Ruh Mührü 6’ADALETİN KILICI🌙✨

Vaveyla Yazarı: Pınar Salih

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: Ruh Mührü 6’ADALETİN KILICI🌙✨

♪ Bölüm Şarkısı,
Woodkid – Iron

“Bir melez sürgünden kurtuldu; fakat özgürlüğün bedeli, sandığından çok daha ağırdı.”

İyi okumalar canlar 🌙✨⚔️

Kızıl Çöküş henüz Derin Gece'ye devrilmemişken, Orion Adaları'nın soğuk kayalıklarına çöken sis, adanın tekinsiz yalnızlığını daha da derinleştiriyordu. Kadim sığınağın sert kumaşları arasında, dışarıdaki fırtınanın gürültüsü boğuk bir fısıltıya dönüşmüştü. Orion, Asteria'yı kucağından usulca indirip yatağın üzerine bıraktığında, aralarındaki çekim çadırdaki havayı yakacak kadar yoğundu. Eli hâlâ Asteria'nın çenesindeydi; parmaklarının dondurucu soğukluğu, kızın teninden yayılan mürdüm rengi sıcaklıkla çatırdıyordu. Bakışları Asteria'nın titreyen dudaklarına kaydı. Eğilip aralarındaki son milimi de yok etmek, o yasak kanın kokusunu doğrudan solumak istedi. Soluğu Asteria'nın yüzünü yakıp geçerken, Asteria'nın kalbi göğüs kafesini delercesine çarpmaya başladı. Ancak tam o an, Asteria'nın zihninde annesinin sözleri, Mahzende Ronan’ın "evreni yerle bir edecek" sözü çınladı.
Muhafız Ronan’ın haklı olduğunu elbette biliyordu. Muhafızlar halkı korumakla yükümlüydü. Gelecekte karanlığın serbest kalacağını düşündü. Bedeninden geçen arzuyu sert bir korku dalgası bıçak gibi kesti. Ellerini Orion'un geniş göğsüne koyup onu hafifçe, ama kararlı bir şekilde geriye doğru itti.
"Yapma..." diye fısıldadı Asteria, sesi hem bir yalvarış hem de bir savunmaydı. "Bu... bu doğru değil. Biz sadece birbirimizi yok edecek iki ayrı yıkımız."
Orion, göğsündeki küçük ellerin itişiyle duraksadı. Buz mavisi gözlerinde anlık bir fırtına koptu; ancak Asteria'nın gözlerindeki o saf korkuyu ve çelişkiyi gördüğünde zorlanarak da olsa geriledi. Çenesindeki parmaklarını çekti, fakat bakışlarını kızın üzerinden tek solukluk an bile ayırmadı.
"Uyu," dedi sadece, sesi Derin Gece'nin dondurucu rüzgârından farksızdı. "Çünkü uyandığında kaçacak bir yerin olmayacak."
İkisi de aynı kürklerin üzerinde, aralarına aşılmaz uçurum koyarak uzandılar. Derin Gece henüz Aydınlanma'ya devrilmeden, adanın dışından gelen kanat çırpış sesleri sessizliği böldü. Kael, nefes nefese çadırın kapısında belirdi.
"Orion!" dedi Kael, sesi ciddi bir panik taşıyordu. "Kral haber yolladı. Krallık çalkalanıyor. Melezi kaçırdığını öğrendiler. Kral derhal Hanedanlık'a gelmeni emrediyor."
Orion yavaşça doğruldu. Yatakta huzursuzca uyuklayan Asteria'ya son kez baktı; gözlerindeki çelişki gitmek zorunda olmanın öfkesiyle, onu bu adada bırakmanın verdiği vicdan azabı bir anlığına yüzünde donup kaldı. Parmak uçları ona dokunmak için çıldırdığında, yumuşak ipeksi yanağına hafifçe dokunup geriye çekildi. Çadırdan çıkan adımları geri dönmek için adımlamak isterken kasları sertçe kasıldı.
Sırtındaki devasa gümüşi kanatları hışımla açılarak havayı yararak yükseldi. Kael ile birlikte göğe tırmanıp gözden kaybolduklarında, arkalarında ağır bir sessizlik bıraktılar.
Kum saatinin ne kadarının aktığı belirsizdi. Zamanın tekinsizce süzüldüğü bu çadırda Asteria, yalnızlığın dondurucu soğuğuyla tek başına gözlerini araladı. Yatakta oturur konuma geldiğinde gri geçişli ela gözleri etrafı taramaya başladı.
Çok geçmeden, adanın sınırlarını yaran ağır ve muazzam bir güç hissedildi. Kapının perdesi sertçe savruldu. İçeriye giren kişi Orion değil, başında Valdris Hanedanı'nın tacını taşıyan Kral Luceran ve hemen arkasında kılıcını kabzasında sıkan Ronan'dı. Kral'ın altın ve buz karışımı bakışları doğrudan yatakta oturan Asteria'yı buldu. Bakışlarında tiksinti, nefret ve katıksız bir küçümseme vardı.
"Demek evreni yerle bir edecek o kirli leke sensin," dedi Kral, sesi taş duvarlarda yankılanan bir lanet gibiydi. Asteria, içindeki korkuya rağmen omuzlarını dikleştirdi. Korkusunu gururunun arkasına saklayarak Kral'ın doğrudan gözlerinin içine, başını hiç eğmeden dik dik baktı. Bir melezin bu denli mağrur duruşu Kral'ı çileden çıkarmaya yetti. Kral tek bir sıçrayışta aradaki mesafeyi kapattı. Çelik gibi sert eliyle Asteria'nın boğazını sıkıp onu çadırın demirine sertçe çarptı. Asteria'nın ayakları yerden kesilirken, içindeki mürdüm rengi güç can havliyle tırnaklarını Kral'ın koluna geçirmeye çalıştı ama nefesi kesiliyordu. Ronan, Asteria'nın boğazından dökülen boğuk hırıltıları ve gözlerindeki o çaresiz ama pes etmeyen ışığı gördüğünde aniden duraksadı. Göğsünün ortasında, tam kalbinin üzerinde amansız bir sıkışma belirdi; kılıcının kabzasını sıkan parmakları gevşedi, sonra yeniden kasıldı. ‘Bu ne biçim bir his böyle’, diye düşündü, kendi kendine öfkelenerek. Bu kız krallığa düşen karanlık gölge, yok edilmesi gereken bir yaratıktı; peki ama neden onun acısıyla kendi kalbi bir bıçak saplanmışçasına sızlıyordu? Refleksle kılıcına doğru bir adım attı, araya girmek istedi ama Kral'ın otoritesi adımlarını kilitledi.
Kral, Asteria'yı demir kolona biraz daha bastırarak yüzüne doğru iğrenç bir tebessümle eğildi.
"Lord Orion'un nişan kutlamasını mahvettin," dedi Kral, sesi bir yılanın fısıltısı kadar zehirliydi.
"Onun asil nişanlısının gözyaşı dökmesine sebep oldun. Ama şimdi Orion nerede, biliyor musun karanlık melez? Tabii ki bilmiyorsun..."
Asteria'nın gözleri dehşetle açıldı. Kalbine saplanan bu söz, boğazındaki elden daha çok canını yaktı.
"Orion, şu an nişanlısının odasında... Onu memnun etmekle meşgul," dedi Kral, alaycı bir kahkaha atarak. "Ne zamandır odadan çıkmadılar, bir bilsen... Demek ki içeride epeyce eğlenceli vakit geçiriyor olmalılar."
Asteria'nın göğsünden sessiz bir çığlık koptu. Gözlerinden süzülen tek bir damla yaş, pürüzsüz yanağından aşağı kaydı. ‘Orion... ruhları birbirine mühürlenen adam, onu bu adada av gibi bırakıp nişanlısının kollarına mı koşmuştu?
"Sen yok olması gereken karanlığı bu evrene getirecek olan melezsin," diye devam etti Kral, kızın boğazındaki baskıyı biraz daha artırarak. "Şimdi hükmün kesinleşti. Orion seni nereye kadar saklayabilirdi ki? Bak, adadan ayrılır ayrılmaz hemen nişanlısına koştu. Onun gözünde de sen sadece yok olması gereken bir lanetsin. Aranızda oluşan o lanetli mühür olmasaydı, seni buraya getirmek yerine kışlanın ortasında bizzat kendi kılıcıyla infaz ederdi."
Kral'ın sözleri Asteria'nın ruhunu paramparça ederken, damarlarında akan melez kan, yaşadığı bu devasa ihanet ve acıyla kontrolden çıkmak üzere titremeye başladı. Kral'ın parmakları boğazını biraz daha sıktığında, gözlerinin önüne çöken o gri karanlığın ortasında, Asteria'nın dudakları güçsüzce aralandı. Zihninde yankılanan ihanet acısı, boğazındaki fiziki acıyı silip süpürmüştü. Gözlerinden süzülen o tek damla yaş Kral'ın zırhına düşerken, kendi kontrolünün bile ötesinde, tamamen gayriihtiyari bir şekilde fısıldadı.
"Ama… ölümsüz bir melezi öldüremez."
Bu cılız fısıltı, çadırın perdelerini hafifçe titretti. Kral'ın yüzündeki alaycı tebessüm bir an için donakaldı. Bakışlarında bir nefeslik duraksama, zehirli şaşkınlık belirdi. Asteria'nın damarlarındaki o mürdüm rengi, kadim melez kanı, tam da Kral'ın parmaklarının altında tehlikeli sıcaklıkla titreşerek parıldamaya başladı. Ronan'ın kalbindeki o amansız sıkışma, bu fısıltıyla birlikte katlanarak arttı. Elini göğsüne bastırıp bir adım geri çekilmek zorunda kaldı; kızın ağzından çıkan sözleri, sanki yeni duyarmış gibi canını yaktı. ‘Ölümsüz.’ Kelimesi kafasının içinde dönüp durdu, fani olmaması onu gölgeli geçitlerde çekeceği azap demekti. Mahzene, onu gölgeli geçitlere yollamak için gelen Muhafız olmaktan uzaktı. Kendisine ne olduğunu anlayamıyordu.
Kral, çenesini kasarak kızın yüzüne daha da yaklaştı.
"Ölümsüz mü?" dedi, sesi bir fırtına öncesi kadar alçak ve tehlikeli çıkarak. "Göreceğiz karanlık melez... Orion'un bile kurtaramayacağı o sonsuz acıyla tanıştığında, ölümsüzlüğünün bir lütuf mu yoksa en büyük işkencen mi olduğunu göreceğiz."
Kral, Asteria'yı boğazından savurup yaka paça çadırın dışında bekleyen muhafızlarına teslim etti. Orion adasının dondurucu gölgesinden geçilerek Kamer Krallığı'nın kalbindeki Valdris Hanedanı'nın büyük bahçesine kadar sürüklendi. Hanedanlık, derin gece aydınlanmaya evrildiğinde bile ürkütücü bir görkemle yükseliyordu. Beyaz mermerden yontulmuş devasa kuleleri gökyüzüne uzanırken, her bir çatısında Yüce Ay'ın sekiz kollu yıldızı altınla işlenmişti. Ana kapının iki yanında, kılıçlarını göğe doğru tutan dev kanatlı melek heykelleri nöbet bekliyordu; taş gözleri sanki içeri giren her ruhu tarttı, hükmediyordu. Kanatların arasından süzülen şelaleler, bahçenin altındaki köprülerin altına dökülüyor, mermer basamakların kenarlarında ateş çanakları sabit alevle yanıyordu. Bahçenin tam ortasındaki koyu mermer zemine kazınmış dev pusula-yıldız işareti, hanedanın kadim mottosunu çevreliyordu.

🌙Güç. Adalet. Denge.🌙
Asteria, o an bu üç kelimenin kendisi için geçerli olmadığını hissetti. Zırhlı ellerin şiddetiyle savrulan Asteria, sert taşların üzerine hışımla fırlatıldı. Dizleri ve dirsekleri mermere çarpıp yaralandığında, damarlarındaki mürdüm rengi alev acıyla titredi.
İçinde uyanan melez, karanlığın derinliklerinden fısıldadı:“Kalk ayağa… Sal içindeki gücü evrene. Ay’ın kudreti damarlarında uyansın. Hanedanı, kralıyla birlikte yakıp kül edecek ateşi serbest bırak.”
Asteria’nın nefesi kesildi.Mürdüm rengi ışık, damarlarından göğsüne doğru yayıldı. Ardından taş zeminin üzerinde ince çatlaklar belirmeye başladı. İçimde uyanan güç yavaşça dışarı sızarken, onu serbest bırakmamak için var gücümle dizginlemeye çalıştım. Fakat her bastırışımda göğsümdeki mühür, derimin altında açılan bir yangın gibi daha şiddetli yanmaya başladı. Sanki içimdeki güç özgürlüğünü isterken, mühür onu hapsetmenin bedelini bedenime ödetiyordu.
Kral Luceran, üzerindeki pelerini dalgalandırarak ağır adımlarla Asteria'nın tepesinde bitti. Acımasız bir hamleyle kilitlenip kızın saçlarına asılarak onu zorla ayağa kaldırdı. Asteria saç diplerini söken amansız acıyla çırpınmaya, inlemeye başladı ama bu çaresizlik Kral'ın yüzündeki karanlık alayı büyütmekten başka bir işe yaramadı.
"Buraya kadar, melez!" diye gürledi Kral Luceran, sesi devasa mermer sütunlarda yankılanırken. "Şimdi Gölgeli Geçitler'e, o karanlığın kalbine sürgünün bizzat benim tarafımdan onaylanıyor!"
Gölgeli Geçitler’in adı bile bahçedeki muhafızların yüzünü sarartmaya yetiyordu. Orası, Kamer Krallığı’nın haritalarına bile tam olarak işlenmeyen, kadim büyülerin çürüyüp kokuştuğu, ışığın asla tam olarak ulaşamadığı bir diyardı; oraya gönderilenlerin geri döndüğüne dair tek bir efsane bile yoktu. Kaos yaratıkları bedenini öldürmezdi. Ruhunu kemirirdi. Önce korkularını, sonra anılarını, en sonunda da seni sen yapan son parçayı tüketirlerdi.
Asteria saçlarını kurtarmak için ellerini Kral'ın çelik eldivenine geçirmeye çalışırken, Kral onu biraz daha sertçe kendine çekti. Yüzüne yaklaşıp alçak bir kahkahasını dudaklarından serbest bıraktı.
"Bu kadarcık acıya bile dayanamayan sen mi evreni yerle bir edeceksin?"
Bakışlarında zalim bir parıltı belirdi."Ölümsüzlüğün seni kurtaracağını sanıyorsun. Oysa orada ölüm bile sana uğramayacak."
Kral, saçlarını bırakmadan son sözlerini dişlerinin arasından fısıldadı:
"Gölgeli Geçitler’de sonsuzluğun ne demek olduğunu öğreneceksin."
Kral, muhafızlara sürgün kapısını açmaları için işaret vereceği sırada, bahçenin girişinden yankılanan heybetli, adeta adaletle bilenen ağır adımlar duyuldu.
Adalet Meleği Therion, omuzlarındaki gümüş zırhı ve pürüzsüz aurasıyla bahçeye adım attı. Kral Luceran, onun varlığıyla çatılan kaşlarını daha da sertleştirerek aksi ve emredici bir sesle bağırdı.
"Sürgünün hemen, tam şu an başlaması gerekiyor Therion! Araya girmeye kalkma!"
Therion, adım atmayı sürdürerek duruşunu bozmadı. Buz gibi ama sarsılmaz sesi bahçedeki tüm gerilimi üzerine çekti.
"Luceran, artık bunu engelleyemezsin. Ruh mührü tamamlandı... İki ruh birbirine bağlandı. Artık geri dönüş yok. Ayın kudretinin Kamer Krallığı'nı lanetlemesini istemiyorsan geri adım atmak zorundasın. Ay onu seçti. Eğer doğmasını zamanında engelleyemediysek, şimdi kaderin karşısına dikilmek asıl evrenimizin üzerine laneti çeker."
Adalet meleği Therion tam Kral’ın karşısına dikilip sözlerine devam etti.
“Adaleti sağlamak benim görevim, karşımda sen olsan bile.”
Kral Luceran'ın gözlerinde tehlikeli bir öfke parıldadı. Saçlarından tuttuğu Asteria'yı fırlatır gibi yere bıraktı ve Therion'a doğru bir adım attı.
"Adalet mi arıyorsun Therion?!" diye kükredi Kral. "Bu krallıkta adalet benim emrimle gerçekleşir! Ben adaleti zaten sağlıyorum; var olmaması gereken bu melezi ortadan kaldırarak krallığımı koruyorum!"
Ardından arkasındaki muhafızlara dönerek gürledi: "Muhafızlar! Geçit kapısını açın-"
Ancak cümlesi tamamlanamadı. Yüksek surların ardından kopup gelen, feryat dolu bir kadın sesi tüm rüzgârı, kılıç seslerini ve gürlemeleri bir bıçak gibi kesti: "Durun!"
Therion ve Kral Luceran'ın gözleri anında sesin geldiği yöne kilitlendi. Bahçenin devasa kapılarından içeriye, üstü başı darmadağın olmuş, gözlerinden yaşlar süzülerek koşan soylu şifacı cadı Eleyra Ravenna girdi. Eleyra, nefes nefese, kızının acınası haline bakarak kendini mermerlerin üzerine attı. Dizlerinin üstünde Kral'ın önünde sürüklenirken ellerini yalvarırcasına havaya kaldırdı. Yıllardır sakladığı sır, şimdi bahçeden ortasında çıplak kalmıştı; ve o an, mağrur şifacı cadı Eleyra Ravenna'nın içinde tek bir düşünce vardı, kızını doğurduğu andan beri her solukta taşıdığı korku, sonunda gerçek olmuştu.
"Karanlığı getirmeyeceğine ay ve yıldızların huzurunda kan yemini edeceğim!" diye feryat etti Eleyra, sesi bahçedeki tüm yürekleri dağlayacak bir çaresizlik taşıyordu. "Bütün gücünü kendi ellerimle yok edeceğim... Ama lütfen, onu o yaratıkların arasına sürgün etmeyin! Bırakın onu, onun suçu yok!"
Therion, yıllar evvel hafızasına kazıdığı, ruhunun en derininde sakladığı kadını karşısında gördüğü an olduğu yerde çakılı kaldı. Zırhının altındaki kalbi amansız bir baskıyla sarsıldı. Yüzündeki o adalet meleğine özgü katı ifade bir anda silindi; dudakları aralandı ama tek kelime bile edemedi. İçinde, yıllardır kilit altında tuttuğu hisler birden ardına kadar açılmıştı. Eleyra'nın sesi, bir zamanlar tanıdığı o mağrur kadının üzerindeki tozu bir çırpıda silmişti. Bir zamanlar bu kadına ne söylemek istediğini, hangi yeminleri ettiğini hatırladı; ve şimdi karşısında, tanıdığı mağrur kadın yerine, toprağa kapanan kırık bir kadın duruyordu. Therion, yıllar sonra ilk kez karşılaştığı Eleyra'ya sadece tutulmuşçasına, dona kalmış bir halde bakakaldı.

Asteria Ravenna
Gözlerimden süzülen yaşlar mermerlerin dondurucu yüzeyine damlarken, dizlerimin üzerindeki dermansızlığımla öylece kalakaldım. Saç diplerimde Kral Luceran'ın bıraktığı o vahşi sızı hâlâ cayır cayır yanıyordu ama hiçbir fiziki acı, annemin feryadının ruhumda açtığı o derin yırtık kadar kanatamazdı beni. Tüm hayatımı devasa bir yalanın üzerine kuran, beni özümden mahrum bırakan annem... Şimdi dizlerinin üzerine çökmüş, beni sürgün etmesinler diye yalvarıyordu. Başımı kaldıracak takatim kalmamıştı. Bakışlarım, gümüşi bir ışık dalgası gibi aramızda duran Adalet Meleği Therion'a kaydı. O sarsılmaz, adaletle bilenmiş adam... Annemin sesini duyduğu an kaskatı kesilmişti. Zırhının altındaki göğsünün hızla kalkıp inişini, dudaklarının sessiz bir şokla aralanışını izledim. Yüzündeki o dondurucu adalet ifadesi bir an için tamamen eriyip gitmişti. Tek kelime edemedi, zaman onun için durmuş gibiydi. Kral Luceran ise bu manzarayı aksi bir nidayla böldü.
"Hayır! Sürgünün hemen başlaması gerekiyor!" diye bağırdı, sesi bahçedeki gerilimi tırmandırırken.
Tam o an, geçit kapısına doğru sürükleneceğimi anladığım o dondurucu nefeslik anda, annemin çaresiz feryadı bir kez daha yükseldi.
"Lütfen! Bırakın kızımı!"Annem dizlerinin üzerinde Luceran'a doğru sürüklenirken, Therion'un gözleri irice açıldı. Ancak Kral Luceran çoktan kararını vermişti; zırhlı muhafızlar kollarımı acımasızca kavrayıp beni Gölgeli Geçitler'in o karanlık, yaratıklarla dolu kapısına doğru çekmeye başladılar.
"Ne?" Therion soluk almaya çalıştı, dökülmek istenen kelimeler boğazına tıkandı. Gözlerindeki o sarsılmaz adalet ışığı, bir anda yıkıcı bir şüpheyle titredi.
"Luceran, Melez... Eleyra'nın kızı mı?"
Annem gözlerini sımsıkı kapattı. Bunca zaman kimsenin önünde eğilmeyen, kimseye tek bir kelime dahi yalvarmayan o mağrur, soylu şifacı cadı Eleyra Ravenna, şimdi benim yaşamam için mermerlerin üzerinde küçülüyor, sürünüyordu.
İçim acıyla çatırdadı. Sakladığı sırlar, çiğnediği yasaklar ikimizi de bu kanlı uçurumun kenarına sürüklemişti. Annem suçluydu... Babam kimdi hâlâ bilmiyordum ama o da en az annem kadar suçluydu. Yasak olduğunu bile bile, iki ayrı türün birlikteliğinden doğan kendi öz bebeğine sırtını dönüp gitmişti.
"Kızım o benim..." diye hıçkırdı annem, sesi Hanedanlık'ın mermer sütunlarında yankılanan bir ağıda dönüştü.
"Lütfen kralım, kızımı bağışlayın! Ruh Mührü bağının nasıl bozulacağını da biliyorum... Yeter ki nefes alsın! Yeter ki yaşamasına izin verin!"
Başından beri bu yıkıcı manzarayı rahatsız, dondurucu bir sessizlikle izleyen Ronan, tek bir sert hamleyle ileri atıldı. Ağır adımlarla anneme yaklaştı, yüzündeki karanlık gölge bahçeyi kapladı.
"Kara büyüden bahsediyorsun!" diye bağırdı öfkeyle. Sesi fırtına öncesindeki bir gürleme gibi soğuk mermerlerde çınladı. "Kara büyüyle o bağı silmeye kalkışırken vâris Orion Valdris’in ve kızının başına gelebileceklerden haberdar mısın sen?!"
"Kızım zaten orada yaşayamayacak!" diye avazı çıktığı kadar bağırdı annem.
Sesi Hanedanlık’ın taş duvarlarında yankılanırken feryadı neredeyse göğü yırtacaktı. Tam o an, bahçedeki herkesin kanını donduran beklenmedik bir hamle gerçekleşti. Adalet Meleği, krallık tarihinde ilk kez Kral Luceran'a karşı kılıcını kınından çekti. Çeliğin o dondurucu, keskin sesi havayı yardı. Therion, muhafızların elinden beni söküp alır gibi yavaşça kavradı ve kendi heybetli bedeninin arkasına çekti. Kılıcının ucu doğrudan Kral'a dönüktü.
"Sakın ona dokunma," dedi.
Sesi o kadar baskın, o kadar vazgeçmeyecek bir kararlılıkla doluydu ki bahçedeki tüm rüzgâr bir anlığına kesildi. Herkes şaşkınlıktan kaskatı kesilmiş halde bu akılalmaz manzaraya bakıyordu. Zihnim amansız bir karmaşayla çalkalanıyordu; Adalet Meleği'nin beni Kral'a karşı canı pahasına korumasının sebebi neydi? Kral'a kılıç çekmek, hain sayılması demekti.
"Therion, kendine gel!" diye uyardı Kral Luceran.
Sesindeki öfke tehditkâr bir gürlemeye dönüşmüştü.
"Hayır!" dedi Therion, tek bir milim bile geri adım atmadan. "Asteria'nın yanına bir soluk kadar bile yaklaşmayacaksın."
Therion’un gözleri bir anlığına anneme kaydı.
"Mahzene götürün," diye emretti muhafızlara.
İki zırhlı muhafız annemi kollarından yakalayıp sürüklemeye başladığında, annem Therion'un emrine tepki bile vermedi; başını öne eğmiş, yüzünü tamamen gizlemişti. Birbirlerini tanıyorlardı; ne olduğunu o an tam olarak anlayamadım, yalnızca ikisinin arasında akan o eski, kırgın sessizliği hissettim. Soru işaretleri zihnimi bir zehir gibi işgal ederken, Kral Luceran'ın gözleri dehşetle açıldı. Therion'a bakarak, "Sensin..." diye fısıldadı.
"Kes sesini Luceran!" diye bağırdı Therion. Beni kolumdan sıkıca ama canımı yakmayacak bir incelikle tutarak Hanedanlığın görkemli merdivenlerine doğru ilerletti. Arkamızda koskoca krallığı ve kılıç çekerek durdurduğu kralı bırakmamıza rağmen peşimizden tek bir muhafızın bile gelmemesi, kalbimi amansız bir şüpheyle sıkıştırdı. Kimse bize dokunmaya cesaret edemiyordu. Koridorda yürürken çöken o ağır, ürkütücü sessizlik, adımlarımızın altında kaskatı kesilmiş bir buz tabakası gibi çatırdıyordu. Etraftaki muhafızlar duvar diplerine çekilmiş, Therion'un gazabından sakınır gibi soluklarını tutmuştu. Hanedanlığın doğu kanadındaki oymalı sütunların yanından geçerken Therion'un adımları bir nefeslik an sekteye uğradı. Bakışlarındaki ani sertleşmeyi hissettiğimde başımı onun baktığı yöne doğru çevirdim. Koridorun sonundaki oda kapısının önünde duran o heybetli sırtı gördüm... Orion'du. Hemen karşısında ise bahsettikleri Prenses Adriana duruyordu. Kadın, zarif ellerini Orion'un o çelik gibi güçlü omuzlarına yerleştirdi. Bakışlarındaki o cüretkâr arzuyla parmak uçlarında yükselip uzandı ve dudaklarını Orion'un dudaklarına bastırdı. O an... Göğsümün tam ortasında devasa bir yangın patladı. Soluğum boğazımda düğümlendi, ciğerlerimdeki hava bir anlığına tamamen çekildi. Bedenimizdeki Ruh Mührü bir kor gibi alev aldı; içimdeki o mürdüm rengi güç, Orion'un başka bir tenle birleşen temasını hissettiği an kontrolden çıkıp etimi, kemiğimi yakmaya başladı. Alevinin sızısını tenimin her miliminde hissediyordum.
Therion'un da bu manzarayı gördüğünü, çenesinin sertçe kasıldığını fark ettim; bana doğru bir adım daha yaklaşarak beni o görüntüden belki de korumaya çalıştı. Gözlerimi o manzaradan hırsla çekip amansız bir adımla öne atıldım. Therion'un bileğimi tutan parmaklarının altından aksak ama kararlı adımlarla yürümeye devam ettik. Göğsümdeki cehennem azabını, ruhumu yakan o kıskançlık ve ihanet hissini zihnimin en derin, en karanlık kuytularına ittim. Başka çarem yoktu. Yoksa henüz özgürlüğüme bile kavuşamamışken, sırf o temasın acısıyla orada, o koridorda ölecekmişim gibi hissediyordum. Muhafızların iki yana çekilerek açtığı devasa kapıdan içeri girdiğimizde, önümde bambaşka bir evren açıldı.

Oda, mermerden çok bir mabedi andırıyordu. Tavana kadar uzanan sivri kemerli pencerelerden içeri süzülen ay ışığı, ince, savruk perdelerin ardından odaya gümüşi bir titreşim veriyordu; pencerenin ardında uzanan Kamer Krallığı'nın kuleleri, köprüleri ve ışıkla parıldayan uzak sokaklarını seçebiliyordum. Duvarlardaki koyu lacivert perdelerin üzerine altın iplikle işlenmiş sekiz kollu yıldızlar, mumların titrek alevinde nefes alıyormuş gibi parlıyordu. Odanın en derinindeki devasa mermer heykel, kanatlarını sonuna kadar açmış bir Adalet Meleği'ni betimliyordu; bir elinde göğe kaldırdığı terazi, diğerinde ucu yere değen keskin bir kılıç vardı. Heykelin ayaklarının dibinde, altın ciltli kadim kitaplar ve söndürülmemiş mumlar diziliydi; sanki bu oda, hem bir yatak odası hem de bir yargı salonuydu. Oymalı devasa bir aynanın yanında, altın işlemeli kaz tüyü kalemin ve yine altın işlemeli mumlukların durduğu oymalı bir çalışma masası vardı; masanın üzerinde açık duran eski bir gökyüzü küresi, döngülerin izini süren ince gümüş çizgilerle kaplıydı. Yatağın ayak ucunda, üzeri koyu kadife bir örtüyle kaplı geniş bir bank duruyordu; sanki adalet meleği bile geceleri burada, tanrıçasının heykeline sırtını dönmeden oturuyordu. Geniş yatağın hemen ilerisindeki büyük, dumanı tüten küvet ise döngülerdir çektiğim yorgunluğun ardından adeta iştah kabartıyordu. Odanın ortasına kadar ilerlediğimizde durduk. Therion arkasını dönüp gözleriyle dikkatle yüzümü taradı. Dudağımın kenarında ve alnımda Kral'ın saçlarımdan sürüklerken açtığı yaraları gördüğünde çenesi kasıldı, dişlerini sertçe sıktı.
"Yıkanmalısın, su seni rahatlatır," dedi, sesi bir kaç soluk evvel gürlemesinin aksine sarsıcı bir yumuşaklığa bürünmüştü. "Sonra da biraz dinlen, olur mu?"
Nefesimi tutarak gözlerinin içine baktım. "Benim için Kral'a kılıç çektiniz... Beni alıp kendi odanıza getirdiniz. Ben mi göremiyorum, neler oluyor? Beni neden kurtardınız?"
Bana bakışlarında çözemediğim, derin, yakıcı ve yabancı bir tuhaflık vardı. Sadece bir kurtarıcının değil, ruhunun en derin yerinden vurulmuş bir adamın bakışlarıydı bu. Dudakları hafifçe büküldü ama gözlerindeki o buğulu gölge kaybolmadı.
"Söylemiştim," dedi pürüzsüz ama boğuk bir sesle. "Ben Adalet Meleğiyim... Adaleti sağlarım."
Gözlerinin içine bakarken sesimdeki şüphe bıçak gibi aramızda uzandı.
"Adalet melekleri yalan söyler mi?"
Therion'un çenesi kasıldı. Gözlerinde beliren o karanlık ve buğulu gölge, sorumun hedefini tam ortadan vurduğunu kanıtlar gibi derinleşti. Bana doğru yavaş bir adım attı. Pürüzsüz yüzünde alaycı ama bir o kadar da kırgın bir tebessüm belirdi.
"Yalan söylemezler, Asteria," dedi sesi neredeyse fısıltı kadar alçak ama bir kılıç darbesi kadar ağır bir ton kazanırken. "Ama bazen adalet, gerçeğin kendisinden çok daha büyük bir yıkımı engellemek için susmayı gerektirir."
Bana yaklaşmaya devam etti; aramızdaki mesafe eridikçe üzerimdeki o koruyucu, heybetli baskısı daha da belirginleşti. Bakışları alnımdaki ve dudağımdaki yaralara kaydığında gözlerinde şimşekler çaktı.
"Sana baktığımda suçlu ya da kehanetin lanetini görmüyorum," dedi, sesi fırtına öncesi bir sessizliğe büründü. "Adaletin gerçeğe borçlu olduğu tek bir şey var; o da seni bu Hanedanlığın ve Kral'ın gazabından canlı çıkarmak. Şimdi o suya gir. Çünkü bundan sonra krallıkta hiçbir şey eskisi gibi olmayacak."
Adalet meleğinin dudaklarında bir hayalet gibi beliren o alaycı, hüzünlü tebessüm derinleşti. Bana doğru tek bir adım atıp gözlerini yaralarımda gezdirdi.
"Bağlı olduğumu iddia ettiğiniz adam koridorda başkasıyla öpüşürken..." dedim, sesim soğuk bir gerçeğin çıplaklığıyla yankılandı. "Onunla savaşacağımız bir durum artık söz konusu değil."
Cevap vermeden bakışlarını kapıya doğru çevirdi. Büyülü bir fısıltıyla hizmetkârlara emrettikten sadece kısa bir süre sonra, oymalı kapı yavaşça aralandı. Bir hizmetkâr kız, bakışlarını yerden kaldırmaya cesaret edemeyerek katlanmış temiz giysileri ve şifalı merhemleri yatağın kenarına bıraktı ve hızla dışarı çıktı. Therion iki soluk süre geçtiğinde, zihnimi tamamen çatlatan o çözülmesi imkânsız bakışıyla baktı.
"Ilık su yaralarına iyi gelir. Dinlen," dedi, arkasını dönüp devasa kapıya doğru ilerlerken. "Çünkü sekiz kum saati geçtiğinde, Varis Orion Valdris yanından ayrılmayacak."
Kapı ardından ağır bir gürültüyle kapandığında nihayet tek başıma kalmışım gibi derin bir nefes verdim. Üzerimdeki kanlı, kirli elbiseleri tek tek sıyırıp dumanı tüten sıcak küvetin içine bıraktım kendimi. Suyun tenimi dağlayan sıcaklığı, kemiklerime kadar işleyen o felaket yorgunluğu ve koridorda gördüğüm o iğrenç görüntünün sızısını söküp almaya yetmiyordu. Orion'un o kadına dokunuşu zihnimde dönüp durdukça mühür yerim sanki derimi diri diri yüzüyormuşçasına yanıyordu. Sudan çıkıp kurulandım. Getirilen ipek, beyaz geceliği üzerime geçirip merhemleri yaralarıma sürdüm ve kendimi devasa yatağın yumuşaklığına bıraktım. Uzaktaki heykelin taş gözleri, karanlıkta bile üzerimde gezinen sessiz bir bekçi gibiydi; sadece izliyordu. Gözlerimi kapattığım an, zihnimdeki yangın yerini simsiyah bir karanlığa bıraktı.

Bölüm sonu. 🌙✨
Therion’un neden Asteria’yı koruduğunu sizler de merak ediyor musunuz? 👀
Ve Orion ile Asteria’nın karşılaşması sizce nasıl olacak?Yorumlarda teorilerinizi bekliyorum. 🤍

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.