Mayıs kitap kapağı

13. bölüm / 17

Mayıs

13. Bölüm

Yazar: Amaya Xxxx

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: 13. Bölüm

Artık aynı yerde değildim. Daha ilerideydim. Başlangıç çizgisinden daha uzakta, bitiş çizgisine daha yakındım. Hissediyordum. Ama yolun sonuna kadar sessiz kalmaya devam edecektim. Sessiz, sakin, temkinli ve kurnaz. Gözümde akmak için sabırsızlanan göz yaşlarımdan kurtulmak adına sertçe yutkundum. Avucumun içerisinde tuttuğum fişlere kısa bir bakış attım. Onları sıkıca kavrayan parmaklarım artık acımaya, parmak boğumlarım ise bembeyaz kesilmeye başlamıştı. Yavaşça avucumu açtığımda elimdeki terden dolayı mürekkeplerinin dağılmaya başladığını fark ettim. Diğer elimde bulunan çantanı ağzını sertçe açtıktan sonra fişleri içine koyuverdim.

Esen rüzgarla birlikte boynuma bir yılan misali dolanan saçlarımı geriye doğru attım. Esen rüzgar yüzünden gözlerim daha çok acımıştı. Ama benim için yabancı bir acı değildi. Bu yüzden pek de sorun etmedim. Geldiğim yönün tersine dönüp yürümeye başladım. Nereye gitmek istediğimi bilmiyordum. Düşünmedim de. Rüzgarı arkama alarak yürümeye başladım. Arkamda yürüyen Yusuf abinin varlığı hala aklımın bir köşesindeydi. Onun karşısında zayıf gözükmek istemiyordum. Çünkü ne zaman ne olursa olsun Mayıs hep güçlü kalırdı. Asla ağladığını göstermezdi.

Hızlı adımlara insanların arasından geçip giderken içgüdüsel olarak başımı sağa doğru çevirmeden edemedim. O sırada önünden geçmekte olduğun rastgele bir mağazanın vitrininde duran elbise dikkatimi çekti. Elbiseyi görür görmez ona doğru çekildiğimi hissettim. Birkaç saniye sonra kocaman vitrinin önünde kendimi hayranlıkla elbiseyi incelerken buldum. Elbise iki parçadan oluşuyordu. İlk kısmı kendisiydi. Oldukça mini siyah ve straplezdi. Asıl onu öne çıkaran parçası ise kollarıydı. Dirsek kısmından itibaren başlayan beyaz saten kol bileğe kadar uzanıyordu. İki kolu arkadan birbirine bağlaydı aynı zamanda arka orta kısmından uzanan upuzun beyaz saten kuyruğu vardı. Son olarak ise siyah dantel eldivenleri bulunuyordu. “Buraya gireceğiz.” Derken buldum kendimi.
İçeriye girdiğim anda hızlı adımlarla görevli kadına doğru adımladım. “Hoş geldiniz, aradığınız bir parça var mıydı? Size nasıl yardımcı olmamı istersiniz?”

“Vitrindeki mankenin üzerinde bulunan siyah elbiseyi denemek istiyorum.” Kadın elimle işaret ettiğim tarafa doğru eğilerek gösterdiğim elbiseye baktı. Ardından gülümseyerek başını salladı. “Lütfen beni takip edin.” Görevli kadının yönlendirmesi ile mağazanın içerisinde ilerledim. Bu sırada görevli bana uyan elbiseyi bulmak adına bedenimi de sormayı ihmal etmemişti. “Siz boş olan deneme kabinlerinden birisine geçin. Ben istediğiniz elbiseyi getireyim.” Hafifçe başımı salladıktan sonra görevli yanımdan ayrılırken bende giyinme kabinlerine ilerledim. Zaten iki kabin vardı ve birisi doluydu. Bende boş olana geçip beklemeye başladım. Yalnızca birkaç dakikanın ardından kapım tıklatıldı. Büyük bir heyecanla oturduğum yerden kalkıp kapıyı araladım. “Buyurun, eğer bir yardıma ihtiyacınız olursa seslenmeniz yeterli.” Elbiseyi alırken görevli hafifçe gülümsedim. “Teşekkür ederim.” Elbiseyi de alarak içeriye girdikten sonra giyinmeye koyuldum.

Bir sürenin ardandan en nihayetinde yardım almadan elbiseyi giyinmeyi başarmıştım. Birazcık fermuarını kapatırken zorlanmış olsam da kendi başıma halledebilmiştim. Giyindiğim kabinde ayna olmadığı için kapıyı açtım. Eminim dışarıda bir yanları vardı. O sırada yan tarafımdaki kabinin de kapısı açıldı. İstemsizce bakışlarım o tarafa döndü. Ve hayatımda bir ilk gerçekleşti. İçeriden çıkan kadının üzerinde de benim denediğim elbisenin aynısı vardı. Şaşkınlıkla kaşlarım havalandı.

Kadın benim varlığımı hissetmiş olacak ki elbiseyi inceleyen bakışlarını benden tarafa çevirdi. O an bir başka şok daha yaşadım. Kızıl saçlarını sırtına attığından yüzü daha da ortaya çıkmıştı. Bu kadını hatırlıyordum. Utku’nun yanına hastahaneye gittiğim gün elime sıcak içecek dökerek yanmasına sebep olmuş sonrasında kaçarcasına benden uzaklaşmıştı. “Ne tesadüf.” Konuşmayı ilk başlatan taraf o olmuştu. Genelde bu tarz durumlarda ilk konuşan olmayı pek tercih etmiyordum. Onun da kaşları benimki gibi şaşkınlıkla havalanmıştı. Dudaklarında yer edinen gülümseme oldukça samimi ve sıcaktı. Bende kabarık etmemek adına kendimi gülümsemek zorunda hissettim. “Evet.”

Tam göğsümün ortasında bir kıpırtı belirdi. Bunun sebebi tam olarak neydi bilmiyorum. “Oldukça tuhaf bir tesadüf.” Rahatsızca ellerimi elbisenin üzerinde birbirine geçirdim. Kadın ilk önce kendine sonra da bana baktı. “Açık olmak gerekirse bu elbiseyi senin üzerinde göresiye kadar kendime yakıştırıyordum. Ancak büyük bir yanılgıdaymışım.” Beklenmedik iltifat karşısında ne diyeceğimi bilemedim. “Teşekkür ederim, bana sorarsanız durum tam tersi derim.” Benden daha uzundu. Beyaz teni ve kızıl saçlarıyla benden daha güzel bir kadındı. Manken gibiydi. Elbisenin onun üzerindeki duruşu bir başkaydı. “Normalde çok beğendiğim bir şeyi kimsecikler kaptırmam. Ama az önce de dediğim gibi senin üzerinde gördüğüm an bu elbisenin benim için olmadığını anladım.” İtiraz etmek için dudaklarımı aralamıştım ki bana yardımcı olan görevli belirdi.

“Ah! Ne hoş bir tesadüf böyle.” Kocaman gülümseyerek bir bana bir de karşımdaki kadına baktı. “Ne düşünüyorsunuz?” Elbisenin daha kendi üzerimde nasıl durduğunu bile görmemişti. Kadını cevapsız bırakarak kendi eksenimde döndüm. Aynada kendi yansımam ile karşı karşıya geldiğim anda baştan aşağıya kendimi incelemeye başladım. Elbiseye resmen aşık olmuştum. “Kesinlikle almalısınız.” Arkamdan gelen yorum üzerine yorumun sahibi olan görevli kadına yandan baktım. Hayranlıkla bakıyordu. “Katılıyorum. Sanki elbise senin için yaratılmış gibi.” Onun yanında bulunan kadınında beni inceliyordu. “Abartıyorsunuz.” İkisi de sanki anlaşmış gibi başını iki yana sallayarak bu dediğime karşı çıktı. “Kesinlikle almalısın. Üzerinde harika duruyor.” Kadından gelen yorum üzerine yeniden kendime baktım. En sonunda dayanamayarak başımı aşağı-yukarı sallayarak kabul ettim. “Alacağım.” Görevli kadının gülümsemesi büyüdü. “Sizin için işlemleri başlatıyorum.” Görevli yanımızdan ayrılmadan önce başımı belli belirsiz sallayabildim. Kabine yönelmek için arkamı döndüğümde kızıl saçlı kadın ile yeniden göz göze geldim. “Bir kahveye ne dersin?” Yöneltilen beklenmedik teklif karşısında şaşırmıştım. Ancak tepkimi yüzüme yansıtmamaya çalıştım. “Tabi eğer müsaitsen.” Dudaklarına yerleşen gülümsemesi oldukça güzel ve iddialıydı. Ayrı bir ağırlığı vardı.

Bu kadın bende merak uyandırmaya başlamıştı. Özellikle hastanede yaşadığımız o minik olaydan bu yana onu düşünmeden edemiyordum. Belki fazla ve gereksiz düşünüyor olabilirdim ama her şeyin bir sebebi olduğuna inanlardandım ben. O gün neden beni gördüğünde rengi attığını ve öyle kaçıp gittiğini merak ediyordum. Sonuçta o bir doktordu ve onun işi iyileştirmekti. Kafamda beliren düşünceleri bir kenara atarak aralarından sıyrıldım. Kendimi gülümsemeye zorlarken beklediği cevabı ona vermek için dudaklarımı araladım. “Tabi, bir bardak kahve güzel olur.”

Daha sonrasında ikimizde aynı anda kabinlerimize yöneldik. Kabine girer girmez kapıyı hemen arkamdan kapatıp kilitledim. Kendimi bir tuhaf hissetmeye başlamıştım. Tam olarak bazı şeyleri anlayamıyordum. Yüzüme düşen saç tutamlarını sertçe elimin tersiyle geriye doğru itekledim. Kafamdaki düşüncelerin arasında kaybolmak istemiyordum. Bir şeyler düşünmek istemiyordum. Elimi sırtıma atarak elbisenin fermuarını indirdim. Düşüncelerimden uzaklaşarak kıyafete odaklandım yalnızca. Dakikalar sonra elimde çıkarttığım elbise ile kasaya yöneldim. Ben kasada işlemleri tamamlarken kızıl saçlı kadın hala mağazadaydı. Beni bekliyordu. Beni beklerken de etrafı geziyor, rastgele kıyafetlere bakınıyordu. Ara ara omzumun üzerinden ona kaçamak bakışlar atmadan duramıyordum.

“İyi günlerde kullanmanız dileğiyle. Yine bekleriz.” Kasanın arka tarafında bulunan görevlinin konuşması ile dikkatimi ona vermek zorunda kaldım. Minik bir tebessüm eşliğinde uzattığı çantayı aldım. Kısaca teşekkür ettikten sonra mağazadan çıkmak üzere adımlamaya başladım. Yalnızca birkaç adım sonrası kızıl saçlı kadın da yanımda yerini almıştı. İkimizde sessizliğimizi koruyorduk ta ki ilk o konuşup aramızdaki bu sessizliği bozana kadar. “İleride bildiğim bir kafe var, senin için uygun mudur?” Birkaç saniyelik duraksamanın ardından başımı olumlu anlamda salladım. Ondan sonrasında onu takip etmeye koyulduk. Hala Yusuf abi benimleydi. Birkaç adım gerimde sessizce benimle ilerliyordu. Bu durumdan hiç hoşnut değildim. Onun da pek hoşnut olduğunu sanmıyorum.

Bir sonraki sokağa girdiğimizde çok fazla ilerlememize gerek kalmadan kızıl saçlı kadının yönlendirmesi üzerine bir kafeye girdik. İçerisi oldukça ferah, şık ve sadeydi. Garsonların yönlendirmesi ile cam kenarında bulunan boş masalardan birisine oturduk. Bizimle birlikte gelen Yusuf abi de çaprazımızda kalan iki kişilik masaya yerleşmişti. Yusuf abi masaya oturduktan sonra kızıl saçlı kadının bakışları onun üzerine döndü. Birkaç saniye boyunca kaşları çatık bir şekilde Yusuf abiyi inceledi. Dikkatini neyin çektiğini henüz anlayamamıştım. Yeniden bana döndüğünde arkasına yaslandı. “Bir koruman mı var?” Sorusu biraz değişik gelmişti. Üzerine pek düşünmemek üzere bir kenara attım. “Hayır, yalnızca bugün bana eşlik etmek için var. Kendisi şoförümüz ve çok saygıdeğer bir abimiz olur.” Dudağının bir köşesi yukarıya doğru kıvrıldı. “Galiba kendisine değer veriyorsun.” Ben de aynı onun gibi rahatça arkama yaslandım. Gerginliğimi maskelemeye çalışıyordum. “Yalnızca kendisine saygı duyuyorum, az önce de belirttiğim gibi.”

Çoğu insan bu nokta da farklı düşünebiliyordu. Ev şahsinin evinde çalışan inşalara saygı duyması bazı insanlar tarafından gülünç bulunuyordu. Tabii, onlar için evlerinde çalışan insanlar yalnızca köle konumundaydı. Ancak, bu durum hiçbir zaman benim için öyle olmamıştı. Annem de o tip insanlardandı. Asla evinde çalışan insanlara saygı duymazdı, kibar davranmazdı. İlk fırsatta onları ezikler ve aşağılardı. Aynısını yapmamı benden de beklerdi. Ben bunu hiçbir zaman yapmadım. Yapmayacağım.

Yanımıza gelen garson ile konu daha ilerlemeden kapanmıştı. “Karar verdiyseniz eğer siparişlerinizi alabilirim.” Benim siparişim zaten belliydi, menüye bakmama gerek yoktu. Aynı zamanda kızıl saçlı kadınınki de belli olmuş olacak ki elini menüye bile sürmedi. İlk onun söylemesi için sessizliğimi korudum. “Ben bir duble shoot espresso alayım.” Garson onun siparişini elindeki cihaza girdikten sonra bana döndü. “Siz ne alırsınız?”

“Ben de sade bir Türk kahvesi alayım.” Garson başka bir istediğimiz olup olmadığını sorduktan sonra yanımızdan ayrıldı. Bizim yanımızdan ayrıldıktan sonra çaprazımızda oturan Yusuf abinin yanına gitti. Garson ondan da sipariş alırken yeniden bakışlarımı önümde oturan kızıl saçlı kadına çevirdim. Bu sefer konuşmayı başlatan ilk ben oldum. “Buraya sık gelir misin?” Sorum üzerine hızla bakışlarını mekanda gezdirdi. “Evet, genelde akşamları hastahaneden çıktıktan sonra buraya gelmeyi seviyorum. Hastahane bazen yorucu oluyor ve burası da kafa dinlemek için oldukça uygun bir yer.” Onu her bir cümlesini dikkatle dinliyor kendi içimde analiz ediyordum. “Hastaneye yakın burası değil mi?”

Başını hafifçe aşağı-yukarı sallayarak soruma karşı olumlu yanıt verdi. “Evet, ulaşımı da oldukça kolay. Ama en çok henüz hastane içinde buranın popüler olmamasına seviniyorum.” Cümlesinin sonuna doğru gözleri masanın üstünde duran elime kaymıştı. Galiba aklına o gün yaşanan minik kaza gelmişti. “Geçen gün… hastanede yaşanan talihsiz durum için gerçekten çok üzgün hissettiğimi bilmeni isterim.” Bir anda konuya dalmasını beklemiyordum. “Önemli değil-“ daha cümlemi tamamlamama izin vermeden hızla atladı. “Önemli. Özellikle benim için. Ben bir doktorum. Bu benim görevim. Elinin sorumlusu benken o an seni bırakıp gittim.”

“Olur böyle şeyler. Hepimiz insanız, bazen yetişmemiz gereken yerler ve durumlar olabiliyor. Özellikle bir doktorsan ve hastanede bulunuyorsan.” Benden aldığı karşılık üzerine gözlerinin içi parladı. “Böyle düşünmen beni o kadar rahatlattı ki… bu durumu herkes anlayamıyor maalesef.”

Dudaklarıma yerleşen gülümseme ile ona bakmaya devam ettim. “Her ne kadar doktor olmasamda sizleri çok iyi anlıyorum çünkü benim eşimde doktor.” Son dediğimle kaşları şaşkınlıkla havalandı. “Öyle mi? Kim acaba? Tanıyorumdur belki de.” Ona cevap vermek üzere ağzımı açmıştım ki yanımızda beliren garson ile durdum. İlk önce onun sonra da benim kahvemi önüme bıraktı. “Teşekkürler,” garson yanımızdan ayrıldıktan sonra kahvemden minik bir yudum aldım. “Utku, Utku Alkın.” Kahvesini dudaklarına götüren eli hafifçe duraksadı ardından yavaşça yudumladı. Bardağını masaya koyduktan sonra yeniden arkasına yaslandı. “Ah, tanıyorum kendisini. Tanımaz olur muyum. Kendisi hastanemizde önde gelen başarılı doktorlarımızdan. Aynı zamanda kendisini uzun zamandır da tanırım.”

Bu beklediğim bir yanıttı. Ta ki son cümlesine kadar. Nereden tanışıyorlardı? Hafifçe çatılan kaşlarımı hızla düzelttim. “Üniversiteden mi arkadaşsınız?” Biraz tuzak bir soruydu. Bunu yapmak zorundaydım. Bu hayat bana kimseye öylece güvenmemen gerektiğini öğretmişti. Ayrıca onu tanımaya ve anlamaya çalışıyordum. Belki biraz tuzak olabilirdi ama aynı zamanda oldukça masumdu da. “Ah, hayır. Biz çocukluktan beri birbirimizi tanırız. Aile dostuyuz da diyebilirim.” İşte bu yeni bir bilgiydi. Utku ile yıllardır evli olmamıza rağmen hiç tanışmamış hatta karşılaşmamıştık. Bu ilginçti. “Utku bana sizden hiç bahsetmedi. Açıkçası şaşırdım biraz.” Önümde bulunan kahveme uzandım gergince. “Olabilir, ailelerimiz son yıllarda pek görüşmüyorlar. Son zamanalarda her iki tarafta fazlasıyla yoğunlar.” Kahvemden büyük bir yudum aldım. Neredeyse bardağın sonuna kadar gelmiştim.

“Mayıs!” Arkamdan gelen tanıdık ve gür ses ile oturduğum yerde doğruldum. Omzumun üzerinde arkama döndüğümde bize doğru gelen Utku’yu fark ettim. “Utku?” Attığı büyük adımlarıyla hızla yanımıza ulaşmıştı. “Ne yapıyorsun burada?” Elimle masaya işaret ettim. “Kahve içiyorum?” Çapraz masada oturan Yusuf abide ayaklanmış, yanımıza gelmişti. Bakışlarım onunla kesiştiğinde benden özür diler bir hali vardı. En başından beri yanımda olmasının üstüne bir de gittiğim yerleri Utku’ya rapor etmişti. “Utku, hoş geldin. Oturmaz mısın?” Kızıl saçlı kadının konuşması üzerine Utku yavaşça ona doğru döndü. “İlkim, burada olman ne hoş bir sürpriz böyle.” Kadının adını ilk defa öğreniyordum. İlkim. Demek adı buydu. “Karınla hoş bir tesadüf yaşadık ve bir kahve içelim dedik.”

Utku hafifçe güldü. Pek tatlı bir gülüş değildi. “Ne güzel olmuş. Ama bizim Mayıs ile planlarımız vardı.” Kolunu omzuma atarak beni kendine çekti. “Güzel karımı nasıl etkilediysen artık beni bile unutturmuşsun.” Utku’nun anlık olarak bu kadar güzel yalan söylemesine ilk kez şahit oluyordum. Kolunun altında bulunan bedenim istemsizce gerildi. İlkim ile gözlerimiz kesişince gülümsedim. “Benim hatam, dalgınlığıma gelmiş.” Diyerek onun yalanını devam ettirmek zorunda kaldım. Bunu neden yaptığımı bilmiyorum ya da neden kendimi zorunda hissettiğimi. “Sana iyi günler, bizim gitmemiz gerekiyor.” İlkim’e başka bir şey deme fırsatı tanımadan beni de kendisiyle birlikte döndürdü. Hızlı adımlarla yürümeye başladığında ona tam olarak yetişemiyordum. “Biraz yavaşlar mısın? Sana yetişemiyorum.” Ancak beni umursamadı. Arabaya kadar aynı şekilde ilerledik. Ne bir saniye durduk ne yavaşladı ne de kolunu üzerimden çekti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

27okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…