Mistakes Bear... kitap kapağı

10. bölüm / 14

Mistakes Bear...

BÖLÜM 10-ÖLÜM OYUNU...

Vaveyla Yazarı: Papatya Tacı🌼

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 14Şu an: BÖLÜM 10-ÖLÜM OYUNU...

Terasın o soğuk havası üstüme üstüme vururken ikisinin şaşkın tepkisi göz bebeklerime yansıyordu, korkunç derecede stresliydim. Alaz bana doğru hızla bir adım attı, hemen geri çekildim.

"Dur!"

Evet, ondan korkuyordum. Gecenin bir vakti kapıma seni seviyorum diye dayanan bir manyaktan elbet korkacaktım.

"Sen... Sana seçim hakkı verdik ve sen sadece ikimizi de seçmediğini söyledin. Bu adil değil! Bizi seçmeyip, o aptal Emir'i mi seçeceksin!"

İnkar etmedim, hem inkar etmesemde kime yarar? İkisi de hala şaşkındı, Demir olduğu yerde cıkını bile çıkarmazken Alaz bağırıp çağırıyordu. Üstüme yürümeye başladı, geriledikçe taş duvar ve korkuluk arasındaki mesafe azalıyordu, düşmem an meselesi olabilirdi, ayrıca bina 5 katlı upuzun bir binaydı, yerle arası en az 100 metre civarıydı. Belki biraz daha az ama bir 90 vardır. Korkuyordum, çok hemde. Artık kalçam korkuluklara değiyordu, zaten sırtıma bile yetişmez kadar bir duvar örülüydü. Kendimi geriye sarsarken Alaz bana yetişti. Bileklerimden tuttu sertçe, aramızda ki mesafeyi hafifçe kapattı.

"Senden hoşlanıyorum derken yalan mı söylediğimi sanıyordun?"

Yavaşça demirlere doğru dayadı, artık başım ve sırt çevrem korkulukların arasındaydı, bacağım takılsa yerdeydim. Demir, Alaz'a durması için bağırdı. Alaz hala beni oradan sarsıyordu.

"Seni seviyorsam kabul etmek zorundasın!"

"B...Be...Ben k...kabu..."

Korkudan kekeliyordum, Alaz yüzüme doğru yaklaştı. Beni kendisine çektiğinde Demir müdahale etmeye çalıştı. Ama pekte işe yaramadı, Alaz tek tekmesiyle onu yere serdi. Yüzünü hafifçe yüzüme yaklaştırdı, seslice yutkundum.

"Senden hoşlanıyorsam karşılık vermelisin!"

Sinirli ama bir o kadar da sakin gibiydi. iki elini başıma yerleştirdi, beni kendisini zorla yavaşça yaklaştırırken bu pozisyonda asla kaçamayacağımı, kaçmaya çalışırsam beton asfaltı boylayacağımı anlamıştım. Tiril tiril titrerken arkadan biri gelip Alaz'ı çekti, dengemi kaybetmiş gibiydim. O an dengemi kaybettim, geri geri düşerek hayat veda edeceğim sırada gözlerim çoktan kapanmış, ancak anlam veremediğim şekilde boşluk hissi içimi kaplamamıştı. Asfaltı boylamadığımda gözlerimi açtım, biri belimden tutuyordu. Güneş gözlerime yansıdığından kör olmuşçasına etrafı göremiyordum, bir el güneşi kapattı, ardından gördüğüm görüntü Emir'in o mutlu ama endişeli tavrıydı...

Alaz yerinden kalktığında Emir hızla beni yere bıraktı ve Alaz'a karşılık verdi. İkisi çok fena dövüşüyordu, müdahale edemedim, içime kaçmış sesimle 'durun' demek ile yetindim, o da çıkmamıştı zaten.

Dakikalar sonra Alaz yerde yatıyordu, Demir çoktan en uç köşeye gitmişti. Emir soluk soluğaydı. İlk kez onu bu kadar kontrolünü kaybetmiş görüyordum, sinirli ve güçlüydü. Hatta o kadar güçlü gözüküyordu ki uzaktan baksamda onun o kasılmasını seyir edebiliyordum. Emir o yorgun hali ile bir de kalkıp yanıma geldi.

"İyi misin?"

"Beni boş ver, sen hiç iyi gözükmüyorsun. Dudağın kanıyor!"

"Yok bir şeyim. Hadi kalk, zaman kaybetmeyelim."

Kalkmaya çalıştım ama vücudum şok halindeydi, ne kadar çabalasam da kalkamadım.

"Yürüyebileceğimi sanmıyorum, sen git, biri gelirse ben açıklarım."

"Olmaz öyle şey, gel buraya."

Tek hamlede kucağına almıştı, buna bu güç nereden geliyordu? Alnı terlemiş, nefes alış verişi düzensizleşmişti.

"Demir, sende gel. Alaz başının çağresine bakacak bir çocuk."

Demir de peşimize takılmıştı. Tüm nöbetçileri atlatıp sınıfa girdik. Alya ve Güneş orada duruyorlardı. Bize baktılar, sadece gözlerimi Emir'e çevirmekle yetindim. Emir'in umru şuan pekte onlarda değildi. Beni sırama bıraktı, ardından oturup su içti. Nefesini bir düzene soktuğunda yanıma geldi.

"Bacakların iyi mi?"

"Bilmiyorum, birden bire..."

"Bunun aslında bir nedeni olabilir, dün o şurubu içip yemek yedin mi?"

"Aslında..."

"Doğruyu söyle, bu tıbbi açıdan çok önemli."

"Maalesef, vakit yoktu."

Başını salladı, yüzü endişeliydi.

"Çok güzel, vücudun iflas ediyor. 10 güne aşkın yemek yemedin, vücut buna alıştı. Artık ilaçlarda seni geri getirmeyecek."

Çok korkutucu gelmişti, ölüyor muydum lan ben?

"Nasıl yani, çözümü yok mu?"

"Bekle, yapay zekaya soracağım. Ama sorun şu ki araştırmalarıma göre sadece o işe yarıyor."

"Doktora gitsem çözülür mü?"

"Hayır, maalesef bu noktadan sonra doktorların yapabileceği hiçbir şey yok."

"Serum falan da mı olmaz?"

"Hayır, bekle. Soracağım."

Başımı salladım, bacaklarım hissedilemez bir ağrıyla kaplanmış, belimin aşağısı tamamen haraket edilemez hale gelmişti.

"Ne?"

"Ne oldu?"

"Yapay zekaya sordum sormasına da, bana sadece vücudun rejenerasyona uğraması gerektiğini, tüm iflas etmiş ve etmekte olan organların yenisinin gelmesini söyledi. Bu fazla ileri, aynı bir bitkiyi kuma ekmek gibi!"

Hayır, bunu yapmaktansa ölmeye nağmerim. Hem maddi, hemde süreçte ki manevi desteği verecek kimsem yok. Ölsem daha iyi.

"İstemiyorum."

"Maddiyat açısından mı? Olabildiğince para almaya ve ek işlerde çalışmaya başlarım. Bunu karşılarım!"

"Hayır, o değerli vaktini benim boş ömrüme hem etmek için harcama."

"O boş dediğin ömür..."

"Lütfen, eğer yaşarsam ya da yaşamasam bir şey fark etmez, biz sadece tanışan iki genciz. Hayatını mahvetmene izin veremem."

"Ama..."

"Lütfen."

Sesi ağzının içine tıkılı kalmıştı, nefes verdim, eğer yürüyemezsem bundan sonra sürekli tekerlekli sandalye ile gezmek zorunda olacaktım. Bunu hiç istemiyordum...

Ders başlamak üzereydi, başımın çağresine bakarım deyip Emir'i sırasına gönderdim. Ders Tarih'ti. Eski zamanlarla alakalı ne varsa anlatıyordu, dinliyordum dinlemesine de... Anlıyor muydum, o tartışılır.

Ders bitişinde beni durmadan izleyen Demir ve Emir ikilisi baş ucumda duruverdi. Sürekli iyi olup olmadığımı soruyorlardı. Hep evet diye geçiştirsemde hiçte iyi değildim.

Neyse, en azından iyi misin diye soranım vardı.

Gün bitti, güneş batmaya durdu. Ama Alaz ortalıkta yoktu. Terasta değildi, revirdeydi herhal. Yol uzun ve alacalıydı, engebelli tabanı arabaları zıplatırken insanların da yürüyüş kalitesini bozuyordu. Emir beni kucağına almıştı yine, aptal mı bu çocuk?

"İndir beni, bir şeyler oluyor?"

"Ne oluyor?"

"Ahh, önce indir!"

Beynimden aşağı doğru bir sıcaklık süzülmüştü. Bacaklarımda değişik bir his yarattı. Emir beni yavaşça indirdi, bacaklarım uyuşuyordu. Bir adım attım, sendelediğimde Emir hemen tuttu beni, Demir de yanımızdaydı. İkinci adımı attığımda nihayet düzelmiştim. Yürüyebiliyordum, sevincini yaşayacakken başımdan gelen acıyla yere savruldum, sonraki gördüğüm şey ise hepsinin birer birer yere serilmesiydi...

(...)

Gözlerimi açtığımda beni koca bir karanlık karşıladı, başımın acısı üzerine kalkacaktım ki elimin bağlı olduğunu keşfettim, ne aptal bir taktik ama, çok klişe! Neler olduğunu henüz anlamamıştım ki karanlık hol kadar dar koridordan bir kaç adım sesi yükseldiğini duydum. Yankı yapıp yeniden geldiğinde bir adım daha atıyordu, yavaş ama temkinliydi. Karanlığın içinde kaybolmuş silüet yavaş yavaş bir bedene bürünüyordu, gözlerimi sıkıca kapatıp tekrar açtım. Herşey gerçekti, adımlar net ve uzaktı, ama çok yakınımdaydı. Bir çakmak açılma sesi geldi, ardından kapanma. Gülümseyen bir beden karşıladı beni, bu oydu; Alaz...

Onun oyununa düşmüştüm. Nefret ediyordum, çok hemde. O takıntılı manyağın tekiydi, en kötüsü bile sevince uysallaşıyordu, buysa huysallaşıyor. Duygularını kontrol edemiyordu, adam öldürüyordu. Yanıma gelip sırıtışını genişletmekten hiç kaçınmıyordu, o iğrenç elleri ile çenemi tuttu.

"Bırak, o iğrenç ellerini kendine sakla!"

"Günün sonunda beni seveceksin."

Elini yavaşça çekti, bende hızlansın diye çırpındım. Etraf çok karanlıktı, aydınlık olması gerekmez miydi?

"Benden ne istiyorsun?"

"Beni sevmeni."

O aptal şakayı yapıp üstüne bir de gülmüştü. Ne aptal ama...

"Beni neden kaçırdın?"

"Şşt, öyle tabirler kullanmayalım. Ödünç çaldım diyelim."

Ya sabır...

"Çok mu komiksin sen?"

"Buraya şaklabanlığa değil, kahramanlığa geldik. Sabırsız olduğumdan giriş ve gelişmeyi geçtim, sonuca odaklanalım."

"Neymiş sonuç?"

"Çıkalım."

"Ne?"

"Benim ol diyorum."

"Lütfen girişe dönelim."

"Hahaha, senden az buz hoşlanmadığımı ikimizde biliyoruz. Diyorum ki, acaba duygularıma artık karşılık mı versen?"

"Asla."

"Çıksak?"

"Katiyen."

"Ne istiyorsun zalımın kızı?"

"Beni bırakmanı."

"Sende tam piyangodan vuruyorsun, başka bir şey iste."

"Beni rahat bırakman."

"Aynı şey?"

"Emir, Demir ve beni rahat bırakman."

"Ya başımın belası başka şey istemez misin sen?"

"Seni mi isteyeyim ne istiyorsun?"

"Çok hoşuma gider aslında, bir kez seni desene."

"Hayır."

"Rahat bırakaca..."

"Seni istiyorum!"

Kahkaha attı.

"Bayağı isteklisin bakıyorum. Duygularımız karşılıklı, bu anı değerlendirsek?"

"Şimdi beni rahat bırak."

"Ne bir söz ne de gerçekleştireceğime karşı bir tek kelam çıktı ağzımdan. Senden hayır gelmeyecek belli."

"Bir zahmet, erken anladın herhal!"

Sırıtışınının hiç istifini bozmadan yüzüme doğru yaklaştı. Ne yapacak diye sorguluyordum ki, kulağıma yavaşça eğilip fısıldadı;

"Bugün çok eğleneceğiz."

Neden bahsediyordu bu aptal? Ne yaptıracaktı acaba yine..?

Yavaşça üzerimde ki o fazlalıkları, daha doğrusu halatları tek tek çözdü. Kucağına aldı. Çırpınsamda tek değişen şey yüzünde ki sırıtışın daha da genişlemesiydi. Karanlık koridorlarda sadece Alaz'ın ayak sesi yankılanıyordu bir süre sonra. Bense artık ağrıdan sızıdan tek başıma kalakalmıştım. Başımı geriye doğru yasladım, aynı bayılmış gibiydim, Alaz bana baktı.

"Rahat mısın?"

"Hmm, sorma. Alaz beyin sözde muhteşem kollarında muazzam bir rahatlık çekiyorum. Aptal mısın sen? İndir beni."

"Yok, işte son dediğin uymadı."

"Ayrıca uzaya mı çıkıyoruz? Ne bu uzun yol, ömrümde daha az yürümüşümdür!"

"Seni yürütmüyorum, daha ne istiyorsun."

"İşte benim isteğimde kendim yürümem."

"Olmaz, bugün çok yorulacaksın, sonra bacaklarım ağrıyor deme bana."

Bu aptal neyin peşindeydi yine ve yine?

"Merak etme, zaten benim bacaklarım kuvvetlidir. Senin o çırpı vücudun gibi hemen yorulmaz."

"Bana çırpı mı dedin sen?"

"Dedim, ne var?"

Sırıttı, bunun aklımdan ne geçiyordu kim bilir?

"Ne, bu arada sen gebermemiş miydin üst katta?"

"Ayıp ediyorsun, iki düştük diye kalkmayacağız mı sandın?"

"Senden beklenir."

Gülmekle yetindi. Sonunda son bir koridora girdik, hafif bir ışık yüzümüze çarpıyordu.

"Heh, geldik."

"Uzaya mı? Uzayda daha fazla ışık vardır çünkü."

Güldü. Ardından beni bir sandalyeye koydu. Önümde bir kaç tur atıp kelimelerini bir cümleye topladı.

"Şimdi, ilk olarak bu eğlenceli oyunumuzun bazı kuralları var. Bunları öğrendikten sonra güzel güzel oyunumuzu oynayacağız."

Ne oyunu... Bu aptal ne kadar saçma bir şey daha yapabilir derken daha saçması geliyor ya...

"Kural 1; Asla komutlarımdan dışarı çıkma."

"Asla falan, kamu spotu mu koyuyorsun, hayırdır?"

"Bu oyun biraz ciddiyet ister."

"Aynen..."

"Kural 2; silah kullanımında sadece hedefe kitlen."

Başımı salladım.

"Kural 3; hedef ne olursa olsun vurmak zorundasın. Yoksa korkarım ki kendini ve sevdiklerini göz açıp kapayıncaya kadar kaybedersin."

"Hedef bir kişi mi? Kimseyi öldüremem."

"Bunu oyunda öğreneceksin."

"Oyun ki ne oyun..."

Sandalyemi çekti, ardından baş ucumda ki silahı almamı söyledi. Aldım.

"Pozisyon al."

Tam tek başıma halledecekken arkamda durdu ve beni tuttu, zaten yaptığım herşeyi bir bir kontrol etti. Önce ellerini omzumda gezdirdi, daha sonra sırtımı dikleştirdi, çenemi kartonlara yöneltti. İyi de zaten hepsini yapmıştım. Ardından arkamdan çekildi, sağıma doğru ilerledi.

"Hedef."

Gözlerimi hedeften ayırmadım.

"Tetik."

Yavaşça çektim ve parmağımı tetik korkuluğuna daha sıkı yerleştirdim.

"Ateş."

Sıkıca bastım, hiç irkilmeden orada duran gövdeli karton kutuları vurdum.

"Aferin, bu alıştırmaydı. Sıra geldi gerçek hedefle oynanan en eğlenceli oyunumuzda..."

Yanımdan biraz uzaklaştı, ardından koca odada belki bodrumda ne olduğu belirsiz yerde ki sessizlikte bir parmak şıklatma sesi geldi. Ardından bir çok perde açıldı. Her birinin içinde ikişer silahlı adam vardı. Hepsi silahını bana doğrulttu. Silahı yere doğru tuttum, etrafımda bir kez döndüm. Her taraftan bana doğrultulan silahlar vardı. Derince yutkundum.

"Perdeye taraf dön."

Önümde lacivert siyah arası koyu renkli bir perde vardı. Ona doğru döndüm. Alaz karşıma geldi, ama daha sağıma. Uzaktı. Bir perde açtı. İçinde Demir vardı. Sersemlemiş, ağzı bir kumaşla kapatılmış ve çırpınmaktan halsiz kalmıştı. Alaz büyük bir zevk ile Demir'in başına silah dayadı. Gülümsemesini hiç bozmadı.

"Kuralları hatırlatayım."

"Ne? Bırak Demir'i!"

"Kural 1; Asla komutlarımdan dışarı çıkma."

Konuşsamda dinlemeyecekti, bu aptal oyunu oynamak zorundaydım.

"Kural 2; silah kullanımında sadece hedefe kitlen."

Başımı salladım.

"Pozisyonuna yardım edeyim."

Gelmesine fırsat vermeden pozisyon aldım, ilk kez bu kadar hızlı yapmıştım. O ise olduğu yerde kaldı ve gülerek alkışlamaya başladı.

"Vay, en hızlı öğrenen öğrencimsin!"

Gıcık bir tavırla güldüm, bu, bu yaşta ne yapmış olabilir de öğrencisi olabilir?

"Hızlı öğreniyorsun, hoşuma gitti bak."

Tepki vermeden sıradaki komutu bekledim.

"Sırada oyunumuzun en eğlenceli kısımı var, alkışlarınızla hedefi açıyorum."

"Aç."

"Açıyorum!"

"Aç artık."

"İşte karşınızda!"

Kahkaha atarak perdeyi çekti. Donup kaldım. Karşımda başı önüne düşmüş, bağlı bir Emir vardı. Zorlukla başını kaldırıp bana baktı, gülümsemeye çalıştı ama başaramadı. Karşımda böyle bağlı durmak eminim gurunu çok icitmiştir. Göz göze gelmemek için hemen Alaz'a döndüm.

"Bu ne şimdi?"

"Beğenmedin mi hedefi? Bende olsam bende beğenmezdim Emir'i."

"Seni daha çok beğendim, seni vursam olur mu?"

Kahkaha attı, çok mu komik balık hafıza?

"Tekrar kuralı hatırlatayım. Kural 2; silah kullanımında sadece hedefe kitlen."

İstemesemde baktım. Başını eğdi, dudaklarını kıpırdattığında bir şey söylediğini anladım ve hemen ağzını okudum.

"Özür dilerim."

Ne desem azdı, hiç bir şey dememeye karar verdim. Alaz yanımıza geldi.

"Ne güzel bakıyorsunuz birbirinize, çok yazık olacak."

Tekrar güldü. Ardından Emir'e döndü.

"Sana bir söz hakkı tanıyorum, son sözledin olacak, iyi değerlendir."

"Efsun... Senden üç dilek hakkı istemiştim ya..."

Başımı salladım.

"Birini kullanacağım."

"Ne istiyorsun?"

"Beni vur."

"Ne?"

"Sana zarar vermek istemiyorum... Ve özür dilerim, seni koruyamadım."

İçime öyle işlendi ki o sözler... Keşke kendimi vurabilseydim, masum ve güzel bir ömür mahvetmektense kendimi kaybetmeye nağmerdim.

"Emir..."

Bana içtenlikle gülümsedi, bu gözümün önüne babamı getirdi. Aynı onun gibi gülümsemişti.

"Alaz, ne istersen yaparım ama bunu yapmam."

"Şş, önce bu fazlalıktan kurtulalım, Demir'in icabına ben bakarım. Onlar gidince benim olacaksın zaten."

"Ama ben başkasını se..."

Lafım ağzımda kaldı, çünkü Emir'de buradaydı...

"Herneyse, çok oyalandık. Emir de bir alem, son sözü özür dilemekten ibaret! Hahaha!"

Çok komik bir şeymiş gibi gülüyordu bir de cani...

"Herneyse, yeniden pozisyon al."

Karşımda ki o masum bakışlara sahip gülümseyen oğlan varya, işte o sanırım taş kalbimi kırıyor...

Zorlukla pozisyon aldım gözlerimde sanki ateşler yanıyormuş gibi o masum yansımaya haykırıyordu, başka tarafa bakmak istesemde bu yasaktı.

"Hedef."

Hedef aldım, ellerim titriyordu.

"Son hatırlatma. Kural 3; hedef ne olursa olsun vurmak zorundasın."

Başımı salladım.

"Tetik."

Yavaşça elimi tetik korkuluğundan içeri soktum, olabildiğince yavaş şekilde tetiği çektim, ne yapsam bana patlayacaktı, vurmasam ben dahil olmak üzeri iki kişi daha ölecekti, vursam tek yakınımın celladı olacaktım. Ne yapacağımı bilmiyordum...

"Hazır..."

Üç saniye civarlarında bir vaktim vardı, gözlerimi etrafta gezdirdim. Hiç bir şey yoktu. Emir'in zincirlerine takıldı gözüm, el zinciri arkadaydı, ama ayakları önündeydi. Bu demek oluyor ki zincirini vursam belki bir şekil kurtulabilirdik.

"Hedefe odaklan."

Başımı salladım. Emir bana bakıyordu, kaşlarımı kaldırıp bacak zincirlerine baktım. Bu 'belli etme' anlamındaydı. Oda önce sağ gözü olmak üzere gözünü kırptı, yani 'tamam' anlamındaydı. Birbirimizin saliselik haraketlerine adapte olmuştuk.

"Hazır..."

Belli etmeden yavaş yavaş silahı daha eğrik tuttum.

"Ateş!"

Ardından hızla ateş ettim. Göz açıp kapayıncaya kadar çoktan mermi o zincire isabet etmişti, tek bir kurşun hizası tüm kaderini değiştirebiirdi. Yok bile edebilirdi. İsabet etmişti. Zincirler parçalanmıştı, Alaz'a baktım.

"Tutturamadın, olsun. Mermi çok sonuçta."

Başımı salladım, fark etmedikleri için şükrediyordum ki hızla yeni bir plan yapmak mi hatırladım. Kol zincirlerini nasıl çözebilirim diye düşündüm. Aklıma dahice bir fikir geldi.

"Üşüyorum, bana bir gömlek verir misin?"

Alaz etrafa bakındı, kendi üstünde de olmak üzere kimsede yoktu. Bir tek Emir'in vardı.

"Çok mu üşüyorsun?"

"Hastalanıp ateş edemememden korkmuyor musun?"

"Ne alakası var? Düşünsem senin hastalanmandan korkarım, o aptala emir versem kendisini öldürür. Sadece bunu daha eğlenceli hale getiriyorum."

Sanki çok düşünüyor gibi bir de triplere giriyor aptal.

"Emir'de var."

"Tamam, bekle alıyorum."

"Hayır!"

"Üşümüyor muydun?"

"Üşüyorum da... Ben alırım. Sen zahmet etme."

Garipsedi, bunda bir iş olduğunu anlamış gibiydi. Emir'in ayak zincirlerine bastım, hala kopmamış gibi duruyordu bu sayede. Emir'i kaldırdım, ardından yavaşça üstünden indirmeye başladım. Kollarından çıkarmak için ön kelepçe yaptım. Ardından dudaklarımı belli etmeden oynattım.

"Biraz rol yap."

Yavaşça gözünü kırptı. Ardından yerime geçtim ve gömleği üstüme geçirdim. Üstümü giyinirken silahı elime doğru tuttum ve yanlışlıkla olmuş efekti vererek sıktım. Silahı iyice yaramın içine doğru bastırdım, artık silahın içi tamamen kanla dolu gibiydi. Namlusundan kan akmaması için silahı dik tuttum. Ardından rol yapmaya başladım.

"Ahh, hayır! Elim kanıyor!"

Alaz sesi duyduğu gibi yanıma geldi.

"Nasıl oldu?"

"Giyinirken yanlışlıkla bastım! Acıyor!"

"Ateş edebilecek misin?"

Başımı salladım. Ardından gömlekten bir parça yırtıp yarama bastırdım. 'iyiyim' anlamında başımı salladım, Alaz eski yerine geçti, ardından bende yerimi aldım.

"Pozisyon."

Silahı daha eğri yaptım.

"Hedef."

Bacakları ve karın gövdesi arasında ki eli hedef aldım.

"Tetik."

Tetiği çektim, çok iyi hedef almam lazımdı. Çünkü bir milim bile oynasa Emir'i öldürecektim.

"Ateş!"

Ve ateş ettim. Silah sesinden sonra gelen o uzun alacaklı haykırış sesi... İçimi acıttı. Ya yapamadıysam. Emir nefes nefeseydi. Kendini sıkmaya başladı ve nefesi yavaş yavaş zayıflatmaya başladı. Gözleri kayarken, göz kapakları da yavaş yavaş kapanıyordu. Ya rolünü çok iyi oynuyordu, ya da gerçekten ölüyordu. Dikkatlice zincirlere baktım. Kana bulanmış kurşun zincire çarptığında beyaz okul formasını kana bulamıştı. Zincirleri de ayriyeten yerinden oynamıştı, bu demek oluyor ki rol yapıyordu. Bu çocuk niye tiyatro oyuncusu değil?

Sıra bendeydi, ağlamaya başladım, yere çöküp haykırdım. Alaz alkışlayarak yanıma geldi.

"Oyun eğlenceli miydi?"

"İstediğin oldu mu?"

"Hemde çok, sırada ki etabımızda başka bir isim olacak."

"Yine kim olacak?"

"Ona ben karar veririm."

Buna izin vermeyecektim, kesin Demir'i koyacaktı.

"Son kez sarılmak istiyorum."

"E, hadi. Ölmüş bari, ne istersen yap."

Başımı sallayarak Emir'in yanına gittim, başımı omzuna gömdüm. Silahlı adamlar bir bir perdelerin arkasına saklanmışlardı.

Kollarımı Emir'in sırtına bastırdım, ardından yavaşça bir parça zincir aldım, bu kesici bir demirdi. Ardından kulağıma doğru fısıldadım.

"Komutumu bekle."

Göz kapaklarını hafifçe sıkıştırdı, demek ki 'tamam' demişti. Kalkıp Alaz'ın yanına doğru ilerledim. Elimde ki kesici parçayı elimin içine neredeyse batırıyordum. Alaz yanına geldiğimi göründü yüzüne o aptal sırıtışı takınmıştı, ona bakarak gülümsedim. Ardından bir anda ona sarıldım.

"Eğlenceliydi, herşey için teşekkür etmek istedim."

Bir an şaşırmış kalmıştı. Ardından oda bana karşılık verdi. Bu sırada elimde ki o keskin zinciri koluna olabildiğince derine olmak üzeri sertçe geçirdim. Ardından onun etkisinde kalmışken yere silah sıktım. Emir'e bağırdım.

"Şimdi!"

Olduğu yerden kalkıp Demir'in yanına koştu. Demir'i yanına esir aldı. Ardından eline bir silah aldı. Etrafa karşı tetikteydi. Sertçe Alaz'ı kendime çektim, ardından silahı başıma dayadım.

"Bugün seni çok beğendim, hedefim sen ol."

"Ne yaptığını farkında mısın?"

"Çok."

Bir anda adamlarına bağırdı, hepsi tek tek perdesini açtı. Herkese silahımı doğrulttum.

"Öldürürüm."

Alaz bu sırada benden faydalandı. Kendisini kurtarıp beni esir altına aldı. Başıma silah sayarken nefes alışından sırıttığını anlayabilmiştim.

"Demek henüz istediğim kadar gelişmemişsin."

Ardından tek haraketiyle beni yere serdi. Bir elini yere koyup destek aldı. Yüzüme yaklaşıp bitkin bedenimde silahı gezdirdi.

"Seni burada öldürebilirim. Ama bunu istemiyorum. Senin celladın olmaya layık tek benim aslında ama seni seviyorum, bunu yapmayacağım."

"Benden ve onlardan ne istiyorsun?"

"Senden benim olmanı... Diğerleri ise, hmm, çok senin peşindeler. Bunu sevmiyorum, hatta nefret ediyorum!"

Yavaşça başımı kaldırıp yakınlaştım.

"Senin olmamı mı istiyorsun?"

"Elbette."

"Peki, o zaman bu saçmalıklar bitsin."

Yavaşça elini belime koydu.

"Yani benim olmayı mı kabul ediyorsun?"

"Evet, belki de sevdiğim sensindir."

Gülümsemesi vatan gülüşünü andırıyordu adeta. Yavaşça doğruldum ve kolunda ki yaraya baktım.

"Bunun için özür dilerim."

Ardından sarıldım. Fakat bir sonra ki hamlem arkasında ki silahı kapmak oldu. Emir'e döndüğümde o sinirli bakışın bir anda yumuşadığını gördüm. Üstüne çıktım, alnının ortasına dayadım. Gülüyordu, ardından kahkaha atmaya başladı.

"Güçlüymüşsün, ama beni vurmayacağını biliyorum."

Gerçekten de onu vurmazdım.

"Yanılıyorsun."

"Tek çekmeme bakar."

"Ne?"

Bir anda beni kendine çekti ve altına aldı.

"Bırak lan beni!"

Ellerini saçıma götürdü. Yavaşça kulağımın arkasına attı. Aramızda ki mesafeyi hafifçe kıstı.

"Sürekli bir birimizi alta üste mi koyacağız, kendine gel. Yeter artık, yoruldum."

"Yorulman benim için bir fırsattır."

Başıma yavaşça silah dayadı, gülümsemesi yüzüne iyice yerleşmişti.

"Bu güzel yüzden nasıl böyle hırçın bir kişilik çıkar aklım ermiyor!"

Yavaşça mesafeyi yok ediyordu. Nefesim onun yüzüne çarpıyordu. Artık elim kolum bağlı gibiydi, vücudum kitlenmişti. Bu sırada arkadan bir ses geldi, bakamamıştım. Başımı dahi kıpırdatamıyordum. Fakat bir sonraki gördüğüm şey Emir'in tekmesiydi. Alaz yere savruldu. İkisi dövüşmeye başladılar. Bir süre sonra volümü arttırmışlardı. Birbirlerini düşman edasıyla öldüresiye dövüyorlardı. Emir'i hayatımda ilk kez gözü bu kadar kararmış, siniri bu kadar arşa çıkmış ve kontrolünü kaybetmiş görüyordum. En azından bir öncekinde sadece kontrolünü biraz kaybetmişti, ama şimdi...

Kalkmaya çalıştım, olmuyordu. Zorlukla kendi kendime konuştum.

"Hayatın söz konusu, hoş yaşamaya artık pek istekli değilim ama burada böyle kurşun yağmuruna kurban gidemem!"

Olduğum yerde doğruldum, ardından bir güç geldi bedenime. Kalkmayı başardım.

Emir'i ayırmaya çalıştım. Etrafa baktım, Demir yerde yatıyordu. Umarım vurulmamıştır diye geçirdim içimden. Daha sert çektim Emir'i ikimizde düştük. Hızla kalktım, Emir'e hala kollarım sarılıydı. Nefes nefeseydi. Alaz yerde kanlar içindeydi, nefes nefese adamlarına komut vermişti.

"Ne duruyorsunuz?! Vursanıza!"

Adamlar pozisyon aldığında hepsinin tetik sesi yankılandı. Biri ateş ettiğinde son çağre yapan söyledim.

"Polis!"

Hepsi durdu.

"Polis geliyor, konumumu takip ediyorlar bir uygulamadan. Bence ceset çıkarmayın, cezanız daha büyük olur!"

"Ne? Yalan söylüyorsun, bunu hepimiz biliyoruz."

"İnanmıyor musun? Bekle de gör o zaman, ama siren sesleri içeri dolarken çok geç olacak haberin olsun."

"Serbest bırakın, ben hallederim. Siz silahları saklayın!"

Hepsi perdeyi çekmişti, Alaz beni böyle tek hamlede kendine çekti, Emir henüz karşılık verememişti bile. Başıma silah dayadı.

"Yaklaşma, öldürürüm!"

Aralarında pek bir mesafe yoktu. Emir yaklaşmadı, sadece biraz bize doğru yakındı. Ardından tek hamleyle Alaz'ın kasıklarına tekme attı, o anki acıyla beni bıraktı. Yerden silah kaptı Emir. Kolunu nişan aldı, ardından tam yaralandığı yere sıktı, koca bir sıyrık oluşmuştu. Hemen bana döndü.

"Kaç kurtar kendini!"

"Ya sen?"

"Ben başımın çağresine bakarım. Sen git!"

"Hayır, gidemem!"

"Lütfen git! Ben kendime bakarım, sen hastasın!"

"Hayır, gidemem! Seni bırakamam! Yalvarırım birlikte kaçalım!"

"Ben buraları temizleyeceğim. Eninde sonunda polis gelecek!"

"Hayır, lütfen! Ne olur!"

Alaz çoktan ayağa kalkmıştı, Emir beni son hız itti.

"Kaç kurtar kendini!"

Ağlayarak koşmaya başladım, karanlık koridorlarda koşturuyordum. Yolumu bulamadım, bir ışık gördüm, oraya doğru koşmaya başladım. Fakat gördüğüm görüntü o sevinci yaşamama engeldi.

Emir kanlar içinde yerdeydi.

Koşarak yanına geldim, dürttüm, bağırdım, çağırdım, ama sadece tek bir cevap aldım.

"Ben... İyiyim..."

Hiçte iyi değildi, ağlıyordum, çok hemde. O gazın yayılma sesi doldu kulaklarıma. 'Tsss' gibisinden bir ses ve hafıza kaybı, ne garip. Üstümde ki gömleği yırttım. Yanımda su yoktu. Elimde ki bandajı çıkarıp kanıma buladım. Ardından ağzıma götürdüm, bu o kokuyu almama engeldi. Emir'i sürüklemeye çalıştım, ağlayarak kanlı bedenini yerlerde süründüyordum. Demir hala yatıyordu. O elini kana bulamamıştı. Kaçmaya çalışıyordum ama gücüm çok yetersizdi. Bir süre sonra başım dönmeye ve gözlerim kararmaya başladı. Buna izin vermeyecektim, güçlü durmaya çalıştım ama nafile... Yere düştüm, ilk kez bu kadar dayanmıştım. Gözlerimi büyük bir karanlık kapladı.

Hata yapmak ne kolay, ama etkisini atlatmaya çalışmak ne zor. Polisler gelse ne açıklama yapacağım, o bile belirsiz. Hafızam yıkanırken hala Emir'in elini tutuyordum, çünkü onu kendi karanlığıma sürüklüyordum...

...

Bölüm sonu...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

158okunma 85beğeni 14yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18