9. bölüm / 14
MünasipBölüm 8
Bölümler 14Şu an: Bölüm 8
- 1 Bölüm 11.203 kelime
- 2 Bölüm 2652 kelime
- 3 Bölüm 31.992 kelime
- 4 Bölüm 41.387 kelime
- 5 Bölüm 52.895 kelime
- 6 Bölüm 62.664 kelime
- 7 Bölüm 72.170 kelime
- 8 Bölüm 81.075 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Bölüm 91.681 kelime
- 10 Bölüm 102.666 kelime
- 11 Bölüm 112.546 kelime
- 12 Bölüm 121.359 kelime
- 13 Bölüm 131.715 kelime
- 14 Bölüm 142.656 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yavaş yavaş Fırat'ın hayatı ve seçimleri belirginleşiyor. Diğer bölüm upuzun olcak ,sevgiyle kalın 🎀
Aradan yaklaşık iki ay geçmişti. Evdeki konuşmaların üzerinden zaman akmış, gündelik hayat herkesin dikkatini başka yerlere çekmişti. Fırat mezuniyetin verdiği rahatlığı çok uzun yaşayamamıştı. İlk birkaç hafta arkadaş buluşmaları, tebrikler, planlar derken geçmişti ama sonra o tanıdık huzursuzluk başlamıştı. Sabahları daha erken kalkıyor, bilgisayarın başında iş ilanlarına bakıyor, notlar alıyor, bazen de uzun uzun hiçbir şey yapmadan düşünüyordu.
Evde dolaşırken bile aklı başka yerdeydi. Babası bir akşam, salonda televizyon izlerken sordu: “Ne düşünüyorsun oğlum böyle?”
Fırat omuz silkti. “Bir şeyler yapmak lazım baba,” dedi. “Bekledikçe daha zor olacak gibi.”
“Ofis açmayı hiç düşündün mü?” dedi.
Fırat başını kaldırdı. Bu fikir daha önce de aklından geçmişti ama hep uzak bir ihtimal gibi duruyordu. “Düşündüm aslında…” dedi. “Ama tek başıma olur mu bilmiyorum.”
Babası bu kez ciddi bir tonla konuştu: “Niye olmasın? Başlangıç küçük olur. Sonra büyür.”
O gece Fırat odasına geçtiğinde ilk kez bu fikri ciddiye aldı. Bilgisayarını açtı, kira fiyatlarına baktı, küçük ofis örneklerini inceledi. Bir deftere notlar aldı. Kalemi elinde döndürürken içinden geçirdi: “Belki de kendi alanımı kurmam gerekiyor…”
Ertesi sabah karar vermiş gibiydi. Kahvaltıda annesine döndü. “Anne, ben küçük bir ofis bakacağım galiba,” dedi.
“Güzel olur,” dedim. “İnsan kendi yerinde daha rahat çalışır.”
Birkaç gün boyunca Fırat farklı semtlerde dolaştı. Bazı dükkânlara baktı. Kimi çok pahalıydı, kimi karanlık, kimi de çok küçüktü. Her gezdiği yerden sonra içindeki heyecan biraz azalıyor, sonra yeniden toparlanıyordu. Ama yine de vazgeçmedi.
Bir akşamüstü eve geldiğinde yorgundu. Ayakkabılarını çıkarırken mutfaktan seslendim: “Fırat, bir şey söyleyeceğim.”
“Ne oldu?” dedi.
“Bugün Zehra’yla konuştuk. Hani Elif’in babasının bir dükkânı varmış… uzun zamandır boş duruyormuş.”
Fırat bir an durdu. Elif’in adı geçince istemsizce dikkat kesilmişti ama belli etmemeye çalıştı. “Öyle mi?” dedi sakin bir tonla.
“Evet,” dedim “Merkezdeymiş. Küçük ama kullanışlı. İstersen bir bak.”
Fırat hemen cevap vermedi. İçinde hafif bir dalgalanma olmuştu. Elif’i iki aydır görmemişti. O konuşmadan sonra herkes biraz geri çekilmiş, konu da kapanmıştı. .
“Bakayım,” dedi sonunda. “Zararı olmaz.”
Ertesi gün Zehra numarayı gönderdi. Fırat aradı. Telefonu Elif’in babası açtı. Kısa bir selamlaşmadan sonra dükkânı görmek için saat ayarladılar.
Randevu günü Fırat dükkânın bulunduğu sokağa geldiğinde kalbi biraz hızlı atıyordu çünkü bu dükkan belki her şeyi değiştirecekti. Dükkânın önünde Elif’in babası duruyordu. Yanında Elif de vardı.
Fırat bir an duraksadı. Elif de onu görünce hafifçe gülümsedi. “Hoş geldiniz,” dedi.
Fırat başını salladı. “Hoş bulduk.”
Kapıyı açıp içeri girdiler. Dükkân gerçekten küçüktü ama aydınlıktı. Pencereden ışık giriyordu. Elif’in babası anlatıyordu: “Ön tarafı çalışma alanı olur, arka tarafı küçük bir depo gibi kullanabilirsiniz.”
Fırat duvarlara baktı, ölçü aldı, kafasında yerleşim planı kurdu. Ama bir yandan Elif’in sessiz varlığını hissediyordu. Elif arada küçük detaylar söylüyordu: “Öğleden sonra ışık daha güzel oluyor…” “Karşıdaki bina çok yüksek değil, o yüzden ferah kalıyor…”
Ses tonu sakindi. İki aydır görüşmemiş olmalarına rağmen aralarında garip bir gerginlik yoktu. Sadece ölçülü bir mesafe vardı.
Bir süre sonra Elif’in babası telefonla konuşmak için dışarı çıktı. “Ben hemen geliyorum,” dedi ve dükkanı Elif'e emanet etti.
Kapı kapandığında dükkânda bir sessizlik kaldı. Fırat pencereden dışarı baktı. Elif yan tarafta duruyordu. Birkaç saniye kimse konuşmadı.
Sonra Elif yumuşak bir sesle: “Burada köşede küçük bir yer var.İsterseniz bir çay içebilir ve dükkanın detaylarını konuşuruz.''dedi.
Fırat başını çevirdi. Bu teklif beklenmedik ama doğal gelmişti. “Olur,” dedi.
Birlikte dükkândan çıktılar. Köşedeki küçük çay ocağına geçtiler. Plastik sandalyelere oturdular. Çaylar geldi.
İlk birkaç dakika gündelik şeylerden konuştular. Sonra konuşma yavaşladı.
Elif çay bardağını çevirirken: “Ofis açmaya karar vermeniz çok mantıklı olmuş,” dedi.
“Evet,” dedi Fırat. “Bir süredir düşünüyorum. Beklemek istemedim.”
Elif başını salladı. “Güzel bir karar.”
Fırat ona baktı. “Siz nasılsınız?” dedi.
Elif hafifçe gülümsedi. “İyiyim,” dedi. “Zaman geçiyor işte.”
Bu cümle sıradan bir cümleydi ama altında başka şeyler vardı. Fırat bunu hissetti. İki ay önceki konuşma aklına geldi. Kısa bir an için içinden geçti: “Ya gerçekten… mantıklı olan bu olsaydı?”
Ama bu düşünce çok kısa sürdü. Yine de iz bırakmıştı.
Elif devam etti: “O gün… sizi konuştuklarında… ben biraz garip hissetmiştim. İhtimaller üzerinden konuşulmuştu ve sizin hayatınızda biri varsa ben kimseyi etkilemek istemem. Aileler bazen fazla müdaheleci olabiliyor ve konuştukça büyüyebiliyor.”
Fırat dikkatle dinledi.
“Yani,” dedi Elif. “Bazen insanlar bir şeyleri fazla büyütüyor. O yüzden… ben konuşmak istedim. Rahat olun diye. Sadece bir ihtimaldi ve bitti ”dedi.
Fırat başını salladı. “İyi yaptınız konuşmakla ,” dedi.
Bir sessizlik oldu. Çaydan buhar yükseliyordu. Sokaktan geçenlerin sesi geliyordu.
Fırat içinden geçirdi: “Gerçekten sakin biri… huzurlu biri…”
Ama hemen ardından başka bir duygu geldi. Daha tanıdık, daha derin. Melis’in gülüşü, konuşmaları, o doğal çekim…
İçinde iki duygu kısa bir an karşılaştı. Mantık… ve his.
Elif yavaşça: “Dükkânı beğendiniz mi?” dedi.
“Beğendim,” dedi Fırat. “Sıcak bir yer.”
Elif gülümsedi. “Babam da kiralansın istiyor. Ama acelemiz yok.”
Fırat çayından son yudumu aldı. “Düşüneceğim,” dedi.
Kalktıklarında aralarında garip bir rahatlık vardı. Ne bir beklenti ne de bir gerginlik. Sadece iki insanın açık ve sakin konuşması gibi.
Sokağın başına geldiklerinde kısa bir sessizlik oldu. Elif hafifçe gülümsedi.
“Görüşürüz,” dedi.
Fırat başını salladı.
“Görüşürüz.”
Elif geri döndü. Fırat birkaç adım attıktan sonra istemsizce arkasına baktı. Elif dükkâna doğru yürüyordu. Adımları sakindi. Hiç acele etmiyordu. Sanki her şey olması gerektiği gibiydi.
Fırat yürümeye devam etti. İçinde tuhaf bir dinginlik vardı. Elif’le konuşmak onu germemişti. Aksine rahatlatmıştı. Bir şeyler netleşmiş gibiydi ama bu netlik tam olarak huzur mu yoksa bir boşluk mu, emin olamıyordu.
Cebine ellerini soktu. Kaldırımdaki gölgelere bakarak yürüdü.
“Elif… gerçekten iyi biri,” diye düşündü.
“Sakin… dengeli… anlaşması kolay…”
Bu düşünceler mantıklıydı. Düzenliydi. Hatta geleceği planlamak için güvenli bile görünüyordu. Ama tam o sırada başka bir his araya girdi. Beklenmedik değildi. Ama güçlüydü.
Melis’in gülüşü…
Bir anda gelen o enerjik konuşmaları…
Yanındayken zamanın hızlanması…
Anlamsız bir şeyde bile birlikte gülmeleri…
Fırat adımlarını yavaşlattı.
“Elif’le hayat… huzurlu olurdu,” diye düşündü.
“Melis’le hayat…bambaşka olur.”
Sonra kendi kendine gülümsedi. Çünkü aslında mesele huzur ya da hareket değildi. Mesele kalbin hangi tarafta daha canlı attığıydı.
Bir an için aklından şu geçti:
“İnsan bazen doğru olanı değil… kendine daha yakın olanı seçiyor.”
Ama bu düşünce onu rahatsız etmedi. Aksine içini hafifletti.
Çünkü Elif’le konuşurken bir sayfa kapanmış gibiydi. Açık bir konuşma olmamıştı ama aralarındaki ihtimal sessizce çözülmüştü. Kimse kırılmamıştı. Kimse umutlanmamıştı. Her şey olması gerektiği gibi, sakin bir şekilde yerini bulmuştu.
Fırat başını kaldırdı. Derin bir nefes aldı.
“İyi biri…” diye mırıldandı tekrar.
“Ama…”
Bu kez cümleyi zihninde tamamladı:
“Ama kalbim başka yerde.”
Ve o an fark etti…
Bazen insan birine bakarken içi sakince durulur…
Ama başka birini düşününce kalbi hızlanır.
Ve Fırat, hangisinin kendisine daha yakın olduğunu o gün bir kez daha hissetmişti.
Bölüm etkileşimi
