12. bölüm / 17
Mayıs12. Bölüm
Bölümler 17Şu an: 12. Bölüm
- 1 1. Bölüm🎹2.268 kelime
- 2 2. Bölüm🎹1.698 kelime
- 3 3. Bölüm🎹3.403 kelime
- 4 4. Bölüm 🎹1.614 kelime
- 5 5. Bölüm🎹1.971 kelime
- 6 6. Bölüm 🎹1.756 kelime
- 7 7. Bölüm🎹3.067 kelime
- 8 8. Bölüm🎹1.858 kelime
- 9 9. Bölüm2.037 kelime
- 10 10. Bölüm2.063 kelime
- 11 11. Bölüm1.782 kelime
- 12 12. Bölüm1.987 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 13. Bölüm2.030 kelime
- 14 14. Bölüm1.784 kelime
- 15 15. Bölüm1.798 kelime
- 16 16. Bölüm2.424 kelime
- 17 17. Bölüm2.314 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Elimdeki bulunan fişlere dönüp dönüp baktım. Gözlerimi inanamazca kırpıştırdım. Dudaklarımın arasından engel olamadığım bir kıkırtı döküldü. Neydi bunun anlamı? Her geçen saniye gülüşüm artarak kahkahaya dönüştü. Bir yanlışlık olmalıydı. Belki bir yanlış anlaşılma. Başımı geriye atarak gülmeye devam ettim. Bazen de böyle oluyordu işte. Sırf ağlamaya yer kalmadığından gülerdiniz. Kafamda dönen binlerce düşünce ve ihtimal vardı. Sol gözümden bir yaş aşarak çeneme doğru yol çizdi. Ne içindi bu gözyaşı? Ağlıyor muydum yoksa gülüyor muydum?
Bunu anlamanın tek bir yolu vardı. Hırsla ayağa kalktım. Sertçe dolabın kapağını geri kapattıktan sonra banyodan çıktım. Kafamda beliren düşüncelerin eğer cevabını bulamazsam kafayı yiyeceğimi biliyorum. İyi ya da kötü bir şeyler elde etmek zorundaydım. Belki ben abartıyordum, belki saçma bir kuruntun peşinden koşuyordum. Her ne olursa olsun kafamdaki sesleri susturmak zorundaydım.
Elime ilk gelen çantamı alarak elimdekileri içerisine sokuşturdum. Ardından hızla üzerimdeki ev kıyafetlerinden kurtulup daha düzgün şeyler giyindim. Çantamı da aldıktan sonra odadan çıkıp alt kata indim. Evin kapısını açmadan hemen önce kontrol amaçlı ön bahçeye bakındım. Yusuf abi buradaydı. Araba evdeydi. Ayakkabılarımı da giyindikten sonra bir an durdum. Kapıdan çıkmadan önce maskemi takınmam gerekiyordu. Normal olmalıydım, kimse gerginliğimi hissetmemeliydi.
Kapıyı açmadan hemen önce derin bir nefes aldım. Kapıyı açtığım ilk an güneş ışığı tüm sıcaklığı ile yüzüme çarptı. İstemsizce gözlerim kısıldı. Dışarıya adımlayıp arkamdan kapıyı kapattığım sırada Yusuf abi ile göz göze geldik. “Mayıs Hanım? Bir yere mi gidiyorsunuz?” O an Utku’nun Yusuf abiyi benim hakkımda uyarıp uyarmadığını merak ettim. Kısılan gözlerimin ardından merak ve şüpheyle ona baktım. “Evet, birkaç şey almam gerekiyor.” Başını aşağı-yukarı salladı. Tam rahat bir nefes alıyordum ki o cümleyi işittim. “Utku Bey’e haber etmem gerekiyor, biliyorsunuz. İzninizle, önce onu aramam gerekiyor.” Kaşlarım çatılırken sessizce başımı sallamakla yetindim. Yusuf abi cebinden telefonunu çıkarttı, birkaç saniye sonrasında Kulağına dayayarak karşı tarafın açmasını bekledi. “Merhabalar Efendim, şu anda Mayıs Hanım yanımda-“ Utku her ne dediyse Yusuf abinin diyecekleri yarım kalmıştı. “Tabii efendim.” Dedikten sonra telefonu kulağından çekerek bana doğru uzattı. Kaşlarım sanki mümkünmüş gibi daha da çatıldı. Anlamazca başımı iki yana salladım. “Sizinle konuşmak istiyor.” Yusuf abi ile aramızda kısa bir bakışma geçti. Sessizdi ama oldukça güçlüydü. Bakışlarından tam olarak bir anlam çıkartmazdım ama bir ad verecek olsam tereddüt derdim. Bana uzattığı telefonu alarak sıkıca kavradım.
Kalbim göğüs kafesimin altında bütün hızıyla atmaya başladı. Yavaştan titremeye başlayan ellerimle telefonu kulağıma dayadım. “Efendim?” Sesim biraz tiz çıkmıştı. Hızla boğazımı temizleyerek bu durumdan kurtulamaya çalıştım. “Nereye gideceksin?” Direkt konuya girmişti. “Bir-iki parça eksiğim var onları almaya gideceğim. Her zamanki yerler. Evde de biraz bunaldım. Hava almak iyi gelir diye düşündüm.” Diyerek çok da açık vermemeye çalıştım. Aslında bir bakıma doğru söylüyordum. Bu mücevher mağazası benim sık sık alışveriş yaptım bölgede bulunuyordu. Aramızda beliren sessizlik yüzünden karnıma kramplar girmeye başlamıştı. Onu yeterince ikna edemediğim düşüncesi ile yeniden konuşmak üzere dudaklarımı aralamıştım ki o benden önce davranarak sessizliği bozdu. “Telefonu geri sahibine verebilirsin.” Bana emir vermişti. Sinirle gözlerimi yumdum. Sakin ol Mayıs. Bir süre sabredeceğiz. Sakin ol.
Gözlerimi kapalı tutmaya devam ederken telefonu geri Yusuf abiye uzattım. “Buyurun.” Birkaç saniye boyunca sessizliği dinledim. En nihayetinde Yusuf abinin Utku’yu onaylayan bir şeyler mırıldandığını duydum. Gözleri yeninden bana döndüğünde hafifçe gülümsedi. “Mayıs Hanım, gidebiliriz.” İşittiğim cümlenin ardından yavaşça gözlerimi araladım. Yusuf abi her zaman oturduğum tarafın kapısını açmış halde bana bakıyordu.
Gözlerimi şaşkınlıkla art arda kırptım. Hızla arabaya doğru ilerledim. Sanki bir an önce arabaya binmezsem Utku arayıp kararından vazgeçtiğini söyleyecekmiş gibi hissettim. Arabaya binerken mırıldanır bir tarzda Yusuf abiye teşekkür ettim. O da şoför koltuğuna geçtikten sonra evin bahçesinden çıkarak yola koyulduk.
Anlamadığım birkaç nokta var. Daha öncesinde dışarıya çıkacağım zaman Yusuf abi Utku’yu aramazdı. Bunu hiçbir zaman yapmamıştı. Ama bugün? Neden onu aramak gibi bir zorunluluğu olmuştu? Son günlerde çok fazla soru işaretlerine sahip olmaya başladım. Bir diğer sorunda bunlara adam akıllı cevap alamıyor oluşum. Çenemi avuç içime yaslayarak cama doğru döndüm ve akan yolu seyretmeye koyuldum. Benden mi korkuyordu? Bir an kafamın içerisinde yankılanan bu düşünce ile kendime gülmek istedim. Benden korkmak mı? Ne yapabilirdim ki sanki? Benden korkması için hiçbir nedeni yoktu. Başımı iki yana sallayarak düşüncelerimden kurtulmaya çalıştım. “Radyoyu açabilir miyiz?”
Birkaç saniye sonra arabayı dolduran müzik sesi ile arkama yaslandım. Belki biraz şarkı dinlemek bir şeyler düşünmemi engelleme konusunda bana yardımcı olabilirdi. Dakikalar sonra araba aşinası olduğum o caddelerden geçmeye başladığında iyice yerimde doğruldum. Yalnızca birkaç dakika sonra Yusuf abi arabayı park etmişti. Yusuf abi kapımı açmak için hızla arabadan indiğinde ondan önce davranarak kapımı kendim açtım. Ardımdan kapıyı kapatırken omzumun üzerinden Yusuf abiye baktım. “Benim işim çok uzun sürmez.” Her zaman olduğu gibi o beni burada, arabanın yanında, beklerken ben işlerimi halledecektim. Ve her zamanki gibi onu bilgilendiriyordum. “Üzgünüm Mayıs Hanım, Utku Bey bugün size eşlik etmemi rica etti.” Yusuf abinin dudaklarının arasından dökülen cümleler ile elim havada asılı kaldı.
Yusuf abi şimdi de korumam mı olmuştu? Derdi neyi bu adamın? Neyin peşindeydi? Dünden bugüne ne gibi şeyler değişmiş olabilirdi? “Anlamadım?” Topuklarımın üzerinde dönerek yüzümü tamamen Yusuf abiye doğru çevirdim. “Neler oluyor tam olarak? Gerçekten anlayamıyorum.”
“İnanın Mayıs Hanım, siz ne kadar biliyorsanız bende o kadar biliyorumdur. Bana bir emir verildi ve bende bunu yerine getirmek zorundayım.” Kaşları hafifçe çatılmıştı. Onun neyi ne kadar bildiğini bilmiyordum ancak oldukça dürüst cevap vermişti. Derin bir nefes vererek ciğerlerimdeki havayı boşalttım. Başımı hafifçe sallamaktan başka bir şey yapamadım. Yusuf abi haklıydı. Ayrıca ona hesap sorma hakkına da sahip değildim. Ben önde, Yusuf abi iki adım arkamda beraber yürümeye başladık. İlk işim her zaman uğradığım mağazalardan birisine girmek oldu. Elimde birkaç poşet olması yararıma olurdu. Mağazaya girdiğim anda her gelişimde benimle ilgilenen kadın ile göz göze geldik. Kadının dudaklarına yapışmış gülümsemesi ile bana doğru yöneldi. Yalnızca birkaç saniyenin ardından hemen karşımdaydı. “Hoş geldiniz Mayıs Hanım. Bugün sizi beklemiyorduk.” Ben de onun gibi gülümsemeye çalıştım. Ben onun gibi profesyonel değildim. Özellikle son zamanlarda gülümsemek zordu benim içim.
“Randevu oluşturmadım. Ama-“ cümlemi devam etmeme gerek kalmadan kadın başını iki yana sallayarak bana gereken cevabı verdi. “Sizi her zamanki odanıza alalım. Beni takip edin lütfen.” Kadının arkasından ilerlerken derin bir nefes alma ihtiyacı hissettim. Böyle mağazalara gelmeden önce randevu oluşturmak zorundaydınız. Randevusuz müşteri kabul etmeme gibi ‘lüks’ kuralları vardı. Kadın, kapıyı açtıktan sonra kenara çekilerek benim içeriye girmemi bekledi. Ben içeriye girerken Yusuf abi dışarıda bekleyeceğini söyleyerek beni yalnız bıraktı. Kadın da arkamdan odaya girdikten sonra kapıyı kapattı.
Odanın ortasında bulunan uzun koltuğa attım bedenimi. Tanıdık olduğum odaya sanki ilk defa geliyormuşçasına bakındım. Her zamanki gibiydi. Koltuğun hemen karşısındaki duvarı iki kısma ayırmışlardı. Bir tarafı perde ile kaplıydı. Perdenin arkasında istediğin kıyafeti deneyebiliyordun. Diğer kısmına ise kocaman boydan bir ayna bulunuyordu. Kıyafeti giyindikten sonra bakınmak için. Koltukla aynanın arasında işse yüksek bir platform vardı. Daire şeklindeki platform ise kıyafetleri daha rahat inceleme konusunda yardımcı oluyordu. Geriye kalan duvarlarda ise kıyafetler bulunuyordu. Her renkten ve her türden vardı. Çeşit burada fazlasıyla vardı.
Elimdeki çantamı yanıma bıraktığım sırada kadın yeniden karşımda belirdi. “Size ne ikram edebilirim?” Çok düşünmeme gerek yoktu. “Sade Türk kahvesi alabilirim.” Kadın başını hafifçe aşağı-yukarı sallayarak beni onayladı. Ardından kahvemi getirmek için odadan çıkarak beni kendi halime bıraktı. Burası ben kendimi bildim bileli vardı. Burası aynı zamanda annesinde favorilerindendi. Zaten bana burayı öğreten de oydu. Alış-veriş yapacağım zamanlarda kısıtlı seçeneklerim olurdu. Alış-veriş yapabileceğim mağaza sayısı bir elin beş parmağını geçmezdi. Gözlerimi kapatarak birkaç saniye boyunca durdum. Burnuma ulaşan koku ile gülümsemeden edemedim. Belki çevremdeki çoğu şey değişmişti; insanlar, evim hatta alışkanlıklarım… Ama buranın kokusu hep aynıydı.
Yeniden gözlerimi açtım, yalnız kalmanın verdiği rahatlık ile oturduğum koltuktan kalktım. Burada çok fazla vakit geçirmek gibi bir niyetim yoktu. Yalnızca Utku’nun gelebilecek olan herhangi beklenmedik bir atak karşısında hazırlıklı olmak istiyordum. Benim olmadığım bir zamanda Yusuf abiyi sorgulayabilirdi. Normalde bunu yapabileceğine asla ihtimal vermezdim. Ancak bugün bana bunu yapabileceğini hem göstermiş hem de hissettirmişti. Aynı zamanda herhangi bir sorusu karşısında elimde somut kanıtlar olmasını istiyordum. Kıyafet veya bugün alış-veriş yaptığıma dair bir fiş.
Ellerimi rastgele kıyafetlerin üzerinde gezdirmeye koyuldum. Normalde alış-veriş yapmayı çok sever, zevkle her bir kumaşı incelerdim. Ama bugün, içimde ne bir heyecan ne bir zevk vardı. Kendimi oldukça stresli hissediyordum. Dudaklarımın arasından sesli bir nefes dökülürken arkamdaki kapı açıldı. Benimle ilgilenen kadın elinde kahve tepsisi ile giriş yaptığında kıyafetlerden bir adım uzaklaştım. “Bir şeyler beğenebildiniz mi? Size nasıl yardımcı olmamı arzu edersiniz?” Kahve tepsisini koltuğun yanında bulunan yuvarlak sehpaya koyduktan sonra bana döndü. “Yeni gelen koleksiyonunuzu incelemek istiyorum.”
Ardından önüme sunulan yeni koleksiyon ile kendime biraz kafa dağıtma şansı verdim. Aradan en fazla bir saat kadar geçmiş olmalıydı. Elimde üç-dört parça kıyafet ile kasaya gittiğimde hemen arkamda Yusuf abinin varlığını çok ne hissediyordum. Kasadaki kadın elimdekileri alarak onları güzelce katlayıp bir çantaya yerleştirdi. Ardından ödeme için cüzdanımdan kartımı çıkarttım. Kadının uzattığı post cihanına kartı tuttuktan sonra cüzdanımı geri çantama koydum. Kadın son işlemleri de hallederken yavaşça arkama doğru döndüm. Hemen karşı hizada o mücevher mağazası bulunuyordu. Ve benim buradan sonraki hedefim ise orasıydı. Kadının çantayı bana doğru uzatmasıyla yeniden ona dönerek dikkatimi vermeye çalıştım. “Buyurun fişiniz.” Uzattığı fişide aldıktan sonra kadına teşekkür ettim. Fişe şöyle kısa bir bakış attıktan sonra onu da kıyafetlerin bulunduğu çantanın içerisine koydum.
Yusuf abi ile mağazadan çıktıktan sonra adımlarımı hiç şaşırtmadan karşı tarafa yönlendirdim. Attığım her adımla kalp atışlarım yükseliyor, daha fazla terliyordum. Mağazanın kapısından içeriye girer girmez yüzüme vuran soğuk hava dalgasıyla daha fazla üşüdüm. Tezgahın arkasında bilgisayarın başında bulunan bir görevli beni fark etti. Yirmilerinin sonunda genç bir adamdı. Gülümseyerek bana doğru yaklaştı. “Merhaba, hoş geldiniz. Size nasıl yardımcı olabilirim?” Elimde bulunan kıyafet çantasının ağırlık yaptığını hissettim. Onu yavaşça ayak ucuma bıraktı. “Merhaba, ben bir şey sormak istiyorum.” Genç adamın kaşları merakla havalanırken çantamın açarak içerisinden fişleri çıkarttım. “Buradaki iki fişte de alınan ürünler aynı mı? Yani bunu öğrenebilir misiniz?” Tam olarak kendimi nasıl ifade edeceğimi bilememiştim. Genç adam bıraktığım fişlerin ikisini de eline alıp tek tek baktı. “Hemen sorgulatıyorum. Biraz zaman alabilir, sistemde biraz yoğunluk var. Sizi bekleteceğim.” Hızla başımı sallayarak onu onayladım. “Beklerim ben.” Görevli bilgisayarın başına ilerleyerek işine koyuldu.
Gergince ellerimi oynamaya başladım. O sırada parmağımda yüzüğümün varlığını hissettim. Sol elimin yüzük parmağında bulunan alyansım ile tektaşıma baktım. Dudaklarımda buruk bir gülümseme belirdi. “Bu yüzük Mayıs ikimizi temsil ediyor. Seni ve beni. Bizim hikayemizi. Senden bunu parmağına takmanı ve bir daha asla çıkartmamanı istiyorum.”
Bir anda önümde beliren görevli ile başımı kaldırıp beklentiyle yüzüne baktım. “Her iki fişide sorgulattım,” fişleri tezgahın üzerinden bana doğru uzattı. Sağ işaret parmağı ile miktarı yüksek olan fişi işaret etti. “Bu başka bir seriden bir çift küpeye ait,” ardından öbür fişi işaret etti. “Bu ise başka bir serinin bilekliği. İkisi de aynı gün, aynı isim tarafından alınmış. Ancak az önce de dediğim gibi ikisi de birbirinden farklı ürünler.”
Görevli fişleri almam için bana uzattı. O an başımdan aşağıya kaynar suların döküldüğünü hissettim. Buraya gelirken umduğum bu değildi. Bekledim sonuç bu değildi. Sinirden titremeye başlayan ellerimle fişleri avuçladım. “Ben… yardımınız için size çok teşekkür ederim. Kolay gelsin.” Görevli kendi yerine doğru geçerken hızlı adımlarla kendimi mağazadan dışarıya attım.
Ne demekti bu? O küpeler benim için değildi. O zaman kimin içindi? Fişleri sıkıca kavradığım avucumu kalbimin üzerine bastırdım. Yanılıyor olmalıyım. Öyle değil mi? Ben her şeyi yanlış yorumluyorum. Hem neden kötü düşünüyordum ki? Belkide başka birisi rica etti ve Utku da oradayken başka birisi rica ettiği için almıştı. Kendimi kandırmaya çalışıyordum. Bir aptal gibi durmuş kendimi avutmaya çalışıyordum. Gözlerim acıdan yanıyordu. Görüşüm buğulanmaya başlamıştı. Ama hayır, ağlamayacaktım. Özellikle bir sokağın ortasında asla. Yanımdan bir sürü insan geçip gidiyordu. Buradan gitmek istiyordum. Nefes alamıyordum. Tam bir adım atmıştım ki yanımdan geçen birisinin çarpmasıyla adımlarım geriledi. “Düzgün yürüsene be!” Yanımdan hızla geçip giden adamın ona bağırmamla anlık olarak omzunun üstünden dönüp bana baktı. Elini havaya doğru kaldırarak rastgele savurdu. “Çattık ya! Deli midir nedir?”
“Mayıs Hanım, iyi misiniz?” Arkamdan gelen tanıdık ses ile başımı kaldırıp Yusuf abiye baktım. Elinde mağazada unuttuğum çantayla bana bakıyordu. Gözlerine endişe yerleşmişti. “İyiyim,” iyi olacağım. İyi olacağım ve bunun nedeni her ne ise sebebini öğrenesiye kadar peşini de bırakmayacaktım. Benden artık kaçışı yoktu. İyi ya da kötü benden bir şeyler sakladığını hissediyordum. Artık kafamda beliren yapboz parçaları yerini buluyordu ve o her ne ise onu ortaya çıkartmasıyla kadar rahat nefes almayacaktım. “Uğramak istediğim birkaç yer daha var.”
Bölüm etkileşimi
