Mayıs kitap kapağı

8. bölüm / 17

Mayıs

8. Bölüm🎹

Yazar: Amaya Xxxx

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: 8. Bölüm🎹

Bazen öyle anlar olur ki en koyu siyah gözümüze şarap kırmızısı gelebilir ve hikayemizde tam orada başlayabilir. İşte tam da o anda gerçeğin rengi değişir ve bildiğimiz dünyanın aslında ne kadar farklı olduğunu keşfederiz. İnsan, gölgelerin arasındaki ışığı fark ettiğinde ya geçmişin izlerini takip eder ya da yepyeni bir yol çizer. Benim hikayem de tam burada, yanılsama ile gerçek arasındaki farkı öğrendiğim anda başlamıştı.

Araba evin önünde durduğu anda emniyet kemerimi çözdüğüm gibi kendimi dışarıya attım. Eve giresiye kadar dayanamadım. İlk önce bacaklarımdaki gücün çekildiğini hissettim. Bir anda kendimi yerde, dizlerimin üzerinde buldum. Yaralarıma rağmen acıyı hissetmedim. Kusmak üzereydim. Bahçenin girişinde çaresizce bir ağaca doğru dizlerimin üzerinde süründüm. Ellerim ve dirseklerimi kullanarak yerde sürünüyordum adeta. Avuç içlerimdeki yaraların sızladığına emindim ama hissetmiyordum. Bahçenin girişinde bulunan ağaçlardan birisinin dibine attım kendimi son gücümle. Orada, midem de ne var ne yoksa hepsini çıkartmış olmalıydım. O kadar çok midem bulanmıştı ki bir süre sonra kendimi zapt etmekte ciddi anlamda zorlanmaya başlamıştı.

Midemdeki her şeyi neredeyse çıkartmama rağmen midem rahatlamamıştı. Öğürmeye devam ediyordum. Bu da hem midemin hem de boğazımın acımasına neden oluyordu. Omzuma doğru düşen saçlarımı elimle geriye doğru attığım sırada gözümün önünde beyaz bir şey belirdi. Islak gözlerimin ardından bunun tam olarak ne olduğunu ilk başta algılayamadım. Hızla gözlerimi ardı ardına kırpıştırarak görüntümü netleştirdim.

Birkaç adım gerimde duran Utku bana mendil uzatıyordu. Gözlerim onunla uzattığı mendilin arasında gidip gidip geldi. En sonunda sinirle mendili elinden asıldım. O kadar sert çekmiştim ki bir kısmı yırtılarak onun elinde kalmıştı.

Zorlukla nefes alıyordum. Çöktüğüm yerden kalkmak için hareketlendiğimde başaramadım. Diz çökmekten eklem yerlerime kramp girmişti. Yanında durduğum ağaçtan destek alarak ayaklarımın üzerinde durmayı başardım. Bu süre boyunca Utku hala yanımdaydı. Durduğu yerden sessizce beni izliyordu. Eve doğru yönelmiştim ki durdum. Yanından geçmeden hemen önce ondan tarafa döndüm. Ona baktığımı fark edince, başını omzunun üzerinden bana çevirdi. Mavi gözlerini hiç tereddüt etmeden gözlerime dikti. “Umarım beni getirdiğin bu hal seni memnun ediyordur.”
Daha fazla onun yüzüne bakmak istemiyordum. Ayak tabanlarımdaki acıyı umursamadan hızla eve yöneldim. Anahtarımı çıkartmak için elimi cebime attım ancak anahtarımın bende olmadığını o an hatırladım. Buralarda bir yerde yedek anahtar olmalıydı. Her zaman olurdu. Kapının girişinde bulunan paspasın altına bakındım ancak yoktu. Nereye koymuş olabilirlerdi ki? Benim haberim yokken yerini mi değiştirmişlerdi? Ama o zaman bana söylerlerdi.

Kaşlarım çatılmış bir halde sağa sola bakındım. “Evin anahtarı yalnızca bende var.” Yanımda beliren Utku, önüme geçerek elindeki anahtarı yuvasına soktu. “Anlamadım?” Kapıyı açtıktan sonra durdu, bana döndü. “Artık evin anahtarı sadece bende var.” Doğru duymuştum değil mi? Bu tam olarak ne demekti? Ne gibi bir amaçla bunu yapıyordu? Ona karşılık vermek üzere dudaklarım aralanmıştı ancak saniyesinde bu düşünceden vazgeçtim ve anladığım dudaklarımı kapatacak sıkıca birbirine bastırdım.

Aniden midemden yükselen bir başka bulantı ile aceleyle eve girdim. Koşar adımlarla merdivenleri tırmandım, son anda banyoya ulaşmayı başardım.
Dakikalar boyunca banyodan ayrılamadım. Midem, yaşadığım o adrenalin dolu dakikaları kaldıramamıştı. Ama o da haklıydı, uzun zamandır ölümle bu kadar burun buruna gelmemişti. Bu duyguyu unutmuş olmalıydı.

Kendimi toparladıktan sonra üzerimi değiştirerek yatağıma geçtim. O anda aklıma telefonum geldi. Kesinlikle telefonum onda olmalıydı. Her ne olursa olsun bana ait olan bir eşyayı benden alma hakkı yoktu. Üzerimdeki örtüyü bir kenara atarak yataktan çıktım. O hala ortalıkta yoktu. Büyük ihtimalle ben eve girdikten sonra ya gitmişti ya da direkt olarak çalışma odasına geçmişti. Odadan çıkmadan hemen önce cama ilerledim.

Odamın penceresi evin garaj kısmına bakıyordu. Perdeyi sıyırarak arabaya bakındım ve evet araba olması gereken yerdeydi. Bu da evde olduğunu gösteriyordu. Onun çalışma odasının önüne geldiğimde odasının ışığının yandığını fark ettim. Normalde olsa kapısını tıklatıp öyle girerdim ancak o çoktan aramızdaki saygıyı ezip geçmişti.

Bir anda kapıyı açıp içeriye dalmamla irkilmiş gibiydi ama bunu tam olarak belli etmedi. Ansızın içeriye girmemle elindeki telefonu kapattığı gibi masanın üzerine bıraktı. Gözlerim masanın üzerinde duran telefona anlık olarak kaysa da ne yaptığı umurumda bile değildi.

Masanın önüne gelerek ona yaklaştım. Elimi ona doğru uzattım. “Telefonumu istiyorum.” İlk başta kaşları bi’ çatılır gibi oldu ama o sırada aklına her ne geldiyse hızla kendini toparladı. “Hayır.” Havada duran elimi indirdim. Hayır mı? Telefonumun onda olduğunu inkar etmemişti. Bu da tahminlerimi doğruluyordu. Ama hayır cevabı, kabul edeceğim türden değildi. “Telefonumu. İstiyorum.” Kelimeleri tane tane, üstüne bastıra bastıra söyledim.

Rahat bir ifadeyle arkasına yaslandı. Ellerini önünde kenetledi. Sanki benimle dalga geçer bir hali varmış gibiydi. Beni ciddiye almıyordu. “Ben de hayır dedim.” Tam o sırada masanın üzerinde duran telefonu gelen bildirimle titredi. Telefonunu rahatlıkla görebilecek bir konumdaydım. Ama o benden hızlı davrandı ve ben telefonun ekranına tam bakamadan ters çevirdi. Şüpheyle tek kaşım havalandı. Ve yüzümdeki o ifadeyi ondan saklamak gibi bir çabaya da girişmedim.

Yeniden arkasına yaslandığında az önceki rahatlığından pek de eser yoktu. Artık bulunduğu durumdan rahatsız gibiydi. “Telefonumu ver ve bu gece daha fazla uzamadan kapansın.” Oldukça soğuk bir tonla konuşmayı başardığım için içten içe kendimi tebrik ettim. “Geceyi istediğin kadar uzatabilirsin Mayıs. Benim cevabım oldukça net ve açık.” Ters halde duran telefonunun yeniden titremesi üzerine ikimizinde bakışları anlık olarak oraya kaydı.

İnatlaşmak adına ona doğru bir adım atmıştım ki eli telefonunun üzerine gitti. Attığım adın havada kalmıştı. Hızla oturduğu koltuğundan kalktı, masanın etrafından dolaşarak yanıma geldi. Buna biraz hazırlıksız yakalanmış olabilirim. O anda odağım telefonu telaşla kavramasına takılmıştı. Ellerimi ellerinin arasına almasıyla irkildim. Ellerimi ondan çekip kurtarmak istedim ancak o buna müsaade etmedi. “Saat geç oldu. İyi değilsin, uyuman gerekiyor.” Alnımdan öpmek için uzandığını anladığım an geriye doğru kaçtım.

Dudaklarında hüzünlü bir tebessüm belirdi. Ellerimi bıraktı ve geriye adımladı. “İyi geceler mi amor.” Tek kelime dahi etmeden çalışma odasını terk ettim. Çok iyi oyuncu olmalıydı. Bunun başka mantıklı bir açıklaması olamazdı. Daha bir saat önce gözünü kırpmadan beni öldürecek olan adam, ondan kaçtığım için kırılmıştı. Bu… gerçek olamazdı.

Belki uyurum düşüncesi ile yatağa girdim. Dakikalar boyunca bir sağa bir sola döndüm durdum. Gözümü her kapattığımda gözümde farklı sahneler canlanıyordu. Son zamanlarda yaşadıklarım benim için atlatılabilir cinsten değildi. Bir zaman sonra uykuya dalmayı başarmış olmalıyım. Gözlerimi açtığımda çoktan sabah olmuştu.

Yattığım yerden doğrularak oturur pozisyona geçtim. Birkaç minik esneme hareketi yaparken burnuma gelen hoş kokular ile duraksadım. Gözüm duvardaki saate takıldı. Saat henüz sabahın yedisiydi. Bu saatlerde evde bizden başka kimse olmazdı. Geriye yalnızca tek bir ihtimal kalıyordu. Başımı iki yana sallayarak bu düşünceyi reddettim. İhtimal dahilinde değildi. Terliklerimi ayağıma geçirdikten sonra odamdan çıktım.

Aşağıya doğru indikçe koku daha da artıyordu. Tereddütlü adımlarla mutfağa giriş yaptığımda ihtimal vermediğim durum ile yüz yüze geldim. Burnuma gelen koku daha önce duymadığım tarzdandı. Kokunun yanı sıra beni asıl şaşırtan şey mutfakta kahvaltı hazırlayan bir adet Utku’nun bulunuyor olmasıydı. Kaşlarım hayretle havalanmış, kapıda öylece ona bakıyordum. Henüz onu izlediğimin farkında değildi.

Arkada kısık tonda ruha ferahlık veren klasik müzik çalıyordu. Çalan parçayı hemen tanımıştım. Düğünümüzde çaldığım parçaydı. Bu parçayı kasten mi seçmişti emin değilim. Doğradığı salatalıkla tabağa yerleştirdikten sonra tabağı masaya bırakmak için dönmüştü ki beni fark etmesiyle durdu. Bir anda gözlerinin içi parladı. Elindeki salatalık tabağını masaya bıraktıktan sonra bana doğru yöneldi. “Günaydın. Erken kalkmışsın. Kahvaltıyı hazır ettikten sonra seni uyandırım diye düşünmüştüm ama olsun.” Yüzünden gülücükler saçılıyordu. Ben hiçbir şeye anlam veremiyordum. Anlamıyordum. Daha dün akşam beni öldürmekle tehdit eden adam sabah uyandığımda bana kahvaltı hazırlıyordu.

Bu normal bir durum muydu yoksa ben mi abartıyordum? Bu kesinlikle normal değildi. Arkama geçerek omuzlarımdan tuttu. “Hadi yerine otur, bende hazırlamaya devam edeyim.” Beni yavaşça ittirerek yürümeye teşvik etti. Ayaklarım beynimden bağımsız olarak yürümeye başladılar. Masaya yaklaştığımda sandalyemi çekti. Olabildiğince yüz ifademi stabil tutmaya çabaladım. Verdiğim herhangi en normal tepki bile onda ters tepebilirdi.

Sandalye oturduktan sonra yanımdan ayrılarak tezgahta yarım kalan işini tamamlamaya döndü. Ellerimi kucağımda birleştirerek onu izlemeye koyuldum. Kendi kafamdaki karmaşık düşüncelerin arasına daldığım sırada masanın titremesi ile oturduğum yerde korkuyla zıpladım. İlk başta daldığım için hayal gördüğüme düşündüm. Ancak masaya dikkatle baktığımda azıcık ilerimde duran Utku’nun telefonunu fark ettim. Kaşlarım merakla çatıldı.

İlk önce tezgahta oyalanmaya devam eden Utku’ya kaydı. Muhtemelen mutfağı sarmalayan müzik sesinden telefonunun titrediğini duymamıştı. Yavaşça ve dikkatle telefona doğru uzandım. Büyük ve dikkat çekici hareketlerden kaçınmaya çalıştım. Ani bir hareketim onun dikkatini üzerime çekebilirdi. Bende amacıma ulaşamazdım. Dün akşamki gizemli telefon saklama çabalarından sonra bunu kesinlikle istemezdim.

Telefonunu elime geçirmenin sevinci ile istemsizce sırıttım. Ekranı aydınlatarak gelen bildirime baktım. Bildirim kimden geldiğini anlamak imkansızdı. İsim yerinde sadece nokta vardı. Tek bir nokta. Kim kimi neden nokta diye kaydederdi ki? “Ne yapıyorsun sen?” Yakalanmıştım. Bir anda yanıma gelmesiyle telefonu ellerimi arasından çekip alması bir oldu. O korkmuş muydu? Yoksa bana mı öyle geliyordu? “Ben-“ bir şekilde kendimi ifade etme girişiminde bulunmaya çalıştım ancak buna müsaade etmedi.

Bir eliyle telefonu sıkıca avucuna hapsetmiş, diğer elini de tehditkâr bir tavırla bana doğrultmuştu. “Sakın! Sakın bir daha telefonuma dokunmaya kalkma!” Bu kadar tepki vermesini gerektiren bir durum yoktu ortada. Tepkisi yersizdi. “Sinirlenmeni gerektiren bir durum yok.” Onun aksine oldukça sakin konuşmuştum. Bu sakinliğin nereden geldiğini ben de bilmiyordum. Ama benim için iyiydi. Kontrolümü kaybetmekten daha iyidir.

Boşta olan eliyle sertçe ensesini kaşıdı. Tam bana arkasını dönmek üzereyken aklımda beliren o soruyu dile getirdim. “Nokta kim?” Olduğu yerde durdu. Birkaç saniye boyunca tepki vermedi. Gittikçe ürkünç bir hale geliyordu. Yavaşça topuklarının üzerinde döndü. Yeniden göz göze geldiğimizde onun o gözleriyle karşılaşmayı istemezdim. “Seni ilgilendirmez.”

Şaşkınlıkla dudaklarım ‘o’ şeklini aldı. İşaret parmağım ile kendimi gösterdim. “Beni ilgilendirmez mi? Eğer bana bu şekilde davranmana neden oluyorsa üzgünüm ama sandığının aksine beni oldukça ilgilendirir.” Cümlemi bitirmemle eş zamanlı olarak bir şey ötmeye başladı. Gözlerim sesin kaynağını ararken burnuma yanık kokusu geldi. O an sesin kaynağının ne olduğunu anlayabilmiştim. Hızla fırına doğru atıldığım sırada Utku benden önce davrandı. Fırının kapağını açmasıyla içerisindeki bütün duman yüzümüze vurdu.

Elimi yüzümün önünde sallayarak dumanlardan kaçınmaya çalıştım ancak bu pek de yararlı bir şey değildi. Utku, fırının içerisinde ki tepsiye uzandığı sırada elinde eldiven ya da bez tutmadığını fark ettim. Aceleyle unutmuş olmalıydı. İnü uyarmak için dudaklarımı aralamıştım ancak genzime dolan acı duman ile öksürmeye başladım.

Utku, çıplak eliyle sıcak tepsiyi kavrayıp çektiğinde nasıl bir hata yaptığını fark etmişti. Acıyla kendini geriye çektiğinde sıcak tepsi gürültüyle yerle buluştu. Dumandan dolayı göz gözü görmez olmuştu. Utku, acıyla elini tutuyordu. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Aklıma ilk gelen şey camı açmak oldu. Camı açmak amacıyla bir adım atmıştım ki Utku’nun bedeni yolumu kesti. “Senin yüzünden!” Tek eliyle sertçe omzuma vurdu.

Ondan böyle bir tepki beklemediğimden geriye doğru sendeledim. Dengemi yeniden kurmak adına tezgaha tutunmuştum ki yeniden beni omzumdan itekledi. “Senin yüzünden elim yandı! Ben bir cerrahım! Duydun mu beni? Benim önemli ameliyatlarım var!” Bu sefer ki itekleyişi daha sertti. Dengemi sağlayamadım, ayaklarım birbirine dolandı. Bedenim geriye doğru savrulurken başımı bir yere çarptığımı hissettim.

Dudaklarımın arasından kısık sesli bir inleme döküldü. Artık tamamen yere yığılmış haldeydim. Başımı çarpmanın etkisiyle gözlerime ağırlık çöküyordu. Gözümün önünde siyah noktacıklar belirmeye başladığında zorlukla gözlerimi ayakta dikilen Utku’ya çevirdim. Bana yardım edecekti değil mi? Beni bu halde bırakmazdı. O kadar değildi.

Başımdaki ağrı şiddeti artmaya, gözümün önündeki minik noktalar birleşerek büyümeye başladı. Görüşüm git gide daha da bulanıklaşıyordu. Utku yanıma çöktü. Yüzüme düşen saç tutamını dikkatle kulağımın arkasına sıkıştırdı. Mavi gözlerini gözlerime sabitlemişti. Bulanık görüşümün ardından bile anlayabiliyordum. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey demedi yalnızca baktı. Ardından ayağa kalktı ve beni o halde mutfakta bırakıp gitti. Arkasına bile bakmadan bırakıp gitmişti. Saniyeler sonra görüşüm tamamen karardı ve bilincimi yitirdim. Son hatırladığım şey Utku’nun beni bırakıp gidişi olmuştu.

Gülmeyi öğrenmiştim o gün ağlayarak. Ve hiç ağlatmadan.
O ağlatmayı öğretmişti o gün gülerek. Ve hiç ağlamadan.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

23okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…