Ruh Mührü 1’ GÜMÜŞ BİR ÇAKIM 🌙✨

Vaveyla Yazarı: Pınar Salih

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: Ruh Mührü 1’ GÜMÜŞ BİR ÇAKIM 🌙✨

♪ Bölüm Şarkısı,
Cosmic Love- Florence + The Machine

Yeni bir hikâyeyle, yepyeni bir evrene açılan kapıyı aralıyorum. 🌙✨
Beş diyar, kadim sırlar, gizemli güçler ve henüz anlatılmamış bir hikâye…
Hoş geldiniz, Kamer Krallığı’na.

İyi okumalar canlarım ⚔️✨🖤

Asteria Ravenna

Uykumun en tatlı yerinde, bir pazar tezgâhı yüzünden uyandırılmayı kabullenemiyordum. Uykum vardı hem de çok. Söylenerek giydiğim bej keten elbisenin üzerine deri kemerimi bağlarken, göz ucuyla annemin çalı süpürgesine uzandığını gördüm. Refleksle kapıya doğru sıçradım; bir nefeslik zaman geç kalsaydım süpürge çoktan kıymetli popomla tanışmış olurdu. Kapıya çarpan süpürgenin sesi evin içinde yankılanırken annemin sesi de peşinden geldi.
“Asteria! Sen o tezgâha geç kal da bak, ben o tezgâhı kafana nasıl indiriyorum!”
“Güneşin uyanışıyla tehdit edilmek de ne güzel gelenek ama…” diye söylenerek kapıdan çıktım.
Kısa yolda karşıma çıkan tanıdık simalara selam vermeyi es geçmedim. Geçmiş tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki annemin elindeki çalı süpürgesi, görgü kuralları konusunda oldukça ikna edici bir eğitim yöntemiydi.
Güneş çoktan tepeye yükselmişti. Tezgâha vardığımda Deren amca ağır bir elma sepetini kaldırmaya çalışıyordu; hemen yanına koşup sepeti elinden aldım.
“Güneş aşkına, Asteria.” dedi, yüzündeki gülümsemeyi gizleyemeden.
“Bir kez olsun güneş senden önce uyanmasın.”
Kahkaha sesi peşinden geldi. Başımı çevirdiğimde Nerya, elinde armut sepetiyle bana sırıtıyordu.
“Elayra teyze çalı süpürgesinin tadına baktırmadı mı?”
“Daha güneşin uyanışıyla tattırdı.” dedim surat asarak.
“Bir nefeslik zaman geç kalsaydım şimdi burada değil, yerde yuvarlanıyor olurdum.”
Nerya kahkahasını bastıramadı.
“Deren amca, bence Elayra teyze süpürgeyi boşuna kullanıyor. Bunun üzerinde hiç etkisi yok.” dedi.
“Yıllardır söylüyorum.” dedi Deren amca başını sallayarak.
“Bu kızın kafası taşla yapılmış.”
Söylenirken elimden aldığı sepetteki elmaları tezgâha dizmeye başladı.
“Ben hâlâ buradayım.” dedim dudaklarımı büzerek.
İkisi aynı anda bana dönüp gülümsedi.
“Farkındayız.” dediler.
Gözlerimi devirip tezgâhımın başına geçtim. Annem birazdan gelecekti; her Hilal Gecesi ve Gümüş Ay’da şifalı otları toplamak için güneş uyanmadan koruluğa gider, dönüşte pazarda satardı.
Elayra Ravenna yalnızca bir şifacı değildi; Ay Koruluğu’ndaki çoğu fani ve ahali için ilk kapısı çalınan kişiydi. Tezgâhtaki otları düzeltirken Nerya yanıma sokuldu, birkaç müşteriyle sohbet edip satış yaparken omzuma yaslanmaya çalıştı.
“Nerya.”
“Hı?”
“Üzerime devrilirsen seni müşterilere satacağım.”
Kahkahasını zor bastırdı. Tam o sırada gözüm pazarın köşesine ilişti. Yaşlı bir kadın, ağır bir sepeti sırtında taşımaya çalışıyordu. Nedense içimi garip bir huzursuzluk kapladı; tarif edemediğim, ensemde gezinen soğuk bir ürperti gibi.
“Sepetinize dikkat edin!” diye seslendim. Kadın durup bana baktı.
“Nedenmiş kızım?”
“Bilmem…” dedim kaşlarımı çatarak.
“Ama çok geçmeden düşecek gibi geldi.”
Kadın güldü.
“Yıllardır bu sepeti taşıyorum.” Omuz silktim.
“Ben yine de söylemiş olayım.”
Kadın daha iki adım atmıştı ki sepet omzundan kayıp yere düştü. Meyveler taşların üzerine saçıldı, birkaç kişi irkilip dönüp baktı.
“Bana dönüp sakın ağzını açma Asteria.” dedi Deren amca, benden önce davranarak. Burnumu kıvırdım.
“Kemerinin kopacağını söylemiyorum Deren amca.”
Nerya’ya döneceğim sırada bir pat sesi duyuldu. Deren amca kopan kemerini yakalamaya çalışırken ben kahkahaya boğuldum; Nerya ağzı açık kalarak bana bakıyordu.
“Nasıl bildin?”
Gözlerim yeniden düşen sepete kaydı.
“Sadece tesadüf.”
“Tesadüf mü?” dedi kaşlarını kaldırarak, eliyle alnına vurdu.
“Asteria, kadının sepeti düşmeden önce düşeceğini söyledin. Deren amcayı söylemiyorum bile.”
“Şanslı tahmin.” dedim.
“Geçen Dolunay yaşlı Brenor amcanın bastonunun kırılacağını da söylemiştin.”
“Eskiydi.”
“Nehir kenarındaki çocuğun suya düşeceğini de söylemiştin.”
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
“Nerya.”
“Hı?”
“Biraz daha konuşursan seni gerçekten müşterilere satacağım.”
Nerya kahkahaya boğulurken gözlerim istemsizce yere saçılan meyvelere kaydı. İçimdeki huzursuzluk hâlâ geçmemişti; sanki bir şey, görünmeyen bir el, kulağıma bir şeyler fısıldamış da ben duymamıştım.
“Ne o yüz ifaden?” diye sordu Nerya gözlerini kısarak.
“Yüzümde ne varmış?”
“Sanki bir nefes zaman sonra gökten dev bir kaya düşecekmiş gibi bakıyorsun.”
İstemsizce güldüm.
“Abartma.”
“Abartmıyorum. Sepet olayından sonra bakışlarından korkmaya başladım.”
“Güneş aşkına Nerya, bir sepet düştü diye beni kâhin ilan etmeyeceksin, değil mi?”
“Düşünüyordum aslında.”
“Yapma.”
“Tamam.” Bir soluk süre durdu.
“Belki yarı zamanlı kâhin.”
Bu kez kahkahamı tutamadım. Tezgâhın önünde beliren kadını gören herkes sırayla selam vermeye, hâl hatır sormaya başladı. Bu kadın tabii ki annemdi; Elayra Ravenna, Ay Koruluğu’nun şifacısı, benim uykularımın kâbusu. Bakışları beni bulduğunda bir kaşı yavaşça havalandı. İçimde yükselen kahkaha anında boğazımda düğümlendi; omuzlarımı dikleştirip yüzüme uslu, örnek bir evlat ifadesi yerleştirdim. Annemin gözleri kısıldı. İnanmamıştı, hem de hiç.
Kısa süre sonra tezgâhı anneme devrettim. Tam derin bir soluk alıp kaçmanın yollarını düşünüyordum ki Nerya koluma girip beni kalabalığın arasından çekiştirmeye başladı.
“Nerya!” dedim tökezlememek için adımlarımı hızlandırırken.
“Ne yapıyorsun?”
“Eğer biraz daha yüksek sesle konuşursan bütün pazara duyurursun.”
Beni tezgâhların arasındaki tenha bir köşeye çektiğinde gözleri heyecandan parlıyordu. Bir sır verecekmiş gibi etrafına bakındı; temkinli ve telaşlı. Bu da başımıza yine bir iş açacağı anlamına geliyordu.
“Nihayet!” dedim kollarımı kurtarmaya çalışırken.
“Şimdi söyleyecek misin?”
Sesini fısıltıya indirdi.
“Yıldızlar göğe yükseldiğinde, saray şenlik düzenliyor.”
“Her yıl beşinci döngüde düzenliyor.”
“Dur, daha bitirmedim.”
Gözlerini devirdi.
“Bu kez hanedan temsilci yollamıyor. Kamer Hanedanı hep birlikte katılacakmış.”
Omuz silktim.
“Ne güzel.”
“Asteria!” diye cırladığında yüzüm buruştu.
“Muhafız Kışlası’ndan bütün savaşçılar da katılacakmış. Hem de yeni katılan savaşçılarla birlikte.”
Bu kez kaşlarım havalandı.
“Savaşçılar mı?”
“Güneş aşkına, sonunda!”
Sonra durup kaşlarını kaldırdı.
“Yoksa savaşçılar mı ilgini çekmeye başladı?”
Alayla güldüm.
“Hayır. Yeni gelen kılıçlar.” dedim kıkırdayarak.
Yüzü buruştu.
“Bir gün gerçekten bir kılıçla evleneceksin.”

⚔️🌙🖤✨

Tezgâha döndüğümüzde Deren amca ve annem sohbet ediyordu. Yanağına eğilip hızla öptüğümde annem bana dönüp şakağıma sevgiyle dudaklarını bastırdı.
“Yıldızlar göğe yükseldiğinde, şenliğe gidiyoruz.”
Annemin gülen yüzü bir anlığına asılarak gölgelendikten sonra hızla toparlandı ama ben yakaladım. Geçen yıl da aynı ifadeyi görmüştüm. Nerya’nın uzun süren ısrarları sonunda şenliğe gitmeyi kabul ettiğimde yüzüne yine aynı gölge düşmüştü. Annem şenliğe gitmeme hiç hayır dememişti. Bir kez bile “git” de dememişti. Şenliğin konusu açıldığı an yüzü düşüyor, gözleri uzak bir noktaya kilitleniyordu; sanki yalnızca onun görebildiği bir şeyi izliyordu.
Tezgâhı toplarken Deren amca ve Nerya’yla şakalaşıp bir sonraki Hilal Gecesi’nde görüşmek üzere vedalaştık. Nerya, meydanın önünde buluşacağımızı söyleyince annemle birlikte evin yolunu tuttuk. Ay Koruluğu’nun dar patikalarında ilerlerken annemin sessizliği dikkatimi çekti. Normalde pazarda yaşananları dinler, Deren amcanın son dedikodusunu sorar, Nerya’yla yine neyin peşinde olduğumuzu öğrenmeye çalışırdı.
Uzun soluklardır sessizdi. Eve vardığımızda doğruca mutfağa geçti, her zamanki gibi şifalı çorbasını hazırladı. Masaya oturduğumuzda gözleri hâlâ düşünceliydi. İkinci kaşık çorbamı içip yuttuktan sonra kaşığımı biraz sesli tahta masaya koydum. Çıkan sesle annemin ela gözleri, yeşile çalan ela gözlerimi buldu.
“Anne?”
“Hı?”
Verdiği saçma tepkiyle kaşlarım ciddiyetle çatıldı.
“Şenlikten bu kadar nefret etmenin özel bir sebebi var mı?”
Dudakları hafifçe kıvrıldı.
“Yok kızım. Nefret etmiyorum.”
“Nefret ediyor gibisin.”
Kaşığını yeniden eline aldığında dalgınlığı kaybolmuş, her zamanki hâline dönmüştü.
“Kalabalıkları sevmiyorum.”
Kaşlarım havalandı.
“Baş şifacı olduğun hâlde şenliklere bu yüzden mi katılmıyorsun?”
Annem gözlerini çorbasına indirdi.
“Bazı kalabalıklar fani bedene iyi gelmez.”
“Nerya bunu duysa kahkahadan yere düşer.”
Bu kez gerçekten güldü ama gülümsemesi gözlerine ulaşmadı. Çorbamızı bitirip masayı topladık. Annem her zamanki gibi mutfakta oyalanırken ben odama çıktım. Pencereden içeri süzülen kızıl vaktin turuncu ışıkları duvarlara vuruyordu. Yatağımın üzerine bıraktığım elbiseye baktım; ay ışığını andıran açık gri kumaşı yıllar önce annem dikmişti, üzerine işlenmiş ince gümüş desenler ışık vurdukça parıldıyordu. Bu elbiseyi seçmemin asıl sebebi çok abartılı olmamasıydı. Kıyafeti elime alırken kapım iki kez tıklandı.
“Gir.”
Kapı aralandı, içeri annem girdi. Elinde ince gümüş ipliklerle örülmüş bir kurdele vardı. İç çekmemek için kendimi zor tuttum.
“Anne.”
“Bunu tak.”
“On iki yaşında değilim.”
“Yirmi üç yaşında olman fikrimi değiştirmedi.”
Gözlerimi devirdim. Annem yanıma geldi, sessizce saçlarımı örmeye başladı. Parmakları her zamanki kadar ustaydı; odaya sessizlik çöktü.
“Neden bu kurdeleyi bu kadar seviyorsun?” diye sordum. Annemin elleri bir an durdu, sonra örmeye devam etti.
“Çünkü sana yakışıyor.”
Nedense bu cevabın doğru olmadığını hissettim. Ama sormadım.
“Savaşçı ruhuma çok uygun düştüğü kesin.” dedim onun yerine.
Annem saç örgüsünün son kısmını bağladı.
“Savaşçı ruhun mu?”
“Evet.”
“Savaşçı ruhun geçen Karanlık Gece bir örümcek görünce sandalyenin üzerine çıktı.”
Dudaklarımı araladım.
“O örümcek değildi.”
“Öyle miydi?”
“Canavarın kendisiydi.”
Annem sonunda kahkahasını tutamadı. Gülüşünü izlerken içimi garip bir sıcaklık kapladı; son zamanlarda onu böyle gülerken çok az görüyordum.
“Bazen seni anlamıyorum.” dedi saçlarımla işini bitirip karşıma geçtiğinde.
“Kılıç dövüşleri, ağaç tepeleri… kocaman kurtlarla yerde yuvarlanıyorsun.”
Gururla gülümsedim.
“Devam et.”
“Sonra dönüp bir bakıyorum, küçücük bir örümcek seni korkudan öldürecek gibi oluyor.”
Yüzüm buruştu.
“Canavarlardan hoşlanmamak benim suçum olamaz.
”Annem kaşlarını kaldırdı.
“Örümcekler ne zamandan beri canavar oldu?”
“Bir gün kanıtlayacağım.”
“Neyi?”
“Onların gizlice Valdris Hanedanı’nı ele geçirmeye çalıştıklarını.”
Bu kez kahkahaya boğuldu.
“Kesinlikle Nerya’yla fazla vakit geçiriyorsun.”
“Ne yazık ki buna inanıyorum.”

⚔️🌙🖤✨

Ay Koruluğu’ndan meydana uzanan yollar coşkulu bir kalabalıkla doluydu. Yürüdükçe ahali sıklaşıyor, sesler birbirine karışıp tek bir uğultuya dönüşüyordu; davul yankıları, kahkahalar, uzaktan gelen bir kemanın tiz sesi. Meydana adım attığımız anda gözlerimizi devasa bir ahali ve daha büyük bir ışık denizi karşıladı.

“Muhteşem.” dedi Nerya heyecanla.
Gözlerimi devirdim.
“Sahne alacak dansçı sen miydin yoksa?” diye dalga geçtim; Nerya koluma vurdu.
“Bir gün heyecanlanırsan anın tadını çıkar lütfen.”
Gülümsedim.
“Şu an çıkarıyorum. Birazdan göreceğim kılıçlar için oldukça heyecanlıyım.”
Göz devirme sırası ona geçmişti. Çocuklar ellerinde gümüş kurdelelerle koşturuyor, satıcılar tezgâhlarının önünde bağırarak müşteri çağırıyordu. Nerya koluma girip beni kalabalığın içine sürükledi.
“Yavaş!”
“Yavaşlarsam en arkada kalırız.”
“Bu kulağa harika geliyor.”
“Neden seninle arkadaş olduğumu gerçekten bilmiyorum.”

Gülümsememi gizleyemedim. Meydanın içine sürüklendiğim anda gözlerim istemsizce her yanı taradı. Kamer Şenliği bütün ihtişamıyla başlamıştı. Meydanın ortasında yükselen sahnenin çevresi gümüş ve lacivert flamalarla süslenmişti; ateş dansçıları sıçrayarak alevleri havada dönüştürüyor, müzisyenler meydandakileri coşturuyordu. Direklerden sarkan ince kumaşlar rüzgârla dalgalanırken, asılı fenerlerin içindeki ışık böcekleri çevreye yumuşak, titrek bir aydınlık yayıyordu. Ara ara yakılan ateş çanakları meydanı olduğundan daha canlı, daha sıcak gösteriyordu. Gözlerim meydanın en yüksek noktasına kaydı. Beyaz taşlardan yapılmış balkonun korkulukları gümüş işlemelerle bezenmişti. Kamer Hanedanı birazdan orada yerini alacak, bütün meydanı yükseklerden izleyecekti. Hanedanın renkleri dört bir yanda dalgalanıyordu. Meydanın kenarlarındaki tezgâhlarda şifalı otlar, meyve şarapları, çeşit çeşit tatlılar ve ahşap oyuncaklar sergileniyordu. Takı tezgâhları en çok ilgimi çeken ayrıntı olsa da Nerya’nın elinden kurtulamayacağımı bildiğim için onları sonraya bıraktım.
“Bak!”
Nerya’nın sesiyle başımı çevirdim. Valdris Hanedanı için ayrılan balkonlar yavaş yavaş doluyordu.

“Gözlerin takılardan uzak dursun Asteria.”
“Tamam.” dedim, istemesem de.
Ahalinin uğultusu büyüdükçe büyüdü, sonra bir anda davullar sustu, müzik kesildi. Meydandaki binlerce can aynı anda sahneye döndü. Davullar üç kez vuruldu; meydandaki uğultu yavaş yavaş azaldı, nefesler tutuldu. Sahnenin ortasına çıkan hanedan görevlisi yüksek sesle konuşmaya başladı.
“Kamer Krallığı’nın halkı!”
Bütün meydan sessizleşti.
“Bu yıldızlı vakitte yalnızca Kamer Şenliği’ni kutlamak için burada toplanmadık.”
Bu belliydi zaten; bu yıl düzenlenen şenlik, önceki yıllardan çok daha gösterişliydi. Meydanda çıt çıkmıyordu.
“Beş yıl önce Kuzey Sınırları’na gönderilen üç muhafız…”
Duraksadı; hanedan görevlisi her konuşmasında olduğu gibi heyecan katmayı seviyordu.
“Görevlerini başarıyla tamamlayarak evlerine döndüler. Krallıklarını onurlandırdılar.”
Meydandan yükselen alkışlar sözlerini bir kez daha kesti. Görevli elini kaldırdığında alkışlar durdu.
“Aramıza yeni katılan muhafızlardan önce, halkımızın önünde onları karşılıyoruz.”
Kalabalıktan yükselen meraklı fısıltılar ve alkış sesleri birbirine karıştı. Davulların vuruşuna ara verildi. Meydanın girişindeki kapılar tok bir sesle açılmaya başladı. Meydandakiler görebilmek için öne eğilirken, Nerya parmak uçlarında yükselmeye çalıştı; gülmemek için yanaklarımın içini ısırdım. İçimde tutamadım.
“Nerya, beş santim daha uzarsan muhafızları değil, Valdris Hanedanı’nı selamlayacaksın.”
“Sus.”
“Biraz daha yükselirsen seni hanedan balkonuna alacaklar.”
“Sus dedim.”
Kahkahamı zor tutarken davullar bir kez daha vuruldu.
“Ronan!”
Meydanda kesilmeyen alkışlar yükseldi. Kapıların ardında koyu renk muhafız kıyafetleri içindeki savaşçı göründü. Acaba bu kadar alkışlamayla avuçları yanmamış mıdır? diye düşündüm.
İç sesim hemen cevapladı: Burada bunu ancak biz merak ederiz. Davul tekrar vurdu.
“Kael!”
Ronan’ın yanında yerini alan ikinci muhafızla birlikte meydandaki uğultu biraz daha büyüdü. Görevli sözlerine devam ettiğinde sesi bütün meydana yayıldı.
“Valdris Hanedanı’nın varisi…”
Tüm Kamer halkı nefesini tuttu.
“Orion Valdris!”
Meydan adeta yıkıldı. Az önce Ronan ve Kael için yükselen alkışlar bir anda katlanmıştı. Nerya’nın parmakları koluma gömüldü.
“Canım acıyor.”
“Duyamıyorum.” dedi heyecanla, hızlı nefes alarak.
“Şaşırtmadı.” diye söylenip gözlerimi devirdim.
Davullar yeniden vurdu. Meydanın girişindeki kapıda beliren siluete gözlerim kaydı. İlk dikkatimi çeken şey yüzü olmadı, yürüyüşü oldu. Sanki bütün ahali onun için açılıyor, bütün sesler ona ulaştığında bir an duruyordu. Siyah ve gümüş işlemelerle süslenmiş muhafız kıyafetleri omuzlarına kusursuz oturmuştu. Uzun boyu kalabalığın arasından bile seçiliyordu. Meydana attığı her adımda alkışlar biraz daha yükseliyordu.
“İşte bu haksızlık…” diye mırıldandım.
“Nesi?”
“Biz de beş yıl yaşayıp geri dönsek kimse böyle alkışlamayı bırak, karşılamaz bile.”
Nerya’nın ağzı açık kalmıştı; beni duyduğundan bile şüpheliydim. Baktığı yöne döndüm; takdim edilen Kael adlı muhafıza içi gider gibi bakıyordu.
“Nerya.”
Tepki vermedi.
“Nerya.”
Hâlâ tepkisizdi. Elimi yüzünün önünde salladım; bu kez gözünü bile kırpmadı.
“Tamam.” dedim iç çekerek.
“Seni kaybettik kızıl.”
Coşkulu ahalinin aksine gözlerim yüzüne bile kaymamıştı. Dikkatimi belindeki kılıç çekmişti çünkü daha önce hiç görmediğim bir işaret taşıyordu. Kabzasında ay ışığında hafifçe parlayan, tanımadığım bir nakış vardı. Kaşlarım çatıldı. Tam biraz daha dikkatli bakacakken şakağıma hafif bir sancı saplandı. Elimi istemsizce başıma götürdüm.Bir anlığına gözümün önünden gümüş bir ışık geçti; bir çakım, bir kırılma, sanki biri gözümün içine ay ışığı fısıldamıştı. Nefesim boğazımda takıldı. Gözlerimi kırptığımda her şey kaybolmuştu.
“İyi misin?”
Nerya’nın sesi kulağıma ulaştı. Başımı sallarken gözlerim yeniden Orion Valdris’in kılıcına kaydı ve içimdeki huzursuzluk, Hilal Gecesi’nden beri ilk kez bir isim buldu.

Bölüm sonu.

Buraya kadar okuduysan artık kaçışın yok. 😌
Bir beğeni bırak, ne düşündüğünü de yorumlarda anlat. ⚔️🌙🖤✨

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

46okunma 18beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.