14. bölüm · Mayıs
14. Bölüm
Beni arabaya kadar kolunun altına sıkıştırmış bir vaziyette sürükleyerek götürmüştü. Arabadaydık ve ikimizde sessizliğimizi koruyorduk. Neden gelmişti ki? Neden beni oradan uzaklaştırma ihtiyacı duymuştu? Camdan dışarıya bakarken sıkıca birbirine kenetlediğim ellerim dizlerimin üzerinde duruyordu. Bedenim gelecek olayların bilinmesizliğiyle kaskatı kesilmiş bir haldeydi. Aldığım nefesler bile ağır geliyordu. Yavaşça gözlerimi Utku’ya doğru çevirdim. Başı camdan tarafa dönüktü. Benim gördüğüm kadarıyla ise kaşları çatık, bakışları donuktu. Ne düşünüyordu bu kadar derin?
Onun sessizliği dışarıdan bakıldığı zaman sessiz bir denizi anımsatıyordu. Ancak içinin dışarıdan gözüktüğü gibi olmadığını biliyordum. Kafasının içerisinde dönen birbirinden farklı o düşünceleri duymayı çok isterdim. Neyin peşinde olduğunu ya da neyi amaçladığını… Ama şu anda beni en çok Korkutan şey ise ne zaman patlayacağını bilmememdi. Evet, patlayacağından oldukça emindim. Belki biraz saçma bir bahane olabili ancak içimde bir yerlerde hissediyorum. Bu olayın devamında pek de hoş şeyler olmayacak gibiydi. Bu zamana kadar kiminle oturup kalktığıma ya da nereye gittiğimi hiçbir şekilde umursamayan adam son zamanlar da beni fazlasıyla şaşırtıyordu. Bunun üstüne bir de son zamanlarda fazlasıyla sergilediği agresif ve sinirli tavırları da vardı.
Sessiz geçen araba yolculuğunun ardından en nihayetinde araba evin önünde durmuştu. Gerginlikle sarmalanan bedenimi güçlükle arabadan dışarıya atabildim. Dengesizleşmeye başlayan duygu durumum yüzünden karmaşık bir haldeydim. Kapının önüne geldiğimde çoktan Arya kapıyı benim için açmıştı. Ona teşekkür maiyetinde gülümsedim. En azından çalıştım. Onun da bana verdiği gülümseme ile bu konuda hala başarılı olduğum anlamına geliyordu. Dengesiz adımlarla salona doğru adımlamaya başladım. Başım dönmeye başlamıştı. Gözümün önünde bulunan her şey dönüyordu. Eşyalar, duvarlar hatta yer bile ayağımın altından kayıp gidiyordu.
Kendimi koltuğa atarken sertçe yutkundum. “Bana neden haber vermedin?” Ve işte dakikalardır süren sessizlik Utku’nun dudaklarının arasından dökülen tek cümle ile parçalanmıştı. “O kadın ile ne konuştunuz Mayıs?” Karşımda bir ileri bir geri yürüyordu. Bu da daha çok başımın dönmesine ve daha çok midemin bulanmasına neden oluyordu. Gözlerimi sıkıca yumarak içerisinde bulunduğum bu iğrenç durumdan kurtulmaya çalıştım. Pek başarılı olduğum söylenemezdi. Ancak denemiştim. “Ne anlattı sana?”
Her iki elimi de şakaklarıma yaslayarak kendimi rahatlatmayı denedim bu sefer de. “Sadece kahve içiyorduk.” Kurduğum cümle dudaklarımın arasından adeta bir fısıltı şeklinde çıkmıştı. “Ben sana her şeyi anlatıyorum. Ama sen benim arkamda gizli işler mi çevirilmeye başladın?” Her bir cümlesiyle ses tonu gittikçe yükseliyordu. Gözlerimi art arda kırpıştırarak hala devam eden bu durumdan kurtulmaya çalıştım. Ne denersem deneyeyim geçmiyordu. “Ben senin sorduğun her soruya cevap veriyorum, seni yanıtsız bırakmıyorum. Bunun karşılığında bana yaptığın şey bu mu cidden?” Söylediği her bir cümle her bir kelime adeta kafamın içerisinde yankılanarak tekrarlanıyordu. Ellerimi kulaklarıma bastırdım sertçe. Onu duymak istemiyordum. Bu şekilde onu duymam engellerim sanmıştım. Ama yanılmıştım.
Birden içimde beliren sinir dalgası ile oturduğum yerden ayaklandım. Bu ani tavrım baş dönmem konusunda pek yardımcı olmamıştı. “Yeter!” Anlık çıkışmam onu şoka uğratmış olmalıydı. Gözümün önünde kayıp giden görüntü yüzünden tam olarak yüz ifadesini seçemiyordum. “Yeter! Sadece özür dilemek istemiş…” sonlara doğru takatim kalmamıştı. Canıma tak etmişti. Bir anda gözümün önüne inen kapkara perde ile bedenimin gücünü kaybettiğini hissettim. Bedenim bilinçsiz bir şekilde yana doğru savrulurken sertçe yere düşmeyi bekledim. Ancak beklediğim şey gerçekleşmedi. Kendimi bir çift sıcak kolların arasında buldum. “Mayıs? Mayıs beni duyuyor musun…” son duyduklarım Utku’nun bana seslenişleri oldu.
Yeniden gözlerimi açtığımda ilk karşılaştığım şey karanlık oldu. Odamda kendi yatağımdaydım. Odanın penceresinden vuran ay ışığı odayı aydınlatan tek ışık kaynağıydı. Yattığım yerden doğrulmak adına ellerimi her iki yanımda yatağa bastırarak kendimi yukarıya doğru çektim. Sırtım yatak başlığı ile buluştuğunda Derin bir nefes aldım. Bilincimi kaybetmeden önce yaşana her bir olay tek tek yeniden gözümün önünde canlandı. Kızıl saçlı kadın yani İlkim ile karşılaşmamız. Ardından kahve içmemiz o sırada Utku’nun gelmesi. Sessiz geçen araba yolculuğu ve son olarak Utku’nun eve girer girmez sergilediği tuhaf tavrı.
Onun hal ve hareketlerini düşünürken kaşlarımı çatmadan edemedim. Sürekli ne konuştuğumuzu sormuştu. Ondan gizli saklı iş çevirmekle itham etmişti. Düşünceler kafamın içerisinde gittikçe çoğalmaya başladı. Artan düşüncelerle birlikte ensen kökümden itibaren bir baş ağrısı belirdi. Gözlerimi sıkıca yumdum. Dudaklarımın arasından sesli ve büyük bir nefes verdim. Yeniden gözlerimi açtığımda yataktan kalkmak için hareketlendim. Ayaklarım soğuk zemin ile temas ettiğinde ürpermeden edemedim. Ayaklarımın çıplak olduğunu ise o an fark edebilmiştim. Her zaman yatağımın yanında duran ev terliklerimi ayaklarıma geçirdiğim. Üzerimde hala dışarıya çıkarken giydiğim kıyafetler bulunuyordu. Odadan ayrılmadan önce ilk işim onlardan kurtulmak oldu. Odam sessiz ve oldukça sakindi. Bu da üstümü değiştirirken birkaç dakikalığına da olsa kafamı dinlendirmem için güzel bir fırsat olmuştu.
Üzerime şortlu bir gecelik takımı geçirdikten sonra yanından geçmekte olduğum makyaj masamdan bir adet saç tokası aldım. Bir yandan saçlarımı örerken diğer yandan da odadan çıkıp merdivenleri inmeye koyuldum. Ev oldukça sessizdi. Bir an Utku’nun da evde olup olmadığını sorguladım. Üst katta hiçbir ışık ya da ses yoktu. Bu da çalışma odasında olmadığı anlamına geliyordu. İçimde beliren merakla birlikte kalan son basamakları da hızla indim.
Mutfağın ışığı yanıyordu. İlk önce başımı kapıdan içeriye uzattım. Mutfak masasında dağınık halde bulunan kâğıtlar ve Utku’nun bilgisayarı bulunuyordu. Ardından bakışlarım tezgahta bir şeyler ile uğraşan Utku’ya kaydı. Üzerinde evde giydiği normal ev kıyafetleri bulunuyordu. En son onu mutfakta gördüğümde yaşananlar canlandı gözümün önünde. Sertçe yutkundum. Belkide varlığımı belli etmeden geldiğim gibi aynı sessizlikle geri odama gitmeliydim. Böylece bu günü daha fazla mahvetmeden uyumalıydım. Geriye çekilmek üzereyken elindeki kirli kaşığı lavaboya koymak üzere döndüğünde beni fark etti. Bakışlarımız kesiştiğinde ne yapacağımı bilemedim.
Artık kaçmak gibi bir şansım yoktu. En azından uyanık olduğumu biliyordu. “Gelsene.” Tereddüt ettiğimin farkındaydı. Ama başka bir şey demedi. Mutfağa girerek masaya doğru ilerledim. “Burada mı çalışıyorsun?” Sesim biraz tuhaf çıkmıştı. Boğazım kurumuş bir haldeydi. Sanki bulunduğumu anlamış gibi önüme büyük bir bardakla su bıraktı. Şaşkınlıkla önümde duran bardağa baktım. Bunu beklemiyordum. “Mekan değişikliği yapmak istedim.” O kendi işine geri dönerken bende ömrüme koyduğu sudan içiyordum.
Birkaç dakika sonra yeniden bana doğru döndüğünde elinde iki bardak vardı. “Bana eşlik etmek ister misin?” Dedi başıyla bahçeyi işaret ederken. Yalnızca başımı sallayarak onayladım. Önden o arkadan ben sırayla bahçeye çıktık. Yüzüme vuran ılık havayla içimin huzurla dolduğunu hissettim. Açık hava bana iyi hissetmemi sağlıyordu. Her şeye rağmen nefes alabilmemi ve her şeye rağmen özgürmüş gibi hissettiriyordu. İkimizde yan yana yerlerimizi aldığımızda elinde bulunan bardaklardan birisini bana uzattı. Bardağ aldığımda içinde kahve olmasını umut ediyordum. Papatya çayı ile karşılaşmak beni biraz duyura uğratmıştı. Merakla bakışlarımı onun bardağına diktim. Kendisine kahve yapmıştı. “Papatya çayı?” Sormadan edemedim. “Uyanır uyanmaz kahve içemeyeceğin gibi bir gerçek var.” Kendi kahvesinden yudumlarken yüzümü buruşturdum istemsizce.
Sessiz kalarak önüme döndüm. Çayımın biraz soğumaya ihtiyacı vardı. “Üstüne fazla geldim. Üzgünüm, bir an… kontrolümü kaybettim.” Birden beklenemedik anda gelen bu itiraf ile oturduğum yerde huzursuzca kıpırdandım. “Bana anlatmadın. Ama şaşırmamam gerek. Bana hiçbir zaman bir şey anlatmazdın. Kendi ailen de dahil.” Şu anda ikimizde oldukça sakin ve normaldik.
“Biliyorum. Ama bu durumun gerçekleşme ihtimalini daha önce hiç düşünmedim.” Hafifçe çatılan kaşlarım ile dönüp ona baktım. Elinde tutmaya devam ettiği kahvesi ile dümdüz bir ifade ile karşıya bakıyordu. “Hem bana hiçbir şey anlatmaya hem de beni suçlayamazsın. Belki inanmazsın ama tesadüfen karşılaştık. Bir mağazada kıyafet denerken.” Kurduğum cümleler ile kaşları çatılmıştı. Hangi noktaya takıldığını anlayamamıştım. Benim sormama gerek kalmadan kurduğu cümle ile nedenini anladım. “Sana inanmamak? Bu da nereden çıktı?” İnanamazca dönüp ona baktım. Galiba bazı noktaları atlıyor olmalı. “Daha eve geldiğimiz ilk anda bana arkandan gizli işler çevirip çevirmediğimi sordun. Bu da mantıken bizi bana güvenmediğin bir sonuca götürüyor.”
Bahçeye çıktığımızdan bu yana ilk defa başını çevirip bana baktı. Kaşları daha da çatılmıştı. “Sana arkamdan gizli işler çevirip çevirmediğini mi sordum?” İnanamaz gibi bir hali vardı. Karşımdaki halini ve cümlelerini seyrederken aklım tamamen bulanmıştı. “Sana her zaman güvendim ve güveneceğim de. Sen benim karımsın. Benim hayatım, her şeyimsin. Sana güvenmemek gibi bir durum söz konusu bile değil.” Sarf ettiği bu cümleler evliliğimizde bir ilkti. Şu an dışarıdan nasıl gözüküyordum bilmiyorum ama kafamın içerisinde durumlar tamamen karışmıştı. Bana daha geçen gün bağırıp çağıran ve bugün de bana güvenmediğini söyleyen bir adama göre oldukça kendinden emin bir tavırla bu cümleleri dile getiriyordu. “O zaman neden bugün peşime özellikle Yusuf abiyi de taktın? Neden İlkim ile kahve içerken beni aşar topar oradan uzaklaştırdın?”
Bence sorularım tam yerindeydi. “Sadece Sana yardım etmesi için. Son zamanalarda fazla yorgun görünüyorsun bende sana yardımı dokunur diye düşündüm?” Verdiği yanıt beni tam olarak tatmin etmemişti. Ayrıca diğer soruma da cevap vermemiş, gözümden kaçmamıştı. “İlkim ile aileleriniz birbirini uzun zamandır tanıyormuş?” Bu sefer sorumu biraz daha değiştirerek dolaylı yoldan sormayı denedim.
Kahvesinden bir yudum aldıktan sonra başını aşağı-yukarı sallayarak dediğimi onayladı. “Doğru. Ancak birkaç sene öncesine kadar yaşanan bazı tatsız durumlardan kaynaklı ailelerimiz birbirinden uzaklaştı.” İşte bu nokta da durmam gerekiyordu. Düşünmem lazımdı. İlkim daha farklı söylemişti. Belki de bana yaşanan sorunlardan bahsetmemek adına bir kılıf uydurmuştu? Belki de Utku’nun söylediği gibi söyleseydi onu sorgulamamdan çekinmişti? Neye inanmam gerekiyordu? “Bana öyle söylemedi?”
Dudaklarımın arasından firar eden cümle ile ne yaptığımın farkına yalnızca birkaç saniye sonra vardım. İçimden söylediğimi sanarken sesli dile getirmiştim. “Ne söyledi sana?” Bütün dikkatini bana vermiş bir şekilde benden yanıt bekliyordu. “Ailelerinizin son zamanlarda yaşanan yoğunluktan dolayı görüşemediğini falan söyledi.” Her en kadar az önce ağzımdan kaçırmış olsam da bu nokta da yalan söylememe gerek yoktu. Dediklerimin ardından birkaç saniye boyunca sessiz kaldı. Bende bunu fırsat edinerek yenin bir soru yönelttim. “Aileler arasından ne gibi bir durum yaşandı?”
“Aslında çok büyük bir olay değildi. Bir iş anlaşması konusunda sorun yaşandı. Olaya pek hakim değilim ama o zaman büyük bir anlaşmazlığa sebep olduğunu hatırlıyorum.” Dedi omuz silkerek. “Bu yüzden onunla pek muhattap olmamanı tercih ederim. Senin iyi niyetini kullanarak senden bir şeyler öğrenmeye çalışabilir.” Bu ihtimali hiç düşünmemiştim. Aklıma dahi gelmemişti. “Bu yüzden mi o kadar sinirlendin?”
“Bir anda o kadını senin yanında görünce sinirlendim tabi ki. Seni kendi çıkarları için kullanıyor olma düşüncesi bir anlık kendimi kaybetmeme sebep oldu.” Söyledikleri kulağa oldukça mantıklı ve tutarlı geliyordu. Bu olası bir ihtimaldi. “Anladım.” Yalnızca mırıldanır biçimde söylediğim yek şeydi. “Nasıl hissediyorsun?” Yönelttiği yeni bir soruyla derin bir nefes aldım. “Daha iyiyim.” Benden aldığı yanıt üzerine hafifçe tebessüm etti. “Yeter bu kadar mola. İşimin başına dönmeli ve yarına kadar yetişmesi gereken evrakları halletmeliyim.” Ayaklanmış eve girmek üzereydi. “Utku?” Bir anda ona seslenmem ile durdu. Sırtı bana dönüktü. Bu yüzden bedeninin yarısını bana doğru çevirdi ve baktı. “Sence ben nankör bir insan mıyım?” Sorumla birlikte kaşları çatıldı. Neden böyle bir şey sorduğumu anlayamamıştı. “Bu da nereden çıktı?” Yanıt vermemişti. Ama şaşırdığı ortadaydı. Umursamazca omuz silktim. “Bilmem.” Bu soruyu sormamın sebebi geçen gün dedikleriydi. Sinir anında söylediği bir cümleden ibaret miydi, diye düşünmeden edemiyordum. Ama normal zamanda düşünülmüş cümleler sinirliyken dile getirilmez miydi?
“Sen benim hayatımda gördüğüm en iyi kalpli, merhametli insansın Mayıs.” Üzerime çöken ağırlıkla omuzlarımın düştüğünü hissettim. Bu cümleleri ondan duymak oldukça tuhaf bir histi. Boşta olan elini kaldırarak beni işaret etti. “Yarın bir ara hastaneye uğrada kan değerlerine bakalım. Aklımıza takılan bir şeyler olmasın.”
“Tamam.” Dedim yalnızca. Bana son kez baktıktan sonra sırtını döndüğü gibi eve girdi. Yeniden önüme dönerek bakışlarımı gökyüzüne çevirdim. Gözlerimi kapatarak derin bir nefes almaya çalıştım elimden geldiğince.
