3. bölüm / 6
MOR GÖZLÜ LANETBÖLÜM 3 — Unutmanın Bedeli
Bölümler 6Şu an: BÖLÜM 3 — Unutmanın Bedeli
Morvian'da görevler genellikle sessizlik içinde verilirdi.
Ne bir tören yapılırdı ne de uzun açıklamalar.
Bir isim.
Bir yer.
Ve yerine getirilmesi gereken bir emir.
Ertesi sabah, eğitim alanına gitmek üzereyken koridorun sonunda duran gözetmeni gördüm. Siyah cübbesinin kolları taş zemine kadar uzanıyordu.
Beni beklediğini anlamak zor değildi.
“İzora.”
Adımlarımı yavaşlattım.
“Efendim?”
“Konsey seni çağırıyor.”
İçimde küçük bir huzursuzluk oluştu.
Son görevimin üzerinden birkaç hafta geçmişti. Bu kadar erken çağrılmam alışılmadık değildi ama Konsey'in beni doğrudan istemesi genellikle sıradan bir görev anlamına gelmezdi.
Gözetmenin arkasından yürümeye başladım.
Koridorlar her zamanki gibi sessizdi.
Taş duvarların arasından geçerken, yıllardır aynı yollarda yürüdüğümü düşündüm.
Bazen Morvian'ın içindeki her koridoru ezbere bildiğimi hissediyordum.
Bazen de buraya ilk kez gelmişim gibi.
Belki de bazı yolları gerçekten unutmuştum.
Konsey salonunun kapıları açıldığında düşüncelerim kesildi.
İçeri girdim.
Başımı eğdim.
“Çağırdınız.”
Gölgelerin arasından bir ses yükseldi.
“Yeni bir görevin var.”
“Dinliyorum.”
Masaya ince, koyu renkli bir dosya bırakıldı.
Yaklaşıp aldım.
İçinde tek bir isim vardı.
Eldren Voss.
Altında ise kısa bilgiler bulunuyordu.
Tüccar.
Şehir dışındaki eski malikanesinde yaşıyor.
Morvian hakkında bilgi sahibi.
Son birkaç haftadır loncanın faaliyetlerini araştırıyor.
Dosyayı kapattım.
“Benden ne istiyorsunuz?”
“Bilgileri ortadan kaldırmanı.”
Başımı kaldırdım.
“Adamı da mı?”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Hiçbir tanık kalmamalı.”
Cevap yeterince açıktı.
Başımı eğdim.
“Ne zaman?”
“Bu gece.”
Dosyayı alıp salondan çıktım.
Görev hakkında düşünmemeye çalıştım.
Bir ismi tanımak zorunda değildim.
Bir insanın geçmişini bilmek zorunda değildim.
Görevler kişisel değildi.
Bizim için hiçbir zaman kişisel olmamışlardı.
---
Gece çöktüğünde Morvian'ın kapılarından ayrıldım.
Şehir, uzaktan bakıldığında her zamanki kadar sakindi. Pencerelerden sızan ışıklar taş sokakların üzerine düşüyor, insanlar evlerinde yaşamlarına devam ediyordu.
Bazen onları izlerken garip bir hisse kapılırdım.
Bu insanların eve dönecek bir ailesi vardı.
Hatırladıkları çocuklukları.
Kendilerine ait isimleri.
Benim de bir zamanlar böyle bir hayatım olup olmadığını bilmiyordum.
Bunu düşünmek istemedim.
Malikâne şehrin dışındaydı.
Yüksek duvarların arkasında, yıllardır terk edilmiş gibi duran büyük bir yapı.
Fakat pencerelerden birinde ışık vardı.
Eldren Voss uyanıktı.
Duvarın gölgede kalan kısmından ilerledim. Sessizce içeri girdim ve koridor boyunca yürüdüm.
Ev eskiydi.
Ahşap zeminler her adımda ses çıkarmaya hazırmış gibi gıcırdıyordu.
Nefesimi yavaşlattım.
Sessizliğe karıştım.
Sonunda açık bir kapının önünde durdum.
İçeride bir adam masanın başında oturuyordu.
Önünde kitaplar ve kâğıtlar vardı.
Onlardan biri dikkatimi çekti.
Koyu renkli kapağın üzerinde tanıdık bir sembol vardı.
Morvian'ın sembolü.
Adam başını kaldırdı.
Beni gördü.
Gözlerinde korku oluştuğunu sandım.
Ama bağırmadı.
Sadece uzun bir süre bana baktı.
Sonra sessizce konuştu.
“Mor gözlü.”
Elim silahıma gitti.
“Ne biliyorsun?”
Adam yavaşça ayağa kalktı.
“Benden önce gelenlerin çoğu bu soruyu sormadı.”
“Ben onlar değilim.”
“Hayır.”
Bakışları gözlerimde kaldı.
“Sen onlardan daha az şey hatırlıyorsun.”
Parmaklarım sıkıldı.
“Konuşmayı bırak.”
Adam masanın üzerindeki bir kâğıdı aldı.
“Morvian sana her şeyi anlatmadı.”
“Beni ilgilendirmez.”
“Gerçekten mi?”
Ona doğru bir adım attım.
“Son kez söylüyorum.”
Adamın yüzünde garip bir ifade belirdi.
Acıma.
Bu ifadeden nefret ediyordum.
“Bence ilgilendiriyor, İzora.”
Adımı söylemesi beklediğim bir şeydi.
Ama yine de içimde bir şey gerildi.
“Beni tanıyor musun?”
Adam cevap vermedi.
Bakışları masanın üzerindeki kâğıtlara kaydı.
“Belki de önce sen kendini tanımalısın.”
Bir anlığına her şey sessizleşti.
Zihnimde belirsiz bir görüntü oluştu.
Bir kapı.
Sıcak bir oda.
Bir kadının sesi.
O kadar tanıdık bir sesti ki…
Olduğum yerde donup kaldım.
Ama görüntü hemen kayboldu.
Geriye yalnızca boşluk kaldı.
Adam bunu fark etmiş gibi başını hafifçe eğdi.
“Gördün mü?”
Çenemi sıktım.
“Ne yaptığını bilmiyorsun.”
“Hayır, İzora.”
Sesi sakindi.
“Bence sen bilmiyorsun.”
Ondan sonra ne olduğunu düşünmek istemedim.
Görev tamamlanmalıydı.
Morvian'ın emirleri sorgulanmazdı.
Ve ben sorgulamayı yıllar önce bırakmıştım.
---
Malikâneden çıktığımda gece daha da kararmıştı.
Ay bulutların arkasına saklanmıştı.
Adımlarımı hızlandırdım.
Görev bitmişti.
Eldren Voss artık Morvian hakkında konuşamayacaktı.
Ama birkaç adım attıktan sonra durdum.
Başımın içinde bir ağrı hissettim.
Bu his yabancı değildi.
Ellerimi şakaklarıma götürdüm.
Hayır.
Hayır, yine değil.
Nefesim hızlandı.
Bir şey…
Bir şey zihnimden uzaklaşıyordu.
Önce bir görüntü gördüm.
Küçük bir el.
Sonra sıcak bir yüz.
Bir kadın bana doğru eğiliyordu.
Saçlarının rengi…
Onu görebiliyordum.
Bana gülümsüyordu.
Bir şey söylüyordu.
Ne söylediğini duymaya çalıştım.
Biraz daha…
Biraz daha…
Ama ses uzaklaştı.
Yüz bulanıklaştı.
“Elini bırakma,” diye fısıldadım.
Kime söylediğimi bilmiyordum.
Görüntü parçalanmaya başladı.
Kadının yüzünü hatırlamaya çalıştım.
Gözlerini.
Sesini.
Beni nasıl tuttuğunu.
Ama ne kadar çabalarsam, o kadar uzaklaşıyordu.
Sonunda…
Hiçbir şey kalmadı.
Ellerimi yavaşça indirdim.
Karşımda karanlık sokak uzanıyordu.
Bir süre kıpırdamadan durdum.
Az önce neyi kaybettiğimi biliyordum.
Bunun bir anı olduğunu hissedebiliyordum.
Önemli bir anı.
Belki hayatım boyunca sahip olduğum en önemli şeylerden biri.
Ama artık ne olduğunu bilmiyordum.
Zihnimde yalnızca açıklayamadığım bir acı kalmıştı.
Boşluk.
Nedenini bilmediğim bir özlem.
Morvian'a doğru yürümeye başladım.
Her adımımda aynı düşünce zihnimin içinde dolaşıyordu.
Bir gün…
Unutacak hiçbir şeyim kalacak mıydı?
Ve o gün geldiğinde…
Ben hâlâ ben olacak mıydım?
Bölüm etkileşimi
