13. bölüm / 14
Mistakes Bear...BÖLÜM 13-SON HATA:00.00
Bölümler 14Şu an: BÖLÜM 13-SON HATA:00.00
- 1 Bölüm 1-SEÇİM...903 kelime
- 2 BÖLÜM 2-GÜVEN...838 kelime
- 3 BÖLÜM 3-ALDATILMA...815 kelime
- 4 BÖLÜM 4-VELAYET SEÇİMİ...1.067 kelime
- 5 BÖLÜM 5-TETİK...1.360 kelime
- 6 BÖLÜM 6-EN BÜYÜK HATA...1.640 kelime
- 7 BÖLÜM 7-KARAKOL...1.665 kelime
- 8 BÖLÜM 8-İHANET...2.763 kelime
- 9 BÖLÜM 9-ALAZ MI, DEMİR Mİ?4.458 kelime
- 10 BÖLÜM 10-ÖLÜM OYUNU...3.460 kelime
- 11 BÖLÜM 11-İTİRAF SAYFASI...2.681 kelime
- 12 BÖLÜM 12-'ÜÇÜMÜZ BİRİMİZ, BİRİMİZ ÜÇÜMÜZ!'2.155 kelime
- 13 BÖLÜM 13-SON HATA:00.002.744 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 MİSTAKES BEAR...885 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Güneşin loş ışığı yatağıma vurduğu sırada uyandım, saat 10'du. Tuvalete gittim, çok mutluydum, hemde çok. İlk kez bir hatam beni mutlu etmişti, içimde kelebekler uçuşturmuştu. Bunun bir hata olduğundan emindim. Bundan tamamen emindim...
Ama yine de mutlu oluyorum, onu düşünmek, onunla beraber olmak, karşılıklı hisler beslemek... Ne bileyim, çok mucizevi geliyordu.
Kendime su hazırladım, içine bir vitamin takviyesi attım. Ardından tek dikişte bitirdim, aslında içebiliyordum, bu haber tüm vücuduma mı şifa vermişti acaba?
Annemin yemeği artık yenilebilecek durumda değildi, kendime bir omlet yaptım. İlk lokma beni biraz zorlasa da zaten kaygan bir yiyecekti. Bir kaç çatal daha aldım, ardından biraz daha... Mideme hafif sancı girdiğinde hemen durdum. Zaten çok az kalmıştı, telefonuma baktım. Kilit ekranımda hala dün geceden kalma 'iyi geceler' yazısı duruyordu. Yavaşça mesaja tıkladım.
"Günaydın."
Hemen cevap geldi.
"Gün ayalı uzun zaman oldu da asıl güneşim yeni doğdu."
'Gün ayalı uzu...' mesajına “💗” ifadesi bırakıldı.
Bir arama geldi, Emir'di.
"Efendim?"
"Ne yapıyorsun?"
"Yemek yedim az önce."
"Ne?!"
"Biraz omlet ve takviyeli su içtim. Yavaş yavaş yiyebiliyorum, midem her ne kadar kabul etmese de..."
"Bu çok güzel bir haber! Umarım daha fazla yiyebilirsin!"
"Umarım, ee, nasıl gidiyor?"
"Eh işte, dünden beri hayatımın en güzel günlerini geçiriyorum bende."
"Aslında bende denilebilir, ilk kez göz yaşlarım hatadan değil, mutluluktan aktı."
Gülümsedi, nefes verişinden anladım.
"Neyse, bir şey diyor musun?"
"Neden hemen kapatıyorsun ki?"
"Hayrola? Hafta sonları da mı bensiz kalamıyorsun?"
"Ayıp ediyorsun..."
Ses tonunu alaycı yaptı.
"Sensiz bir anım bile geçsin ister miyim?"
"İster misin?"
"Yok, yok. Kalsın."
"Hadi, görüşürüz."
"Görüşmek dileğiyle..."
Telefonu kapattım, nasıl sıradan bir şey bu kadar mutlu edebilirdi ki beni?
Cevapsız bir soru işareti.
Demir yazdı, hemen baktım.
"Nasılsın, Efsun?"
"İyiyim Demir, sen?"
"Bende, sizi görmeyeli belki de 12 saatten az oldu ama yine de özledim."
"Bende sizi, daha yeni Emir ile konuştum."
"Hmm, sizi aşıklar. Beni niye almadınız? Hiç yakıştıramadım."
Ses tonundan belli, dalga geçiyordu.
"Ay çok pardon Demir bey, ayıp ettik."
Ardından ikimizde kahkahalara boğulduk.
Uzun bir gün geçti, ardından bir gün daha.
Ama şu hiç değişmedi:
Bizim mutluluğumuz parayla ölçüşülemezdi, çünkü mutluluk: en hastasına bile şifâydı.
(...)
Sabahın erken saatlerinde yüzüme vuran ışık eşiğinde zangır zangır çalan saat beni uyandırmaya yetmişti. Kalkıp elimi yüzümü yıkadım, saat henüz 05:30'du. Kalkıp kendime bir tost yaptım ama ekmeği çok kızartmadım. Henüz o kadar sert yiyecekler kabul etmiyordu midem. Yanına yine vitaminli bir su içtim. Tostumun minik bir parçasını yiyemedim. O da kalsın, çok önemli değil. Formamı giyip çantamı aldım. Ardından evden çıktım, ancak kapının önünde duran Emir beyden haberim yoktu.
"Emir, ne yapıyorsun burada?!"
"Seni bekliyordum. Kötü mü yaptım hem?"
"Ne kadar süredir buradasın, ayy, buz gibi olmuşsun!"
"Yaklaşık 5'ten beri."
"Aptal çocuk!"
Sırıtmıştı, arkasından bir çikolata çıkardı.
"Bu senin için."
"Yiyebilir miyim, bilmiyorum ki."
"Dene, olmazsa da sorun yok."
(...)
Okula vardığımızda bir birimizden uzak yürüdük, çünkü okul tarafından linç edileceğimizi biliyorduk. Ancak herkes bize nefretle bakıyordu, anlam veremedim. O da anlam verememiş gibiydi. Herkes, özellikle beni parmakla gösteriyor, kulaktan kulağa fısıltılar yayıyordular. Sınıfa gittik, tüm sınıf değişik bakıyordu. Demir yerinde başı eğik oturuyordu, bende hemen yanına oturdum. Ne olduğunu sordum.
"Bilmiyorum ama, bir şekilde o günkü, yani çıkma teklifi aldığınız gün her şey kamera altına alınmış, her yerde yayılmış."
"Ne?!"
"Maalesef."
Olanları Emir'e anlattım.
"İyi de benim evimi bir tek Alya, Alaz, sen ve Demir biliyorsunuz. Siz ikinizi saymıyorum, Alya ve Alaz. O üçlü bizden ne istiyor ki?"
"Anlamıyor musun? Alya beni, Alaz seni, Güneş ise senin kötülüğümü istiyor. Bu kadar basit."
Aslında doğruydu, ne kadar aptaldım, daha bunları bile çözemiyordum. Matematik denklemi gibi hayatım var, her yerden yeni formül çıkıyor...
Ders başladı, sınıf hala bize kitlenmişti. Hiç mi çıkan biri görmediniz hayatınızda?
Nefret söylemlerini işitebiliyordum.
İşte şimdi başlamıştı 'Keşke çıkmasaydım' dediğim günler, iyi seyirler...
Teneffüste Alya yanıma geldi, ardından alnıma vurarak beni ittirmeye başladı.
"Sen kendini ne sanıyorsun? Ha! Ne sanıyorsun!"
Elini alıp sertçe havada tuttum. Tüm kameralar yine bizi çekiyordu.
"Sen nesin? Çok mu haklı? Ondan hoşlanman onunda senden hoşlanmasını zorunlu kılmaz! Dünya senin etrafında dönmüyor!"
"Sen ne yaptığını sanıyorsun, ezik?!"
Emir geldi, beni arkasına aldı. Bu kadar koruyucu olma ne çocuk, Alya sen beni arkana aldın diye durmayacak!
Günüm o kadar kötü geçmişti ki... Artık kimse ile uğraşacak halim yoktu. Üçümüz birlikte çıkışta eve gittik, ama o günkü neşemizden eser yoktu...
(...)
Aptal bir Perşembe..:
Emir, Demir ve ben okul yolundaydık, en azından düşüp de kalkabiliyorduk. Mutluyduk, ama asla eskisi gibi değil. Okul her zamankinden farklıydı: buluştuğumuz o güzel yer değil, cehennemdi artık odası.
Hayat okul yolunda bitiyordu, bizde buna izin veriyorduk.
Ancak herşey bitecek, geriye sadece onlar kalacaktı.
Emir ve Demir.
Yol bitti, kaderimi değiştiren o okul günü geldi.
Keşke... Keşke sadece arkadaş olarak kalsaydık...
Çünkü hislerimiz her ne kadar çok olsa da sadece yalnız kalmak ikimiz içinde iyiydi. Çünkü okulun bu tepkilerini biliyorduk.
Kaybedeceğimizi bile bile savaşmaya devam edemezdik.
Tuvalete gittim, Alya yanıma geldi. Ardından telefonundan bir video açtı.
Benim evim ve benim Alya'ya attığım videolar editlenmişti.
Ardından videodan çıktı.
Chat en hızlı haliyle akıyordu.
Aradan okuduğum iki mesaj bile beni iğrendirmeye yetti.
Hakkımda iğrenç söylemler vardı.
Alya'ya baktım hemen.
"Alya! Bu da ne?"
"Sensin, kendinle gurur duy. Annesinin gururu."
"Bu...Bunu kim yaptı? Sen...Sen yapmadın değil mi? Ne olur yapmadım de. Tamam mı? Hm?"
Bacaklarım tutmadı, yere düştüm. Karşısında ağlamaya başladım.
"Sen yapmadın değil mi?"
"Ben yaptım. Hoşuna gitti mi annesinin gururu?"
Ne?
Ne?
Ne?
Hayır.
Hayır, bu olmasın.
Hayır...
"Alya ama..."
Sesim çıkmadı, içime kaçtı. Ağlıyordum. Hemde çok ağlıyordum.
Şimdi ne olacaktı.
"Lütfen bari ev adresimi yaymadığını söyle."
"Kes sesini! Annenin numarasını da yaymamı istemiyorsan dediklerimi yap, yoksa korkarım ki bu söylemler sadece burada kalmayacak."
"Ne istersen yaparım... Ne olur dur..."
"Ayrıl."
"Tamam, ne olur hiç bir şey yayma... Lütfen... Yalvarırım."
Tekme attı, ardından güldü.
"Şöyle ol."
Emir'i aradım. Ardından açtı. Alya videomu çekiyordu, titreyen sesimi ciddileştirmeye çalıştım.
"Emir."
"Efendim, balım?"
"Ayrılalım."
"Ne? Şakanın hiç sırası değil. Ödümü kopar..."
"Ben şaka yapmıyorum."
"Sen ciddi misin, Efsun?"
"Aldatıyorum seni, en başından beridir Alaz'ın adamıydım. Sadece senden ve Demir'den bilgi toplamak için beraber oldum. Sen ve Demir dışında herkes bunu biliyordu. Senden pek bir bilgi edinemediğim için de seni şuan bırakıyorum. Görüşmemek dileği ile."
Söz söylemesine fırsat vermeden telefonu yüzüne kapattım. Ardından Alya'ya baktım. Yorgundu gözlerim, hemde çok yorgundu.
"Bitti mi?"
"Defol şimdi pislik!"
Omuzlarım düşük şekilde yerden kalktım. Ardından çantamı toplayıp okuldan çıktım. Yollar bomboştu. Kalbim ve yüreğim bomboştu. Beynim bomboştu. Ama sadece canım yanıyordu. Canım çok yanıyordu.
Eve gittim, kapı pencere ne varsa kitledim. Olan herşeyi ayıcığa anlattım. Yaşamaya olan tüm sebebimi yitirmiştim. Dönüm noktasıydı benim için.
Ya çok uzaklara gidip yeni bir hayat kurmak.
Ya da yaşamamak.
Uzaklara gidersem hatalarım da benimle gelirdi.
Orada da hayatım mahvolurdu.
Kararım artık ömrümü törpülüyordu.
Aklımda sadece tek bir şey yankı yapıyordu.
Öl.
İnsanlar bile ölmemi istiyordu.
Bir zamanlar en sevdiğim arkadaşımda benim gebermemi istiyor.
Bende artık onlara katılıyordum.
Yaşayınca sadece insanların hayatını mahvediyordum.
Yaşamazsam onlara sadece etki etmemekle kalmam, insanlara daha iyi bir hayat sunabilirdim.
Yaşam ki ne yaşam?
Ne yapsam, ne etsem sonuç yine azap.
Hata.
Sadece hata yapmak için doğmuşum ben.
Yarın okulumun son mutsuz günü.
Bu son olacak.
Ondan sonra hep mutlu olacağım.
(...)
Son mutsuz gün:
Okul girişinde Alya, Alaz ve Güneş vardı.
Hepsi küçümseyici bakıyordu.
"Ne var?"
Alaz sırıtarak yanıma doğru yaklaştı, ardından elini omzuma koydu. Tiksinerek çekmeye çalıştım ancak sımsıkı tutuyordu.
"Seni kazanmak ne kolaymış, bir de bana tavırlar yapıyordu yok şöyle ol, yok böyle ol diye. Madem bu kadar kolaysın, Emir'den de kurtuldun, benim ol."
Herkes salak saçma tezahürat yapıyordu.
"Bırakın beni."
Sırıtmasını daha da oturttu yüzüne.
"Ne gülüyorsunuz?"
Alay gülerek atıldı.
"Ne o? Babanı mı hatırlarsın?"
Orada ki tüm izleyenler şakayı anlayıp gülmeye başlamıştı. Bu his şaka bile değildi oysa, sırdı...
"Çekilin."
Güneş geldi.
"Neden? Ben iplerle bağlıyken bir güzel ateş ediyordun. Katil!"
Hızla uzaklaştım, sınıfa girdim.
Daha ne olabilir derken daha da çok şey yayılıyordu.
Sırama oturdum, Emir geldi. Onu kovdum, daha da mahvederdim herşeyi.
"Defol."
"Sen herşeyde ciddi miydin?"
"Hmmhmm. Şimdi git."
Birisi sınıfa girip fotoğrafımızı çekti. Ardından bana küfredip uzaklaştı.
"Sana defol diyorum! Hala yanımdasın! Defol git! Zaten herşeyim mahvoldu."
"Sen ciddi olamazsın..."
"Ciddiyim. Şimdi hayatımı daha fazla mahvetmeden defol!"
Kalakaldı.
"Sen gitmezsen ben giderim."
Bileğimden tuttu, herşeyi kamera altına alıyordu bir çok kişi, o fotoğraf hızla yayılmış demek ki.
"Defol dedim!"
Sertçe elimi çektim, ardından kızlar tuvaletine gittim. Kabinlerin birine sessizce girdim. Diğer ikisi doluydu zaten. Bir kaç kişi girdi, tuvaletin üstünde cenin pozisyonundaydım. Nefesimi tuttum. Kapım tekmeleniyordu. Herkes küfürler yağdırıyordu.
Zil çaldığında sesler birer birer kesildi. Gittiler sandım ve yavaşça çıktım, ancak biri saçımdan tuttuğunda aslında herkesin arkamda saklandığının farkında değildim...
İki kişi kolumdan tuttu, herkes kayıt altına alıyordu, nerede bu okulun müdürü, erkekler bile vardı. Arkadan Alya çıktı. Elinde bir makas vardı.
Bir kaç tutam saçımı alıp kesti ve önüme serdi.
Bu kadar mı ileri gitmiştik..?
Herşey bittiğinde beni yere atıp eğlencesine tekmelediler.
Fiziksel canım acısa da ruhsalı katiyen geçemezdi.
Biricik arkadaşım artık ezeli düşmanım gibiydi.
Ne kadar safım ama...
Ağzımdan kan döküldü yere, bunu görünce herkes yavaş yavaş ortalıktan kayboldu. En son Alya kaldı.
"Bunu sen istedin."
"Niye... İhanet... Ettin?"
Ağzımda ki kanı tükürmeye çalışırken konuşamıyordum bile.
"Hatalarını gözden geçir anlarsın. Hahaha!"
Ardından gitti.
Emir de gitti.
Demir de gitti.
Annem de gitti.
Güneş'te gitti.
Arkadaşlarım da gitti,
Ailemde...
Herşey gitti ve bitti.
Ben kaldım geriye.
Bende gidecektim.
Hocadan izin alıp eve gittim.
Canımın öyle çok yandığını sadece ben bilirdim, onlar değil.
İşte bende bir kıza güvenip hayatımı mahvettim.
Eve vardım.
Çantamı bıraktım.
Ağzımı yıkadım.
Ve günü kapattım.
Beni hatalarımla kabul eden ayıcığımla kapattım.
(...)
Saat 01:54:
Kapım hayvan gibi çalınıyordu.
Uyku sersemliği ile kalkıp delikten bakmaya bile tenezzül etmedim.
Kapıyı açtığımda bir ordu ile karşılaştım. Aralarında Alya, Alaz ve Güneş vardı. Bir çok kişi eve dolmaya başladı. Bir kaç erkek ve kız gelip beni duvara sıkıştırdılar, ardından öldüresiye dövmeye. Diğerleri evi dağıtıp keyif çatıyordu. Etraf kan gölü oldu. Alaz sadece çok abartmayın dedi. Yaklaşık 2 saat boyunca kendi evimde başkaları tarafından darp edildim.
Herkes işini bitirip gittiğinde telefonuma uzandım, polisin numarasına tıklıyordum ki gözlerim karardı, gerisi karanlık...
(...)
Hafta sonu uykumda bile tetikteydim, kimseye kapıyı açmıyordum. Ama artık mutlu olacaktım, salı günü doğum günümdü. Herkese öyle güzel bir sürpriz yapacaktım ki akılları şaşacaktı.
SON PAZARTESİDEN ALINTI;
Sabahın ilk ışıkları yatağıma vururken erkenden uyanmıştım. Kalkıp duş aldım, ne de olsa çok güzel ve uzun bir gündü.
Formamı giyip okula gittim, yol çok eğlenceliydi. Okula vardığımda biraz geç kalmıştım. Sınıfa gittim. Sırama oturduğunda ders kitaplarımı açıp eskisi gibi dersi dinledim, ardından notlarımı aldım. Teneffüs zili çaldığında herkes başıma toplandı.
"Benden ne istiyorsunuz?"
"Gebermeni."
"En yakın zamanda olur."
"Dalga mı geçiyorsun lan sen?"
"Hayır, sadece bugün bana biraz müsaade edin."
"Salağa bak, yok ölcekmişte. Neyse, bugünlük iznin var. Ne yaparsan yap ama geber."
Başımla onay verdim, tüm notlarımı aldım, tek başıma geçirdiğim şahane bir gündü.
(...)
Güzel bir günün ardından eve gidip üstümü değiştirdim. Yola çıktım, çünkü babamın yanına gidecektim.
Uzun bir yolun sonunda babamın hapishanesine ulaşmıştım. Babamı çağırdılar, garipseyerek içeri girdiğinde yüzünde o günkü gibi bir tebessüm oluştu. Yanıma oturdu.
"Nasılsın? Ya da neden geldin? Ne desem..?"
"İyiyim, seni ziyarete geldim baba."
"Yarın senin doğum günün, hatırlıyorsun değil mi? Sana yapabileceğim bir şey yok ancak sadece doğum günü kutladığımı ileteceğim. Elimden bu kadar geliyor..."
"Sorun yok babacım, zaten her biriniz için çok güzel bir hediye hazırladım."
"Gerçekten mi? Zahmet etmeseydin be kızım..."
Başımı 'yok yok' anlamında salladım.
"Umarım herkes 18 yaşımı kutlar ve bu hediyemi hep anarlar."
"Senin elinden ne çıktıysa güzeldir, kızım benim."
Gülümsedim. Uzun uzun sohbet ettik. Zaman 1 saati geride bırakınca vakit doldu, vedalaşıp çıktım. Ona onu çok sevdiğimi söyledim.
Eve döndüğümde saat çoktan 20:46'yı gösteriyordu. Annemi aradım görüntülü. Açtığımda teyzem de yanındaydı.
"Nasılsın annem?"
"İyiyim kızım, sen nasılsın?"
"Bende iyiyim."
Yakından baktı ekrana.
"Sen zayıfladın mı bana mı öyle geldi?"
Oldukça bol giyinmiştim, anlaması imkansızdı.
"Hayır, görmeyeli unuttun herhalde."
"Görmeyeli demişken yarın geliyorum, akşam 7 civarlarında. Hoş, kızımı doğum gününde tek başına bırakamam."
"Hehe, peki. Seni özledim anne."
"Bende seni kızım."
"Bugün babamı ziyaret ettim, doğum günümden dolayı."
"Hmm, ne yapıyordu?"
"Öyle normaldi, herneyse. Seni çok seviyorum."
"Nereden geldi kız bir anda?"
"Annemsin hoş, söyleyesim geldi. Neyse, seni de çok tutmayayım. Yarın beni göreceksin zaten. İyi uykular dilerim.”
Saat 21:00'dı. Son kez onun sesini duymak istiyordum... Son kez... Telefonu açıp arama tuşuna basacaktım, duraksadım. Ama son kez onun sesini duymak belki de son hayat neşem olacaktı. Son kez...
"Ne oldu, Efsun?"
"Emir, biraz konuşabilir miyiz?"
"Ne konuşacağız, Alaz ile nasıl iş birliği yaptığını mı? Yoksa beni nasıl aldattığını mı?"
"Hepsi bir oyundu, tetid edildim! Lütfen konuşalım."
"Peki, nerede?"
"Bizim sokakta dolaşır dururuz. Çok uzun değil zaten."
"Tamam."
Ardından telefon kapandı, Emir'in güvenini yıkmıştım. Onu geri kazanmak için değil, sadece ölünce beni doğru hatırlasın ve gerçekleri bilsin diye.
Ayıcığımı aldım, işte hatalarımın ayıcığı. Ona bir ömür sığmıştı. Son kez ona yapacağım hatayı söyledim. Sarıldım, sımsıkı. Artık yeni bir sahibi olacaktı...
Kapının önünde onu beklemeye başladım. Çok uzun süre geçmeden geldi.
"Selam."
"Selam."
"Ne oldu? Ne diyeceksin?"
"Aslında herşey şu şekilde başladı..."
Ona gelmiş geçmiş her şeyi anlattım. Şaşırdıkça şaşırdı. Sürekli 'neden onu seçtin, neden onu yaptın, neden bunu yaptın?' diye sordu. Ancak aptal kafam dışında başka bir cevap veremedim.
İşte Emir ile son mutlu oluşumu da gerçekleştirdim.
"Herneyse, Emir. Sadece bunları bilmeni istedim."
"Bana neden daha önce bunlardan bahsetmedin?"
"Çünkü vaktim hiç yoktu, önceden de korkuyordum."
"Peki şuanın ne ayrıcalığı var?"
"Sadece seninle her işin altından kalkabildiğimi anladım,"
"Peki."
"İyi geceler."
"İyi uykular dilerim."
Tam gidecekken durdurdum.
"Şey, Emir... Aslında sana bunu vermek istiyorum."
Ayıcığı arkamdan çıkardım.
"Çok tatlıymış..."
"Bir de... Seni seviyorum."
Gülümsedi.
"Bende seni seviyorum."
Ardından gitti, arkasından uzunca baktım.
"Özür dilerim, Emir..."
Saat 23:00'ı gösteriyordu. Üstümü değiştirdim. Ardından bir mum yakıp odada kağıdın başına oturdumı, son mektubumu yazıyordum...
“Sevgili Emir,
Bu sana son mektubum. Hataları hayatını mahvetmiş bir kızın hayatı tam da karşında dizili. Şuana kadar yaşadığım herşey berbattı, hep hata yaptım. Ama en büyük hatamsa... Seni sevmek oldu. Ancak bana o kadar güzel bir deneyim sundun ki... Gözlerim kamaştı. Hayatımı şuan gözden geçiriyorum ama her alanda bana destek oldun, küsken bile hep yanımda durdun, kendim bile önemsemediğim hastalıklarını sen araştırdın. Günün sonunda ölmeden önce yüzüme tebessümü verende sen oldun. Sen benim herşeyim oldun. ilk hatam ve son hatam seçimden ibaretti, ikisinde de sevgi ağırlıklıydı. Ama biri zorunlu, diğeriyse sorunsuzdu. Ama bu döngü sonsuzluktu, çünkü ben hep hata yapandım. Sürekli hata yapıp herkesi mahvettim, babamı, annemi, Alya'yı, Güneş'i, Alaz'ı, Demir'i, seni... Herkesi kendi karanlığıma yem ettim. Öyle pişmanım ki herşey için, canımı bunlar çok yakıyor. Ama seni hatalarımın arasında buldum ben, Alya ile sürekli çatışma halindeyken bana tek destek olan kişiye: sana aşık oldum ben. Hayat bana yaşamayı değil, nasıl hayatta kalınır onu öğretti. Hayat bana aşkı değil, bağlanmayı öğretti. Hayat bana yanlışı değil, doğruyu öğretti. Ama bunları yerine getirmek için çok geçti. Yerine getiremediklerimi sessizce sana bırakıyorum. Lütfen benim yerime hayatını doyasıya yaşa ve şu foyadan kurtul. Çünkü ben ömrümü bu sokaklarda, bu okula harcadım. Boşa geçmiş bir ömür. Ancak bu aptal hayatımda tek bir şey öğretti. Hatalar insana doğruyu öğretir. Ben hatalarımı doğruya çeviremeden veda etsemde yerimi sadece sana bırakıyorum, çünkü şuana kadar tek sen varsın yanımda. Birazdan hayatımı karartan bu aptal evde sonum gelecek, ama mutluyum. Çünkü seni tamamen kaybetmedim. Verdiğim ayıcığa gelirsek ona hep hatalarımı anlattım, koca bir ömür taşıyor içinde. Herneyse, sana güzel iyi uykular dilerim, kendime de sonsuz. Seni sayılmayacak kadar, yıldızlar kadar çok seviyorum...
21 Ekim,
Efsun Çelik...”
Ardından notu katlayıp bir mektubun içine koydum, üstüne mumun erimiş kısmını damlattım. Notu kenara bıraktım, ardından Alya ile çekildiğimiz bir fotoğrafa baktım, ne güzel günlerdi... Ne ara buraya kadar geldik ki..?
Herşeyi kenara bıraktım. Herşeyin başladığı pazartesi ve her şeyin bittiği pazartesi. 13 hata... 13 büyük hata...
Ardıma hiçbir şey bırakmayacaktım, çünkü zaten hiçbir şeye sahip değildim.
Saat 23:53'ü gösteriyordu.
Tavana astığım kancaya sıkı bir halat bağladım, ardından küçük bir tabure aldım.
23:57.
Doğum günüme son 3 dakika.
"Özür dilerim, Emir. Beni affet."
23:58.
"Son hatam. Lütfen beni kötü hatırlama."
23:59.
Yüzümde acının verdiği tebessüm vardı. Acı içinde gülümsedim.
00:00.
"Benim hatam!"
Boynuma geçirdiğim halatı, altımda ki tabureyi iterek sıkı hale getirdim. Havada asılıydım, yavaş yavaş ciğerim nefes ihtiyacını gidermeye çalışıyordu, birkaç saniye sonra tamamen nefessizdim.
Çırpınıyordum, ama çok geçti. Bu son görüntümdü: mum yanıyor, not masanın üstünde duruyor ve Alya ile çekildiğimiz fotoğraf çerçeve içinden bana bakıyordu.
Yavaş yavaş haraketlerim tükendi, parmak uçlarım morarmaya başladı. Yüzüm kan çanağı gibiydi. En son yavaşça tüm organlarımın mahvolduşunu hissettim, aynı hatalarımla karanlığıma yem ettiğim kişiler gibi.
Ardından kalbim son kez attı...
Ve işte hatalarım son buldu.
SON HATAMI GERÇEKLEŞTİRDİM...
Son hatamdı, ölüm. Geriye sadece onu bırakıyorum, Emir. Seni seviyorum, Emir. Yıldızlar kadar, sayılmayacak kadar çok seviyorum. Ve artık o yıldızların arasına karışıyorum.
Sana iyi uykular dilerim, tatlı rüyalar gör.
...
Devam edecek...
Bölüm etkileşimi
