6. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Melania Lavanta

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 6. Bölüm

Ipıslak olmuş ben ve yağmur. Birkaç dalila içiçde malikaneye gelmiştik. Pars'ın cekti üzeride olmasına rağmen tir tir titriyordum. Şuan tek üzüldüğüm şey, kaos ortamında duvarın dibinde unuttuğum topuklularımdı. En sevdiklerimdi onlar.
''Sen odaya çık, geliyorum birazdan.'' arkakamız da sohbet eden ekibe döndü. ''Begüm, Lavin'e eşlik et.'' Begüm koşar adımlarla yanımıza geldi. Pars ekibe doğru ilerlerken seslendim.
''Pars!'' küçük bir tebessüm ile bana döndü.
''Daha iyi bir ayakkabı alırız!'' dedi. Dudaklarım iki yana kıvrıldı. Begüm ile ilerlemeye devam ettik. Ayaklarım, yerde biriken yağmur suyuna değdikçe değişik sesler çıkıyordu. Eve girdiğimde üzerimdeki ceketi alıp havlu verdi canım annem. Elimdeki havluya sarılarak asansöre doğru ilerledim. Begüm hâlâ daha arkamdaydı. Tuşa basma gereksiniminde bulunmadım, aten Begüm benim yerime basmıştı. Asansörden indiğimde hafif üşüm hissi etrafımı sardı. Uzun koridorda ilerleyip, odaya grdim. Malikaneden çok farklıydı bu oda. Bina daha çok siyak, beyaz iken bu oda daha ferah ve sadeydi. Yaşadığımız karanlıkları unutmak için böyle bir tasarım terceh etmiştik.
''Pars'a söyle, elinde bir çift topuklu görmek istiyorum. Yoksa odaya giremez.'' küçük bir tebessüm ile cevapladı. ''İletirim.'' Odanın kapısı kapanınca üzerimdeki havluyu ve elmise fırlatıp banyoya girdim. Sıcak su tenimi yorgan gibi sararken, gözlerimin kapanma isteğini yoksaymaya çalışıyordum. Duştan çıktıktan sonra yüz bakımımı yaptım. Parlak bir cilde sahip olmak zordu. Yüz bakımım bittikten sonra minik adımlarla lavabodan çıktım. Çıkmam ile küçük çaplı bir şok yaşadım. Pars yorganın altına girmiş telefon ile uğraşmaktaydı. Yatağın ucundaki pufta bir demet çiçek vi bir ayakkabı kutusu vardı.
''Ne yapıyorsun?'' diye saçma bir soru sordum.
''Yatıyorum.''
''Onu görüyorum.''
''O zaman neden soruyorsun?''
Adam yine ve yine haklı Laviş.
Sus iç ses! Başıma sarılı havluyu çaprazımda bulunan koltuğa attım. Üzerimdeki gri pijama ısınmamı sağlıyordu. İlerleyip yataağın ucundaki pufa yöneldim. Çiçekleri kavradım, tam önümde bulunan ayakkabı kutusunu açtım. İçinde duvarın kenarıda unuttuğum ayakkabıların aynısı vardı.
''Bu saatte bunları nereden buldun?''
''Bulmak zorundaydım, bulmazsam salonda yatmak zorunda kalacaktım.''
''Ben çiçeklerden bahsediyorum.''
Hayır kastettiğin çiçek değil, ne diyeceğini merak ediyorsun.
Hiç küfür etmeyen ben, senin yüzünden sesli söveceğim he! Sus!
''Dünya'nın en büyük mafyası ile konuştuunun hatta onunla evli olduğunun farkında mısın?''
''Farkındayım.''
''Ve tek önemli olan şey çiçekler mi? Ama yinede cevap vereyim; Ben Ayaz Amcama söz verdim. Seni mutlu etmek ve korumak zorundayım.''
Huzurlu bir tebessüm ile ona baktım, ''Teşekkür ederim.'' dedim.
''Her zaman Matmazel. Şimdi uyuman lazım.''
Yatağın boş yerine doğru ilerledim. Yorganı kaldırdım, kaldırmam ileParsın kaslı kollarını görmem bir oldu. Altında uzun paçalı siyah bir eşofman vardı.
''Bana üşüteceksin diyen kişite bak sen!''
''Bakayım.'' deyip kendini inceledi. ''Her zaman olduğu gibi; yakışılı, karizma ve mafya gibi duruyorum. Maşallah bana!''
Ağzımdan küçük bir kahkaha çıktı. ''Ha, bu arada çorba içmek istersen Aylin Hanım'a ilet. Mutfakta olması lazım. Yeni aldım işe.''
''Siz bu gün ayr bir ilgilisiniz Pars Bey.'' Pars ile evlendiğimiz gün, anlamıştım babamın neden onun ile evlenmemi istemesini. Çünkü Pars hayatına gireni yarı yolda bırakmazdı. Ne kadar birbirimize büyük bir aşk ile bağlanmamış olsakda, yinede seviyorduk birbirimizi. Yorganın altına girmek yerine yatağın karşındaki aynalı ve çekmeceli komidine doğru ilerledim. En üst çekmeceyi açıp en köşedeki siyah yuvarlak kutuya uzandım. Elimdeki kutu ile Pars'a doğru ilerledim, kutuyu aramıza koyup kapağını açtım, açmam ile aramızda yoğun bir gül kokusu yayıldı. Kutunun içinde babamın bana aldığı çiçeklerden yapraklar vardı. Ortamdaki derin sessizlik yerine devam ettiriyordu. O sırada odanın kapısı tıklandı, Pars kapıyı açma ilerlerken Ben de kutuyu alıp aldığım yere geri bıraktım. Kapıda annem vardı, her zamanki gibi endişeli bakışlar sergiliyordu.
"Pars, malikanenin kapısında senin için geldiklerini söyleyen bir grup var. Silahlılar."
"Tamam, ben ilgilenirim."
Ben anlamsız bakışlıyorum sürdürürken o dolaptan bulduğu beyaz bir üstü üzerine geçirdi. Arkasından gitmek için kapıdan çıkacaktım ki annem durdurdu, "Sen gitme, dur."
"Neden?"
"Pars'ı istediklerine göre muhtemelen tanıyorlar onu. Tanımadığımız kişilerle yüz göz olma." Bir nevi haklıydı. Çaresiz bakışlarımı annemin gözlerine değdirdim.
"Bari mutfaktan izlesem."
"Tamam, ama dışarı çıkmak yok." Başımı onaylar şekilde sallayıp odadan çıktım. Asansöre binmek yerine, odanın tam karşısında bulunan kıvrımlı merdivenden aşağıya doğru indim. Neden yaptığımı anlamadığım bir stres vardı içimde. Basamakları ikişer üçerli inerek mutfağa ulaştım.
Yalan söylüyor! 10 basamak, 10 basamak zıpladı!
Yani, bazı durumlarda içinden olimpiyatlık bir zıplama tekniği çıkabilir. Ne var bunda! Hızlıca mutfağa doğru ilerledim. Mutfaktaki büyük pencere malikanenin demir kapısını gösteriyordu. Pencerenin önüne geldiğimde tanımadığım bir adam bir eli havaya ateş etti. Pars'ın sırtı bana dönük olmasına rağmen sinirli olduğu her halinden belliydi. Havaya ateş açan adam, ak saçlı renkli gözlü biriydi. Kim olduğunu bilmiyorum, peki ya Pars bu adamı nereden tanıyordu? Bir süre daha onları izlemeye devam ettim. Adam bağırarak bir şeyler söylüyor, sadece uğultusunu duyuyordum. Birkaç dakika sonra adam malikanenin kapısındaki siyah arabaya binip uzaklaştı. Pars yüzünü malikaneye dönüp ilerlemeye başladı. Burki ile bir şeyler konuşuyorlardı. Onun buraya geldiğini görünce hızlıca odama çıktım.
Pars Akan
Kapının dibine gelen kişinin kim olduğunu az çok tahmin ediyordum. Ata İlay. Babam beni terk etmeden önce hep dibinde gezen, babamın beni bıraktığı günden bugüne ise babamın emriyle benim peşimde dolanan itti. Görüşmeyeli 1 yıl olmuştu. Ve ismini düşünmek dahi istemiyorum. Şahika denen pis kadın bir, bu pislik adam iki. İkisi de var çocukluğumda çok fazla çektirmişlerdi. Bu adamdan öcümü almıştım, ama Şahika hala daha duruyordu. En yakın zamanda ona da ders verecektim.
Asansörden inip uzun koridor ile malikanenin kapısına doğru ilerledim. Bina kapısına çıktığımda uzun taşlı yolun ucundaki siyah araba ve Ata denen pisliği uzanan silahlarla karşılaştım. Gerizekalı, hala daha sırıtıyordu!
"İndirin silahları!"
Emrim ile herkes silahları indirdi. Ata'nın karşısına geldiğimde yüzündeki sırıtış kendini koruyordu.
"Ne haber eski dostum! Evlenmişsin kutlamaya geldik!"
"Senin kutlamanı..." Zor da olsa ağzımı tuttum. Akıl sağlığımı kaybetmem için yeterli bir nedendi!
"Yürü git buradan!"
"Aşk olsun! Ha, bu arada çocuk ne zaman?"
"Ağzına ederim Ata! Sus ve git!"
"Hiç insan büyüğüne böyle söyler mi?" dediğine bakmayın. Yaşlı gözükse bile şu an en fazla 40 yaşındadır. Arkasından biriler çıkarıp havaya bir el ateşledi. Lavin'in bu mermi seslerini duymasını istemiyordum. Ne kadar ailesinden alışkın olsa da, onun duyduğu Bu sesler sanki ona tramvaya yatacakmış gibi hissediyordum.
"Yapma! Git buradan!"
"Ne aceleci davrandın ya! Tamam gideceğiz! Ama uyarım olsun kendinize dikkat edin. Buralar çok belalı yerler. Allah korusun bir şey olur sonra!" anlaşıldı. Bu pislik yine bir şeyler karıştırıyordu. Aklınca da beni korkutmaya çalışıyordu. Bir süre bana bakıp, arkasındaki arabaya yöneldi. O arabaya yöneldiği anda ben de binaya doğru ilerledim. Burak yanıma gelip, "Abi önlem alalım mı? Bu salak yine bir şeyler karıştırıyor."
"Alın, hatta evinin altındaki depoyu da kapatın. Lavin dışarı çıkmasın diye de kapının önüne koruma ekleyin. Gerçi kapı değil direkt bütün bahçeye ekleyin. Mafya kadın bu kaçar bir yerden."
Burak'ı arkamda bırakıp, yoluma devam ettim. Malikaneye girdiğimde her zamanki sessizlik beni karşıladı. Asansöre binme gereksinimi duymadan merdivenlerden çıktım. Asansör fazla yavaştı, yavaş olan hiçbir şeyi sevmezdim. Olacaksa o an olmalıydı, mesela Ata'nın az önce yaptığı gibi. Benim yavaşlığı sevmediğimi bildiği için yapmıştı bunu, yapacağı olaydan spoiler veriyordu. Merdivenlerin sonuna gelmelerin bir nefes verip karşıdaki odaya girdim. Işık açıktı, Lavin uyku numarası yapıyordu. Uyumadı buradan belliydi.
"Aç gözlerin numaranın sırası değil." sesimde azarlamadan çok dalga vardı. Şaşkın bakışlarla yattığı yerden doğruldu. "Nereden anladın uyumadığımı!"
"Kirpiklerini titriyor." tam karşısındaki aradan kirpiklerine bakmaya başladı.
Seviyorum bu kadını.
Ben de çok seviyorum iç ses. Herkesin bildiği ama Lavin'in bilmediği bir şey vardı bu evde. Biz aslında Lavin çocukluk arkadaşıydık. Hatta Lavin ilk aşkımdı diyebilirim. Ayaz amca ve babam yollarını ayırdıktan sonra Lavin hep beni istemiş ve kıyameti koparmış. Bunun üzerine ailesi ona bazı ilaçlar ile unutmasını sağlamış. Şu yaşta bile çocukluk aşkım olduğuna haberi yok. Hatta belki o da aşıktı bana, Ayaz amca ve babam yollarını neden ayırdı bilmiyorum. Normalde çok yakın iki dostlardı, hatta annemin hastanede öldüğü gün Ayaz amcam babama destek olmak için oradaydı.
"Neden kirpiklerini inceliyorsun?"
"Titreyip, titremediğine bakıyorum."
Bir süre bekleyip tekrar söze girdim, "Bir hafta boyunca binadan çıkmak yok. Bu bahçedeki pislik adam bir şeyler karıştırıyor."
"Ha, evet o adamı soracaktım ben sana. Kim o?"
"Babamın şu anda bile güvendiği en iyi çalışanı. Babam beni terk ettikten sonra benimle uğraşması için bir adam tutmuş belli ki."
"Baban seni terk mi etti? Nasıl etti hatırlıyor musun? Anlat ona göre döveceğim." Küçük bir tebessümle cevapladım.
"Hayır hatırlamıyorum. Çok küçüktüm." Evet çok küçüktüm ama hatırlamamak elde değildi. Dün gibi aklımdaydı.

13 Aralık 2009 yılı
"Sen neden buradasın? Bu akşam evde olmayacaksın demedim mi? (!)" Dedi Ekin. Son 3 yılda çok şey değişmişti, Ekin artık şahika'nın yaptığı şeyleri umursamıyordu. Hatta Şahika'nın doğru olduğunu söylüyordu. Pars artık 5 yaşındaki o küçük çocuk değildi, 8 yaşında 2 sınıfa yeni başlamış biriydi. Yaşıtlara göre fazla olgun ve sessizdi. Vücudundaki yaralar gittikçe artmıştı, çünkü artık sadece şahika'nın darbeleri değildi bunlar. Artık babası da vuruyordu ona, o benim en kıymetlim diyen babası yoktu artık karşısında. Şahika ne yapmış, etmiş. Bir şekilde Ekin'i yanıltmıştı. Ekin artık oğlunu evde bile görmek istemiyordu. İçiyordu artık, Şahika gibi
"Ama b-ben."
"Sus!" Yine içmişti kesin, Pars ne kadar korksada gitmek istemiyordu. Belki bir umut hatırlardı oğlu olduğunu, Gülizar'dan bir parça olduğunu. Ekin odadan sert adımlar ile çıktı. Çıkar, çıkmaz karşısındaki küçük çocuğun kıyafetinden kavrayıp havaya kaldırdı. Pars'ın gözleri doldu ama tuttu kendini, tutmazsa daha çok dayak yiyecekti. Ekin oğlunu kaldırarak göz hizasına getirdi. ''Sen bir daha bu eve gelirsen ve çıkmak istemezsen, ben bu evden senin ölünü çıkartırım. Duydun mu?(!)'' O sırada güçlü darbelerle kapı çalınmaya başladı. Ekin eli ile havaya kaldırdığı Pars'ı sanki cansızmış gibi savurarak yere fırlattı, ama bu Pars için son noktaydı. Ağlamasını daha fazla içinde tutamadı. Ama ağlamanın yanın da bir şey daha oldu sinir krizi. İşte o an Pars'ın gözleri simsiyah olmtuşu. Nefesi düzensizdi, savrulduğu yerden kalkarak hemen yanındaki sehbaya ilerledi. Üzerinde ne varsa yere fırlattı.
''Çık bu evden!'' diyen babasını umursamadı. Yıkmaya devam etti, salondan çıkıp mutfağa ilerledi. Biri hâlâ daha kapıya vuruyordu, gözlerinden akan yaşlar arttı. Tezgahın üzerinde dizilmiş bıçaklara uzandı. Şahika kapıda göründü, ''Ne bu evin hali!'' Pars'ın elindeki bıçağı fark etti. ''Bırak onu!'' Pars bırakmadı. Eğer bu kadın giderse babası düzelebilirdi. Şahika iki adım Pars'a doğru ilerledi. Pars durmadı daha çok yaklaştı Şahika'ya. Kapıda Ekin belirdi. ''ÇOCUK! BIRAK O ELİNDEKİNİ!'' Pars dinlemedi. Şahika bir kaç adım ötesindeydi sadece, bıçağı önündeki kadına savurdu. Şahika'nın bacağında derin bir yara izi oluştu. Acı ile inledi Şahika ve yavaşça yere doğru eğildi, o sırada babsının bağrışını duydu. ''ŞAHİKA!''
Pars elindeki bıçağı koruyla yere fırlattı, elleri titriyordu. Koşarak hole doğru ilerledi. Tam o esnada dış kapı şiddetle açıldı, gelen Ayaz amcası ve Merve teyzesiydi. Oturduğu yerden kalkmadı. Mutfaktan bağırış sesleri yükseliyordu. Merve teyzesinin sesi yükseldi, ''Pars! Neredesin kuzum!''
''TEYZE!'' sesi ağlama hıçkırıklarından boğuk çıkmıştı.
Ayaz; ''Paşam biz gel-''
''Yürüyün gidin lan!'' diye bağırını duydu babasının. O sırada teyzesini gördü, Merve koşarak sarıldı Pars'a. İşte şimdi evinde giibi hissediyrdu Pars. Görüş açısına Ayaz amcası ve babası girdi, amcası babasını kolona yaslamış yakalarından tutmuştu. Tam Ayaz , Ekin'e vuracaktı ki duyduğu ses ile irkildi. ''Amca yapma!'' şu halinde bile düşünüyordu babasını.
''Yürüyün gidin evimden!''
''Bana bak bu çocuğa düzgü-''
''Alın onuda götürün! İstemiyorum bu evde!''
Pars şiddetli bir şekilde ağlamaya başladı. Merve dayanamayıp arkasında kavga eden iki adama seslendi. ''Tamam! Yeter! Daha fazla kaldıramıyor çocuk!'' Ayaz Ekin'in yakasını bırakıp eşine yöneldi. Önünde ağlayan küçük çocuğu kucaklayıp evden çıktı. Pars, amcasına sıkıca sarılmıştı. Ve amcasının koynunda uyuya kaldı...

Günümüz

''Neyse boş ver beni. Uyuyalım artık.'' diyen Pars'ın sözünü dinledim. Yavaşça yatağa girdim ve yorganı üstüme çektim. Pars'da o sırada üzerindeki beyaz blüzü çıkarmak ile meşkuldu. Üzerine düz bir tişört alıp yanıma kıvrıldı. O an burnuma çok tanıdık gelen bir koku doldu. Yasemin kokusu. Gecenin bu saatinde sorabileceğim en saçma suruyu sordum.
''Sen ne kullanıyorsun?'' şaşıran bakışları bana döndü.
''Ne için?''
''Saçın için.''
''Bildiğimiz sabun.''
''Katı sabun mu?''
''Tabiki hayır, ne kadar mafya da olsak saç önemli.''
Küçük bir kahkaha döküldü dudaklarımdan.
''Neden sordun?''
''Yasemin kokuyorsun Merak ettim kullandığın markayı.''
''Yasemin kokusu benim kendi kokum. Doğduğum günden bu güne kadar benimle.''
''Çok iyi. Bende istiyorum.'' dudakları iki yana kıvrıldı. Bu saatteki saçma sorularıma devam ettim.
''Peki ben ne kokuyorum.'' bir süre dordu düşündü, sonra boynuma eğilip içine derin bir nefes çekti. Tekrar gözlerime bakıp, Tekrar gözlerime bakıp dudaklarının kenarını kıvırdı.
''Sen de vanilya kokuyorsun.''
Kaşlarımı kaldırdım.
''Vanilya mı?''
''Hı hı. Bir de...'' Bir an durup yüzüme baktı. ''Yağmurdan sonra toprak kokusu gibi bir şey var. Anlatamıyorum.''
Güldüm.
''Ne güzel iltifat ettin!''
''Daha bitirmedim.'' Bakışları gözlerime kaydı. ''Bir de başımı döndüren bir şey var ama onun adını henüz bulamadım.''
''Parfümüm mü?''
Dudaklarını birbirine bastırıp gülümsedi.
''Yok, Lavin. Sanırım o sensin.''

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

21okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.