5. bölüm / 7
MEFTUN (MAFYA KURGU)4. Bölüm
Bölümler 7Şu an: 4. Bölüm
- 1 1. Bölüm957 kelime
- 2 2. Bölüm770 kelime
- 3 3. Bölüm602 kelime
- 4 4. Bölüm1.286 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5. Bölüm2.652 kelime
- 6 6. Bölüm2.020 kelime
- 7 7. Bölüm1.981 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Saat gece 03.24, uyku ve uyanıklık arasında gidip geliyorum. Yarın için dinlenmem ve enerji depolamam lazım. Çünkü, yarın ailecek gideceğimiz bir toplantı var.
Kendimi uyutmak için herşeyi denedim. Ama yok, uyuyamıyorum. Şuan yatakta ters yatıyorum mesela. Ayaklarım, başımı yastığa koymam gereken yerde. Ne kadar mafya da olsan bu yatış pozisyanu ile koyun sayıyorsun işte.
Acaba birisini düşün düğün için mi uyuyamıyorsun?
''Kim? Kimi düşünecekmişim ben?''
İsminin baş harfi 'P' hatta sonra 'A' devam ediyorum 'R' son olara-
''Sus iç ses!'' keşke bir kumada olsada şu iç sesin sesini kısa bilsek. İnanın en büyük hayalim. Gözlerim yavaş yavaş kapanıyor, çok şükür.
Ama kader uyumama izin vermiyor! Neden? Çünkü, Pars namı diğer Kara bela odama ani bir giriş yapmış durumda!
''Ne oluyor?''
''Ne olsun istersin?''
Te Allah'ım Ya Rabbim! Bu adam bana sınav mı? Projede olabilir.
''Niye pat diye odama giriyorsun! Ya, üstümü değiştiriyorsam!''
''Eee...''
Yüzümü buruşturup;
''Sapık!''
Kafası ile Ya sabır çekip bana döndü. ''Baban fenalaştı, hastaneye kaldıracalar.''
''NE?''
''Baban fena-''
''Tamam.''
Öküz hala dikiliyor! Çıksana odadan! Deli haydar!
Bir şeyler oluyorda bizim mi haberimiz-
''Odadan çıkmayı düşünüyormusun?'' demem ile odadan çıktı kendileri.
Şuan Pars'ın arabasındayım. Adam mübarek 180 ile gidiyor. Bende, zavallı ben araba keskin viraj aldığı için savrulup duruyorum. En sonunda dayanamayıp Pars'ın koluna yapıştım. Hayır, şehir içindesin. Otobanda değil!
''Pars eğer şuan yavaşlamazsan araban pert olacak!''
''Ben ve kaza-''
''NE KAZASI BE ADAM ÇIKARTACAĞIM ŞİMDİ BURAYA!''
''Neyi çıkartacaksın?''
''GERİZEKALI, KUSMUĞUMU!''
Ani bir fren ile durduk. Hemen bir yere park etti salak. ''İyimisin?''
''Berbatım.'' ve o an hiç tahmin edemeyeceğim bir şey oldu, Pars bana sarıldı. Hemde en sıkısından, ama rahatsız edici bir sıkma değildi bu. İlk defa kendimi bir evde gibi hissettim.
Bir hastane odasındayız, sedyede bilinci tamda yerinde olmayan babam yatıyor. Doktorların dediğine göre durumu kötüymüş. Şuan odada duyulan tek ses EKG'den yükselen kalp ritimi sesiydi. Ben solunda, annem ise babamın sağında oturuyordu. Diğer herkes ayakta sıra olmuştu.
''Kızım.'' dedi güçsüz sesi ile.
''Efendim babam?'' gözümden bir damla yaş aktı.
''Bu söyleyeceğime karşı çıkmayacaksın. Bu benim vasiyetimdir.''
''Söyle babam.''
''Eğer ben ölürsem, Pars ile evlenecesin.'' bakışlarım Pars'a döndü. Elleri önünde bağlı, başı yere eğik bakıyordu.
''Pars bak bana.'' dedi babam. Pars kafasını kaldırdı. ''Kzımı bütün kötülüklerden koruyacaksın.''
''Emrinizdir efendim.''
''O kokoş sevgilinden de ayrılacaksın.'' Pars başını 'tamam' anlamında salladı.
''Ben ölürsem, benim yerime sen geçeceksin.'' dedi babam nefes nefese. EKG'den gelen kalp ritimleri yavaşlamaya başladı.
Yavaşladı...
Yavaşladı...
Hepimiz endişe ile babama seslenmeye başladık, ''Baba bırakma kendini!''
''Hayatım bırakma beni!''
''Ayaz Amca!''
Omzuma dokunan narin bir el vardı. Kim olduğunu bilmiyordum, ve şuan umrumda da değildi. Göz yaşlarım durmuyordu artık, her saniyede daha çok artıyordu. Odanın kapısı açıldı, içeri bir doktor girdi. ''Hanımlar, beyler. Öncelikle sakin olun ve hasta ile ilgilenmemiz için yer açın!'' Omzumu tutan el koluma geçti. Sonra diğer kolumdan da tuttu. Ve beni nazikçe geri çekti.
Ayağa kalkıp, karşı çıkmadan beni götürdüğü yere kadar geldim. Sırtım ona dönük olmadığı için yüzünü görmemiştim. Aa emindim bana dokunan bu kişi Pars'dı. Babamın kalp atışları gittikçe yavaşlıyor, annemin isyanları ise artıyordu. Ve o an gerçekleşti.
EKG'nin ekranında düz bir çizgi belirdi ve uzun bir ses doldurdu odayı. Doktor ve hemşireler babama kalp masajı yapıyordu. ''NE OLUR GÖZLERİNİ AÇ... KIZINI VE BENİ YANLIZ BIRAKMA!'' annemin feryadı artıyordu. Ama tam olarak duyamıyordum, kulaklarım uğulduyordu. Gözlerim kararıyor ve parmak uçlarım uyuşuyordu.
''İyi misin?'' dedi Pars. Hala daha kollarımdan tutuyordu. ''Ben...'' diyebildim sadece. ''Geç otur şöyle.'' beni bir koltuğa yatırmaya çalıştı, karşı çıktıp oturdum. Önümde diz çöküp ellerimi okşamaya başladı. Sıcacıktı elleri, ev gibi hissettiriyordu.
Her şey daha çok kararmaya başladı. Nefes almak daha çok zorlaştı. Göz yaşlarım durmuyordu. Pars ellerimi okşamayı bıraktı, ani bir korku yaşadım. Çünkü hiç bir şey göremiyordum. Her şey buğluydu, ''Merak etme, buradayım.'' çenemde bir el hissettim, bu onun eliydi. ''Su vereceğim.'' az da olsa sakinleşmiştim. Birkaç saniye sonra suyun dudaklarıma verdiği serinliği hissettim. Dayanmaya çalıştım, ama olmuyor.
''Lavin...''
''Efen-''
Ve gözlerim kapandı, duyduğum sesler bitti ve parmak uçlarımı hiç hissetmiyordum...
_______________________________________________________________________________
''Lavin.''
''Efen-''
Ve bir anda gözleri kapandı. ''Lavin! Aç gözlerini!'' açmıyordu. İşaret parmağımı burnunun altına dayadım. Sıcak nefesi parmağıma çarpınca içim az da olsa rahatladı. ''Doktor!'' neden endişelen miştim ben?
Cevap vereyim; çünkü hayvan gibi aşıksın.
Kapa çeneni! Başımda başka bir bela yokmuş gibi birde bununla uğraşıyorum. Doktorlardan biri yanımıza geldi. Korkumdan doktor ne yapıyor bakamadım bile tek hatırladığım doktorun, ''Aşırı stresten ve korkudan bayılmış.'' demesiydi.
Şuan Lavin kucağımda ve önde ilerleyen doktoru takip ediyorum.
Hadi yine iyisin, kaptın taş gibi kızı.
Ben değil bu sapık bence, salak iç ses. Bir kapıdan içeri girdik. İçeride sıra ile dizilmiş 10 ile 9 arası kadar sedye var. Küçük bir danışma masası ve masanın arkasında bilgisayar ile uğraşan iki erkek hemşire vardı. ''Şuraya yatırın hastayı.'' doktorun gösterdiği yere Lavin'i yatırdım. Doktor çıkmadan önce danışmadaki hemşirelerden birisine bir şey söyledi. Doktorun konuştuğu hemşire elinde bir serum ile yanımıza geldi.
''İyi olacak mı?''
''Nesi oluyorsunuz?''
''Ne apcaksın nesi olduğumu, iyi olacak mı?''
''Merak ettiğimden sor-''
''Sevgilisiyim. Oldu mu?'' evet anlamında başını salladı. Ne yapacaktı kim olduğumu?
Kıskandınız mı? bana mı? öyle geliyor Pars Bey. Hem çok çabuk benimsedin bu evliliik işini.
Birde senle uğrşamam, kapa çeneni!
Bana bu senaryo tanııdık geldi.
13 Nisan 2003
Büyük bir hastane koridoru ve feryatlar. 5 yaşındaki Pars, babasının kucağındaydı. Uykudan yeni kalkmıştı. Babası, Pars'ın uyandığını görünce oturduğu yerde dizlerinin üstüne oturttu oğlunu. ''Neden buradayız baba?'' babası Ekin Bey cevap vermedi. Onun en çok korktuğu şey olmuştu o gece. Eşi ile bindiği arabadan trafik kazası ile çıkmışlardı, ama onu asıl üzen şey eşinin yoğun bakımda olmasıydı. Gözünden bir yaş damla geldi Ekin'in. ''Ben nasıl geldim buraya baba? Anneannemde uyumuştum.''
''Biliyorum oğlum.'' Ekin'in kayın validesi haberi alır almaz eşi ve torununu alıp evden çıkmışlardı. Pars babasının arkasında olan cam ve oda da yatan annesini gördü. ''Baba, annem neden yatıyor?''
''Uykusu gelmiş babacım.''
''Onla uyuyabilirmiyim baba?''
''İzin vermiyorlar babacım.''
''Ama ben annemi istiyorum!'' Babasının kucağından kalkıp sandalyeye çıktı Pars. Daha iyi görüyordu annesini şimdi. ''Anne, kalk.'' biraz durdu Pars. ''Anne...'' biraz daha durdu. Ama mrak ediyordu, ''Neden annem kalkmıyo baba?''
''Dedim ya oğlum, uyuyor.'' diyebildi sadece Ekin. ''Ben uyucam, ama annem uyandıktan sonra.'' Odaya bir doktor girdi. Elinde ağzı kapalı olan bir iğne vardı. Tam o sırada Ayaz Vural hastaneye giriş yaptı. Ekin en yakın arkadaşını görür görmez ayaklandı. Ayaz'ın kucağında 2 yaşındaki Lavin, yanında ise eşi vardı. Ayaz Bey kızını yavaşça yere indirip Pars ile oynamasını söyledi.
''Hadi oyun oynayalım!''
''İstemiyom Lavin.'''
''Niden?''
''Annem uyansın, öyle oynayacağım.''
''Ya çok uzun sürerse. Sıkılırım ben oyle.''
''Tamam oynayalım, ama annemden uzaklaşmak yok.''
''Timam.''
''Oyna başlamadan önce babama bir şey sorucam.''
''Sor.''
Pars çıktığı sandalyeden aşağı inip babasının yanına gitti. Paçasını çekiştirip ona bakmasını sağladı, ''Baba...''
''Efendim oğlum?''
''İçeri doctor girdi, elinde de cıs vardı. Cıslar tehlikeli değil mi? Neden anneme cıs yapıyorlar?'' Ekin Bey hiçbir şey söylemedi, söyleyemedi. O sırada Lavin'in abisi Tuna annesinin yanına geldi. ''Anne kantinde su-'' Meltem hanım oğlunu kenara çekti. ''Oğlum git çocukları oyala, tamam mı? Büyükler bir şeyler konuşacak.'' Tuna annesinin sözünü dinledi. Bir eli ile kardeşinin elini tutarken, diğer eli ile Pars'ın omzuna koydu. ''Pars gel oyun oynayalım.'' Ekin Bey söze girdi. ''Evet geç oyun oyna sen, söz veriyorum konuşacağım senin ile.''
''Tamam.''
Tuna abisinin elini tutup koridorda yürümeye başladılar. ''Tuna abi.''
''Efendim.''
''Nden babam sorularıma cevap vermiyo?'' arkasını döndü Pars babası bitik haldeydi. Akan göz yaşlarını buradan görüyordu. Tuna abisinin elini bırakıp babasına koştu. ''Baba!'' baba oğul sıkıca sarıldılar. Pars'da ağlıyordu artık.
''Baba... Ben doctora kızcam. Canını acıtıyo annemin.'' eşine baktı Ekin doğru olanı mı yapmıştı? Bilmiyodu.''Baba...''
''Efendim oğlum.''
''Sende mi özledin annemi?''
''Çok...''
''Bende çok özledim.'' tekrar sarıldı babasına, ''Sende kız o doctorlara, canını acıttılar annemin!'' yine cevap vermedi Ekin.
Asıl Pars'ın bilmediği şey o gün annesini son görüşüydü. Ve en önemlisi babası, annesinin katiliydi...
_________________________________________________________________________________
Bu bölümde böyleydi sevgili okurlarım. Ben yazdım diye demiyorum, yazarken ağladım. Sizden böyle duygular hissettiyseniz ne mutlu bana.
Seviliyorsunuz...❤️❤️💙💙🤍🤍
0
Bölüm etkileşimi
