Ruh Mührü 4’CELLAT 🌙✨

Vaveyla Yazarı: Pınar Salih

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: Ruh Mührü 4’CELLAT 🌙✨

♪ Bölüm Şarkısı,
Florence, The Machine - Seven Devils.

“Damarlarımda yasak bir güç, kalbimde yasak bir adam vardı.”

İyi okumalar 🌙✨

Gözlerimi açtığımda, odanın tavanındaki ahşap kirişlerin arasında kırılan o soluk ışık yükseliyordu. Aydınlanma vakti gelmişti. Annem her Aydınlanma'da olduğu gibi yine sessizce yanıma yanaşmış, dudaklarıma hafif bir dokunuş bıraktıktan sonra gümüş hançeriyle avucunu yarmıştı. Kapıdan süzülüp çıkan gölgesinin ardından, o kanlı perdeleme büyüsü evin üzerine ağır bir örtü gibi serildi. Evin ahşap duvarları yok olmadı ama bu diyar için artık görünmez, dokunulmaz ve işitilmez bir boşluğa dönüştük. Zaman yavaşça tırmanıp Gölge Boyu'na ulaştığında, odanın ortasındaki ahşap masanın gölgesi duvara doğru kavis çizdi. Dışarıda güneş göğe yükselmişti. İşte tam o anda, damarlarımdaki o meleksel sıcaklık göğsümü yakmaya başladı. Her Gölge Boyu'nda aynı zifiri yangın düşüyordu içime. Dışarıda, sokakların bir yerinde Orion Valdris adımlarını atıyordu. Biliyordum. Buna rağmen içimdeki arzu bastırılamayacak kadar güçleniyordu. Bu gölge büyüsünün ansızın çatlamasını, Orion'ın buz tutmuş bakışlarıyla bu kapıyı yıkıp içeri girmesini ve bileğimde bıraktığı o mühürlü sıcaklığı yeniden tenime kazımasını arzuluyordum. Bu bir delilikti ama kapana kısıldığım bu oda, zihnimi tamamen onun gölgesiyle dolduruyordu. Işık kırıldı, ufak pencere aralığından süzülen renkler kızıla kesti. Kızıl Çöküş gerçekleşirken ellerimi masaya uzattım. Annem, bu döngü tamamlandığında kanımdaki o mürdüm parıltının söneceğini sanıyordu. Ama yanılıyordu. Zaman Hilal Gecesi'nden başlayıp Yükselen Ay ve Yarım Ay'ı geride bırakırken, kanımdaki o yasak alev sönmek bir yana dursun, beni ele geçiriyordu. Mürdüm rengi duman parmak uçlarımdan süzüldü. Bu defa panikle fışkırmadı; irademe boyun eğdi. Gökyüzü Gümüş Ay'dan geçip adım adım Dolunay'a tırmanırken, ben de odadaki havayı bükmeyi, mor alevleri birer sarmaşık gibi parmaklarımın arasında dolandırmayı öğreniyordum. Derin Gece'nin karanlığı çöktüğünde odadaki küçük objeler zihnimin tek bir hareketiyle havalanıp süzülüyordu. Bu dondurucu sessizlikte kaç döngü devrilmişti bilmiyordum; her an serbest kalan gücümle oynuyor, mürdüm rengi alevleri uysallaştırıyordum.
Sonunda gökyüzü o zifiri Karanlık Gece'ye büründüğünde, dışarıdaki büyülü sis usulca dağıldı. Annemin adımları kapıda belirdi. Ancak hemen arkasından gelen o telaşlı ve sert kapı vurulmasıyla ikimiz de yerimizden sıçradık.
"Eleyra teyze! Aç kapıyı, lütfen!"
Nerya'nın sesiydi bu. Annem hızla ahşap sürgüyü çekti. Nerya nefes nefese içeri dalarken gözleri panikle odanın içinde dönüyordu.
"Neler oluyor Eleyra teyze? Kaç kum saati süresi evin önüne geliyorum, kapıyı çalıyorum ama ev sanki yok gibiydi! Yer yarıldı da içine mi girdiniz, Asteria nerede?!"
Sessizce merdivenlerden aşağı indim. Nerya beni gördüğü an derin bir nefes alarak üzerime yürüdü. Sorgulayan bakışlarını üzerimden çekip hızlı adımlarla merdivenlere yöneldi. Kolumdan tuttuğu gibi beni yukarı, odama doğru sürükledi. Kapıyı arkamızdan kapatıp ahşap sürgüyü çeker çekmez üzerime doğru bir adım attı.
"Eleyra teyzenin yanında sormak istemedim ama neler oluyor Asteria?" dedi, gözlerini yüzüme dikerek.
"Evinizin önüne geldiğimde sanki burada koca bir boşluk vardı. Ne kapı görünüyordu ne bir pencere... Kaç kere duvara dokunmaya çalıştığımı, elimin havada boşluğa çarptığını biliyor musun?"
Nefes bile almadan beni süzerken, bakışları aniden boynuma ve ellerime takıldı. Tenimin altından hafifçe sızan o mürdüm rengi, meleksel ışıltıyı fark etmişti. Gözleri hayretle açıldı, parmaklarını uzatıp tenimdeki o tekinsiz parıltıya hafifçe dokundu. İçimdeki sıcaklık parmak uçlarına değdiğinde irkilse de geri çekilmedi. Bir şeylerin, normal bir fani hayatının çok ötesinde ters gittiğini sezmişti. Ama beni tanıdığı için, anlatmaya hazır olmadığımı da anladı.
"Tamam..." dedi usulca, sesindeki o sıkıştırıcı tınıyı anında yumuşatarak.
"Bunu bana anlatana kadar peşini bırakmayacağım, biliyorsun değil mi? Ama şu an seni darlamayacağım. Çünkü içimde patlamak üzere olan başka bir şey var!"
Yatağımın kenarına kendini atıp bağdaş kurdu. Az önceki o kuşkulu bakışların yerini, gözlerinde çapkın ve heyecanlı bir parıltı almıştı.
"Pazar yerinde onu gördüm," diye fısıldadı, yüzüne yayılan o muzip gülümsemeyle.
"Kael'i şifalı ot tezgâhının orada, tam Eleyra teyzenin arkasından süzülürken, çarptım ona. Yere düşecek gibi olduğumda belimden öyle bir yakaladı ki... Güneş aşkına, Asteria! O kadar rahat, o kadar küstah bir gülüşü vardı ki önce gidip suratına bir tane geçirmek istedim."
Heyecanla ellerini sallayarak anlatmaya devam etti:
"Bana bakıp ne dedi biliyor musun? 'Dikkatsizliğinizi güzelliğinize mi borçlusunuz, yoksa bana çarpmak için bahane mi arıyordunuz?' dedi! O kadar flörtöz, ne yaptığından öyle emin bir edası vardı ki gözlerinin içine bakakaldım. Tezgahlar toplanana kadar pazarın altını üstüne getirdik birlikte. Bana o alaycı bakışlarıyla takılıp durdu ama yürürken bir an bile yanımdan ayrılmadı. Sanırım... galiba gerçekten âşık oldum Asteria. Bizi adadan getirirken senin telaşından fark edemedim ama Hilal Gecesi şenlikte gördüğümden beri yıldızlar göğe her yükseldiğinde rüyalarıma giriyor. Aklımı başımdan aldı o adam!"
Sırtını duvardaki yastıklara yaslayıp gözlerini devirse de, heyecanlı parıltı ve yüzünden eksik olmayan flörtöz gülüş, odamdaki dondurucu ve basık havayı bir anda dağıtıvermişti. Odada kapana kısıldığım bu süre boyunca ruhum öyle ağırlaşmıştı ki, Nerya'nın bu neşeli gevezeliği aklımı kurcalayan zifiri düşüncelerden beni çekip çıkaran tek şey oldu. Yüzümde nice zamandır ilk kez samimi bir tebessüm belirdi. Ona doğru uzanıp elini hafifçe sıktım. Elini tuttuğumda, parmak uçlarımdan süzülen o hafif mürdüm rengi sıcaklık Nerya'nın tenine temas etti. Gülüşü yüzünde donakaldı, gözleri ciddiyetle kilitlendi el ele tutuşan parmaklarımıza. Bu sırrı artık içimde tek başıma taşıyamıyordum.
"Kael konusuna döneceğiz..." dedim usulca.
"Ama önce sana bir şey göstermem gerek Nerya. Neden bu evden çıkamadığımı, neden buraya kapana kısıldığımı anlaman gerek."
Yatağın ortasındaki küçük ahşap tarağa doğru elimi uzattım. Gözlerimi kapattım ve zihnimde evcilleştirdiğim o mürdüm rengi alevi serbest bıraktım. Bedenimdeki sıcaklık parmak uçlarıma akarken, mor bir duman usulca tütmeye başladı. Nerya'nın nefesi kesildi.Elimi hiç dokundurmadan hafifçe yukarı kaldırdığımda, ahşap tarak masanın üzerinden havalandı. Havada usulca süzülürken, etrafını saran mürdüm rengi ışık odadaki loşluğu mor bir aydınlıkla kapladı. Tarağı yavaşça Nerya'nın avucuna doğru indirdim. Tarak eline düştüğünde Nerya şaşkınlıktan donakalmıştı.
"Ben... ben büyü yapabiliyorum Nerya," dedim, sesimdeki titremeye engel olamayarak.
"Dışarıda, krallığın gözü üzerimizdeyken tek bir kıvılcım bile çıkaramıyorum ama bu evin içinde, annemin perdeleme büyüsünün altında... Gücüm serbest kalıyor. Ve her geçen döngüde daha da güçleniyor."
Nerya avucundaki tarağa bakarken yutkundu.
“Krallığın gözü üstünüzdeyken derken?”
“Kehanet...” diye fısıldadım.
Telaffuz etmek bile kaburgalarımı kırar gibiydi.
"Gerçekleşmiş."
"Ne?" diye yükseldi sesi.
"Nasıl? Gerçekleşmiş, emin misin, o karanlığın doğmasına engel olurlardı?"
Acı acı güldüm. Gülüşüm gözyaşlarıma dönüştü. Nerya telaşla kollarıma asıldı.
"As, korkutma beni."
"Karanlık artık evrende... ve benim bedenimde."
Kala kaldı. Kaşları çatılır gibi oldu.
"Ne diyorsun sen!"
"Kehanette geçen melez benmişim. Evreni yerle bir edecek karanlık damarlarımda geziyor."
Odanın içindeki hava bir anda taş kesildi. Nerya'nın yüzündeki kan çekildi; kireç gibi bembeyaz kesilen dudakları aralandı ama içinden tek bir kelime dökülmedi.
"Hayır..." diye fısıldadı sesi kırık dökük.
"Hayır, Asteria... Bu imkânsız. O kehanet yüzyıllık. Sen benim Asteria'msın... Evreni yerle bir edecek sen olamazsın!"
Bana doğru bir adım atıp dizlerinin üzerine çöktü. İki eliyle birden yüzümü kavradı.
"Eleyra teyze... O yüzden mi büyülüyor evi? O yüzden mi seni burada saklıyor?"
Gözlerimi kapatıp başımla onayladım.
"Muhafızlar..." diye mırıldandı Nerya dehşetle.
"Orion Valdris... kışladaki o hareketlilik... Onlar senin varlığını hissetmişti, değil mi?"
Elleri yüzümden titreyerek kaydı ama bana daha da sıkı sarıldı.
"Seni onlara vermeyiz," diye fısıldadı kulağıma.
"Karanlık ya da değil... Seni o kimselere vermem Asteria."
"Ya gerçekten..." dedim, dudaklarım kupkuru olmuştu.
"Evreni yerle bir edeceksem gerçekten benim yok olmam gerekmez mi?"
"Ağzından çıkan o lanet kelimeyi hemen geri al!" diye bağırdı.
Sesi odada yankılandı, hemen ardından panikle ağzını kapattı. Hızla bana doğru yaklaşıp omuzlarımdan tuttu.
"Bana bak Asteria! Bir daha sakın o cümleyi kurma. Seni o lanet kehanete ya da Orion Valdris'e kurban etmeyeceğiz. Bu ay döngüsü bitecek, o meleksel parıltı damarlarında uykuya dalacak ve biz bir yolunu bulacağız. Yok olmak falan yok, anladın mı beni?"
Sözleri bir kıvılcım gibi düştü; ama ikimiz de biliyorduk ki Ayın kudreti damarlarımda gezerken saklanmak sonsuza kadar süremezdi.

🌙 ✨⚔️✨🌙

Kızıl Çöküş ile birlikte annem büyüyü bozar bozmaz eve girdiğinde soluğu kesik kesikti. Ama yüzündeki mutluluk görünmeyecek gibi değildi.
"Her şey normale döndü Asteria. Şüpheli hiçbir söylenti olmadığı gibi, güneş gökyüzüne yükseldiğinde taht halka haber duyurdu."
Şaşkınlıktan konuşamadım.
"Lord Orion Valdris'in nişanlısının geldiğini, Hilal Gecesi'nde nişan kutlaması yapılacağını duydum. Orion Valdris ise muhafız kışlasında yeni muhafızları eğitiyormuş."
"Nişanlısı mı?" diye fısıldadım. Dudaklarım kurumuştu.
"Evet!" dedi annem ellerimi kavrayarak.
"Gölge Büyüsü işe yaradı Asteria. Varlığını hissetmediler. Tehlike geçti! Orion Valdris o kehanetin peşini bıraktı; kışlasına döndü."
Gülümsüyordu ama benim içimde bir şeyler çatırdayarak un ufak oldu. Her Gölge Boyu'nda içimi bir yangın gibi saran o adam... Krallık halkı onun nişanını kutlamaya hazırlanırken kışlasında hiçbir şey olmamış gibi kılıç sallıyordu. Ben onun için sadece izi sürülememiş karanlık bir gölgeden ibarettim. İçimdeki acı gülüş, mürdüm rengi alevle çakıştı. Annem aşağıya inip beni yalnız bıraktığında sırtımı ahşap kapıya dayayıp yere kaydım. Dizlerimi göğsüme çekip başımı aralarına gömdüm. Ellerimi uzatıp ahşap zemine bastırdım. Parmak uçlarımdan sızan mürdüm rengi ışık çıldırmış gibi fışkırdı. Odayı kaplayan mor alevler kalbimdeki o tarifsiz acının sessiz hıçkırığıydı. Onu hiç tanımıyordum, o beni yok etmek için ant içmişti; ama başka birine gideceği gerçeği ruhumu kehanetten çok daha sert parçalıyordu.

🌙 ✨⚔️✨🌙

Karanlık Gece güneşe yerini bıraktığı sıralarda bu aptalca acımaya son verdim. Annem pazar tezgâhına gider gitmez evden ayrılıp şelaleye geldim. Şelalenin içinden geçerek gizli yerimde biraz soluklandım, yüzüp kendimi toprak zemine atarak gözlerimi yumdum. Kaç soluk zaman geçtiğini bilmeden yüzümde bir nefesin ağırlığını hissedip korkuyla gözlerimi açtım. Güneş çekilmişti; gökyüzündeki yıldızların ışıltısıyla göz göze geldiğim adam Orion Valdris'ti. Gece kadar karanlık pelerini şelalenin nemli havasında omzundan dökülüyordu. Ne kışladaydı ne de nişan hazırlıklarının ortasında...
Tam burada, üzerime eğilmiş duruyordu.
"Bir hayalet gibi kaçabileceğini mi sandın, cadı?"
Sesi şelalenin gürültüsünü yarıp kulağımın dibinde yankılandı. Kalbim kaburgalarımı döverken, bileğimde onun dokunuşundan kalan o eski mühürlü sıcaklık aniden tutuştu.
"Benden ne istiyorsunuz?" diye fısıldadım, sesim yırtıcı baskısının altında titriyordu.
"Canımı mı? Avlamaya ant içtiğiniz o cadı kanını mı?"
Buz mavisi gözleri ela gözlerimin derinine daldı. Çenemi kavradı. Parmaklarının sıcaklığı tenime dokunduğu an damarlarımdaki mürdüm rengi alev şahlandı. Yüzünü yüzüme yakınlaştırdı.
"Cadı kanı yasaklara boyun eğdiği sürece zarar vermeyiz; ama yasakları çiğneyen hangi tür olursa olsun yok etmek için ant içtim. Bu krallığı korumak için... Ama buradasın. Ve ben kışlamda senin hayalinle çıldırırken, seni bu saklı köşede böyle savunmasız buluyorum."
Çenemi tutan parmakları hafifçe bastırdı.
"İçimdeki melek seni istiyor. Beni sana itiyor. Ve ben bundan nefret ediyorum. Çünkü benim gibi acımasız bir adamın, göğün yasakladığı o kanı arzulamaya hakkı yok. Ama seni istiyorum... Lanet olsun, seni istiyorum."
Dudaklarından dökülen her itiraf zihnimdeki savunma duvarlarını un ufak etti. Gözlerindeki buz mavisi soğukluk yerini yakıcı bir açlığa bırakmıştı. Ellerim istemsizce zırhlı omuzlarına tırmandı.
"O zaman öp beni..." diye fısıldadım.
"Düşmanım olmaktan nefret ettiğin kadar nefret et benden Valdris. Ama buradayım. Beni yok etmek istiyorsan... önce bu arzunun altında yanmayı göze alacaksın."
Çenemi tutan eli ensemdeki saçlara kaydı. Dudaklarımız birbirine mühürlendiği an aramızdaki kırılgan hava patladı. İçimdeki büyü fırtınaya dönüşürken ilk darbe gözlerimden vurdu; ela gözlerimin irislerine kor ateşler fırlatılmış gibi yanmaya başladı. Gözlerimdeki acıyla birlikte dudaklarından kopmak zorunda kaldım. Tam göğsümün ortasına kızdırılmış kor bir demir basılmışçasına yırtıcı bir acı saplandı. Dudaklarına doğru acıyla inlediğimde Orion omuzlarımı sıkıca kavradı. Yüzündeki soğuk maske paramparça olmuştu. Başım geriye düşmüş hâlde gözlerimi araladığımda Orion'un açıkta kalan boynuna kilitlendim. Âdem elmasının hemen yanında, teninin altında parıldayan devasa bir ay ve onu çevreleyen mühür çemberi belirdi. Başım göğsüme düştüğünde; aynı mühür simetrisinin benim göğsümün ortasında da tenimi dağlayarak parıldadığını fark ettim.
"Ne... ne yaptın sen?" diye fısıldayabildim.
Orion'un parmakları omuzlarımda titredi. Sesi dehşetle yırtılmış gibi döküldü:
"Ben değil... Sen yaptın... lanetli melez." Sesi tiksindiği birşeyden bahseder gibiydi. Gözleri irislerimden ayrılmıyordu. Beni yok etmek için peşine düştüğü şeyin bir parçası hâline gelmiştim.
"Ağzını topla Valdris..." diye fısıldadım.
Göğsümdeki mühür etimi parçalıyordu sanki.
"Bunu ben istemedim! Beni sen buldun!"
Boynundaki o mühür göğsümdeki yangınla aynı ritimde parıldadı. Orion acıyla dişlerini sıktı.
"Kışla..." diye mırıldandı.
"Seni bu hâlinle kimsenin görmesine izin veremem. Bu mühür... Bu gözler..."
Gözlerim mi? Gözlerime ne olmuştu?
"Beni öldürecek misin?" dedim acı bir tebessümle.
"Söyle Valdris, boynunda benim mührüm varken beni nasıl yok edeceksin?"
Cevap vermedi. Beni ayağa kaldırırken parmaklarındaki demir tutuş, kışlanın soğuk mahzenlerine doğru gittiğimizin kanıtıydı. Adımları sertti ama beni tutan eli titriyordu.
"Bu yasak yüzyıllardır var," dedi sesi buz gibi ama titrek. "Hanedan, türlerin karışmasını bizzat yasakladı. Seni Muhafız Kışlası'na götürmek zorundayım Asteria. Hanedanın buyruğu bunu emrediyor."
Ama beni kavrayan parmakları sıkılaştıkça göğsündeki mühür de alevleniyordu. Yürürken bir an sendeledi, dişlerinin arasından acı dolu bir nefes kaçtı.
"Doğmaman gerekiyordu," dedi; sesi sert ve acımasızdı.
"Seni öpmem gerekiyordu... Melek kanımı sana verdiğim an anlamıştım. Sıradan bir cadı kanımla büyülenirdi. Evrendeki tek melezi; hangi cadının büyüsü, hangi meleğin mühürlü kanı bastırabilirdi ki? Emin olmam gerekiyordu, bu yüzden kanım gücünü serbest bıraktı."
Attığım adımla, duyduğum sözleri tüm bedenimi titretmeye yetti. Beni öptüğünü inkâr etmiyor, bunun bir amaç uğruna olduğunu söylüyordu.
"Şimdi benimle mahzene geliyorsun melez. Mühürlenmiş olmamız bunu değiştiremez. Mührüm bana acı çektirse de, sen evren için yok olması gereken bir Yasaklı Doğum'sun."
Dudaklarımı aralamadım. Öfkem içimde çığlıklar atarken susmayı tercih ettim. Beni mahzene kapatacaklardı. Sonum gölgeli geçitlerdeki kaos yaratıklarının yanı olacaktı.Boynundaki mühür bir kez daha zonkladı, ışığı gözlerime vurdu. İkimiz de biliyorduk; bu yalnızca başlangıçtı.

Bölüm sonu.
“Kader bazen iki düşmanı aynı zincirin iki ucuna bağlardı.”
Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum 🌙✨

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

17okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.