan iyi davranışı, bana nazik davranışları, ettiği iltifatlar ve birçok hediyesi benim ona karşı olan ketum düşüncelerimi yok ediyordu.
Böyle olmamalıydı ama. Ben ona iyi davranmak için onunla evlenmemiştim ki. Ben ondan zamanında babasının yaptıkları şeyler ve onun tepkisiz kalmasının intikamını almak için evlenmiştim. Tabii ölmemek içinde evlenmiştim bu da onunla evlenmem için bir sebep. Fakat ben ona ne kadar iyi davransam da babasına öyle olamıyorum. İçimde olan nefret babasını her gördüğümde büyüyor. Aleksandr'da babası gibi olsaydı ona karşı içimde olan nefret ikiye katlanırdı.
Ama Aleksandr öyle değildi. Ona karşı nefretle davranamamamın bir diğer nedeni de buydu aslında. Babası gibi kalpsiz biri değildi. Aleksandr'ın vicdanı vardı. Ama fark ettiğim kadarıyla bu vicdan sadece bana vardı. Diğer etrafına olan kimseye bana davrandığı gibi iyi davranmıyor.
"Bakarım bakmasına ama hasta olmanı istemiyorum. Hem konuşacak şeylerimiz de var. Gir hadi içeriye." Konuşarak dikkatimi dağıtınca ona döndüm. Yağmur'un gelmediği bir yere geçip duvara yaslanmıştı ve beni izliyordu.
"Bir keyifim vardı onu da yok ettin." Dudaklarımı büzerek içeri girdim. Benim ardımdan o da içeri girdi ve bahçenin kapısını kapattı. Koltuğa otururken bana baktı ve konuşmaya başladı.
"Üstünü değiştir ve gelirken yanında havlu." Ona cevap vermeden odama gittim.
Yine kalpli geceliğimi giyecektim ama biraz üşüdüğüm için kalın bir şeyler giymek istedim. Dolabımdan rahat geniş gri bir eşofman altı çıkardım. Üstüne de siyah bir kapşonlu çıkardım. Üstümdekileri çıkardıktan sonra iç çamaşırlarımı değiştirdim ve kıyafetleri giydim. Makyajımı çıkardıktan sonra tarak ve havlu alıp odadan çıktım.
Koltukta oturmuştu ve yine maç özetlerini izliyordu. Oflayarak yanına gidip oturdum. Havluyu ve tarağı masaya bırakıp ona döndüm.
"Neden istedin bunu?" Aslında neden istediğini anlamıştım ama sormak istedim.
"Arkanı dön saçlarını kurulayacağım."
"Bunu bende yapabilirim." Dedim onu sinir ederek.
"Sen uykuna falan tam alamadın mı? Neden bu kadar huysuzsun?" Ona inat huysuzmuş gibi davranıyordum.
Arkamı döndüğümde havluyu alıp saçlarımı kurulamaya başladı. Saçlarımı kurularken çok yavaş ve dikkatli davranıyordu. Sanki tek bir yanlış hareketinde kırılacakmış gibi davranıyordu. Sessizce saçlarımı kurulamasını bekledim. Yaptığı şey romantik ve hoş bir şeydi ama saçlarımı yaptıktan sonra babamla aramda olan kavgayı konuşacaktık. O konu beni rahatsız ediyordu.
O saçlarımı kurularken gözlerim hissizce odada geziyordu. Mutlu hissetmek istiyordum fakat bir türlü mutlu hissedemiyordum. Derin ve içli bir nefes verdiğimde Aleksandr neşeli olmadığımı anladı ve soru sordu.
"Rahatsız hissediyorsan yapmam, Müjgan. Söylemen yeterli." Başımı hafifçe ona çevirdiğimde ellerinin arasında havlu kayıp gitti. Havlu kayması ile saçlarım da omuzun üzerine düştü.
"Hayır, yanlış anladın rahatsız olmuyorum. Sadece o konu hakkında konuşmak istemiyorum." Kendimi açıkça ifade ettiğimi düşündüğüm için susarak yüzüne baktım.
"O konu artık sadece seni ilgilendirmiyor, Müjgan. Sen benim karımsın ve bu baban bile olsa kimsenin sana elini kaldırmasına izin vermem." Dudaklarımı birbirine bastırarak başımı salladım. Tarağı alıp ona arkamı döndüm ve saçlarımı taramaya başladım. Saçlarımı tararken aklıma annemin saçlarımı tarayıp ördüğü zamanlar geldi. O zamandan sonra saçımı hiç örmemiştim. Aslında saçımı ören kimse olmamıştı. Bir kişi bile 'ben örerim' deseydi eğer hiç düşünmeden saçlarımı örmesine izin verirdim. Saçlarımın örgülü halini beğeniyorum ama kendim örünce güzel olduğunu düşünmüyorum. O yüzdende kendim örmüyorum. En son kendim ördüğümde annemin ilk vefat ettiği zamanlardı. O gün ağlaya ağlaya yapmıştım ve çok kötü olmuştu.
Annem vefat eder etmez babam Nazan ile evlendiği için o zamanlar evimizdeydi ve benim ağlama sesimi duymuştu. Yanıma gelip bana kızmıştı. Ondan benim saçımı örmesini istemiştim ama kabul etmemişti. O kızmasını hiç unutmuyorum. Ses çıkarıp onların aile ortamını bozduğumu söylemişti bana. Daha sonra da beni odaya kilitleyip gitmişti.
O kadından ilk defa o zaman nefret etmiştim. Annemin yokluğunda beni yalnızlaştıran kişi oydu. Ben o zamanlar ne yaparsam yapayım annemin özlemini gideremiyordum.
Hatta hiç unutmadığım bir anım bile var. İlk defa kendime o zaman acımıştım ve o zamandan sonra kimsenin bana acımasına izin vermedim. Aklım o anılar ile dolarken Aleksandr konuşup dikkatimi dağıttı.
"Saçlarını örmemi ister misin?" Duyduğum şey ile hızla yönümü ona çevirdim. Saçlarımı örecekti. Hemen başımı salladım.
"Olur isterim." Ona arkamı döndüm ve saçlarımı arkama attım. O saçlarımı örmeye başladığında normalden daha çok duygusallaştım. Annemin vefat ettiği gün saçlarım örülüydü. Annem örmüştü ve ben o örgüyü sırf annem ördü, onun elleri değdi diye tam üç gün boyunca açmadım.
Gözlerimden bir damla düşerken Aleksandr saçlarımı örmeyi bitirmişti.
"Toka yok." Ses çıkarmadan bileğimdeki tokayı çıkartıp ona uzattım. Örgüyü bağladığında omuzun üzerine attı saçlarımı örgüye bakarken gülümsedim. Örgüye baktığımda Aleksandr ağladığımı gördü.
"Ağlıyor musun sen?" Gözyaşlarımı silip ona döndüm ve başımı iki yana salladım.
"Hayır, ağlamıyorum." Ağladığımı kimse görmesin istiyordum ama o görmüştü. Aslında Ceylan vurulduğunda da görmüştü ama o bunun gibi değildi ki. Ben kimsenin önünde ağlayamazdım.
"Müjgan, görüyorum ağlıyorsun. Neden ağlıyorsun?"
"Neden ağladığım seni ilgilendirmiyor." Sert konuşmam ile kaşlarını çatmıştı.
"Müjgan, ben senin kocanım en çok beni ilgilendiriyor."
"Sadece birkaç haftadır tanışıyoruz, Aleksandr. Sana her şeyimi anlatamam. Şu konuyu konuşalım bitsin." Konuşmak istemiyordum ama yine de bunu ona şu an ben teklif etmiştim.
Önüne döndü ve kollarını dizlerine yasladı. Ellerini birleştirdiğinde hafifçe başını bana çevirdi. "Babanla niye kavga ettin?"
"Onun karısına laf ettiğim için." Dedim dürüstçe.
"Sana da bu yüzden vurdu dimi." Başımı salladım. "Ve sen o soysuzu korudun." Kaşlarımı çatarak ona baktım.
"Tabii ki koruyacağım babam o benim. Ayrıca babamdan bahsederken düzgün konuş." Babamla aram iyi olmayabilirdi ama bu ona laf ettireceğim anlamına gelmezdi. Bir hışımla ayağa kalktı.
"Müjgan, sen o siktiğimin piçini korumaya nasıl devam edersin?" İlk defa bana bağırıyordu galiba. Ondan daha sert bir şekilde bağırarak ayağa kalktım.
"Korurum tabii ki, babam o benim! Babamla aram sizin yüzünüzden bu şekilde! Bir de gelip bana onu koruyorsun diyorsun!" Bizi bu hale getiren onlardı. Ailemi mahfeden onlardı. Yüzsüz gibi karşıma geçip konuşamazdı.
"Bunun bizimle ne alakası var?"
"Çok fazla alakası. En çok o babanla alakası var! Senin baban yüzünden benim babamla aram kötü!" Onu babası kötü kelimesinin ta kendisiydi. Şeytanla mukayeseye girse babası kazanır.
"Belki babamla ilgili olabilir ama benimle ilgili değil. O yüzden sana vuran adam için bana karşı çıkamazsın." Kabul babamı sevmiyorum ama o her gün elinde kemerle beni dövmeye gelen bir baba değildi. Benim onu sevmeme nedim anneme yaptığı şeydi. Beni dışlayıp hor görmüş olabilir ama bu onun bana dayak atan bir baba olduğunu göstermez.
"Babam senin düşündüğün gibi her gün çocuklarını döven bir adam değil. Onu sevmiyor olabilirim ama sevmememin sebebi hiçbir zaman onun bana vurması olmadı. Başka sebeplerim var." Saçlarımı karıştırıp konuşmaya devam ettim. "O yüzden bir daha babam ile ilgili konuşurken laflarına dikkat et."
"Müjgan, benim derdim babanın iyi bir baba olup olmadığı değil. Benim derdim sensin."
"Ben senin nasıl derdin olabilirim? İnsan birkaç hafta önce tanıdığı birini hemencecik sevemez. Sevmediğin bir kadını nasıl derdin yapabilirsin?" Bu kadar kıs bir sürede kimse kimseyi kafasına dert edecek kadar sevemezdi.
"Sen birkaç hafta önce sevmediğin bir adamla nasıl evlendiysen bende birkaç hafta önce tanıdığım kadını kafama dert ediyorum." Benim onun sevmediğimi söylemişti ama onun beni sevmediğini söylememişti. Bir ikilem arasında kalıyordu sanki. Benim kaldığım ikilemin arasında o da kalıyordu. Ben onunla ölmemek için evlenmiştim ama onun benimle ne için evlendiğini bilmiyordum. Benim canım için evlenmiştim, peki ya o benimle ne için evlenmişti?
"Gidiyorum ben." Arkamı dönerek odama ilerledim. Anlık bir kararla Davina'nın yanına gitmeye karar vermiştim. Ona aşırı derecede sinir olmuştum ve şu an onunla aynı çatı altında bulunmak istemiyorum.
Peşimden odama girerken konuştu. "Nereye gidiyorsun?"
"Seni ilgilendirmiyor." Ona nereye gideceğimi söylemeyecektim. Küçük bir çantaya birkaç parça bir şey sıkıştırdıktan sonra odadan çıkmak için arkamı döndüm ama büyük ve uzun bedeni ile geçmemi engelledi.
"Çıkar mısın?" Dedim sakince kaşlarımı çatarken.
O ise çoktan kaşlarını çatmıştı. "Önce nereye gideceğini ve neden gideceğini söyle."
"Şu an seninle aynı evde bulunmak istemiyorum tamam mı? O yüzden gidiyorum. Bu kadar bilgi yeter sana." Onunla aynı evde kalmak istemediğimi söyleyince durgunlaşmıştı. Gözlerinde bir şeylerin kırıldığını gördüm. Umursamadan yanından geçtim ve çıkışa doğru ilerledim.
Evden çıkarken kapıyı sertçe çekmiştim. Bahçede kızgın adımlarla yürürken etraf tamamen karanlıktı. Rusya akşam ürkütücü olmuştu. Hızla arabama bindiğimde yaptığım ilk şey arabayı kilitlemek olmuştu. Olası bir şeye karşı hemen kilitledim. Arabayı çalıştırdığımda küçük çantamı yan koltuğa attım ve telefonumdan Davina'yı aradım. Umarım uyanıktır çünkü saat baya bir geç olmuştu. Birkaç defa çaldıktan sonra telefon açılmıştı.
"Davina?"
"Müjgan?" Uykulu sesi ile konuşunca evde olduğunu anladım. Evinden başka bir yerde uyuyamıyordu ve bu da onun evde olduğunu gösteriyordu.
"Evdeysen yanına geleceğim." Arabanın farlarını yakmıştım ama yine de etraf fazla karanlıktı. Dikkatlice etrafa bakarken Davina cevap verdi.
"Gel tabii, evdeyim. Bekliyorum." Dedi ve kapattı. Ben gidene kadar tekrar uykuya dönmeyeceğini biliyordum. Büyük ihtimalle atıştırmalık bir şeyler hazırlamaya koyulmuştur.
Davina'nın evi bizim evimize biraz uzaktı. Gitmem uzun sürecekti ama gitmekten vazgeçmeyecektim.
Yarın yine cemiyettekiler toplanacaktı. Ama bu sefer sadece soylular olmayacaktı. Bu sefer bütün Imperium orada olacaktı. Bu iyi bir şeydi. Davina ile oraya gittiğimde yüzde yüz Aleksandr ile karşılaşacağımı biliyorum. Bu ona trip atmak için güzel bir fırsat olabilirdi.
Onunla sanırım gerçekten ilk defa düşmanımmış gibi konuşmuştum. Büyük bir kavga etmemiştik ama ilk kavgamızı etmiştik. Ve ben bunun devamının geleceğini biliyorum. Onunla bir defa böyle konuştum ve bundan sonra da böyle konuşacağıma eminim.
Gerçi onunla beraberken nasıl davranacağıma bile karar veremiyorum. Onu sevmiyorum ama bana olan güzel davranışlarını görünce zorla da olsa ona kötü davranamıyorum. Ona kötü davranabilmem için ilk önce onun bana kötü davranması lazımdı. Ona olan nefretim eskiydi ama tazeydi. Bana yapacağı en büyük kötülüğü yapmıştı aslında ama ben ona bir şekilde aklımdan geçtiği gibi davranamıyorum.
Onu kızdırmak, sinirlendirmek ve kötü olan bütün duyguları yaşatmak istiyor aklım ama. Ona engel olan bir şey var. Kalbim. Kalbim bunun önüne geçiyor çünkü onun suçlu olmadığı duygusunu aklıma sokmaya çalışıyor.
Fakat aklım onun suçlu olduğu gerçeğini bir türlü unutamıyor. Nasıl unutabilirim ki? Babasını bana yaşattıklarının ve onun hiçbir şey yapmamasını nasıl unutabilirim?
Biliyorum o zamanlar çocuk olabilir ama o tek kelimesi ile ailesini kölesi yapabilirdi. O her zaman ailesi tarafından sevilen biri olmuştu. Babasına o an dur deseydi ben o kötülükleri yaşamayacaktım. Babası onun tek kelimesine dünyayı yakabilecekken o tek kelime bile etmeyip benim dünyamı yakmıştı.
Davina'nın evine geldiğimde arabayı evin önüne park ettim. Arabadan inip evin önüne geldim ve bahçe kapısının ziline bastım. Kısa bir süre sonra kapı açılınca içeri girdim. Davina'nın beni beklediğini görünce hızlı adımlarla onun yanına geldim.
"Bu gece sende kalmama iznin var değil mi?" Beni eve kabul ettiğinde bile izin vereceğini anlamıştım ama yine de sorma ihtiyacı duymuştum.
"Tabii ki kalabilirsin. Sormana bile gerek yok ama bir şey soracağım."
Başımı salladım. "Sor."
"Neden gecenin bu saatinde evden çıkıp buraya gelme kararı aldın?"
Düşünmeden cevap verdim. "Dimitri ile kavga ettim. Onun yanında durmak istemedim. O yüzden geldim." Koluma girip eve doğru yürümeye başladı.
"Eve girelim da baştan anlat bakalım yeni evlendiğin kocan ile neden kavga ettin?" Gülümseyerek eve girdim.
***
Tüm gece Aleksandr Davina'yı arayıp durmuştu. Burada başka gidecek bir yerim olmadığı için buraya geleceğimi biliyordu ama geldiğimden emin olmak için birçok kez aradı. En sonunda dayanamayıp Davina'ya açmasını söylemiştim. Burada olduğumu öğrenince rahatlamıştı ama bu seferde benimle konuşmak istemişti. Ben inat edip onunla konuşmamıştım. Sinir küpü gibi olduğuna eminim. Benim istediğimde buydu zaten. Onu sinir etmeyi başarmıştım.
Şimdi ise akşamki cemiyet toplantısı için hazırlanıyorduk. Aslında cemiyet toplantısı çoktan başlamıştı. Ama biz bilerek geç gitmeye karar vermiştik. Şu an üzerimde Davina'dan aldığım güzel bir elbise vardı.
Siyah olan elbise oldukça iddialı bir elbiseydi. Siyah olan bu elbise derin bir sırt dekoltesi taşıyordu. Dekolte sadece sırtımda yoktu tabii ki. Göğsümde sırtımdaki kadar olmasa da bir dekolte vardı. Aynı zamanda dizime kadar gelen yırtmacı ile dikkat çeken bir elbiseydi. Açık bıraktığım saçlarım ise elbisenin havasına sertlik katıyordu.
Tamamen hazır olduğumuzda evde çıktık. Benim arabama binip yola koyulduğumuzda Davina telefonunu arabanın radyosuna bağlayıp bir şarkı açtı. Şarkıya ayak uydurduğumda Davina'nın video çektiğini gördüm. Kısa bir an kameraya bakıp gülümsedim ve önüme döndüm. Ben şarkıyı söylerken Davina çoktan videoyu paylaşmıştı. Davina videoyu paylaşır paylaşmaz telefonuma bildirim geldi. Kısa bir an telefona baktığımda Aleksandr'ın yazdığını gördüm. Telefonu elime aldığımda bir yola bir de telefona bakarak ne yazdığına baktım.
Orman: Müjgan neredesin?
Ona cevap vermediğimde tekrar yazdı.
Orman: Cevap ver.
Ona yine cevap vermeyip telefonu geri bıraktım. Üst üste birkaç defa daha mesaj geldi ama bakmadım. Onu orman diye kaydetmiştim çünkü orman gibi kokuyordu.
Geldiğimizde arabayı durdurdum ve indiğimizde anahtarı valeye verip önüme döndüm. Davina ile beraber içeri girdiğimizde gözlerim buz mavisi gözleri aradı. Kalabalık olan bir yerde onu bulmak çok zordu. Gözlerim bütün her yerde dolandı. Onu gördüğümde ise üstünde sabitlendi.
Yukarı kattan iniyordu. Merdivenlerden inerken onun da gözleri benim üstüme takılmıştı. Yanında Francesco vardı ve bir şeyler anlatıyordu. Ancak Aleksandr onu duyuyormuş gibi gözükmüyordu. Onu incelemeye başladığımda küçük bir farklılık yaptığını ve yaptığı bu farklılığın ona daha çok yakıştığını gördüm.
Yine aynı takım elbisesini giymişti ama bu sefer gömleği siyahtı. Siyah gömleğinde kravat yoktu ve ilk iki düğmesi açıktı. Bana doğru gelirken bir eli cebindeydi ve şu görüntü o kadar karizmatikti ki. Ona siyah daha çok yakışmıştı. Saçlarını yine arkaya doğru güzelce taramıştı. Her zaman yaptığı gibi yapmıştı. Şu hali ile onun bir daha ne kadar yakışıklı olduğunu anladım.
Bana yaklaştıkça kaşları daha fazla çatılıyordu. Üstümdeki elbiseyi görünce kaşları haddinden fazla çatılmıştı sanki. Ama daha hiçbir şey görmemişti. Elbisenin en güzel kısma sırt kısmıydı. Önümde durduğunda sinirli olan gözlerini gözlerime dikti. Bense onun aksine yüzüme güzel gülümseme yerleştirdim. Aleksandr kelime etmeden gözlerime bakarken Francesco konuşmuştu ama onun konuşması göz temasımızı kesmeye yetmemişti.
"Sevgilim, yine her zamanki gibi çok güzel olmuşsun." Davina'nın elini tutup dudaklarına götürdü. Francesco Davina'nın elini öperken Davina konuştu.
"Sende çok yakışıklı olmuşsun, sevgilim." Gülümseyerek Francesco'ya bakıyordu.
"Müsaade ederseniz sevgilimi alıyorum." Gülümseyerek cevap verdim.
"Müsaade senin." Davina ile yanımızdan uzaklaştıklarında Aleksandr ile baş başa kalmıştık. Gözlerimi ona çevirdiğimde buz mavisi gözlerindeki alevle karşılaştım. Beklemediğim bir anda kolumdan tutun yürümeye başladı.
"Bırak beni, barbar adam." Geldiği yolu bu sefer benimle çıkmaya başlamıştı. "Bırak beni." Cevap vermeden yukarı çıkmaya devam etti. Bir üst kata çıktığımızda burada da insanlar vardı ama beni bir kenara çekip karşıma dikildi. Uzun bedeni ile görüş açımı tamamen kendisi ile doldurunca konuşmaya başladı.
"Bu kıyafet ne, Müjgan?"
"Çok güzel dimi. Bende bayıldım." Boş bulunup söylediklerim ile kolumu sertçe tuttu.
"Fazla açık sanki."
"Kolumu bırakır mısın? Ya bırak ya da sıkma." Dediğimde elini çekti.
"Pardon."
"Elbise bence gayet iyi. Bir sıkıntısı yok." Ona sırtımı dönerek sırtımdaki dekolteyi göstererek daha da sinirlendirdim. "Hem bak sırt kısmı da çok güzel." Geri ona döndüğünde elini yüzüne götürdüğünü gördüm. Yaptığı bu harekete güldüm.
"Birde gülüyor," elini yüzünden çekip bana baktı. "Gülüyor musun bir de?"
"Ama elbise çok güzel." Dedim gülerken. Gülmem onu daha da sinirlendiriyordu.
"Evet, elbise güzel ama çok açık."
"Ama güzel. Hem bence açık olmasında bir sıkıntı yok." Güzel olduğunu kabul etmişti ama ben bir daha söylemiştim.
"Açık olmasında zaten sıkıntı yok ama burada gözlerini tutamayan kaç tane piç kurusu var biliyor musun?" Yüzümü asarak başımı salladım. Aklıma gelen şey ile tekrar gülümsedim.
"Benim açımdan sıkıntı yok çünkü bakarlarsa senin onlara hadlerini bildireceğini biliyorum." Dediğimde güldü.
"Had bildirmeme gerek kalmaz çünkü bakmalarına izin vermem." Beni kıskanmıştı. Beni kıskanması gülememe sebep olmuştu. Komik değildi ama hoşuma gitmişti. Hoşuma gittiği için gülmek gelmişti içimden.
"Beni sinirlendirmek için bunu giydin değil mi?" Sorusuna cevap olarak ellerimi önümde birleştirdim ve güldüm. Neden bu elbiseyi giydiğimi anlamıştı.
Yaptığım bu harekete bu sefer daha fazla gülmüştü. Hem de öyle bir gülmüştü ki gamzeleri belli oluyordu. Çok güzel gülüyordu. Gülmesini durdurduğunda konuşmaya başladı.
"Ve başardın," ellerini ceketine götürdü. "Ama şimdi bu ceketi giymen gerek." Ellerimi ellerinin üstüne yerleştirerek onu durdurdum.
"Olmaz, giymeyeceğim."
"Giymezsen yanımdan bir saniye bile olsun ayrılamazsın." Beklemeden cevap verdim.
"Kabul, yanından bir saniye bile ayrılmam." Ellerini ceketinden çektiğinde gülümsedim. Beni kıskandığı aklıma tekrar gelince daha geniş gülümsedim. Gözlerine bakıp konuşmaya başladım.
"Kıskandın mı sen beni?" İki elini de cebine koyup cevap verdi.
"Hem de nasıl." Gülümsemem büyüyünce dudaklarıma bakıp gülümsedi. Aramız hemencecik düzeldi. Onunla hiç küs kalamıyordum. Trip atmak istemiştim ama tripim hiç uzun sürmemişti. Ona kırılsam bile o hemen kalbimin kırgınlığını düzeltiyordu.
Bir elini cebinden çıkarıp elini bana uzattı. "Tut bakalım." Elini tutup cevap verdin.
"Tutalım bakalım." Elimi elinin içine hapsedince gözlerime baktı. Yürümeye başladığımızda insanların yanından geçerken insanlar dönüp bize bakıyordu. Ama hiçbirinin bakışları uzun sürmüyordu. Aleksandr'ın yanımda bile olması onlara korku veriyordu. Üstelik ben onun karısıydım bu da onların uzun süre bakmaması için bir sebepti.
Merdivenlerden aşağı inerken etrafa baktım. Yine geldiğimiz yerlere benziyordu. Hep benzer yerlerde yapıyorlardı bu toplantıları. Ama özellikle farklı yerlerde yapmaya dikkat ediyorlardı.
Aşağı indiğimizde Francesco ve Davina'nın oturduğu masaya gittik. Davina'nın yanına oturduğumda Aleksandr'da benim yanıma oturdu. Davina hemen bana dönüp kısık sesle konuştu.
"Barıştınız mı?" Başımı salladığımda gülümsedi.
Bakışlarımı Aleksandr'a çevirdiğimde o da bana baktı. Gülümseyerek başımı omuzuna yasladığında derin bir nefes verdim. Onun omuzuna başımı yaslamayı seviyordum. Ev gibi hissettiriyordu. Bir omuzuna başımı yaslamak bir de göğsünde uyumak. İkisi de bana huzur veriyordu. Sadece bir defa onunla uyumuştum ama o bir seferlik uyku hayatım boyunca uyuduğum en güzel uykuydu. Bende buna sinirleniyordum.
Salonda müzik çalmaya başlayınca günün sonlarına geldiğimizi anladım. Çiftler bir bir kalkıp dans etmeye başlayınca onları izlemeye koyuldum. Onlara nasıl baktıysam Aleksandr dans etme isteğimin olduğunu sanmış olacak ki bana soru sordu.
"Dans etmek ister misin?"
Çok fazla düşünmeden cevap verdim. "Hayır." Daha sonra diğer masalara bakınca tam karşımızda oturan kişileri gördüm. Elizabeth ve Harry tam karşımızda oturuyordu. İkisi de tüm odağını bize vermişti ve dik dik bize bakıyorlardı. Hemen kararımı değiştirip Aleksandr'a döndüm.
"Ya da evet dans etmek istiyorum." Aleksandr neden kararımı değiştirdiğimi anladığı için kısık sesle güldü. Sonra bir etrafına baktı ve tekrar bana döndü.
"Siktir etsene, burada herkesin önünde karımı gösteremem." Kaşlarımı çattım.
"Ne olacak sanki dans etsek?"
"Bize bir şey olmazda buradan birkaç kişi hayatını kaybedebilir." Oflayarak arkama yaslandım. Elimi onun elinden çekip kucağıma koydum.
"Küstün mü sen bana?" Ona cevap vermeyip omuzumu silktiğimde gülerek konuştu. "Tamam, hadi kalk dans edelim."
Hemen gülerek ona döndüm. "Gerçekten mi?"
"Evet, kalk hadi." Ayağa kalktığında bende gülümseyerek ayağa kalktım. Elini tutup salonun ortasına ilerlediğimizde içimde mutluluk vardı. Karşı karşıya durduğumuzda iki elimi Aleksandr'ın ensesinde birleştirdim. O da iki elini belime yerleştirdi. Dans etmeye başladığımızda kafamda sadece müzik sesi vardı. Etraftaki insanlar bir anda silinmişti ve salonun ortasında sadece ben ve Aleksandr kalmıştık.
Mutluydum ama içimde bir yumru vardı. Bu an hiç bozulmasın istedim. Aslında onunla olduğum her an bozulmasın istedim. Çünkü onunla beraber olduğum her an sanki normal bir insanmışım gibi hissediyorum. İki aşık, normal bir karı koca gibi hissediyorum. Ve o an bozulduğunda tekrar o Müjgan oluyorum. Ben o Müjgan olmaktan nefret ediyorum ama onsuz olduğum her an o Müjgan oluyorum.
Aleksandr onunla beraberken benim o Müjgan olmama izin vermiyordu sanki. Yine o anlardan biriydi. Yine bu anın bozulmamasını istemiştim ama bu isteğim saniyesinde geri çevrilmişti.
Çığlık sesi duyduğumuzda dans etmeyi bıraktık. Sesin geldiği yere döndüğümde yere çökmüş karnını tutan Türkan ablayı gördüm. Beklemeden yanına koştum. Yanında eğilip elini tuttuğumda konuşmaya başladım.
"Türkan abla, ne oluyor? İyi misin?"
Başını iki yana salladı. "Suyum geldi, Müjgan."
"Ne?" Doğum başlamıştı. Abim yanımıza geldiğinde hemen karısının yanına çöktü.
"Ay parçam, ne oldu?" Türkan abla cevap verecek halde olmadığı için onun yerine ben cevap verdim.
"Suyu gelmiş, abi." Abim duydukları ile hemen Aleksandr'a döndü.
"Dimitri, arabayı çalıştır! Hemen." Aleksandr başını sallayıp salondan çıktı. Çok uzun sürmeden dışarıdan korna sesi gelince abim Türkan ablayı kucağına aldı. Dışarı çıkıp arabanın önüne geldiğimizde ben arka kapıyı açıp oturdum. Abim Türkan ablayı yanıma bıraktığında Ön koltuğa oturdu. Aleksandr arabayı çalıştırdığında Türkan ablaya döndüm.
"Sakin ol, abla. Rahat bırak kendini." Türkan abla sıkıca elimi tuttuğunda diğer elimi de elinin üstüne koydum.
Her saniye Türkan ablanın acısı arttığı için çığlık atıyordu. Abim ise karısının acısına dayanamıyordu. "Dimitri, bas gaza! Hızlı ol!"
"En yüksek hızdayım zaten!" Buraya olan en yakın hastane neredeydi bilmiyorum ama ne kadar hızlı gidersek o kadar çabuk varırmışız gibi geliyor.
Çok fazla geçmeden hastaneye vardığımızda Abim arabadan fırladı ve karısını yine kucağına alıp hastaneye girdi. Onun arkasından bizde hastaneye girdiğimizde çok sedye gelmişti. Abim Türkan ablanın durumunu doktora açıkladığında Türkan ablayı doğumhaneye götürdüler. Bizde arkalarından gittiğimizde doğumhanenin kapısının önünde kaldık. Abim sinirle yere çöktüğünde yanında durdum.
"Müjgan, karıma ve çocuğuma bir şey olmaz dimi?"
Başımı hızla iki yana salladım. "Olmayacak, abi. Hayırlısıyla ikisi de bu odadan sağlıklı bir şekilde çıkacak." Abim ayağa kalkıp bir köşeye oturunca arkamı döndüm. Aleksandr vardı arkamda. Yanına gidip bir şey demeden kollarının arasına girdiğimde dondu kaldı. Bir süre sonra o da kollarını bana sardı. Saçlarımı okşamaya başladığında ağlamamak için kendimi zor tuttum.
Kollarının arasından çıktığımda rastgele bir sandalyeye oturdum. Yanıma oturduğunda başımı omuzuna yasladım. Bir elini omuzuma koyup ben dahada kendine çekti. Boşta olan elini sıkıca tuttuğumda beklemeye başladım.
Uzun süren bir bekleyişten sonra doğumhanenin kapıları açıldı. Hepimiz hızla doktorun yanına gittiğimizde doktorun yüz ifadesi hiç hayra alamet değildi. Doktor konuşmaya başladığında hepimiz nefesimizi tutmuştuk.
"Maalesef anneyi de bebeği de kaybettik."
Bölüm etkileşimi
