6. bölüm / 7
MEFTUN (MAFYA KURGU)5. Bölüm
Bölümler 7Şu an: 5. Bölüm
- 1 1. Bölüm957 kelime
- 2 2. Bölüm770 kelime
- 3 3. Bölüm602 kelime
- 4 4. Bölüm1.286 kelime
- 5 5. Bölüm2.652 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6. Bölüm2.020 kelime
- 7 7. Bölüm1.981 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Her zaman ki siyah arabadaydım. Sağ tarafımda Pars, arkamızda ise bizim ekip ve Pars'ın adamlarından üç kişi (Cengiz, Begüm, Arslan) var. Biz ikimiz önde yayılmışken arkası bagaja kadar doluydu. Saat gece 03.12 gibi, her zamankinden farklı olacak şekilde üzerimde siyah parlayan ve bütün vücudumu saran bir elbise ayakkabı olarakda siyah topuklu giyiyordum. Elimde Pars'dan arakladığım bir silah var.
''Şu işe bak yaa! Biz sıkış tıkış oturalım siz yayılın.'' diyen Buğlem'in sesi yükseldi.
Kız haklı...
''Kusura bakmayın Buğlem Hanım, sizin tahtınızı getirmeyi unuttuk.'' dedi Burki.
''Abi, bir şey söyleyeceğim.'' dedi Cengiz.
''Söyle Cengo.'' dedi Pars kalın sesi ile.
''Biz şimdi nereye gidiyouz? Kimin sarayını basacağız?''
Samet:
''Harbiden, nereye gidiyoruz?''
Pars kalın ses tonunu düşürmeden cevapladı, ''Ebeniz sizi merak etmiş. 'Çok özledim onu' falan dedi. Bizde kıramadık yanına gidiyoruz.''
Kapak sesi size geldi mi? Benim kulağımda yankılanıyor çünkü.
Evin sessizliğini korumaya devam ediyordu.
Kemal:
''O değil de, buradan sonra bir bara gitsek iyi olur.''
Arslan:
''Ben varım, sizde gelsenize abi.''
Pars bana baktı, sonrada dikiz aynasından arkadaki hengameye. Burki ile Buğlem tartışıyor. Arslan ve Kemal birbirlerine yer öneriyor. Samet az önce yediği tokat gibi lafı düşünüyor. Evin ise camdan dışarıyı izliyordu.
''YETER LAN!''
Herkesin bakışı Pars'a toplandı. Benim bile ödüm kopmuştu, bunu fark edip sakinleşmek için derin bir nefes aldı.
Şuanda rakip şirketin başlarından birinin konağına anlaşma için gidiyorduk. Belki çatışma çıkar diye yanımıza bizim çeteyi ve silahlarımızı almıştık. Araba büyük bir Binanın önünde durdu. Benim kapım hariç herkesinki açıldı bir kaç saniye sonra Burki kapımı açtı. Kapını karşısında Pars beni bekliyordu. Arabadan inip koluna girdim. Önümüzde uzun sayılabilecek bir kırmızı halı vardı. Büyük bahçenin her bir tarafında siyah beyaz giyinimli çalışanlar vardı.
Karşımızda toplamda beş kişi bize bakıyordu içlerinden sadece birini tanıyordum. Miray Akan, bir zamanlar bizim ile beraber çalışan. Fakat sonradan saçma bir bahane ile buraya sığınan soysuz kadın. Kemal'in dediğine göre bir zamanlar hayvan gibi aşıkmış ona (Miray, Kemal'e aşıkmış). Hatta bizim ile yolunu ayırdıktan sonra Kemal'e olan aşkını itiraf etmiş.
Pars elimi bırakıp önümüzdeki dört adam ile isteksizce tokalaşdı. Adamlardan biri Pars ile bana bakıp, ''Lavin Hanım, eşiniz değil mi?''
''Evet.'' diyerek kestirip attı kocam. Pars ile bir hafta önce yıldırım nikahı kıymıştık. Babamın acısı hala daha kalkmamıştı üstümden, bu evlilik babamın son isteği olduğu için kıramamıştım onu. Hem o babamdı, her gece eve geldiğinde kapıyı ona, o üç ya da beş yaşındaki Lavin açar. Babasının 'Kim bu karşımdaki minik kız?' sorusuna en güçlü şekilde cevap verirdi, 'BEEEN!' bazenleri gelirken annem ve bana bir demet çiçek alırdı. Her bir demetten bir yaprak koparır çekmecemdeki yaprak kutuma koyardım. O kutu hala daha o çekmecede duruyor ve aynı babam gibi kokuyordu.
''Uzun zaman oldu.'' diyen Miray'ın sesini duydum.
''Öyle.'' sesimde dosluktan çok dik başlılık vardı.
''Buyrun masaya geçelim.'' uzun bir masaya doğru yol aldık. Masanın yanına geldiğimizde Pars baş sandalyenin soluna oturup beni ise kendi sağına aldı. Tabağımın üzerinde iyi biştiği belli olan bir et vardı. Yanında ise salata içecek olarakda, şalgam mı? Yoksa şarap mı? Olduğunu kestiremediğim br içecek vardı. Herkes sofraya oturdu, ortamda sessizlik ve gerilim vardı.
Belli oldu o silah kullanılacak.
''Telefonda anlattınız ama daha detaylı konuşmak iste-''
Yerimden kalkmam ile ilk başta Pars olmak üzere herkes ayaklandı. ''Nereye?'' diye sordu Pars.
''Başıma ağrı girdi, arabada dinlenedeğim.'' dedim. Ki, bu yalan değildi son sıralar ani baş ağrılarım oluyordu. Ama benim amacım başkaydı, bu Pars ile aramızda yaptığımız bir roldü. Bu anlaşmadan biz hariç herkes ölü çıkacaktı.
''Tamam, Evin ve Buğlem sana eşlik etsin.'' rolüme devam ederek başımı salladım. Bir yanıma Evin diğer yanıma Buğlem geçti. Arkamızı dönmüş giderken çaktırmadan konuşmaya paşladım.
''Kızlar.''
İkiside aynı an da:
''Ne oldu?''
''Bu anlaşma olmayacak.
Evin:
''Bak söyledim sana Buğlem. Pars ve Lavin öyle buluşma ile anlaşma yapmaz. Hiç bir şekilde yapmaz.''
Bahçeden çıkıp sağ tarafki duvara geçip durdum. Benim durmam ile onlarda durdu. Buğlem arabayı açtı, önceden torpidoya koyduğum üç silahın üçünüde aldım. İkisini kızlara verip birini ben aldım. Buğlen Silahı döndürürken sordu, ''Kim başlıyor? Ve, kiminle başlıyor?''
Evin:
''Bu sefer plan bana ait değil.''
İkiside bana döndü. Topuklu ayakkabılarımı çıkardım. ''Kızlar beni omzunuzda taşıyabilir misiniz?''
Başları ile onayladılar. Duvarın kenarına doğru ilerlediler, üstümdeki elbise ile zorda olsa omuzlarına ordanda bahçe duvarına çıkabilmiştim. Şanslıydımki önümde büyük bir ağaç vardı. Ben duvardan hedef arıyorken, kızlarda etrafı sarmaya başladı.Masada Pars ile konuşan adamı gözüme kestirdim. Tek el tetiğe bastım, basmam ile birlikte ortalık kan gölüne döndü. Adamı tam kafasından vurmuştum.
Birkaç dakika boyunca hedefime çıkanı vurdum. En sonunda dayanamayıp bahçeye giriş yaptım, çıplak ayaklarım ile Pars'ın yaslandığı duvara koştum. Yanına geldiğim an da beni kendine çekip gövdesie yapıştırdı.
''İyi misin?''
''Cillop gibiyim.''
Dudakları kıvrıldı, ''Ayaklarında neden ayakkabı yok? Üşüteceksin.''
''Kızlar beni omzuna aldı.''
Tam yanımızdan mermi geçtiği için beni daha çok sıktı. Ani bir karar ile başka bir duvara geçtim hedefim Miray'dı. Ne şans ki, korkudan titreyen ayakları ve kendisi önüme çıktı. Tek atış ile onu da indirdim.
Anlaşmayı bozanların sonu.
''Tam üstüne bastın.'' tam o sırada kuvvetli bir yağmur yağmaya başladı, ama öyle böyle değil. Birkaç saniyede yerde ayaklarımın altını ıslatacak kadar su birikti. Tam arabaya doğru gidiyordum ki arkadan bir el beni kavadı ve kucağına aldı. Pars Bey yapması gereken en iyi şeyi yapıyodu çünkü bu işin sonu hastalıktı.
''Neden kucağındayım?'' diye saçma br soru sorum.
''Birincisi; yağmur yağıyor. İkincisi; biri polis aramış hızlı olmalıyız!''
Hızla arabaya bindirildim, bir bu hız yetmiyormuş gibi arabayı 180'de kullanmaya başlamasın mı? Vallahi yaptı! Tabi benim mide altüst oldu.
''PARS YAVAŞLA!''
''Deniyorum!''
Bu gün beniiim ölüm günüm, elvedaa elvedaa elveda dünya!
''Sus iç ses sus!'' bakışlar kısa bir anlığına bende toplandı. Ama şuan önemli olan bu değildi, arabaya boşalacak midemdi.
Pars sağa dönüyordu benim midem sola...
Pars sola giderken benim midem sağa...
Birkaç saniye sonra bir tümseğe girdik, o tümsek ile organlarım yer değiştirdi. Sonra midem isyan bayrağını çekti.
''PARS...''
''Efendim!''
''Ben... Galiba...''
Elimi ağzıma kapattım.
''Kusacağım.''
Bütün araba bir ağızdan, ''NE?(!)'' dedi.
''PASPASLAR DAHA YENİ TEMİZENDİ!''
''PASPAS MI ÖNEMLİ ÖKÜZ!''' diye cevap verdim Arslan'a. Bakışlarım Pars'ı buldu, gerçektende durmak için büyük bir çaba sarf ediyordu. Ama benim sonum belliydi, daha fazla dayanamayıp istemesemde midemi boşalttım. Tam o sırada araba çok sert bir fren ile durdu.
Pars'ın bir elini sırtımda diğer elini sol bileğimde hissettim.
''İyi misin?''
''Daha iyi.''
Ellerini yüzümün altına yerleştirip gözlerimi baktı. Sonra cebinden bir peçete çıkarıp ağzımı sildi. Önümdeki torpidodan bir su şişesi alıp kapağını açtı. ''İçireyim mi? Kendin içer misin?''
''Ben içerim.'' su şişesini elime aldım. Araba tekrar hareket etti, bu sefer o kadar hızlı değildi.
_______________________________________________________________________________
24 Nisan 2006 yılı
Üzerindeki çiçekli elbise ve dizlerine kadar gelen beyaz çoraplar ayrı bir hava katıyordu üç yaşındaki Lavin'e ama bu hava kısa sürmüştü, çünkü şuan bir çamurun içinde oyu oynuyordu. Her yeri pislenmişti.Birkaç dakika sonra yanına siteden bir grup geldi, Lavin'den bir yaş büyüklerdi.
''Iyy, sen kesin bitlisindir. Şu haline bak.'' hepsi gülmeye başladı. Lavin'in gözleri doldu, çamurda oynamak eğlenceliydi oysa ki. Bir çocuk daha öne atıldı, ''Hem senin babanda yok!''
''Benim babam var!''
''Nerede o zaman.'' cevap veremedi Lavin, tam o sırada arkadan bir ses yükseldi. ''Rahat bırakın onu!'' bu beş yaşına yeni girmiş olan Pars'dı. Üzerinde siyah deri ceket ve kot pantolon vardı. Arkasından Tuna'da geliyordu. Kardeşini içine oturduğu çamurdan kaldırdı.
''Emin oln sizden daha temiz.'' diyerek kardeşini savundu. Pars'ın kaşları hala daha çatıktı. Fazla öfkeli görünüyordu. Lavin Pars'a doğru bir adım attı, ''Pays hadi oyun oynalım.'' herkese çatık kaşları ile bakan Pars, ona hiç öyle bakmıyordu. Aksine bakışları Lavin'e döndüğünde minik bir tebessümü bile oluyordu dudaklarında.
''İlk üstünü değiştirelim.'' dedi Tuna, kardeşinin elini sıkı sıkı tuttu. Yavaş adımlarla evlerine doğru ilerlediler, eve girdiklerinde Pars içeri girmek istemiyordu. O kadının burada olmasından korkuyordu. Çakma annesinin. Babasına hiç söylememişti yaşadığı acıları. Her çocuk korkardı banyo yapmaktan, ama o kormak yerine her gün banyo yapardı. O kadın onun pis kokusunu almasın diye. Oysa Pars yasemin kokardı. Annesi gibi... Ama bu kadın anne dediği kişi değildi, olamazdı! Annesine hiç benzemiyordu, annesi zarifti ismi gibi. Gülizar. Ne güzel bir isimdi, gerçi annesinin herşeyi çok güzeldi.
Korku dolu adımlarla içeriye girdi, tahmin ettiği gibi buradaydı o kadın. İsmini bile bilmiyordu ama nerede sesini duysa, nerede yüzünü görse tanırdı onu. Bir çocuk hiç kadın sesinden korkar mıydı? Pars korkuyordu, hiç olmadığı kadar hemde. İçeriye girip korku dolu adımlarla salona yöneldi, elindeki kahve fncanından kahve yodumluyordu Şahika Hanım, önünde başı eğik çocuğa dudak büzüştürerek baktı.
''Ellerin neden çamur? Gerçi neden soruyrsam, senin heryerin pis kalbin bile!''
Elindeki fincanı yere attı, sinirlendiğinde gözü dönüyor hiçbir şey görmüyordu. ''Cevap ver bana!'' dedi ayağa kalkıp onun yanına gelerek. Pars'ın başı hala daha yerdeydi, ''La-lavin'e yardım ederken ol-''
''Neden abisi yok mu yanında?(!) Sana mı kaldı yardım etmek!!!''
Pars'ın saçlarını tutup geriye doğru çekiştirmeye başladı. ''Söyle sana mı kaldı?(!)''
''AAH!'' saçları bırakıp kırdığı fincanın bir parçasını alarak Pars'a doğru ilerledi. Büyük ihtimalle sarhoştu. Elindeki kırılmış parçayı ona doğru savurdu Şahika. Pars'ın yanağından kan akmaya başladı. Göz yaşlarını tutamayıp ağladı, ama ağladıkça daha çok ağladı. Yaşlar kesiğe geldikçe yanıyor ve daha çok canı acıyordu. Topuklu ayakkabısını çıkarıp sivri topuğu ile vurmaya başladı karşısındaki çocuğa.
Neden sinirlendiğini o da bilmiyordu. Onu her gördüğünde kusası geliyordu. Pars acı ile yere kapaklandı. Akıttığı yaşlar durmuyordu. O sırada içeri Merve gelmişti, ''Şahika dur! Ne yapıyorssun el kadar çocuk o!'' arkadaşının ellerini tuttu. O da pek sevmiyordu Şahika'yı. Can dostu Gülizar'ın emanetiydi Pars. 'Bana bir şey olrsa oğluma sahip çık.' demişti. Ve bu gün yapacaktı bunu.
''Pis çocuk! Kirli çocuk! Bela çocuk! Eve gelmiyorsun bu gece, nerede kalırsan kal! Umrumda değil! Yeterki benden uzakta ol!''
Ayakkabısını tekrar giyinip evden çıktı Şahika. Arkasında acıdan kahrolan daha beş yaşında bir çocuk bırakmıştı. Salona Tuna ve Lavin girdi. Tuna her zaman ki gibi ciddi olsa da içinde derinlerde bir acı vardı. İlk arkadaşı can dostuydu Pars onun. Lavin hiç bir şey anlamamış ayıcıklı pijamaları ile oyun oynamak için abisinin elini çekiştiriyordu.
Merve kendi oğlu gibi sarıldı Pars'a. Göz yaşlarını sildi, saçlarını okşadı ve içine çekti her zaman ki yasemi kokusunu. Pars'ı kucaklayıp banyoya doğru ilelerken Tuna'ya bakıp. ''Kendi kıyafetlerinden getir, Pars bu gece misafirimiz olacak.'' Tuna odasına doğru koşarken Merve o sırada küveti ayarladı. Tuna'nın getirdiği havlu ve pijamaları banyoya bırakıp bir süre kapıda bekledi.
Tam yarım saattir küvetteydi Pars. Saçlarını çitilemekle meşkuldü, eğer güzel ıkamazsa yine pis olacaktı. Merve kapıyı tıkladı, ''Pars, girebilir miyim?'' onaylayan bir ses çıkardı. Merve kapıyı açmasıyla gördüğü görüntü ile dona kaldı. Pars saçlarını öyle bir çitiliyordu ki saç diplerinden kan gelmişti. Hızla durdurdu onu, elleriyle ellerini iki yana açtı. ''Sakin ol. Yavaşla.''
''Ne yaptın kendine?Olur mu hiç böyle oğlum?'' Pars ellerinden akan kana baktı. Sonrada su dolu küvete, kanı yüzünden kırmızıya dönmüştü su. Merve küvetin tıpasını çekip musluğu açtı. Kanlanmış saçlaı kandan arındırdı.
Mavi bir odadaydı Pars, Tuna'nın odasıydı burası. Merve Pars'ın oluşturduğu yaralara krem sürüyordu. ''Bir daha öyle çitilemek yok tamam mı?''
Bir süre sustu, ama içinde tutamayacaktı.
''Pars...''
''Hı.''
''Neden o kadar çitiledin saçlarını kuzum?''
''O kadın kızmasın diye.''
''Bir daha öyle bir şey görmek istemiyorum.''
''Ama öyle yıkamazsam pis olurum.''
''Sen mi pis olursun?''
Başını aşağı yukarı salladı.
''Buna inanmam, sen... Annen gibi yasemin kokuyorsun. O kadın gerizekalı olduğu için öyle diyor.''
Başını eğip Pars'ın siyah gözlerine baktı. ''Bu söyediğimi ne bilen olsun, ne de sen söyle. Tamam mı?''
''Sır mı bu yani?''
''Aynen öyle!''
Ellerini yuruk şeklinde tokuşturdular. Odaya Lavin girdi. ''Pays, hadi oyun oynalım!''
''Çok geç oldu ve Pars'ın dinlenmesi lazım.''
''Amaaa!''
Pars:
''Ne olur Merve Teyze?''
''Tamam, ama en fazla on dakika.''
İkiside aynı anda:
''TAMAM!''
Kapı zili çaldı. Gelen Ayaz'dı. Koyu kahve saçları dağınık ve ıslaktı. Pars'ı evde görünce bir an bocaladı saat gece 12.30'du. Hepsinin yanaklarını okşayıp merve'ye doğru ilerledi. ''Pars nden burada?''
Derin bir nefes alıp konuşmaya başladı Merve:
''Şahika, kırılmış fncan parçasını alıp yüzünü çizdi. Topuklu ayakkabısının topuğu ile vurdu. Tam boazlıyacakken tuttum. Bu gece bizde kal-''
''Sorman hata, tabiki kalabilir. Öz oğlum gibi o benim.''
Merve'nin dudaklarında bir tebessüm beklirdi. Kapı tekrar çaldı. İkiside merakla kapıyı açtı gelen Ekin'di, ''Çok özür dilerim, benim oğlan buradaymış.''
''Ve burada kalacak!'' dedi hemen Merve.
''Yenge yapma böyle, söz verdi yapmayacak bir daha.''
''Bu kaçıncı söz! He! Deney tahtasımı bu çocuk! Az önce korkudan banyoda saç diplerini kanattı yıkarken! Su, elleri ve saçları kan içindeydi!''
Ayaz ve Ekin aynı anda:
''NE?(!)''
''Öyle! Sende gelmiş bana diyorsun ki; 'Söz verdi bir daha yapmayacak.' Nah yapmayacak!''
Ekin hızlı ve endişeli adımlarla içeri girdi. Oğlunu aradı gözleri, ama Pars ondan önce davrandı.
''Baba!'' koşarak kucağına atladı babasının. Oysa Ekin bunu istemiyordu, Gülizar öldüğü günden beri sarılmamıştı oğluna onun gibi koktuğu için... Gülizar gibi. Boynuna sarılan elleri nazikçe kendinden ayırdı Ekin. Kıyamazdı oğluna, dayanamazdı. Kolundaki morluklara gitti gözleri, evlendiği ve güvendiği kadın mı yapmıştı bunları? Gülizar'a benzeyen gözlere baktı. Canı acımış olmasına rağmen mutluluk saçıyordu gözleri. Ya da babası üzülmesin diye mutlu görünüyordu.
Yüzünde çok da derin olmayan bir çizik vardı. Saç dipleri kızarmıştı. Dayanamadı Ekin, sıkıca sarıldı oğluna. Yasemin kokusunun yerini ilaç almıştı. Eşi gibi kokmuyordu oğlu.
''Gelmek istemiyom baba...'' dedi çaresizce Pars. Ekin zorlamadı oğlunu, ''Sen bilirsin, ama yarın evdesin. Tamam mı?'' onaylayan bir ses geldi. Ama istemiyordu Pars, o eve gidip tekrar bu acıları yaşamak istemiyordu. Pars'ın küçük yüzünü ellerinin arasına alıp okşamaya başladı Ekin. Son bir kez daha sarılıp ayağa kalktı. Mereve ve Ayaz hala daha açık duran daire kapısının önünde bekliyordu. Ekin kapıya bir adım attığı an paçasına yapışan iki el hissetti, bakışları paçasına döndü.
''Vazgeçtim... Bende gelcem...''
Pars'ı kucaklayarak evden çıktı Ekin. Ev her zaman ki gibi sessizdi, kapıyı yavaşça kapattı Ekin. Şahika yatak odasında olmalıydı. Odaya doğru ilerledi, tamda bıraktığı gibi duruyordu. Endişeli gibi gözükmeye çalışıyordu. Kendince başarsa bile Ekin inanmamıştı. Odaya girer girmez Şahika, Ekin'in kucağındaki minik çocuğa endişeli bakışlar ile yürüdü.
''Tatlım ben çok... Çok özür dilerim! Sarhoş-''
''Sarhoştun değil mi?''
Dedi Ekin ciddi sesi ile ve devam etti. ''Zaten sen bu gibi olaylarda hep sarhoşsun Şahika!'' sesi kendinin bile anlamayacağı şekilde gür çıkmıştı, bozuntuya vermeden. ''Pars benim bu dünyadaki en kıymetlim! Onun kılına zarar gelse kıyameti koparacak ben, ona şiddet gösteren bir kadın ile olamam!''
''Ben... Özür dilerim. Söz bir daha yapmayacağım.''
Pars'ı yarağın köşesine oturttu ve Şahikaya döndü. ''Bu kaçıncı söz. Ben bir yerden sonra saymayı bıraktım!''
Pars'ı göstererek, ''Ben oğlumun teiz kokusu yerine ilaç kokusu mu alacağım! Sen gittikten sonra korkudan saç diplerini kanatmış bu gün!''
''Ne yapmış?''
Tekrarlamadı Ekin, gerek duymadı. Şahika, Pars'a doğru bir adım atarken Ekin onun kolunu tuttu. Pars ona doğru geldiği için yatağın orta kısımlarına kadar gerilemişti.
''BEN BU ÇOCUĞUN BİR DAHA YARA İÇİNDE OLMASINI İSTEMİYORUM ŞAHİKA! ŞİMDİ ÇIK BU EVDEN!''
İşaret parmağı ile kendini işaret ederek, ''Be- ben mi?'' sesinde korkudan başka bir şey yoktu.
''Sen!'' diyerek onayladı Ekin. Şahika sert adımlarla yerdeki siyah çanasını alıp evden çıkı. Çıkarken kapı sert bir şekilde kapandığı için Pars'ın korkudan omuzları kalkıp inmişti. Ekin yavaşça oğluna ilerleyip yatağa uzandı. Elini sakince yastığa vurarak yatmasını söyledi. Pars babasının dediğini yaptı, herkes korkardı Ekin'den ama o korkmazdı. Aksine çok severdi babasını.
''Baba...''
''Efendim paşam.''
''Ben... Annemi özledim.''
Bir süre sessiz kaldı Ekin. Konuşmadı. Sonra sağ gözünden bir damla yaş aktı. Hemen sildi, Gülizar kanser olmuştu doktorlar sonunun ölüm olduğunu söyeyince başka çare gelmed aklına. Hem kendisi hemde oğlu Gülizar'ın acı çektği anları göse kahrolurlardı. Biliyordu.
''Bende... Oğlum. Bende çok özledim.''
''O kadın gitsin baba... Sevmiyorum onu.''
''Gitmiyor oğlum...''
Ekin Bey'in babası Eray, Şahika ile zorla evlendirmişti oğlunu. Eray, Gülizar'ı hiç sevmemişti. Sevememişti. Düşman şirketin başının kızıydı Gülizar. Ama hiç onlara benzemezdi. Gülizar'ın kardeşleri tüm pis işler ile dip dibeyken o öyle değildi. Alır kitabını saatlerce okurdu. Özellikle de şiir kitaplarını, konuşmasıda hep şiir gibiydi onun. Sevgililiklerinin ilk aylarında bir söz söylemişti Ekin'e;
''Bir gün oğlumuz sana beni sorarsa,
ona hiç üzülerek anlatma.
Ben onun annesi olmaktan,
senin de sevdiğin kadın olmaktan başka hiçbir şey istemedim bu hayatta."
Çok içine dokunmuştu bu sözü. Çok içine dokunmuştu bu söz. Ekin, Gülizar'ın sesini hâlâ yanında hisseder gibi oldu. Birkaç saniye gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Pars'ın gözleri çoktan kapanmıştı. Küçük bedeni, babasının yanında sessizce uyuyordu.
Ekin oğlunun saçlarını son kez okşadı.
"İyi geceler oğlum..." diye fısıldadı.
Cevap gelmedi.
Ekin de başını yastığa bıraktı. Gözlerini kapattığında aklına yine Gülizar geldi. Onu özlüyordu. Hem de canını acıtacak kadar.
Ama artık uyuması gerekiyordu.
Bir süre sonra odada yalnızca Pars'ın düzenli nefesi duyulmaya başladı.
Bölüm etkileşimi
