9. bölüm / 14
Mistakes Bear...BÖLÜM 9-ALAZ MI, DEMİR Mİ?
Bölümler 14Şu an: BÖLÜM 9-ALAZ MI, DEMİR Mİ?
- 1 Bölüm 1-SEÇİM...903 kelime
- 2 BÖLÜM 2-GÜVEN...838 kelime
- 3 BÖLÜM 3-ALDATILMA...815 kelime
- 4 BÖLÜM 4-VELAYET SEÇİMİ...1.067 kelime
- 5 BÖLÜM 5-TETİK...1.360 kelime
- 6 BÖLÜM 6-EN BÜYÜK HATA...1.640 kelime
- 7 BÖLÜM 7-KARAKOL...1.665 kelime
- 8 BÖLÜM 8-İHANET...2.763 kelime
- 9 BÖLÜM 9-ALAZ MI, DEMİR Mİ?4.458 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 BÖLÜM 10-ÖLÜM OYUNU...3.460 kelime
- 11 BÖLÜM 11-İTİRAF SAYFASI...2.681 kelime
- 12 BÖLÜM 12-'ÜÇÜMÜZ BİRİMİZ, BİRİMİZ ÜÇÜMÜZ!'2.155 kelime
- 13 BÖLÜM 13-SON HATA:00.002.744 kelime
- 14 MİSTAKES BEAR...885 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Son kelamlarını da karşımda acımasızca akıtıp gitmişlerdi, korku bazen paçalarımı, bazende hayatımı tutuştururdu, ne vardı da bir kez olsun hata yapmasam... Emir döndüğümde yüzü biraz düşük gibiydi. Anlam veremedim, yüzüme yalancı bir tebessüm takındım.
"Ne oldu, Emir?"
"Yok bir şey."
Kollarını benden saklıyor gibiydi, ne olduğunu evvelinde öğrenecektim. Çok uzamadım, ders başlayacaktı.
"Herneyse, ders başlayacak, sonra konuşuruz."
Başını sallayıp yanımdan kalktı, kızlar tuvaletine gidecektim ki içeriden iki tanıdık sesin adımı geçirdiğini duydum. İç geçirerek bunların kim olduğunu tahmin etmesi zor olmadığını mırıldandım, tam sınıfa girecekken erkekler tuvaletinden çıkan o iki tanıdık yüzle karşılaştım: Demir ve Alaz. İkisi de gülümsedi bana, karşılık vermeden sınıfa girdim. İkiside arkamdan garipser baktılar, hiç onlar için beş saat muhabbet açamazdım, bu yüzden gülümsemedim. Ders başladı, herşey normaldi. Ta ki içeriye o ikisi gelene kadar. Yüzlerinde kocaman bir gülümseme vardı, hemde arkası dolu bir tebessüm. İkiside başta bana baktılar, bu demek oluyor ki o dolu arka plan benim için özenle hazırlanmıştı. Başımı eğip ilgilenmedim, ilgilenecek ne vardı ki zaten? Aptal bir beni çökertme planı mı, yoksa beni öldürüp Emir'e sahip olma planı mı? Hepsi birbirinden komik geliyor kulağa. Ama bu saçma planlar benim hayatıma mal olacak planlardı. Aman, hata yapmayayım da artık...
Dersi orta şeker atlatıp Emir ile konuşmaya başladım, birbirimiz hakkında ki herşeyi öğreniyorduk, zaten birbirimizi tanıyorduk. Telefonumun titremesi üzerine baktığımda annemin aradığını söyledim, izin isteyip sınıfın dışına çıktım. Tam çıkacakken kapının önünden Emir'e baktım, yanında Alya ve Güneş vardı. Yüz ifadesi değişikti, ne diyorlardı acaba da bu oyunlarına Emir'i muhalefet ediyorlardı?
Çokta umrumda değildi, ne diyorlarsa desinler, uymak ve uymamak Emir'in iki dudağının arasına kalmış.
"Efendim anne?"
"Kız ne olmuş olabilir sana, doktor arayıp beş yüz tane şey söyledi!"
"Hee, onlar mı? Toplasan bir grip etmezler."
"He, tamam. Bende ölüyorsun falan sandım. Doktorda öyle büyük bir şey gibi anlattı ki dedim mezar taşını ayarlayalım! Hahahaha!"
"Hehe, Herneyse diyeceğin var mı?"
"Yokta, neden bu kadar kısa kesiyorsun?"
"Okuldayım çünkü,"
"Doğru, dolapta ki yemeği bitirdin değil mi, bende tatilde gibiyim, gelirim bir haftaya da, çok yapmıştım yemeği, idare edebildin mi?"
"Dolapta yemek mi vardı ki?" Diye mırıldandım sessizce.
Bunu duymuş olacak ki cevap verdi.
"Kız nasıl göremedin, şimdiye kadar ne yiyordun?"
"Yok, yok, hatırlamadım bir an. Çok az kaldı, çok beğendim, bitecek neredeyse, yenisini yollamanı öneririm."
"Hahaha, küçüklüğünden beri hep oburdun zaten! Acaba ne kadar kilo aldın, merak ettim şimdi. Eve gidince fotoğraf atsana."
"Yok annecim ya, utanırım çok aldım, biraz vereyim atarım!"
"Peki, neyse seni çok tutmayayım. Hadi görüşürüz!"
"Görüşürüz."
Telefonu kapatıp sınıfa doğru ilerledim, beni görünce Emir'in etrafından ışık görmüş hamam böceği gibi uçuştular. Yanına oturdum, daha değişik bakıyordu, eğer onu kaybedeceğim bir şey söylerseler işte o zaman beni de ebediyen kaybederlerdi, çünkü sığındığım bir o vardı dünyada. Garipseyerek baktım ona, ardından nefesimi toplayıp konuştum.
"Ne oldu?"
"Yok bir şey."
"Emin misin, Emir?"
"Evet..." İçine kaçmış sesiyle konuşmuştu, muhtemelen önemli şeyler konuşulmuştu.
Nefesini toplamaya çalışarak konuştu.
"Ee, ben senin aileni tanıyorum, neler olup bittiğini, aile bireylerini, kaç kardeş olduğunuzu... Yani sen beni pek tanımıyorsun."
"Doğru söylüyorsun, merak ettiğim pek bir şey yok, ama eğer anlatacaksan heyecan ile dinlerim!"
"Pekala, annem ve babam eskiden kavga eden iki gençti, babam bir gün annemi terk etti, Fransa'ya kaçtı. Ben küçük olduğumdan annem hiç ağlamadı yanımda, hep baban 'geri gelecek' derdi, hep inanır sabırsızlıkla beklerdim. Babam beni 3 yaşından evvel hep dövdü, hep kızdı, bağırdı... Bir gün annemi hastanelik etti, ama annem hep güldü. Çünkü ben vardım, her gece korkar annemin odasına girmek için kapıyı aralardım, ama annem tüm gece ağlardı. Hep 'keşke babam gelse de annemi sakinleştirse...' diye umut ederdim. Bir gün babam eve geldi, yanında başka bir kadın vardı, babama bu kim diye sorduğumda 'annen' dedi. Bense inanmayıp 'iyi de annem içeride, daha yeni geldim yanından! Yoksa annem ışınlanmak yok derken yalan mı söylüyordu?! Ama iyi de bu anneme hiç benzemiyor!' dedim, babamın dizi kadar boyum olduğundan beni ayağı ile ittirdi. Anneme bir kağıt verdi, imzalanmasını söyledi. Annem hayır dediğinde onu dövdü ve benim velayetimi almakla tehtid etti. Annem korkuyla imzaladı. Annemin eteğini çekiştirip 'babam daha yeni gelmişti, neden gitti?' diye sordum, bana onun bir gün geleceğini, şimdilik işi çıktığını söyledi. 14 yaşına kadar babamı hep merak ettim, önce sesi, sonra da yüzü yok oluyordu zihnimde, tekrar görmek istedim. Annem ile karşı karşıya geldik, ona babamın yıllardır nerede olduğunu sordum, 'o gelmeyecek' dedi. Lafı zihnime öyle bir işlenmişti ki... 14 yıl boyunca onu beklemiştim oysa... 'öldü mü?' Dedim, hayır dedi. Ne olduğunu sorduğumda bizi terk ettiğini söyledi. Hala az da olsa merak ediyordum. Ama annem herşeyi anlattığında bir bir tüm umudum yıkılıyor, merakım gidiyordu. Şuan onu hiç merak etmiyorum, bir yerlerde yeni karısıyla mutludur umarım."
Böyle büyük bir geçmişi nasıl hiç yansıtmamıştı? Bu inanılabilir miydi ki? Neden erkekler hep sağ olmak zorunda, ağlayınca hepsinin gururu kırılıyor sorsan!
"Bu geçmişini daha önce neden anlatmadın ki? Hiç yansıtmadın da!"
"Çünkü aynı şeyleri sen de yaşadın, hayatımda ilk kez sana güvendim, çünkü nasıl bir his olduğunu bilirsin, hayal kırıklığının ve anne baba eksikliğininin."
Başımı salladım, teneffüs çoktan bitmişti, sırasına geçti. Dersi bir şekilde atlattıktan sonra yeniden yanıma geldi. Gülümseyerek karşılamıştım.
"Anlatamadıklarım var."
"Oo, bakıyorum da birilerinin hayatı baya efilliymiş!"
"Sorma..."
Söylemek için nefesini topladı, tam konuşacakken bir an duraksadı, yüzünü daha üzgün bir tavır kapladı.
"Bir de kız kuzenim var bu okulda, sürekli sevgili iddiası çıkıyor hakkımızda."
"Gerçekten mi? Kim? Göstersene, tanışmak çok isterim!"
"Gösteririm bir ara..."
Ailesi, akrabaları ve yaşamı hakkında bir çok bilgi edinmiştim, gerçekten de üzücü bir geçmişi vardı. Sohbete o kadar dalmıştım ki, ilk başta ne oldu sorusunun konusu değiştirdiğinden bile haberdar değildim.
(...)
Teneffüsler son saatleri gösterirken kısılan vakit beni eve kavuşturacağı için mutluydum, Emir kantine gitmişti, bense sıramda kalakalmıştım. Onsuz ne kadar yalnızım ama... Demir geldi yanıma, ne olduğuna anlam vermeden yakınarak konuşmaya başladı.
"Efsun..."
"Efendim?"
"Benimle biraz üst kata gelir misin?"
"Ama Emir burada durmamı söyledi."
"Emir seni satın mı aldı? Özgür bir bireysin sanıyordum!"
"Aa, şey, pekâlâ, geliyorum!"
Bileğimden tuttu, ama kimse Emir kadar nazik değildi, üst kata dediği herhal terastı, daha ne kadar çıkacaktık?
Ve evet, beni terasa götürdü. Buraya öğrencilerin çıkması yasaktı.
"Efsun..."
"Buraya neden çıkardın beni, yasak değil mi?"
"Sana bir şey söyleyeceğim, daha sonra bırakacağım."
"Pekâlâ, dinliyorum."
"Ben seninle uzun zamandır tanışmaktan ziyade arkadaş gibi görüyordum,"
"Siz beni sürekli fiziken zorbalığa, hatta akran zorbalığına da uğratmıyor muydunuz?"
"Hepsinin bir sebebi var, Efsun. Seni zorbalamamızın sebebi senden nefret etmemiz değil; sana daha yakın olabilmek içindi. O güne kadar her şey normal ilerliyordu, fakat Alaz yanımıza gelip senden deli gibi hoşlandığını söyledi, takıntılı gibi herşeyini öğrenmeye çalışıyordu. Ama sana zarar vermek istemiyordu. İçtiğin kahvenin markasına kadar ezberliyor, giydiğin tişörtün kumaşına kadar bakıyor, kuruluş tarihine kadar araştırıyordu. Bir gün sana nasıl yaklaşılabilir diye plan kuruyordu, ve aklına en kötü yöntem geldi; senin zorban olacaktı. Seni deli gibi seviyor, incitince kendini affetmiyordu. Senden öylesine haz alıyor, bakışlarını derine saklıyordu ki... Sen şu ana kadar Alaz'ın hiç sana yaklaştığını gördün mü? Elbette hayır, çünkü korkuyor. Sana dokunmaktan korkuyor, incitmenden korkuyor. Senin sürekli ilgini çekmek istiyordu. Sana silah kullanmayı öğretirken bile sırf bir kaç kez temas ettiği için o günü tarihi, saati hatta salisesini bile kafasına kazıdı, ona gidip hayatının en güzel anını sorsan salisesine kadar söyler. Efsun, o gün olanlardan sonra hepimizin başı döndü ya, dün bana Alaz söyledi. Çünkü sana temas edeceği plandaymış, bu yüzden o duman arasında senin zihnini bulamış, hatırlama, ona karşı farklı bakma diye. O seni o kadar ayrıntılı seviyor ki..."
"Bunu neden anlatıyorsun?"
"Çünkü sana yaklaşma sebebimiz hiç kimsenin nefreti değildi, sana düşman değildik!"
"Yani, bunları söylemek için mi çıkardın beni buraya?"
"Hayır, aslında bakarsan asıl konuya değinmedim. Ben seni normal biri olarak görüyordum, ta ki benim yanıma gelene kadar. Alaz'ın bizi hep izleme sebebi kıskançlıktı, tenine zarar gelse benden biliyordu, derste kollarımız çarpışsa beni doğduğuma pişman ediyordu. Herşey normal ilerlerken seni sadece arkadaş olarak görüyordum, ama ne zaman yanıma oturdun, o zaman bir his daha beslemeye başladım, herhalde yakın olduğumuz içindir sandım. Ama biz ne zaman seninle okuldan kaçtık, o zaman sana karşı olan duygularımı fark ettim. Bunu Alaz henüz bilmiyor, ama lütfen beni kabul et, sana istediğin kadar zaman tanırım! Benlik sıkıntı yok! Ama senden deliler gibi hoşlandığımı bil... Yani diyeceğim o ki; sana karşı hissettiğim duygular münasip değil, bir bağ gibi, bu ince ipi sen tutsan eminim ki çok mutlu bir hayat süreceksin, yani uzun lafın kısası, duygularıma karşılık verip benimle sevgili olur musun?"
"Aa, şey, bir anda da beklemiyordum. Bana biraz zaman verir misin?"
"Dilediğin zaman olsun, Efsun'um. Dile bir saniye, dile bie salise, seni her daim ölüm döşeğinde severim, hep seni bekliyor olacağım..."
"Peki, şimdi inebilir miyiz?"
"Peki hanımefendi,
Yavaşça bileğimden tuttu, aşağı inmeye başladık. İndiğim gibi onunla karşılaşmam bir oldu.
(...)
"Emir?"
"Efsun..."
"Emir..."
"Efendim Efsun?"
Demir bana baktı, önce bileğime baktım, Emir de baktı, sonra Demir'e baktım. Bileğimi daha sert tuttu, bırakması için sarstım, bırakmadı. Tekrar denedim, Emir omuzlarını düşürmüş gidiyordu, arkasından seslendim ama dönüp bakmadı bile.
Demir'e baktım tekrar, dudaklarımı büktüm. Gözlerimi sertçe kapattım, ağlamamak için.
"Demir! Ne yaptığını sanıyorsun?!"
"Onu sevmediğini sanıyordum, yanılıyor muymuşum?"
"Onunla bunun ne alakası var şimdi, bırak beni!"
Kolumu sertçe çektim, Demir arkamda kalakalmıştı. Sınıfa girdim, yoktu. Arkamı umutsuzca döndüm, belki bahçededir diye. Arkamı dönmemle beraber onunla çarpıştım. Bedenlerimizi ani teması bir anda içime değişik bir his düşürdü, pişmanlık mı desem, hüzün mü desem, ürperti mi desem bilemedim... Ama tüm duygularım o an mikslenmiş gibiydi. Göz bebeklerim büyümüştü.
"Emir?"
Cevap vermedi, biraz daha yaklaştı. Elini kapının üstüne yasladı, aramızda ki mesafeyi hafifçe kapattı. Yakındık ama çok uzaktık. Nasıl anlatılır bilmem. Gözleri önce titreyen dudaklarıma, daha sonra gözlerime doğru süzüldü. Gözlerim sulandığında adeta cam gibi parlıyordu, dudaklarımı bir birine bastırdım ağlamamak için, hafifçe yaklaştı, artık aramızda ki mesafe gözle görülebilir halde değildi. Duraksadı, biraz daha geri çekildi. Kaçmak çırpınmak isterken olduğum yerde kitlenmiş, donakalmıştım.
"Efsun..."
Sadece yutkundum, gerisin geri sadece sessizlik vardı.
"Neden?"
Durdum, neyden kastettiğini çok iyi biliyordum.
"Ben sade...Sadece... Habersizdim."
"Bunu bende biliyorum."
Bu sefer neyden kastettiğini çok anlamamıştım, ağlamak istiyordum, normal mi? Başımı başka yöne çevirdim, ağlarsam görmesin diye. Ne güzel, onu da kaybediyordum.
"Özür dilerim."
Pencereye taraf döndüm, gözlerindeki sulanma artık gitsin diye.
"Bilsen ne çektiğimi..."
Ne dediğini anlamamıştım, çok şifreli konuşuyordu.
"Özür dilerim."
Ne dese özür dileyecek kıvama gelmiştim, aşk böyle bir şey miydi acaba? Elle tutulur mu, gözle görülür mü, hissedilebilir mi, hal ve hareketleri değiştirebilir mi?
Tekrar ona baktım, hala inanmaz gözlerle bakıyordu, acaba üst katta bizi mi gördü. Ama imkansızdı, orada kimse yoktu bizden başka, ya Demir'in bir oyunuysa..?
Uzaklaştı, ellerini serbest bıraktı, ardından gitmem için önümden çekildi, keşke bağırsa, çağırsa bir şey yapsa, ama böyle sessiz kalmasa...
Ders başladı, ardından bitti ama benim içimde ki o his bitmek bilmedi. Ağlamak istiyordum, hemde çok, oturup boş boş saatlerce ağlamak istiyordum. Ama güçlü durmalıydım, çünkü çökersem arkamdan beni tutacak bir kişi yoktu. Demir geldi yanıma, yalnız başıma oturuyordum. Sessizce oturdu ve hiç bir şey söylemeden telefonunu gösterdi. Ne olduğuna anlam verememiştim. Bir video vardı, tıkladı ve açtı. Görüntülerde üç kişi vardı, Demir, Alaz ve Emir... Erkekler tuvaletindeydiler. Demir onları çekiyor, Alaz, Emir'i dövüyor ve Emir herşeye sessiz kalıyordu, özellikle kollarını mahvetmişlerdi. Çizik içinde bırakmışlardı. İçim acıdı, 4:07 dakikalık bir videoydu, sonuna gelince benim de sonum gelmiş gibiydi. Demir sessizce telefonunu kapattı, ardından nefesini toplayıp konuşmaya başladı.
"Bu görüntüleri neden izlettiğimi merak ediyorsun değil mi?"
Başımı salladım.
"Bu dayağın hepsi sarıldığınız için. Alaz, Emir'i öldüresiye dövmesinin tek sebebi bu."
"İyi de Emir, Alaz'ın adamı değil ki. Neden olan Emir'e oldu?"
"Alaz sadece adamlarını mı dövüyor sanıyorsun, en kolay örnek; kantinde yaklaşık 3 hafta önce bir çocukla çarpıştın ya, üstüne su döküldü. Tahmin et o çocuğa ne oldu?"
Dudaklarım titredi, bu psikopatlığa girerdi!
"N...Ne oldu..?"
"Çocuğa hayatını zindan etti, peki ya sonra ne oldu dersin? Çocuk fiziksel ve ruhsal çöktü bunca şeyden sonra, okuldan gitti."
"Ne..?"
Başını salladı, ardından acı içinde gülümsedi.
"Bunu sana son kez söylemek isterim. Çünkü korkarım ki bu beni son görüşün olabilir."
"Ne? Neden?
"Sana aşık olduğumu söyleyeceğim, beni yaşatacağını düşünmüyorum. Son bir isteğim olacak; bir kez olsun sarılabilir miyim?"
Ya bizi izliyorsalar? Aslında cevabım kesinlikle hayırdı, ama benim yüzümden ölürse çekeceğim vicdan azabının yanında bir de son isteğini gerçekleştirememenin yükümlülüğünü alacaktım. Tamamen sessiz kaldım, bir şey daha gelecekti başıma, çok belliydi. Sarıldı, karşılık veremedim, çünkü bunca yılın kini kısa süreli bir yumuşaklığa katlarca ağır basardı. Yine de gülümsemeye çalıştım. Yanımdan gitti, arkasından bakakaldım. Sınıfın penceresine baktığı da Emir beni izliyordu, hayır, bakacak zamanı mı bulmuştu?
O gün tek kelam etmeden günümü bitirdim, Demir'i ve Alaz'ı bir kez daha göremedim. Eve gittiğimde üstümde anlamsız bir yük vardı, sanki çok daha kiloluymuşum gibi geldi. Emir'in verdiği şuruba baktım uzunca, onu içersem kesin kusardım, çok kötü hissetmiyordum. Hasta olduğuma da inanmıyordum, ne var birazcık zayıfladıysam. Tartıya doğru ilerledim, en son 50 kilo civarıydım. Artık ne kas kalmıştı, ne de kilo. Tartının üstüne çıktım. 15 saniye civarlarında kilom sabit kaldı. Baktığımda tekrar baktım, nerdeyse 30'lu rakamlara düşmüştüm, nasıl yani? Bu ben miydim? 17 yaşında ki biri bu kadar kilo olabilir miydi? Salona geçtim, gözüm kararıyordu. Saat 19:00'ye geliyordu. Yemek yemek için kendimi motive edecektim, ama öyle bir niyetim bile yoktu. Aç değildim nasıl olsa. Yaptığım herşeyi gözden geçirdim. Demir'i red etmemiştim çünkü hata yapmaktan korkuyordum, kabul etmemiştim çünkü bunların hepsinin bir oyun olmasından korkuyordum. Ona sarılırken karşılık vermemiştim çünkü vicdan azabı çekmek istemiyordum, ben olduğum yerde stabil bir hayat yaşamak istiyordum. Saat 23:00'e geliyordu. Yatmak için hazırlandım ki kapının önünden bir şey geçmiş gibi geldi, ardından kapı sertçe tıklatılmaya başladı. Korkmaya başlamıştım, bir ses gelmişti, ses tanıdıktı, bu Alaz'dı.
"Aç kapıyı!"
Delikten baktığımda yerinde duramayan bir adet Alaz gördüm, belli ki kafası yerinde değildi, bu yaşta içmiş gibi duruyordu, ne bekliyordun ki zaten psikopatın birinden?
"Efsun!"
Kapıya dayanmıştı, polisi mi çağırsaydım, hayır, daha yeni ihbarda bulunmuştum. Bunu öğrenmesi çok kötü olurdu. Annemi arasam bu saatte almazdı, ayrıca bunları öğrenmemeliydi. Aklıma bir isim geliyordu ama aramak biraz yüzsüzlük olurdu, beklemeye başladım.
"Seni seviyorum!"
"Senden hoşlanıyorum! Sana aşığım lan!"
Aptal bir 7 yaşında ki çocuk gibi konuşuyordu, zar zor tutunuyordu kapıya. Delikten tekrar baktığımda yüzünde kocaman bir sırıtış vardı, önce bana baktı. Daha sonra deliğe doğru silah tuttu.
"Aç yoksa seni öldürürüm."
İçimde öyle büyük bir korku vardı ki, Emir'i aradım. Sessizce bekledim, tehtidler yağdırıyordu, korkuyla başka bir odaya geçtim. Emir'i aradığımda iki üç kez çaldı, açılmadı. Kapatıp tekrar aradım. Bu sefer açtı. Olabildiğince kısık bir sesle konuşmaya başladım.
"Emir, yardım et!"
"Ne, ne oldu?"
"O kapıda! Burada, beni tehtid ediyor!"
Bu sırada fark etmiştim ki artık ses gelmiyordu, onun yerini amansız, garip bir sessizlik kapladı.
"Kim?!"
"Alaz..."
Derken çoktan içeri girmiş Alaz büyük bir sırıtış ve çarpık adımlarıyla bana doğru gelmeye başlamıştı. Gözlerim büyüdü, korkudan çarşafı öyle bir sıkmıştım ki...
"Alaz defol!"
Arama hala açıktı. Nefesim kesildi, Emir hala konuşuyordu ama sesi kısıktı.
"Seni seviyorum dedim!"
"Ne yapayım?! Defol!"
Yüzünde ki sırıtışı genişletirken daha da üzerime geldi. Yaklaştığında komşular duysun diye bağıracaktım ki eliyle ağzımı kapattı. Daha sonra sırıtarak arkasından uzun bir tüfek çıkardı, onda tüfeğin ne işi vardı? Başıma doğrulttu, sertçe başıma bastırmaya başladı, ardından elini çekti. Göz bebeklerimin büyüdüğünü hissedebiliyordum. Yavaşça geri çekildim, sessizliği telefon bozdu.
"Bekle, telefonu kapatma sakın, geliyorum!"
Telefona baktı, gülerek bana döndü, yüzünde sinir vardı.
"Emir ha?"
Silahı başıma daha da bastırdı, başım patlayacak gibiydi. Sessizce kulağıma eğilip fısıldadı:
"Ona buraya gelmemesini söyle, yoksa onu öldürürüm!"
Başımı salladım, Emir'e bağırdım.
"Emir!"
"Ne? Ne oldu? N'oldu çabuk söyle, korkuyorum bak!"
"Buraya gelme sakın!"
"Neden?! Yoldayım!"
"Geri git, o zaten gitti, ben iyiyim!"
"Peki."
İçim rahatladı bir an, onu kaybetmektense kendimi kaybetmeyi yeğlerim. Telefon kapandı. Kısa süre sonra ekran karardı, birazdan benimde hayatım kararacaktı.
"Ne yapacaksın bana?"
Korkuyordum ama sesimi sakin tutmaya çalışıyordum, üzerime doğru gelmeye başladı. Yüzünde ki sırıtış genişliyordu, ellerim bembeyaz olmuştu çarşafı sıkmaktan. Soğuk hava ikimizin arasına giriyordu, kapı açık olduğundan burnum kızarmıştı.
"Sana aşığım diyorum, anlamıyor musun?"
"Ne yapayım?"
"Benimle birlikte ol."
"Bunu istemiyorum!"
Silahı başıma sertçe bastırdığında içim ürperdi.
"Sana fikrini soran olmadı!"
"İstemediğim bir birliktelik yapmak sence de saçma değil mi? Seni sevmeyeceğim ve sen sadece kendi başına bana yaranmaya çalışacaksın, kulağa dipsiz bir kuyudan farklı gelmiyor!"
"Beni sevmen için daha kaç tane adam öldürebilirim?!"
"Adam öldür diyen yok sana! Sadece hislerim için davranışlarını düzeltmelisin!"
"O aptal Emir gibi mi? Vursan ağlar o, tek kurşunluk canı var!"
"Bunun dayanıklılık ile alakası yok!"
"Bende o zaman senin boş kriterlerini dolduramam!"
Üstüme yaklaştı, kendimi can havliyle geriye attım, o da yatağa çıktı. Bu sırada rüzgar hiç olmadığı kadar esti, Alaz'ın arkasına baktığımda Emir duruyordu.
Sessizce yaklaştı, hiç tepki vermeden bakışlarımı hemen Alaz'a çevirdim, artık aramızda ki mesafe kapanıyor gibiydi. Bu sırada Emir ani bir haraketle Alaz'ın boynuna bir şey enjekte etti, iğne yapmıştı. Alaz tetiğe basmak istiyor gibiydi, ama bunu yapamadı. Yaklaşık 3 saniye içinde yere yığıldı. Karşımda sadece Emir kaldı.
"Ne yaptın sen?!"
"2 saate ayılır, hızlı olmamız lazım!"
"İyi de bunu ne yapacağız?"
"Demir'i ara, o evini biliyordur!"
Başımı sallayıp hemen Demir'i aradım, ama ya şuan aramızda değilse? Çaldı, çaldı ama açan olmadı. Gözlerimden bir yaş damla damladı. Tekrar aradım, ama şaşırtıcı şekilde açtı.
"Alo, Demir!"
"Efendim, bir dakika sen nasıl?"
"Anlatırım, önce evime gel, hemde şimdi!"
"Peki, ama anlatacaksın!"
"Tamam, bekliyorum!"
Korkudan elim ayağıma karışmıştı. Emir hemen bir bez istedi, lavabodan alıp geldim. Kapıyı silmeye başladı, dış kapıyı. Anlam veremedim, zaten sökülmüş, toz mu alıyordu?
"Ne yapıyorsun?"
"Kapının menşetelerinden parmak izlerini siliyorum, polis gelmemeli. Gelirse fark etmemeli! Mahalleli sesten kesin şikayetçi olmuştur!"
"İyi de ben bağırdığımda kimse kılını kıpırdamamıştı!"
"O farklı bu farklı, bu bina içi bir olay, sitede yankılanmıştır tüm ses!"
Tüm parmak izlerini sildi. Daha sonra bana dönüp bir eldiven istedi, verdiğimde hızla ellerine geçirip kapıyı tamir etmeye başladı. Bir çok vidayı sökmüştü, herşeyi yerli yerine koyduğunda kapıyı yerine takmıştı. Herşey bittiğinde ellerini çırpıp iç çekti.
"Aptal, o kadar içmişki kapının kilidini değil menşetesini sökmüş!"
"Bunu eliyle yapması mümkün mü?"
"Belli ki silahın namlusunu çıkarıp yapmış, geri yerine çok düzgün takamamış gibi gözüküyor."
Başımı salladım, yeni bir bez getirmemi söyledi. Getirdiğimde silahı alıp silmeye başladı, namlusunu geri yerleştirdi. Onu da nasıl kullandıysa, uzun, siyah, içi boş, oval bir çubuktan farkı yok! Daha sonra tek tek tüm kapıları silmeye başladı, mübarek temizlik yapıyordu sanki! Yani polis gelince iki sorar biter her şey, oturup tüm parmak izlerini kontrol etmez ki.
Her yeri sildiğinde eldivenlerini çıkardı ve yeni bir çift eldiven aldı. Onları Alaz'ın ellerine bir şekil giydirdi. Ardından kapı iki kez tıklatıldı, iki seçenek vardı, ya polis, ya Demir. Ama biri hayatımızı karartırken diğeri hayatımızı kurtaracaktı. Emir ne olur ne olmaz diye Alaz'ı tuvalete sakladı. Kapıyı açmadan delikten baktım, bu kişi derin bir 'ohh' çekmeme sebep oldu, elbette Demir'di.
Kapıyı açtım, Emir'e çıkmasını söyledim. Çıktığında yanında Alaz'ı da sürüklüyordu.
"Heh, sonunda geldin Demir!"
"Koşarak geldim ya!" Dedi nefes nefese.
"Peki, Alaz tek mi yaşıyor?"
"Evet, yani şimdilik, yakın zamanda tatile gittiler."
"Tamam, onu evine götür, şu tüfeği tutmadan önce eldiven giy. Daha sonra onun yatağa yatır ve eldivenlerini çıkar. Ardından önce bol suda yıka, daha sonra at. Kendin içinde aynı şeyi yap, tamam mı? Ha, bu arada, evde içmişse içkilerini kaldır, hiçbir şey hatırlamasın. Bunları olabildiğince hızlı yap."
"Nasıl taşıyacağım?"
"Tabana kuvvet, çok uzak mı ki?"
"Yani 15 dakika falan sürer."
"Yapacak bir şey olmamakla beraber vakitte yok. Hadi hızlı ol!"
"Pfff, peki!"
Çıktığında ikimizde eldivenler ile eve giriştik, ben çarşafımı makinaya attım, o ise kapı kulplarını ve dış kapıyı tamamen sildi. Daha sonra Emir eve ayakkabıyla girdiğini gördü, eldiven ile kapıyı açıp dışarıya koydu ayakkabısını. Bende çoraplarımı değiştirdim. Yerlere paspas attım. Her şey bitmişti, geriye sadece açıklanması gereken konular kalmıştı. Oturacakken Emir bir anda televizyondan bir şeyler açmaya başladı, ne olduğunu anlamamıştım ki polis siren sesleri tüm odayı doldurdu. Emir olduğu yerde hızlıca bir şeyler söylemeye başladı.
"Kapıyı tamir ediyordun, bende az duyuyorum. Kapı açıkken dizi açıktı bu yüzden ses gitti."
Ardından bana döndü, son derece ciddi bir tavır takınmıştı.
"Polislere bunu söyleyeceksin."
Korkuyla başımı sallayabildim. Kapı tıklatılmaya başladı.
"Aç, polis."
Kapıyı açtım, yüzümde adeta profesör yalancı bir tavır vardı.
"Neden gelmiştiniz?"
"İhbar aldık."
"Ne ihbarıydı?"
"Sesler gelmiş,"
"Aa, şey gerçekten özür dileriz. Ben kapıyı tamir ediyordum ki kapı yere düştü aniden, arkadaşımda evde, küçüklüğünden beridir kulağı az işitir, dizi izliyordu, sesi çok açıktı. Sizde yorulmuşsunuzdur, su ikram edeyim isterseniz."
"Pekala, evi yine de bir kontrol edebilir miyiz?"
Emir'e baktım, başımı salladı.
"Tabii, buyurun böyle."
İçeriye girip dolaşmaya başladılar, bir şey bulamayınca dışarıya çıktılar.
"Özür dileriz, sizi boşuna strese soktuk, yanlış ihbar çıktı."
"Aa, sorun yok. Olabilir, bir su içseydiniz."
"Yok, sağol. İyi günler."
Gülümseyerek kapıyı kapattım, ardından kapıya yaslanıp derin bir 'ohh' çektim. Birkaç saniye sonra kapı tekrar çaldı. Ne oluyordu lan? Emir ile bir birimize baktık, oda anlamamış gibiydi. Kapıyı açtığımda tüm korkum bedenimden süzüldü, Demir'di.
İçeriye geçtik, artık cevaplanması gereken sorular vardı.
"Demir,"
Bana baktı.
"Hm?"
"O benim evimi nereden biliyor?"
"O beni öldürecekti, bende bilmediğimi söyledim,o ise o gün seni eve bıraktığımız bilgisine çoktan ulaşmış, bir süre sonra ölümle burun buruna geldim, içmiş hali ile acımadan dövüyordu, bende en son söylemek zorunda kaldım."
"Pekala, ona itiraf ettin mi?"
"Evet, bana sadece okkalı bir tokat attı, daha sonra evine davet etti. Gelmedim, bol bol içmeyi ihmal etmemiş. Sonra da senin yanına geldi işte."
"Demir, şimdilik uzun bir gün geçirdin, artık evine dönebilirsin. Biz Emir ile bir şeyler konuşacağız."
Başını salladı, kapıdan çıktığında arkama yaslandım. İç çekip Emir'e döndüm.
"Onu neden red etmedin?"
Anlam veremedim.
"Ne?"
"Demir'den mi hoşlanıyorsun?"
"Elbette hayır!"
"O zaman neden sadece zaman istedin?"
"Sen orada mıydın?"
"Ben hep senin yanındaydım, ama sen farkında değilidin."
Haklı olabilirdi çünkü Demir o görüntüleri izletirken bile oradaydı.
"Nasıl yani?"
"Örneğin; Alya sana seçenek sunduğunda o belirsiz gölge kimin sanıyordun?"
Doğruydu.
"Başka bir örnek; o yağmurlu günde seni yolda bekleyen şemsiyeli silüet kim sanıyorsun?"
O da doğruydu.
"Kızlar seni çekiştirirken senin yanına gelmem plansız mı sanıyordun?"
Ne? Bu bir plan mıydı?
"Sen o gün neden beni merdivenlerde sıkıştırdın?"
"Asıl nedenimi şimdilik söyleyemem, ama senin o ifadeni gördüğümde herşeyin ters gittiğinden çok emindim."
"Neden sürekli şifreli konuşuyorsun?"
"Neden sürekli isyankar konuşuyorsun?"
Ortam iyice gerilmişti.
"Önce sen cevap ver, neden?"
"Sadece bazı şeyler zaman ister, zaten öğreneceğin şeyleri merak etmen normal ama bunu bir hedef haline getirmen anormal. Herşeyin bir vakti, zamanı ve yeri vardır. Sana bunları şuan yüzüne söyleyemem."
"Ne olabilir ki de bu kadar abartıyorsun..."
"Yeterince sordun, sıra bende. Neden sürekli isyankar konuşuyorsun, sakladığın şeyler mi var?"
"Elbette hayır, ne saçmalıyorsun sen?"
"Herşeyi inkar etmen şüphe çekici. Demir'in sana o görüntüleri izlettiğini biliyorum."
"Ne görüntüsü?"
"4:07."
Ne dediğini anlatmadan haykırmış gibiydi.
"Sana neden bunu yaptılar?"
"Sebebini zaten biliyorsun."
Bunu nereden biliyordu, ne çeviriyordu acaba..?
"Hayır, sen neden karşılık vermedin."
"Herşeyin tek bir nedeni var ama...Ama bunu söyleyemem."
Bu lanet şey ne olabilirdi?!
"Hiç bir şeyime yanıt vermeyip sonra çok yanıtlamış gibi davranıyorsun!"
"Sadece tek bir şey, ama bu hayatımın merkezi. Bana biraz zaman tanı!"
"Peki, ilerletmeyeceğim. O zaman o gün Alya ve Güneş sana ne dedi, ben telefon görüşmesi yaparken."
"Gereksiz bir kaç iddiada bulundular, yakında ortaya çıkar foyaları."
"Buna da cevap yok, sen şuan herşeyi cevapladığını mı sanıyorsun?"
"Sen hep anlatamayacağım yerden vuruyorsun çünkü!"
"İyi de senin hakkında bilmediğim tek şey bunlar, geriye kalan herşey zihnimde!"
İkimizde susup kalmıştık, gerginlik tüm odayı sarıp sararken başımın yavaşça dönmesi üzerine gözüm karardı. Emir endişe ile yanıma koştu.
"İyi misin, ne oluyor?"
Başımı salladım, Emir su getirdi. Zorla iki yudum aldım. Yemek yedikçe midem bulanıyordu, ki açta değilim.
Emir'in en saçma noktada bile beni umursaması nedense değişik hissettiriyordu, birinin benim için endişelenmesi, ne bileyim, değişik hissettiriyordu.
"Geç oldu."
"Sen uyumadan gitmem."
"Olmaz, yanlış anlaşılır. Sen git evine,"
"Hayır, senin sağ salim uykuya dalmanı görmeden bende uyuyamam."
"Emir, annem gelirse yanlış anlaşılır, onu bırak komşu gelse. Tüm mahalle duyar. Ayrıca ya sende uyuya kalırsan, bunlar iki liseli arkadaşı aşar, evine git."
"Neden anlamıyorsun, sana kötü niyetle yaklaşmıyorum."
"Ben zaten böyle bir iddiada bulunmadım, sadece bu bizi aşar. Ayrıca insanlar tarafından her ne kadar iyi niyetli olsanda hoş karşılanmaz."
"Neden hep elalem ne der tarafına bakıyorsun ki, iki gün dedikodusunu yapıp üçüncü gün başkasını çekiştirirler. Aynı cadde içerisindeyiz, bende biliyorum hoş buraları."
"Ben sadece normal davranışları söylüyorum, şimdi gider misin evden?"
"Biliyor musun? İnsanlar sürekli elalem ne der diye gezerse başkasının farklı fikrine o elalem gözüyle bakar, ama bu iğrenme değil, imrenme. Çünkü kendi kararlarını verebilenler her zaman daha öndedir."
"Düşünce yapın ve edebiyatın iyi de, bunu bana yapma, ben olması gerekeni söylüyorum."
"Herneyse, seninle bu tartışmaya girersek çıkamayız, bir şey olursa ara."
Telefonunu alıp etrafta gezindi, herşeyi tamamlanınca yolcu ettim. Gittiğinde uzunca iç çektim, aslında yaptığı edebiyat iyiydi, çünkü bende iyice anneme benzemiştim, hep elalem ne der şeklindeydim...
Yastığa başımı koyduğumda bin bir düşünce kafamın içinde dolaşıyordu, Emir'in o tüm konulara dahil olan sırrı ve Alya'nın dedikleri. Hepsi aklımı tırmalıyordu. Ne olabilirdi acaba..?
(...)
Sabahın kör edici güneş ışınları odama dolarken uyanmama sebep olmuştu. Ne ara, sanki daha 1 saat önce uyumuşum gibiydi. Kalkıp hazırlandım, o aptal güne uyanmanın verdiği sersemlikle beni nasıl okulda uyandıracaklarından habersizdim.
Okula vardığımda Emir yanıma geldi, iyi uyudum mu diye sordu. Kalite kontrol yapıyor sanki. İyi olduğumu ve çok iyi bir uyku çektiğimi söylemiştim, yalandı. Çünkü ne iyiydim, ne de iyi uyumuştum. Demir yanımıza geldi, iyi olup olmadığımı sordu, iyi dedim. Bugün bu yorgunlukla neden okula geldiğimi sorduklarında hiç yorgun olmadığımı söyledim, benden güzel yalancı olur...
İlk ders başlayıp bitmişti. Demir beni terasa çağırdı, sebebini sorduğumda söylemedi. Bende gelmek istemediğimi belirttim, önemli olduğu söyledi. Emir kesin peşimden gelecekti. Keskin nişancı gibiydi adeta, her yerden çıkan bir fare gibi... Terasa çıktığımızda Alaz karşıladı bizi...
Ödüm bir tarafıma karışmıştı.
"Ne oluyor?"
Demir, Alaz'ın yanına geçti, ne karıştırıyorlardı bunlar?
"Dün için üzgünüm, Efsun."
"Beni öldürüyordun! Emir'i öldürüyordun! Onu bırak polislik oluyorduk!"
"İnan ki madde etkisindeydim, ne yaptığımı hatırlamıyorum."
"Bana aşık olduğunu söyleyip bana zorla sahip olmaya çalıştın! Beni öldürmeye, Emir'i öldürmeye ve mahalleliyi ayağa kaldırmaya çalıştın. Sen gecenin bir vakti kapıma dayandın!"
"Özür dilerim, çok içmişim. Sadece sana açıldığımı hatırlıyorum. Amacımda buydu, kabul etmezsen madde altındayım, edersen sadece biraz içmişim muamelesi yapacaktım, ama belli ki herşeyi bir birine katmışım. Tekrar özür dilerim..."
"Sen hala ne yaptığının farkında değilsin, komik ve eğlenceli falan geliyor değil mi adam öldürmek, ama sana bir sır vereyim mi? Ben katiyen adam öldüren biri ile sevgili olmam, sevgili olmayı bırak ilgi bile duymam."
"Ben cidden özür dilerim, ikimizde sana dün açıldık, ben takıntılıyken o sadece hoşlanıyor."
"Yani?"
"Sana seçim şansı tanıyoruz, hangimiz seçersen onunla beraber olacaksın ve ikimizde karışmayacağız."
Ne saçmalıyordu bunlar, cidden adam öldüren iki genç ile mi çıkacaktım, bir de seçim yapmamı istiyorlar.
"Seçim senin; Ben mi, Demir mi?"
Bu sefer bir sürem yoktu, Demir'i seçsem, Demir'i ebediyen kaybederim, Emir'i de mahvederim. Alaz'ı seçsem kendimi kaybederim. Her ikisini de seçsem herkes ve herşeyimi kaybederdim. Vakit daralıyor, Alaz mı, Demir mi? İkisi de beni mahvetmekle kalmayıp çevremi de mahveder. Ben sadece Emir'den hoşlanıyordum ama, ikisi ile de samimi olmak istemezdim, hem neden sevmediğim biri ile olayım ki?
"Karar senin, vaktin daraldı."
Her ikisi ile de beraber olmak asla istemezdim, son kozumu oynayacaktım.
"İkinizi de seçmiyorum!"
"Ne?"
Şimdi hatırladım, bu sahne geçen günkü rüyamda da vardı. Ama bilin bakalım ne eksik, ikisini de seçmeyince hayatımın kararacağını söylemişlerdi. Ne güzel, hatalarıma bir hata daha eklenmişti, yine hata yapmıştım, bir kez doğru karar veremiyorum ki... Hata, hata, hata... Hayatımın karası hata.
...
Bölüm sonu...
Bölüm etkileşimi
