6. bölüm / 6
MOR GÖZLÜ LANETBÖLÜM 6 - Üç Gün
Bölümler 6Şu an: BÖLÜM 6 - Üç Gün
Ertesi sabah yola çıkmadan önce görev odasına çağrıldım.
Odaya girdiğimde masanın üzerinde bir dosya duruyordu.
Eğitmen dosyayı bana doğru itti.
"Daren Veyl."
Dosyayı açtım.
İlk sayfada bir adamın çizimi vardı.
Yaklaşık otuz beş yaşlarında görünüyordu. Koyu kahverengi saçları, kısa sakalı ve sağ kaşının hemen üzerinde ince bir yara izi vardı. Boyu ortalamanın biraz üzerindeydi. Genellikle koyu renk bir palto giyiyor, sol elinde eski bir deri eldiven taşıyordu.
"Güney bölgesinde yaşıyor," dedi eğitmen. "Ama sadece evini bilmen yeterli değil."
Sayfayı çevirdim.
"Orası şehrin en kalabalık bölgelerinden biri. Gündüzleri pazarlar ve dükkânlar açık olur. Akşamları ise ara sokaklar hızla boşalır."
Bir sonraki sayfada bölgenin kaba bir haritası vardı.
"Merkezden güneye indikçe yollar daralır. Eski mahalleye geldiğinde sokakların çoğu birbirine bağlanır. Takip edilmesi kolay değildir."
Haritaya baktım.
"Gece?"
"Eski mahallede kalabalık azalır. Bazı sokaklarda ışık yoktur. Ama meyhanelerin ve hanların çevresi gece boyunca hareketli kalır."
Dosyayı kapattım.
"Daren'in kaldığı yer?"
"Birinci katta. Dar bir sokağın sonunda."
"Tek başına mı?"
"Şimdilik öyle biliyoruz."
"Şimdilik?"
Eğitmen bana baktı.
"Bu yüzden takip ediyorsun."
Başımı salladım.
"Onu ne kadar uzaktan izlemeliyim?"
"Fark edilmeyecek kadar uzaktan."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Ve İzora..."
"Evet?"
"Bu bir saldırı görevi değil."
Bunu özellikle söylemişti.
"Yakalanırsan çatışmaya girme. Görevi bozma."
Dosyayı aldım.
"Anladım."
Güney bölgesine vardığımda sabah çoktan ilerlemişti.
İlk dikkatimi çeken şey kalabalıktı.
Dar sokakların iki yanında dükkânlar vardı. Sebze kasaları kapıların önüne dizilmiş, bazı satıcılar yüksek sesle müşterilere sesleniyordu. Arabalar ve at arabaları aynı yoldan geçmeye çalışıyor, insanlar birbirlerinin arasından sıyrılarak ilerliyordu.
Burası Morvian'ın çevresine hiç benzemiyordu.
Orada herkes ne yapacağını biliyordu.
Burada ise herkes kendi işindeydi.
Bu benim için iyiydi.
Kalabalıkta kaybolmak daha kolaydı.
Daren'in dükkânını bulduğumda henüz açmamıştı.
Karşı taraftaki eski bir binanın girişinde durdum.
Bir süre bekledim.
Sonunda kapı açıldı.
Dosyadaki çizime tekrar bakmama gerek kalmadı.
Daren Veyl olduğunu hemen anladım.
Koyu renk paltosu üzerindeydi.
Kapıyı açtıktan sonra önce sokağın iki tarafına baktı.
Sonra dükkâna girdi.
Ben de olduğum yerde kaldım.
İlk günün görevi başlamıştı.
Daren'in dükkânı sıradan bir dükkândı.
Baharat, kumaş, birkaç ev eşyası ve şehirde sık kullanılan küçük malzemeler satıyordu.
İçeri giren çıkan insan sayısı fazlaydı.
Bu da işi zorlaştırıyordu.
Daren'i gözden kaçırmamak için sürekli yer değiştiriyordum.
Bazen bir dükkânın önünde duruyor, bazen kalabalığın içine giriyor, bazen de karşıdaki binanın üst katındaki açık pencerelerden birinin gölgesinde bekliyordum.
Öğleye doğru Daren dükkândan çıktı.
Peşinden gittim.
Sadece birkaç sokak ilerledi.
Bir fırına girdi.
Sonra çıktı.
Ardından pazara uğradı.
Bir süre sonra geri döndü.
Sıradan bir gün geçiriyor gibiydi.
Ama onu takip ederken asıl zor olan buydu.
Sıradan görünmek.
Daren bir ara aniden durdu.
Ben de refleks olarak önümdeki tezgâha yöneldim.
Elimde olmayan bir şeyi inceliyormuş gibi yaptım.
Daren arkasına baktı.
Bakışlarının üzerimde olduğunu hissedebiliyordum.
Başımı kaldırmadım.
Birkaç saniye sonra yürümeye devam etti.
Ben de bekledikten sonra peşinden gittim.
İlk kez fark edilme ihtimalini o zaman düşündüm.
Belki de beni görmüştü.
Belki de sadece etrafa bakmıştı.
Bunu anlayamıyordum.
Akşam olduğunda Daren dükkânını kapattı.
Bu kez doğrudan evine gitti.
Ben de karşı sokağın başındaki boş bir binaya girdim.
Geceyi burada geçirecektim.
Bina kullanılmıyordu.
Alt katında eski tahta kasalar vardı. Üst kata çıkan merdivenlerin yarısı kırılmıştı.
Pencerenin önüne oturdum.
Daren'in evinin girişini buradan görebiliyordum.
Gece boyunca birkaç kez kapısı açıldı.
Bir adam geldi.
Yaklaşık on dakika sonra çıktı.
Daren kapının önünde adamın arkasından baktı.
Sonra içeri girdi.
Başka kimse gelmedi.
Sabaha karşı kısa bir süre uyudum.
İkinci gün daha erken uyandım.
Daren yine aynı saatte dükkânını açtı.
Fakat bu kez farklı bir şey oldu.
Öğle saatlerinde, daha önce hiç görmediğim bir adam dükkâna girdi.
Üzerinde koyu renk bir pelerin vardı. Yüzünü fazla göremiyordum.
Yaklaşık on dakika içeride kaldı.
Sonra çıktı.
Daren'in davranışları değişmişti.
Adam gittikten sonra kapının önünde birkaç saniye öylece durdu.
Ardından dükkânın kapısını kapattı.
İçeride yaklaşık yarım saat kaldı.
Sonra yeniden açtı.
Bu küçük değişiklik dikkatimi çekmişti.
Adamın peşinden gitmeyi düşündüm.
Ama görevim Daren'i takip etmekti.
Yerimde kaldım.
Akşama kadar onu izlemeye devam ettim.
Bu kez dükkândan çıktığında doğrudan evine gitmedi.
Şehrin daha eski taraflarına doğru yürüdü.
Sokaklar daraldıkça insan sayısı azaldı.
Daren sonunda eski bir taş binanın önünde durdu.
Kapıya baktı.
Sonra etrafını kontrol etti.
Ben karşı taraftaki binanın köşesinde duruyordum.
Beni fark etmemişti.
Kapıyı açtı ve içeri girdi.
Yaklaşık yirmi dakika sonra çıktı.
Elinde küçük, kahverengi bir kese vardı.
Ne olduğunu göremedim.
Daren keseyi paltosunun cebine koydu ve geldiği yoldan geri döndü.
Ben de peşinden gittim.
Geri dönerken aklımdaki tek soru kesenin içinde ne olduğuydu.
Kaldığım eski binaya geri döndüğümde Daren de evine girmişti.
Evin ışıkları kapalıydı.
Sanırım çoktan uyumuştu.
Ortalıkta kimse yokken Daren'in evinin etrafını daha detaylı incelemek istedim.
Doğru bir fikir miydi bilmiyordum.
Ama yine de yapacaktım.
Kaldığım eski binanın girişinden çıktım.
Eve yaklaştım.
Fazla büyük bir ev değildi.
Tek kişi için yeterince iyiydi.
Kapının yanında birkaç kasa ve birkaç fıçı vardı.
Sonra kapının üzerinde, bir şeyler yazılı olan bir kâğıt gördüm.
Ne yazdığını görebilmek için kapıya doğru uzandım.
Tam o sırada evin üst katındaki odalardan birinde ışık yandı.
Donup kaldım.
Ardından kapı açıldı.
Evet.
Daren Veyl karşımdaydı.
İçimden kendime kızdım.
"Aferin İzora... Harikasın. Şimdi planın ne?
Daren sağ kaşını hafifçe kaldırdı.
Bana doğru bir adım attı.
"Kimsin, küçük hanım?"
Ne diyeceğimi bilemedim.
Doğruyu söyleyemezdim.
"Kusura bakmayın, bayım. Amacım sizi rahatsız etmek değildi. Sadece kapınızın önünde bir kâğıt gördüm ve merak ettim."
Daren kafasını bilmişçesine salladı.
"Yine de tanımadığın insanların kapılarının önünde gezinmek doğru değil."
Ne diyeceğimi düşünürken arkasından bir ses geldi.
Bir kız sesi.
"Baba..."
Kaşlarımı çattım.
Baba mı?
Bu adamın tek yaşadığı söylenmişti.
Daren hızla arkasını döndü.
"Ne istiyorsun, Lauren?"
Kız birkaç adım öne çıktı.
Onu gördüğüm anda olduğum yerde kaldım.
Mor gözler.
İlk önce gözlerine baktığımı fark etmedi.
Ama sonra kızın bakışları benim gözlerime kaydı.
O da donup kaldı.
Yüzündeki ifade bir anda değişti.
Korkmuştu.
Gözleri büyüdü.
Bir adım geriye çekildi.
"Sen..."
Sesi titriyordu.
Daren önce kızına, sonra bana baktı.
Ve o an onun da fark ettiğini anladım.
Gözlerimi saklamak için başımı çevirdim.
Ama artık çok geçti.
Daren'in yüzündeki bütün ifade değişmişti.
Az önceki sakin adam gitmiş, yerine ne yapacağını hesaplayan biri gelmişti.
"Lauren."
Sesi sertti.
Kız ona baktı.
"Baba..."
"İçeri gir."
"Ama—"
"Şimdi."
Lauren bir süre bana baktı.
Sonra tekrar babasına döndü.
Başını eğip eve girdi.
Daren kapının önünde kaldı.
Bakışları hâlâ üzerimdeydi.
"Sen kimsin?"
Bu kez sesi daha soğuktu.
Cevap vermedim.
Bir adım geriye çekildim.
"Sanırım artık gitmem gerekiyor."
Daren'in kaşları çatıldı.
"Dur."
Ama dönüp koşmaya başladım.
Arkamdan geldiğini düşünerek birkaç sokağı hızla geçtim.
Ancak dönüp baktığımda kapının önünde değildi.
Yine de durmadım.
O gece gözlerimi kapattığımda aklımda tek bir şey vardı.
Lauren.
Mor gözlü bir kız.
Daren Veyl'in kızı.
Ve Morvian'ın bilmediği biri.
Üçüncü Gün..
Sabah olduğunda neredeyse hiç uyumamıştım.
Dosyada Daren'in yalnız yaşadığı yazıyordu.
Ama artık bunun doğru olmadığını biliyordum.
Daha önemlisi...
Lauren'in gözleri benimkilerle aynıydı.
Mor.
O gözleri gördüğüm ilk anda içimde garip bir his oluşmuştu.
Sanki yıllardır aradığım bir şeyi bulmuş gibiydim.
Ama ne aradığımı bile bilmiyordum.
Daren'in dükkânına gitmedim.
Bunun yerine evin çevresinde dolaştım.
Lauren'i tekrar görmem gerekiyordu.
Nedenini bilmiyordum.
Belki de yalnızca cevap istiyordum.
Öğleye doğru evin arka tarafındaki dar sokaktan geçerken onu gördüm.
Lauren tek başınaydı.
Elinde küçük bir sepet vardı.
Evin arkasındaki çeşmeye doğru yürüyordu.
Etrafına baktı.
Ben de duvarın arkasından çıktım.
Lauren beni görünce olduğu yerde durdu.
Gözleri yine büyüdü.
"Sen..."
"Merak etme."
Bir adım geri çekildi.
"Benden korkmana gerek yok."
"Sen de mor gözlüsün."
Sesi neredeyse fısıltıydı.
Başımı salladım.
"Evet."
Bir süre birbirimize baktık.
"Senin adın ne?"
"İzora."
Lauren bu ismi tekrarladı.
"İzora..."
Sonra etrafına baktı.
"Burada konuşmamamız gerekiyor."
"Neden?"
"Babam kızarsa..."
"Baban senden neden bu kadar korkuyor?"
Lauren cevap vermedi.
"Mor gözlerin yüzünden mi?"
Başını eğdi.
Bir süre sonra çok sessiz bir şekilde konuştu.
"Sen bilmiyor musun?"
"Neyi?"
"Bizim gibilerin başına ne geldiğini?"
İçim ürperdi ama yinede cevapladım
"Morvian."
Lauren'in yüzü bir anda soldu.
"Adını bile yüksek sesle söyleme."
Tam o sırada arkamızdan bir ses geldi.
"Lauren."
İkimiz de donduk.
Daren.
Yavaşça bize doğru yürüyordu.
Lauren'in yüzündeki korkuyu görünce onun da öfkesi yüzüne yansıdı. Bana baktı
"Sen."
"Kızımdan uzak dur."
"Sadece konuşuyorduk." Dedim sakin bir ses tonuyla
"Onunla bir daha konuşmayacaksın."
Lauren bana baktı.
Daren'in arkasında duruyordu.
Ama gözlerindeki ifade korkudan çok başka bir şey söylüyordu.
Sanki gitmemi istemiyordu.
Daren bana doğru bir adım attı.
"Bu kızın kim olduğunu bilmiyorsun."
"Belki de biliyorum." Dedi neden böyle demişti?
"Hayır."
Sesi sertleşti.
"Hiçbir şey bilmiyorsun."
Sonra Lauren'in kolundan tutup onu eve doğru götürdü.
Ben olduğum yerde kaldım.
Daren arkasına bile bakmadı.
Ama ben pes etmeyecektim.
O gün akşama kadar Daren'i uzaktan takip ettim.
Lauren'i bir daha görmedim.
Ama ertesi sabah beklemek yerine harekete geçmeye karar verdim.
Daren'in dükkânını açmasını bekledim.
Sonra her zamanki gibi onu takip etmeye başladım.
Bir süre sonra Daren dükkândan ayrıldı.
Ben de birkaç dakika daha bekledikten sonra geri döndüm.
Evin arka tarafına giden dar sokağa girdim.
Lauren oradaydı.
Beni görünce şaşırdı.
"Sen yine geldin."
"Evet."
Daren'in onu görmediğinden emin olmak için etrafa baktım.
"Seninle konuşmam gerekiyor."
Lauren tereddüt etti.
"Babam izin vermez."
"Onun izin vermeyeceğini biliyorum."
"Öyleyse neden geldin?"
Bir an sustum.
Sonra gözlerine baktım.
"Çünkü senin de benim gibi olduğunu biliyorum."
Lauren'in yüzündeki ifade değişti.
"Mor gözlerin yüzünden..."
"Evet."
Başını eğdi.
"Babam benim gözlerimi kimsenin görmesini istemiyor."
"Haklı."
Lauren bana baktı.
"Sen nereye gideceksin?"
"Loncaya."
Bir anda geri çekildi.
"Hayır."
"Neden?"
"Mor gözlü birini oraya götürmek... bunu yapamazsın."
"Orada güvende olacaksın."
"Emin misin?"
"Bana güven."
Lauren sessiz kaldı.
Ona doğru bir adım attım.
"Burada kalırsan baban seni saklamaya devam edecek. Ama bir gün biri seni fark ederse ne olacağını bilmiyoruz."
Lauren'in gözleri doldu.
"Beni götürürsen babam seni asla affetmez."
"Belki."
Omuzlarımı silktim.
"Ama şu an onun ne düşüneceğinden daha önemli bir şey var."
"Neymiş?"
"Senin güvende olman."
Lauren uzun süre sustu.
Sonunda başını kaldırdı.
"Ya geri dönmek istersem?"
"O zaman bir şekilde oradan kaçmana yardım ederim."
Bana baktı.
Sanki gerçekten inanıp inanamayacağına karar vermeye çalışıyordu.
Sonunda küçük bir baş hareketiyle onayladı.
"Tamam."
Loncaya giden yol boyunca Lauren neredeyse hiç konuşmadı.
Ben de onu fazla zorlamadım.
İnsanların yoğun olduğu yerlerden geçmemeye dikkat ettim.
Lauren başındaki kapüşonu yüzüne kadar çekmişti.
Bir süre sonra bana döndü.
"İzora."
"Hm?"
"Sen de benim gibi doğduysan..."
Sesi kısıldı.
"Senin ailene ne oldu?"
Adımlarım yavaşladı.
Cevap veremedim.
Çünkü bilmiyordum..ailem var mıydı?
Lauren bunu fark etmiş olacak ki bir daha sormadı.
Loncaya vardığımızda kapının önünde durdum.
Lauren etrafına baktı.
"Burada mı kalacağım?"
"Şimdilik."
Kapıyı açtım.
İçeri girdik.
Tam birkaç adım atmıştık ki arkamızdan bir ses yükseldi.
"İzora!"
Eğitmenin sesiydi bana ve Laura'ya baktı.
"Bu kız da nerden çıktı?'
"Uzun hikaye..izin verirseniz yarın sabah anlatayım'
Eğitmen kafasını salladı. "Pekala, Şimdi ikinizde dinlenin yarın sabah konuşuruz'
Eğitmen gidince ikimizde konuşmadık benim odamda kaldık
Yatağıma yattım günün yorgunluğundan çoktan uyumuştum.
Bölüm etkileşimi
