10. bölüm / 14
MünasipBölüm 9
Bölümler 14Şu an: Bölüm 9
- 1 Bölüm 11.203 kelime
- 2 Bölüm 2652 kelime
- 3 Bölüm 31.992 kelime
- 4 Bölüm 41.387 kelime
- 5 Bölüm 52.895 kelime
- 6 Bölüm 62.664 kelime
- 7 Bölüm 72.170 kelime
- 8 Bölüm 81.075 kelime
- 9 Bölüm 91.681 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 Bölüm 102.666 kelime
- 11 Bölüm 112.546 kelime
- 12 Bölüm 121.359 kelime
- 13 Bölüm 131.715 kelime
- 14 Bölüm 142.656 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Açılış sabahı hava beklenenden serindi. Güneş henüz sokağın içine tam düşmemiş, binaların arasından ince bir çizgi gibi uzanıyordu. Fırat anahtarı cebinden çıkarırken bir an durdu. Metalin soğukluğu parmaklarına geçti. Kapının önünde birkaç saniye öylece kaldı.
Sanki o kapıyı açtığı anda hayatı gerçekten değişecekti.
Anahtarı çevirdi.
Kilidin sesi sabahın sessizliğinde fazla belirgin çıktı.
İçeri girdiğinde ilk fark ettiği şey koku oldu. Yeni silinmiş yerlerin nemli temizliği, duvardaki boyanın hafif keskinliği… Ve pencerenin aralığından giren serin havayla karışan o taze başlangıç hissi.
Dükkân küçüktü. Ama dar değildi.
Pencereden giren ışık, masanın üstüne eğilmişti. Ahşap yüzeyin üzerinde sarımsı bir parlaklık bırakıyordu. Perde çok hafif hareket ediyor, her kıpırdadığında ışık yer değiştiriyordu.
Fırat içeri doğru birkaç adım attı.
Ayakkabısının zemine çıkardığı ses bile farklı geliyordu bugün.
Durdu.
Etrafına baktı.
Boş hâlini hatırladı. İlk geldiği günkü sessizliği… O soğuk, yabancı duvarları… Şimdi aynı duvarlar sanki biraz daha yakındı.
Bir sandalye çekti. Oturmadı. Sadece elini sırtına koydu.
“Benim,” diye geçirdi içinden.
Bu kelimeyi ilk kez bu kadar gerçek hissetmişti.
Bir süre sonra kapı tekrar açıldı. İçeri telaşla ben girdim. Poşetlerin içinden yayılan sıcak börek kokusu dükkâna doldu. Çayın buharı camı hafifçe buğulandırdı.
Bir anda mekân değişti.
Boşluk… yerini hayata bıraktı.
Masanın üzerine serilen beyaz örtü, sanki dükkânın resmiyetini değil, samimiyetini artırıyordu. Bardakların ince sesi, tabakların hafif çarpışı… Hepsi birbirine karıştı.
Saat ilerledikçe içerideki hava ısındı.
İnsanlarla birlikte.
Sesler çoğaldı. Gülüşler, “hayırlı olsun”lar, tokalaşmalar… Fırat herkesle konuşuyor, gülümsüyor, başını sallıyordu ama gözleri… farkında olmadan kapıya kayıyordu.
Beklemek bazen insanın kendine bile itiraf edemediği bir şeydi.
Kapı açıldı.
Melis.
Sanki içeri sadece bir insan değil, başka bir hava girdi. Üzerindeki parfümün hafif kokusu, dışarıdaki serinlikle birlikte içeri süzüldü. Adımlarını yavaş attı. Önce dükkâna baktı.
Sonra Fırat’a.
Gülümsedi.
O gülümseme… kalabalığın içinden sıyrılıp doğrudan ona ulaştı.
Fırat’ın içinde bir şey yerinden oynadı.
Yanına yürüdü.
“Hoş geldin…” dedi. Sesi bir an düşündüğünden daha yumuşak çıktı.
Melis konuşmadan önce etrafına tekrar baktı. Parmak uçlarıyla rafın kenarına dokundu. “Gerçekten olmuş,” dedi. “Sen bu işi yapmışsın.”
Bu cümle, övgüden daha fazlasıydı.
Fırat’ın omuzlarındaki görünmeyen yük bir an hafifledi.
Melis dükkânın içinde dolaşırken onun gözleri de onu takip ediyordu. Sanki mekân değil, Melis o anın merkezindeydi.
Tam o sırada kapı tekrar açıldı.
Bu kez daha sessiz.
Elif.
Üzerindeki açık renk kıyafet sabah ışığını tutmuş gibiydi. İçeri girerken gözleri bir an kalabalığın üzerinde dolaştı, sonra Fırat’ı buldu.
Durmadı. Doğrudan yürüdü.
Onun gelişi… Melis gibi dikkat çekici değildi.
İki farklı hava… aynı mekânda buluşmuştu şimdi.
Fırat bir an nefesini tutar gibi oldu.
Elif yaklaşırken sesi sakindi. “Hayırlı olsun,” dedi.
Sanki o cümle acele edilmeden, tartılarak söylenmişti.
Fırat teşekkür etti. Sonra onları tanıştırdı.
Kısa bir an göz göze geldiler.
Melis’in bakışı hızlıydı ama yüzeyde kalmadı. Elif’inki daha sakindi ama daha uzun sürdü.
İki farklı duruş.İki farklı sessizlik.
Melis hafifçe gülümsedi. “Memnun oldum.”
Elif: “Ben de.”
Sözler kısaydı. Ama altlarında ölçü vardı.
Bir misafir seslenince yanlarından ayrıldı ama aklı geride kaldı.
Melis ve Elif yalnız kaldığında dükkânın içindeki sesler bir an uzaklaştı sanki.
Melis bardağı eline aldı. Camın sıcaklığı parmaklarına geçti. “Ne zamandır tanışıyorsunuz?” diye sordu.
Elif: “Ailelerimiz tanışıyor,” dedi. “Burası da babamındı.”
Melis başını hafifçe eğdi, tam da düşündüğü gibiydi. Gözleri bir an dükkânda gezindi.
“Anladım,” dedi.
Kısa bir sessizlik.
Sonra Elif sordu: “Siz?”
Melis bu kez doğrudan baktı. “İki yıldır beraberiz,” dedi.
Cümle sadeydi. Ama ağırlığı vardı.
Gün ilerledikçe kalabalık arttı. Sesler yükseldi. Ama Fırat’ın içi… tersine daha da sessizleşti.
İki farklı his yan yana duruyordu içinde.
Biri huzur gibi. Biri çekim gibi.
Akşamüstüne doğru Elif vedalaştı. Sessizce geldiği gibi sessizce çıktı.
Kapı kapandığında içerideki hava bir an değişti.
Melis de bir süre sonra hazırlanırken çantasını omzuna aldı. Kapıya yöneldi. Tam çıkacakken durdu.
Döndü.
“Her şey güzel olmuş,” dedi.
Bir an durdu.
“Gerçekten.”
Bu kez bakışını kaçırmadı.
Sonra çıktı.
Kapı kapandı.
Dükkân yavaş yavaş boşaldı.
Fırat sandalyeye oturdu.
Pencereden giren akşam ışığı sabahkinden daha soluktu.
Günün bütün sesi çekilmişti.
........................
Akşam iyice çökmüştü. Sokağın gürültüsü azalmış, gün boyu açık kalan kepenkler birer birer inmişti. Fırat dükkânın kapısını içeriden kilitleyip anahtarı cebine attığında içeride garip bir sessizlik kaldı. Gün boyu konuşmalarla, gülüşlerle dolan yer şimdi sanki kendine dönmüş gibiydi.
Işığı kapatmadı.
Masaya yaklaştı. Elini yüzeyinde gezdirdi. Sabahki heyecan hâlâ bir yerlerde duruyordu ama artık başka bir şeyle karışmıştı. Yorulmuştu… ama sadece bedeni değil.
Sandalyeye oturdu.
Bir süre hiçbir şey yapmadı.
Sonra cebindeki telefon titredi.
Ekrana baktı.
Melis.
Mesaj kısaydı:
“Eve vardım. Açılışın hâlâ aklımda. Sen nasılsın?”
Fırat mesajı okudu. Cevap yazmadı hemen. Başını sandalyeye yasladı. Gözlerini kapattı. Günün görüntüleri birer birer geçti aklından.
Kapı.
Melis’in gelişi.
Sonra… Elif.
Gözlerini açtı.
Tam o anda kapıya hafif bir tıklama sesi geldi.
Önce yanlış duyduğunu sandı.
Sonra tekrar.
Kalktı. Kapıya yürüdü. Açtı.
Karşısında Elif vardı.
Bir an ikisi de konuşmadı.
Elif hafifçe başını eğdi.
“Rahatsız ettim,” dedi. “Babam anahtarın yedeğini bende sanmış… sizde kalmış olabilir mi diye sormaya geldim.”
Fırat cebinden anahtarı çıkardı.
“Buradaymış,” dedi.
Elif anahtarı alırken parmakları çok kısa bir an değdi. İkisi de fark etti ama kimse üzerinde durmadı.
Elif geri dönmek için adım attı.
Sonra durdu.
“Yoğundunuz bugün,” dedi.
Fırat hafifçe gülümsedi.
“Evet… biraz.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sokağın loş ışığı Elif’in yüzüne düşüyordu. Gündüzkünden daha sakin görünüyordu şimdi. Daha gerçek.
“Elinize yakışmış,” dedi Elif. “Burası.”
Bu cümle sadeydi. Ama içinde samimiyet vardı.
Fırat başını salladı.
“Teşekkür ederim.”
Elif birkaç saniye daha durdu. Sanki söyleyeceği bir şey vardı ama kelimeleri seçiyordu.
“Bugün…” dedi. “Biraz kalabalıktı.”
Fırat hafifçe güldü.
“Evet.”
“Elif…” dedi sonra, farkında olmadan.
Elif başını kaldırdı.
Fırat bir an durdu. Ne söyleyeceğini tam bilmiyordu.
“Bir şey diyecektim,” dedi. “Ama…”
Cümleyi tamamlayamadı.
Elif beklemedi.
“Biliyorum,” dedi.
Bu “biliyorum” kelimesi beklenenden daha sakindi.
“Bazı şeyler konuşulmasa da anlaşılır,” diye ekledi.
Fırat ona baktı. İlk kez bu kadar net bakıyordu.
Elif gözlerini kaçırmadı.
“Ben o gün de söyledim,” dedi. “Kimsenin hayatına yanlış bir yerden girmek istemem.”
Sesi ne kırgındı ne sert.
Sadece kararlıydı.
Fırat içinden bir şeyin yer değiştirdiğini hissetti.
“Sen…” dedi. “Gerçekten çok…”
Durdu.
“Elif gibi birisin,” dedi sonunda, yarım bir gülümsemeyle.
Elif de hafifçe gülümsedi.
“Bu kötü bir şey değil,” dedi.
“Değil,” dedi Fırat.
Bir sessizlik daha.
Ama bu sefer rahatsız edici değildi.
Elif geri çekildi.
“İyi akşamlar,” dedi.
“İyi akşamlar.”
Elif yürüdü. Sokağın köşesine kadar gitti. Kayboldu.
Fırat kapıyı kapatmadı hemen. Bir süre orada durdu.
Sonra içeri döndü. Telefonu hâlâ masanın üzerindeydi.
Melis’in mesajı açık duruyordu. Fırat telefonu eline aldı.
Bu sefer düşünmeden yazdı:
“İyiyim. Ama seni görmek istiyorum.Yemeğe gidelim”
Gönderdi. Mesaj hemen iletildi.
Fırat derin bir nefes aldı. Dükkânın ışığını kapattı.
Kapıyı kilitledi. Sokağa çıktı. Gece serindi.
.............
Akşam yemeği başladığında her şey dışarıdan bakınca sakindi. Masadaki mum ışığı, tabakların düzeni, fonda çalan hafif müzik… Hepsi olması gerektiği gibiydi. Ama Fırat’ın içi o kadar düzenli değildi.
Karşısında Melis oturuyordu. Gün boyu dükkânda gördüğü o enerjik hali yoktu. Daha kontrollüydü. Daha dikkatli.
Bu, Fırat’ın alışık olduğu Melis değildi.
“Bugün güzeldi,” dedi Melis. Çatalını yavaşça bırakarak. “Gerçekten.”
Fırat başını salladı. “Evet… yorucuydu ama değdi.”
Melis gözlerini ondan ayırmadan: “Değmiş,” dedi. “Herkes çok memnundu.”
“Herkes” kelimesi biraz vurgulu çıkmıştı.
Fırat bunu fark etti ama bir şey demedi.
Kısa bir sessizlik oldu. Garson gelip içecekleri tazeledi. Masadaki mumun alevi hafifçe titredi.
Melis bardağı eline aldı. Parmakları camın üzerinde gezindi.
“Annen de çok mutluydu,” dedi.
“Tabii,” dedi Fırat. “Sonuçta…”
Melis araya girdi: “Sonuçta istediği gibi gidiyor her şey.”
Bu cümle ilk kez net bir çizgi çekti.
Fırat kaşlarını hafifçe çattı. “Ne demek istiyorsun?”
Melis gülümsedi ama bu gülümseme yumuşak değildi. “Yanlış anlama,” dedi. “Sadece gözlem.”
Fırat sabrını korumaya çalışıyordu. “Ne gözlemi?”
Melis bu kez daha açık konuştu: “Annenin size nasıl baktığını gördüm.”
Fırat sessiz kaldı.
Melis devam etti: “Ve ona nasıl baktığını.”
“Melis—”
“Hayır,” dedi Melis. “Dinle.”
Sesi yükselmemişti ama sertleşmişti.
“Elif geldiğinde…” dedi. “Ortam değişti.”
Fırat başını iki yana salladı. “Abartıyorsun.”
Melis hemen cevap verdi: “Abartmıyorum. Ben de oradaydım.”
Bu cümle masaya sert düştü.
Fırat geriye yaslandı. “Ne var yani? Geldi, tebrik etti.”
Melis eğildi. Gözlerini kısmadan baktı. “Ve sen de ona karşı… fazlasıyla rahattın.”
“Misafirdi,” dedi Fırat.
“Hayır,” dedi Melis.
Durdu.
“Potansiyeldi.”
Sessizlik.
Bu kelime havayı değiştirdi.
Fırat’ın yüzü gerildi. “Bu saçmalık.”
Melis bu kez sesini biraz daha alçalttı ama tonu daha keskinleşti: “Gerçekten mi?”
Fırat cevap vermedi.
Melis devam etti: “Annenin onu ne kadar beğendiğini bilmiyor muyum sanıyorsun?”
Fırat gözlerini kaçırdı.
Bu küçük hareket… yeterliydi.
Melis bunu yakaladı.
“Biliyorsun,” dedi. “Ve bu senin de aklında.”
“Hayır,” dedi Fırat, bu kez daha net.
Melis hemen sordu: “O zaman neden?”
Fırat sabrını kaybetmeye başladı: “Neden ne?”
Melis artık açık konuşuyordu: “O dükkânı neden tuttun?”
Fırat durdu.
Bu soruyu beklemiyordu.
“Ne alaka şimdi?” dedi.
Melis hafifçe güldü. Ama bu gülüşte kırgınlık vardı. “Gerçekten mi anlamıyorsun?”
Fırat sustu.
Melis öne eğildi: “Onun babasının dükkânı.”
Her kelimeyi ayrı ayrı söyledi.
“Onun… babasının.”
Fırat derin bir nefes aldı. “Uygundu. Konumu iyiydi.”
Melis başını salladı. “Tabii.”
Bu “tabii” kelimesi inanç taşımıyordu.
“Hiç başka yer yok muydu?” dedi.
“Vardı,” dedi Fırat.
“Peki neden bu?” diye bastırdı Melis.
Fırat bu kez sesini yükseltmeden ama sert konuştu: “Çünkü mantıklıydı!”
Melis geri çekilmedi. “Yoksa kolaydı mı?”
Fırat sustu.
Melis devam etti: “Aile için uygun. Onlar için doğru. Senin için de… risksiz.”
Fırat’ın çenesi gerildi. “Saçmalıyorsun.”
Melis bu kez doğrudan söyledi: “Belki de kendine kolay bir çıkış bırakıyorsun.”
Bu cümle… tam yerine oturdu.
Fırat bir an dondu.
“Ne çıkışı?” dedi.
Melis’in sesi bu kez daha kırgındı: “Bilmiyorum Fırat.”
İlk kez adıyla hitap etti.
“Belki de…” dedi. “Bir gün işler zorlaşırsa… ‘zaten böyle daha doğruydu’ demek için.”
Sessizlik.
Uzun.
Ağır.
Fırat’ın içi karıştı. Sinir mi, suçluluk mu, yoksa gerçekten düşünmeye başlaması mı… kendisi bile ayırt edemedi.
“Bu haksızlık,” dedi sonunda.
Melis başını salladı. “Biliyorum.”
Ama sesi “eminim” demiyordu.
“Ben sadece…” dedi.
Durdu.
“Senin nerede durduğunu bilmek istiyorum.”
Bu cümle çok sakindi.
Ama en ağır olanıydı.
Fırat cevap veremedi.
Çünkü ilk kez…
Cevabı hazır değildi.
Melis sandalyeden hafifçe geri çekildi. Çantasını aldı.
“Ben kalkayım,” dedi.
“Melis—” dedi Fırat.
Ama Melis durmadı.
Ayağa kalktı.
“Bugün senin günündü,” dedi. “Tartışmak istemezdim.”
Durdu.
Gözlerinin içine baktı.
“Ama ben de oradaydım.”
Bu cümle her şeyin özeti gibiydi.
Sonra döndü.
Gitti. Kapı açıldı. Kapandı. Fırat masada kaldı.
Mum hâlâ yanıyordu. Ama artık ışığı sıcak gelmiyordu.
Elini saçlarından geçirdi. İçinde ilk kez net bir huzursuzluk vardı. Sadece Melis’i kırdığı için değil… Söylenenlerin bir kısmı doğru olabileceği için. Ve bu düşünce… Onu hiç hazır olmadığı bir yere sürüklüyordu.
Bölüm etkileşimi
