7. bölüm · MAYISTA AĞLAR SİYAH GÜL

6.BÖLÜM

H H

Günlük, bilmem kaçıncı sayfanın sahibi; Yosun gözlü çocuğa.

Yosun gözler, kıskıvrak kısılır bana mezar oldurdu, kumaşı eksik kefenlerin yos tutmuş tabutlarıydı, adeta yer değişen ruhlarımızı mezara bile layık görülmeyen, yosunlar küllerini savruluşu... İki kısık göz.

Simsiyah güllerin,
içine kırmızı gül.
Tüten iki dal mezar sigarası.

Seçilirken de seversin.

Nefret ettiğin kişilerin zamanla en sevdiğin kişiye dönüşecekti, bunu bildiğin halde kaçmak ister miydim? İsterdim. Birinden nefret ediyorsam aynı kalmalı, nefretten hemen sonra kinin gücü benim bedenime yayılması gerek. Kin, insan doğurur.

Kemiklerde yanar, damarda tel niyetine kopar. Farkında olmadan, zarar verdiğin kişilerin yapacağı ufak göz yaşı derin yara izi bırakır.

Kaçak köçek yaşamak iyi ise sessiz ve usul davranmak ölümün pençesi.

Kimilerin verdiği yaraları, biri gelip yarasına yara bandı yapıştırıyor. Nankör insanın yara bandıya ihtiyacı olmasa kedi köpeğe nankörlük yapmazdı. İnsanın farkı iblis olmak.

Tanrının verdiği cana yara açmak, tanrıyı inkar etmek gibidir.

Acısını saklayan gülüşünü söndürür.

Simsiyah kalbin, siyah sevgiye ihtiyacı vardır. Beyazın, beyaza olan derin parlaklık siyaha yaklaşamaz.

Dumanın, küle ihtiyacı olmaması.

Sigaranın, çiçeği söndürmesi.

Saçlarım açık olunca, saç diplerime giren acının amacı aynı, kalbime giren dikenin acısına denk gelmişti.
Simsiyah, simsiyah değil kapkara dünyanın içersinde dönen avare. Geçtikleri, saatlerin bile farklı farklı saniyelerin içerisinde dalıp giden zihnimin yerinden yeşermesi. Yeşerirken, zonklaması.

Unuturum, yeminimi.

Sağa sola vururum, şahsımı.

Ağlamayı fikir olarak görmeyi değilde, onun yüzünü inceleyip ağlayan kalbime çaresizce baktım.

Dün gece, göz göze gelerek diyaloglar kurduk, üç yıl önce yüzünde gördüğüm hiçbir şeyin etkisini göremiyorum, beni görmezden gelmekten başka yaptığı eylem yoktu,

Mırıldandı, rüyasında gördüğü ufak detay bile ufak mucizesi verirdi. Gözlerimi çekerek, yavaştan kulübeden çıkıp, banka doğru adımlar attığımda, karşıdan gelen Halliceyle derin nefes alıp verdiğimde, yüzünde yara gördüğümde, yüzünü saklamaya çalışıyor olsada, yüzünü uzaktan mahvolmuş olarak görebiliyorum.
Koşarak yanına varıp, kolunu kavrayıp, yanıma çekerek yüzünü incelediğimde, yüzüne tokat yediğini anlamıştım, manasızca.

"İyi misin?" diye sordu.

İyidir diyemedim.

"Senin yüzünü gördükten sonra, usulca gözlerimi kapatıp gitmek çare olarak nam saldı ruhuma." dediğimde, hem kafasını hemde ellerini sallayarak red etti beni.

Aslında Hallice, sevdiği adamın geleceğinin umudunu kurarak sabah akşam yatıp kalkıyor. İnsan insanı yedi yıl bekler mi? Beklermiş. Niye sen üç yıldır bekliyorsun şahsın şaşırtmıyor, el kızı mı şaşırtıyor? Sevgili, sevgisi eksik mayısın gülü. İç sesin benimle konuşmasını bitirdikten hemen sonra, gözlerim arkadaşım Halliceyle buluştu, günlerin sonunda bana tebessümü eksik etmedi. Onda bildiğim, bulduğum anne şefkatini öz annemden bulamadım, bulmak istesemde bulamadım. Güldü, yaşadığım hayatım onun fikrinde komikti.

Kaç zamandır, suskun.

Kaç zamandır, bitik.

Kendimle sayamadığım günler.

"Hava buz." diyebildi. Ellerini sürterek, bana bakarken, bende bileğini kıvrayıp, kulübeye doğru geçtiğimiz de istemese bile zorla içeriye soktuğumda, Yasir'in koltukta halen uyuduğunu gördüm. Elini alıp, başının altına koyup gözlerini kapatıp, uyumuştu. Gövdesine yaslayıp uyumak isterdim, müzik ninnim olsun, yada ağızından çıkan kelimelerde olur.

Sanki kaburga boşluğuna izmarit sönmüş, kıvranışını saklar gibiydi.

"İçinde buz." dedim. Hayretle.

"İçerde duran mı?" diye sordu. Somurtarak. Nefesinde büyük nefretin kini bulunmakta. Saçını açıp, yaslandı yatağın başlığına. "Gurur artık senin neyine?" diye direkt malumca sorunca kal geldi.

Gurur benim neyime? Bunda gurur yapacak, element yoktu. Ben mi yanlış biliyorum, bu durumda gururumu geriye atacak his, kül olup olmadığını yere uçmuştu. Hallice, aklınca bana fikir vermeye çalışıyorsan büyük yanılıyorsun.

Kalbimde gururdan başka yer yok.

"Gurur?" diye sordum. Gülerek.

"Kim ne derse desin, onun sevgilisi var. Ona sordun mu? Yanında kalmak istiyor mu? Zorla getirmiş olmalısın, eğer o olmasa şimdi öteki dünyada cehennemde yanıyordun. Seni, tanıyorum. Senin aşkın bu kadar büyük mü? Harbiden." Sorduğu soruya inanmadı. Kafasını omzuna eğip, gülümsedi. "O kadar yani."

"Ne yapabilirim?"

Hayretle baktı. "Vazgeç."

"Tam buldum, kaybedemem." Bunda kararlıyım, vazgeçmiş olacağım tek kişi kendim olacağım.

İnanmıyor gibide bakıyor."Niyazi?"

Yataktan kalkıp, ayakta durdum. "Ne alakası var o'nunla?" adımlarımı geri atıp, açık kalan kapıyı örtmeden ona baktım, mışıl mışıl uyuyordu. Kapıyı yavaşça örtüp, tekrar yatağa bedenimi bıraktım. "O benim arkadaşım."

"Seni öyle görmüyor."

"Niyazi, erkeklerden hoşlanıyor. Bana öyle dedi, ilk tanıştığımız da."

Kahkaha attı. "Erkekler işte."

"Ne alakası var, bunla Hallice."

Bana baktı, beni inceledi. İnanmadığı ne varsa tokadı yüzüme geçirerek söylemek istiyordu. Canımı acıtacak cümle kurmak istese bile susmayı kesinleşen tercihi ile bu sefer de gülümsedi.

"Niyazi seni seviyor, sadece..."

Alt dudağımı dişledim. "Sadece?"

Duymak istemiyorum, değil duymak hissetmek bile istemiyorum. Ben, onu öyle tanıdım öyle kalacak. Kim bana neyin doğrularını söylerse söylesin, benim tanıdığım Niyazinin masum kalbi ve yüzünden başka iliklerime kadar hissettiğim duygu elbette olmayacaktı. Evet, bende onu seviyorum. Sadece; kardeşçe. Yasir'in benden nefret ettiğini, Niyazi söyledi.Niyazinin kurduğu cümlelerin sayesinde başta nefret etmiştim, sonra ilgisininin olduğunu sonra başka kızla sevgisi nefrete dönüştüğünü söylemişti.

Niyazi bana yalan söylemeyi sevmez.

Ben, söylerim.

Sadece ben.

Niyazi yalanı sevmez.

"Salağa yatıyor. " dedi. Hallice.

Yorganı kaldırıp, içine girdi. Bana da yer açıp girmemi istediğinden içeriye girip gözlerimi kapatmak yerine çökük tavanı izlerken kalbime kuşku çoktan yer edindi. Yapmış olamazdı, sevmezdi. Bana değil aşık olmak, el üstünde tutmaz. İlk aşkımın Yasir olduğunu iliklerine kadar bildiğine rağmen beni sevmezdi, sevemezdi. Kardeşi olarak gördüğünü hiçbir zaman söylemedi evet ama yakın arkadaşım olduğunu üzerine basarak söylemişti, şuan beni şaşırtmasını istesemde herşeyini koyarak sokak sokak arıyordur.

Görünce yüzüne bakmadan, ondan aşk itirafı duymak yerine o zaman da yerinde yerin dibine girmek benimle birlikte huzur sokağı olur.

Hoşlandığını tek belli eden kişi Yasir'in ta kendisidir.

Yasir, şans vermedim diye bu nefreti. Kini. Görmezden gelişi, tesettürlü biriyle çıkmam alakası. Arkadaş ortamı mı bizi var etmeden yok etmişti. Onun hakkında duyamadım yada görmediğim iyi cümlesini. Görmek istesem görürüm, Niyazi onun hakkında bir gün iyi bir gün kötü konuşur diğer günler susar.

Kalbim.

Esir düşmüştü aşk virüsüne.

Beni anlayacak kimse olamaz, beni görecek ve duyacak birinin olmasını istiyorum. Ve ben ikilem içersinde yaşamaktan nefret ediyorum.

Yakalanan suçlu, esir düşmüş zavallı mahkumlardan farkım yoktur şuan.

Tufan beni bulmadan ben tufan olacağım.

Eskiden kaybettiğimi yeni buldum.

Yarın, hayel ediyorum. Niyazi beni bulmasın, ben, Hallice ve Yasir. Birlikte kalalım, Hallice evde kalsın, ikimizde Abur cubur alarak tekrar buraya dönelim. Yemek yerken, arada sırada benimle konuşmasını, yine bana gülümseyen yüzüyle sorularını sorsun, nefretine devam etsin, görmezden gelsin, yine bana gelsin.

Mucize, hayellerimin içersinde kalmasın.

Hayellerimin, yüzde yüzü gerçek olmasa da, Tanrının beni duyduğunu biliyorum, beni görüyor. Acıdan kıvranarak, yalvarışımı, gülerek ağlarken.

Başka kollarda, unutkanlık değilde benim kollarımda unutkanlık yakışır. Görmezden gelmek, yakışan şahıs sadece ben olabirim.

Onun büyülü elleri, sadece benim ellerimin içersinde saklı kalmalı.

Göz yaşlarını saklamayı, başarabilen kız çocuğunun vaad edilenlerin büyüğü sevgi beslemek.

Eğer, Babanın kırdığı kız çocuğunun, başkasının besleyici sevgisini görmek istemiyorsa suçlu o değil, babasıdır.

Suçlu, sevgisizlik. Görmemiş olabirsin, seni anlayacak birinin olmasını istiyorsan eğer, senden farkı olmaması gereken biri gerekir. Sevgiyi verirken, sevgiyi almayı beceren kalbe sahip ol.

Duyulmaz, olan aşkın değil.

Duyulmaz olan,eskiden senin, üç yılın sonunda karşında ayna olması.

Seninde sonradan fark etmen.

"Vay," dedim. İçimdeki sese. "Aynam karşımda oluyorsa, beni hiç unutmaz yakında yeniden yosun tutar sevgisi." Mucizevi faydaların gerektiğinde hayelde kalmaz, yakın zamanda seni bulur.

O beni unutmaz.

Unutmak isterse.

Unutmak istersem.

Onun yalandan unuttuğu günler geldi aklıma, tanımak yerine ismimi bile unutmuş numarası yapması.

Elbette kalbimle gördüm, onu severken, inanış içersinde imkansız olanı hayel edip beklemek, zor değildir, kolay değil.

Yaktı, vazgeçti.

Nisan yağmurları, yağıyor. Hava soğuk biraz, kışın bitmesi imkansız.Sevgimin bitmesinin imkansız olduğunun ip uçlarından belli. Yorganı kafama kadar çekip, usulca gözlerimi kapatıp, onun yüzünü önüme getirip, uyumak istedim. Geceleri iyi geçmezdi.

Bazen,
Uyumak
Sis bırakır ensemde.

🌬️🚬🌬️

Sabahın geç saatlerinde kalktığımda, Halliceyle beraber halen uyuyorduk. Hışımla salona geçtiğimde yattığı yatakta yoktu, telefonu alıp aradığımda açmadı bile. Hatta yüzüme bile kapatmıştı.

İçime giren endişeyle, çabası zor.

Gitmiş.

Neyin korkusuyla yaşıyorum ki? Geldiği mi oldu gitmişi olsun çocuğun. Onun yattığı koltuğun üzerine oturup, açık olan dış kapıyı işlerken buldum yine çabasızca.

Aklımın içerisinden çıkan pıhtı, göğüs kafesimin atış sanisesi oldu. Yaşarken bile yaşadığımız aşkın verdiği değersiz ihtiyaç sevgiden verdiğim ihtiyacın hiç olmaması.

Karşılıksız aşk, aptalların işidir.

İçimde duran, halsiz tedirgin içeriye giren bir çift yosun gözlere bakınca ortamdan kaybolup, sıyrıldı. Yüzümde silik tebessümümle, ona doğru adımlar attığımda, ellerinde duran poşetlerle mutfağa girdi. Görmezden gelerek, umursamadım. Yanına ilerledim, tezgahın üzerine koyduğu poşetleri açtığında, kahvaltı çeşitleri, çay ve kahve bulunmakta. Kahve baskın.

Kahveyi, erkekler severmi?

Ocağa koyduğu su, sadece çay içindi, kahveyi yapmaktan vazgeçti.

Yasir, bedenini bana döndürüp, bileğimi yakalayıp kendine çekti. Önünde durduğumda, sırtım göğsüne değiyor, nefesi kulağıma.
Kalpten gideceğim, bu böyle atıyor. Eli omzuma değdirip, nefes verdi.

"Uzaklaştırma kararı sadece benim için verildi, diğerleri okula geri döndü, şansları yoktu, yaptım." Suçu kendisinin üzerine almıştı. Yasir, arkadaşlarını düşündüğü kadarı acaba onlar düşünüyor mu?

Yasir'in elleri indi belime, beni döndürüp gözlerimizin buluşmasını sağlayan çabasıyla gözlerimin içerisine bakarak güldü.
Kısılan gözlerini, huzuruma serdi. Eskiden, gülerken onunda kalbi benim kadar heyecanlı olmuş muydu? Olmuşsa lanet olsun,bana.

Gözlerimin içerisine baktı.

Anlatacağı şeye kızıyordu.

Anlatırsa, kalmamdan korkuyor.

"Ne oldu?" dedim. Elimi göğsüne koyduğumda, gözlerini kapattı. Gözlerini kapatarak, anlatacağını sanıyorsa büyük yanılıyor. Kafamı eğip, ayağımda duran siyah çoraplarıma bakarak bekledim.

"Başkasıyla yaptım diyerek, on dört gün ceza aldık."

Kaşlarımı havaya kaldırıp. "Kiminle yaptığını söyledin?" kafamı kaldırıp, yüzünü inceledim.

Canı yanıyordu.

Canı yanarken, bana bakmasın.

Yaptığından hiç pişman değildi.

Ama canı yanıyordu.

Sonunda kurdu cümlesini, yaptığı yanlış mı geliyordu? Gelsin. Ceza vermeyi mi hak görüyordu bilmedim, bana acı çektirmek onun içinde güzel olacağını biliyorum. Sevmesin, yanında durmak istediğimi söyledim diye yapmıştı. Sıcak acılar, soğuk acılardan daha verimli olduğunu öğrendim.

Göğsünde yanan yanardağ.

Gözlerinde tutulmuş yosun.

"Seninle."

Sırıttım, gözlerine bakarak isyan ettim, sadece içimin yanışını bilerek ve bakarak ağlamak istsem bile ağlayamamak gördü beni. ona baktıktan sonra, arkamı dönüp ocakta kaynayan çaydanlığa bakarak gözlerimi içime çektim.

Üstüne atlamamı istiyordu, tepki verip, neden yaptığını sorgulamamı, ağlamış olmamı ve zayıf olup terk edip gitmemi. Yapacağımı düşünüyordu, gözlerine bakamadan kaynayan çaydanlığa doğru ellerimi uzatıp, çayı demlerken buldum, kendimi.

İçimde yanan kelebekler değildi.

Cılız ruhumda değildi.

Sönen, mezarlığımın ışığı.

Suçu ikimizin üzerine atmış olmasını yedirmek değildi, diğerlerini kurtarmak içinde kendisini harcaması canımı yaktı.
Koruması kadar, korunması gerekir. Severim, onun kalbini.

Sevmekten, vazgeçmişti kalbimi.

Onu yargılamak yerine, bedenimi döndürüp, yutkunarak gözlerine baktığımda, kuşku ve şüpheci tavrına önemsiz bakarak kaynayan ocağı kapatıp yanından geçip, poşetlerin içersine baktığımda kahvaltılık eşyaları çıkarıp tezgaha dizip, suskun suskun işimi yaparken, yanıma geldiğinde kokusu burnumu esirine düştü.

Gün ağırdı, aramızda.

Hiçbir şey demedik.

Küskündü, kırgındı. Görmezden geldiğine göre paramparça. Haklıydı, sonuna kadar. Onu, uzaktan severek katil olmuştum, maktulüm acımadan yakmıştı, gözümün içinde sevgisini.

"Arkadaşım geldi." dedim. Peyniri kabın içersinden çıkarıp, nazikçe çıkardığım tabağın üzerine koyup bıçakla keserken, kafamı kaldırıp baktığımda, oda beni izliyordu.

"Sabah odana girdiğimde gördüm."

"Anladım."

Konuşmamız bu kadar oldu, içeriye girdi, içerde ne yaptıysa poşetlerden ses gelip duruyordu. Zeytinleri yıkayıp, açık olan kahvenin üzerine elimi koyduğumda biraz kaşıntı oldu. Elimi siyah hırkamla kapatıp yıkadığım zeytinleri, tepsinin üzerine yerleştirip, peyniri bardakları, şekeri ve kesip koyduğum limonu koyarak taşıyacağım sırada içeriye bedeni girdi, tepsiyi elimden aldı, içeriye girince, zayıf bedenimle takip ederek, salona geçtiğimde, masayı silmiş ve üzerine gazete sermişti.

Güneş, içeriye sızdı.

Açık kapıdan, hem güneş hemde rüzgar girip bizi rahatız ediyordu.

Geçmişin rahatız ettiği gibide.

Odaya doğru ilerleyip, kapıyı açıp girdiğimde gözleri açık tavanı izleyen Hallice ile gözlerimi devirip yanına yatağın üzerine oturdum. Bakışlarını kısa süreliğine üzerime değdirip kısaca gülmeyi istedi.

"Kahvaltı hazır." Haber veren annem olacak kadın hissederek, güldüğümde güldü.

"Saat kaç?" dedi. Sabahın on biri geçen saatinde aç karnına bedel.

"Eti kemik geçiyor." Diyerek yataktan kalkıp, Halliceyi kaldırarak odadan çıktığımız da bize yosun gözleriyle bakan Yasire tebessümü verdiğimde karşılığını fazlasıyla aldığımda keyfime değecek bir Allah'ın kuluna denk gelirse yara vermeden sonunu getirmeden gitmeyeceğim.

"Merhaba." adım atan Halliceyle.

Oda, Yasir kafasını sallamayı seçti.

Yasir'in karşısında duran, iki sandalyeden soluna geçen Halliceyle beraber bende sağa geçmeden içeriye geçerek çaydanlığı alıp geldiğimde Hallicenin öfkeli bakışlarının Yasir'in üzerinde olduğunu gördüğüm de ayağına basarak çaydanlıktan çayı ve suyu doldurmaya başladığımda inilti ağızından çıktığında sırıttım.

Yasir, elindeki telefondan bakışlarını çekmedi. Kaşları çatıldı, konuya odaklanmış. Mesajları okurken ciddiyetini eş geçmeden mesajlarını yazmak içinde ellerini ekrana dokunarak bastığında hızlı mesaj yazıp attı.

Önünde duran kahvesinden yudum aldığında, burnuma gelen taze nane parfümün etkisine sevindim.

Parfümü güzel olanın ruhu da güzel.

Nane ve limon
Ekşi ve keskin.

Geç anlarken, geç gelirim.

Gölgesi üzerimde olduğunu bildiğim halde geceyi sonraya ışıklarını indirmek adına geriye giderek, nefesini önemsiz harcayan, onu bilirken yalancıdan kaçarken iyi hissedeceksiniz kanayan bakışlara kaçmaz iken bana güven verenin yanında olurken hep adımlarım doğru yöndeydi. Onunla o zaman olsaydım, psikolojisi bozuk olan ben iken mahvolan olacak kişide tam kendisi olacaktı ve ölüme göz yumarak, unutmak isteyecekti.

Beni.
Bizi.
Çiçeğin içinde yanan sigara olacak.

Kanımızın kaynağı yerinde atmak istemediği yerde kendini bozuyor. Ne büyük isterim ne küçük kaynağı. Dayanır yüreğim,büzerek büyür. Konuşurum onunla derim uzak ol, tam tersine gelir uzaktan sever uzaktan nefret eder. Nefreti benim açıklamam gerekirse kinin vücud bulmuş hali. İrade bile, çağlayan.

"Habibe, Niyazi nerede?" Elini elimin üstüne koyan Halliceyle. Şuan sırası değil demek istesem bile ısrarla. "Ayrılmaz ikili." diye diretti. "Söyle."

"Sen Niyaziyi tanıyor musun?" Elinde duran bardağı masanın üzerine bıraktı. Sesinde sadeleştirme sorgusundan başka sorusu yoktu.

"Tanıyorum." dedi. Hallice.

"Niyazi bahsetme__"

Sözünü kesen Halliceyle, gözlerini kıstı. Arkadaşım olmasını bile uygun görmemiş yüz ifadelerini seziyorum. Cümle kurmak yerine, kahvesinden yudumlar alarak telefonuna girmeyi seçerek sessiz bir sessizlik buldu. İçinden düşündüğü ne varsa şuanda uzaktan dinleyip onu da çözmek istesem de sadece hayel kurup şuanda başka yere gidip kafa dinlemek istemekten başka derdimde falanda bulmuş değildi.

Yanımda duran Halliceyle içimde duran Halliceyli tavırlarım saklı.

Aklından ve aklımdan kaçmayan sorular.

Durup durduk yerde var olan sessizlik.

Anında karışan cümleler.

🌬

Halliceyle, kurulu olan sofrayı topladık. Yasirin dışarıda işi olduğundan çıkıp gitmesi, nereye gidiyorsun? diye sorduğumda cevap vermeden çıkıp gitmişti. Bende, içeriye girip beni arayan Pel ve Niyazi hariç kimsenin aramaması, ablamın kısa mesaj çekip iyi olup olmadığıma dair kanıt istemesi. Mesaj yazmamıştım.
Mecalim yorgun pandaya benzerdi.

Akşam olmuştu, zaten nereye giderse gitsin yanımda sadece gölgesi olacak. Öyle demişti.

Telefonu kapatıp yatağımın yanına bırakır bırakmaz, Hallicenin masanın üzerinde duran gazeteyi alıp aynı yeri tekrar okumasına dikkat ediyordum, gözlerini ayırmadan okuyarak gülerek başını kaldırıp bana baktıktan sonra tekrar okuması. Demleyip içmediğim çayı dudaklarıma götürüp yudum aldım ılıktı ama idare de ederdi.

Masada duran sigara paketine uzanıp içinden bir dal çıkarıp dudaklarıma yerleştirip bir siyah çakmakla yaktım. İçimde duran fırtınayı durdu. Duman alıp verdim, acıyan dişimle. Ayağımı masaya uzattığımda Hallicenin kaşlarının bozulmasına güldüm. Gözlerini devirip soludu.

"Senin için uğraşıyoruz. "

"Uğraşma. "

"Bak," diye gösterdi gazeteyi. Kafamı sallayarak sorduğumda ofladı. "Kafan sadece şu çocuğa basıyor. Gazetede gitar çalma yarışması var."
Gözlerimi kapatıp sanırım, hissettim. Geçmişin peşimden gerçekten olduğunun. Gitar yarışmasına bir kere girdim bir kere öldüm. Gazeteye uzanıp elinden çekip, avucuma aldığım gibide bin parçaya bölerek etrafa saçtım parçaları.

"Unut."

Kısa ve net cümleyle.

"Harbiden kafayı yemişsin, kafayı bozmuşsun. İşe yaramayan, it kopuktan başka hal olmayan çocuğu sevip hayallerine benzin döküp çakmakla yakan insandan farkın yok." Net dobra konuştu, yüzüme.

"Anca laf sok."

"Sokarım, arkadan değil. "

Dediği cümleden anlam çıkaramadım.

Derinde düşünmek zaman kaybı.

Tek kelimeyle bile beni susturacak olan kişiye bakarken kapının açılmasıyla aynı anda döndük. Yasirin elinde poşetle geri geldi. Gözleri üzerimizde donukca bakıyor.

"Konser varmış, yakınlarda."

"Kimin konseri?"

"Gece yolcuları."

Grup olupta bana varmış kalbimin ucuzdan kanayan şarkılarıyla gece gece evi inleterek ağlardım. Kan ağlarken göz yaşı kusmanın verdiği haz kimse kimseye vermemiş olacak ki herkesin acısını paylaşması ve bunu ayak uydurarak kitle kurup sohbet etmelerinin verdiği güzelliği baba kızına vermemiştir.

Geride bırakılan yolcularıydı.

Yapılan hatalar.

O bende hatalarımdan birisi olarak kalmayacak.

Kalırsa unuturum.

"Gelmiyorum," dedi. Hallice. Ayağa kalkıp telefonu eline alıp bize karşı salladı. "Arkadaşımla konuşacağım."

Yaptığı şeyin ne olduğunu anlamıştım

Hayalini kurmak istemediğim şeyden dolayı kaçarak içimde saklanan ruha simsiyah derinlikte sarılarak sığındım. Sığınacak yerim kalmadı.

Yalan benim evim.

Yalanlar söyleyerek mutlu olan kişi varsa bile tek kişi olacaksa bile yinede benden başkası olmazdı ki olamaz. Eminim cehennemimden kaçarken bile koşmayı unutacağım.

Onunla.

Yaptığım alt üst yalandı.

Beni af eder.

Hep etmişti, ederdi.

Yasir'in bana dönen yosun gözlerine güven verecek şekilde baktığımda, elini uzattı ve ben herşeye rağmen önce bedenimle birlikte teslim ettim.

Herşeyimi, Herşeyime.

Bunu yaparken bile gram şüphe duymadım, severken kızların aklını alan bir erkekle yaşamanın verdiği yıpranışı beni anlamak isteyen anlardı. Onun gözlerinden anlıyorum, acı çektiğimi görüyor. Kimsenin vermediği sevgiyi ondan kaçırdığım diye vicdan azabı çektiğimi bile biliyordu belkide. Bununla dalga geçmek yerine anladı, başkasının gözünden bile gördüm.

Onun yanında neden? Değerini verdiğim diğer önemli arkadaşımı düşünemiyorum? İstemek yada istememek bile değil aklıma düşmüyor. Düşüşünde anında yanımda beliren yosunlar oluyor.

Bunun adı sevmek mi?

Takıntı mı?

İkiside değil bunun adı ilk aşk.

Kızların unutmadığı ilk aşkı olur, kızların ömrü boyunca unutmadığı olur. Evet, sevgili yapar ve de evlenir. Ama çocuğu olursa ona anlatacağı ilk aşkı hep olur. İlk aşkını unutamayan kızların dengesi bozuktur. Bu dengesini yerine getirecek sadece delicesine seven birine denk gelmelidir.

İlk aşkı unutan yaşar.

Oradan çıktık, motora bindik. Hızlı sürmek yerine yavaş sürmeyi seçti. Korktuğumu o geceden sonra anlamıştı, gözlerimin içinde duran korkudan. Başta komik geldiğini biliyorum, gülünce kısılan gözlerinin hatırına hiçbir şey demeden yanından yürüdüm usul usul.

Sevdiğinin, kaybolmuş sevgisini aramaktı.

Kafesin içerisinde ölmek istiyorum.

Yada o kafesin içersinde onunla ölmek.

Olmazdı bizden, ümitle beklerdim.

Konserin on taraflarına geçemedik, arka kısmında kalmamıza rağmen grubu uzaktan olsak bile görüyorduk. Benim yanımda, soğuk olmaktan şuan ter edişini vermişti. Eli elimin içinde sıcak ediyordu. Neden yakın arkadaşımdan alamadığım güven onun yüzünde görmek istemekte bencillik. Şarkılara karşılık vererek mırıldandı. Sesi yaşına göre kalın olmasına rağmen sesinin güzel olması doğru değil.

Benim hakkım değildi.

Yanında olupta ceset torbası bürünmek. Onunda yabancı olması.

Onun gözlerinin içersine bakarak ona onu sevdiğimi söylersem oda benim gözlerimin içersine bakarak tanımadan terk edecekti. Hazır olduğum sandığım zamanlarda bile hayelimin içerisinde korkunun yanında terk edişimi şeridi gözlerimin önünden geçerken, o sıra bile çare bulamadım. Gecelerimin zehir ettiği saatlerde bile aynanın karşısında bunun repliğini çalışmıştım. Yine yalan, yalan. Yalan benim kurtaracak. Nefsimin yoldaşı olmasını kıldığım namazın duasında ümitler ederek yaradana yalvarışımı ben unutsam gözlerimin köz oluşu unutmaz. Seven, kızların ortak noktası galiba sadece sevilmemek.

Onun ilk aşkı olmayı istemek, yanında durunca gülümseyen ilk kadın olmayı zamanında irademle geri itip yoluma devam etmiştim. Başta duygu galiba benim açımdan olmamasına rağmen, hoşlandığın kişiyi bir yılda yada iki yılda unutmak bu kadar kolay olamazdı.

Unutmak isteyen unuturdu.

"İyi misin?" dedi. Birden bire.

Neden? Yanımda duran kişilerin ağzından düşmüyor, gereksiz soru. İyi olmama rağmen, yanımdasın diyen kişilerin yüzünde korku ve endişenin yanında telaş bulunmakta. Yasir'in yüzünde göremiyorum, merak ettiğim çoğu insanın içersinde sessizliğe bürünmüş olmam, panik atak yüzünden olduğunu bilmekten uzak kalarak kafamı aşağı doğru sallamayı seçerek elini sıktım.

Kafasını sallayarak güldü. Dünyalar benim oldu. Seven sevdiğinin yüzüne değil gülüşüne ölmeli. Beni önünde tuttu, zarar göremezdim. Görsem bile yanımda durup kollayacak. Sevmese bile kızların zarar görmesini engeller. Lise ikinci sınıfta İremin taciz vakasına rağmen evine kadar götürmüştü, arkasından takip edeni bulup hak ettiği muameleye layık göstermişti elin adamını.

Aynısını yaşarken yanımda tek birini gördüm ve tek birine sağır oldum.

"Eve gidelim."

"Ne?"

Ne? Benim sorum ne? Zaten iki gülüşe tav olan insanın hissiz hissini tavırları ile içinden hapis tutardı. Kafamı kaldırıp baktığımda elinde telefon, kulağında duruyordu. Ne zaman eline almıştı emin değildim. Fark etmedim, boş gözlerle zaten konseri izlerken, boş tavırla eve geri dönmeyi doğru olarak hak ediyorum.

Telefonu kapatıp, yosun gözlerini bana değdirmeyi seçenek olarak görmeden sinirle ağızından isim çıktı, çıktı. Çıkması küfür etmiş olmuştu. Elimi yanağıma koydum. İsmi tam duyamadım, sordum.

"Neden gidiyoruz?"

"Gitmemiz gerek." Keskince.

"İyide neden?" dedim. Meraklı ve şüpheli tavrımla.

"Gidiyoruz."

"Konser bitmedi."

"Daha sonra yine geliriz."

"Şansımız olmaz."

"Olur."

Dayanamadım, sinirle yüzüne karşı bağırarak konuşmayı seçer sesimi yükselterek konuştum. "Kim seni aradı? Değer biçti de eve gidiyoruz! Anlamış hiç değilim, güzelce konser izliyorduk, anında mahvetti." Sesli nefesimi verip, ellerimi ceplerime koyarak arkamı dönüp, yürümeye başladığımda arkamdan seslendi.

Cümlesini kurmasıyla olduğum yere birisinin üzerime beton dikmesini dileyecek kadar yerin dibine girmiştim. Biri seni herşeyi yapar, diğeri Hiçbir şeyi yapmaz ama tam tersi olur seni seven, koruyan kardeşi olarak göreni değilde, seni hiçbir şeyi yapmayan çocuğu seçersin. Yaparken bile vicdanın sızlamaz, sızlar günler sonra.

"Niyazi."

Senin adına kardeşini karşısına alan kişinin günlerce senden haber alamamış olmasına rağmen yine sana gelen onun olması senin suçun değil. İçime giren hevesli kaçışın etkisine kapılmadan hayalini kurdum, git gide öfkesine yenik düşmeden, özlemle sarılmasını. İtip kalkmadan, dinlemesini. Beni görünce mutlu olmasını bile hayelim de özledim.

Yersiz inanç, yanında hayel.

Lekemi hatırladım, lekemi silemedim.