Mayıs kitap kapağı

5. bölüm / 17

Mayıs

5. Bölüm🎹

Vaveyla Yazarı: Amaya Xxxx

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: 5. Bölüm🎹

Yıllar önce;

Hoşnutsuzca kafamı kaldırıp karşımdaki aynaya baktım. Üzerimde annemin seçtiği her zamanki elbiselerden birisi vardı yine. Ama bu seferkinin rengi koyu yeşildi. Yaşımı saklarmış, beni karşı tarafa daha olgun gösterirmiş bunu giymemi istediğinde öyle söylemişti. Neden böyle bir şey düşünmüştü bilmiyordum. Hiçbir zaman annemin gerçek düşüncelerini ya da ne yapmaya çalıştığını bilmediğim gibi.

Bu sefer kahya da benimle ilgilenmemişti. Annem artık kocaman olduğumu ve istediğim şeyleri kendi başıma yapabileceğimİ söylemişti. Bunu ilk duyduğumda ne kadar çok şaşırdığımı hatırlıyordum. Dün ile bugün arasında ne gibi büyük bir fark olabilirdi ki? Hala aynada kendime bakmaya devam ederken odamın kapısı tıkatıldı. İstemsizce rahat bir nefes aldım. Kapı tıklatıldığına göre gelen kişi kahya değildi. Başka bir hizmetli gelmiş olmalıydı. Birkaç saniyenin ardından kapı açıldı ve tam da tahmin ettiğim gibi başka bir hizmetli içeriye doğru adımladı.

“Mayıs Hanım, anneniz en geç beş dakika içerisinde arka bahçede olmanızı ve kendisi misafirleri karşılarken onunla olmanızı istiyor.” Bunun olacağını biliyordum. Annem her ne kadar bu durumdan hoşlanmadığımı bilse de beni hep yanında tutuyor ve gelen her misafirle konuşmam konusunda zorluyordu. “Tamam, geliyorum.” Kapıdaki kadın başka bir şey daha demeden odamdan çıktı. Aynadaki bakışlarımı zorla kendimden çektim. Bu benim kaçınılmazımdı. Bunu artık öğrenmiştim.

Adeta ayakların geriye gitmek istiyordu ancak yine de kapıya doğru yürüdüm. Evin içerisindeki büyük merdivenlerin başına gelince durdum. Bunu kendime artık huy edinmiştim. Gelen misafirler evin büyük ön girişinden girerler ardından evin içinden geçerek arkadaki devasa bahçe alanına geçiş yaparlar. Bu annemin kendine özgü küçük şovuydu. İlk önce gelen misafirler evin büyüklüğü karşısında şaşkınlığa uğrar. Ardında büyük ve şatafatlı giriş kapısından geçerler. Annem ile selamlaştıktan sonra arka bahçeye gidesiye kadara evin ne kadar muazzam olduğunu düşünmeden edemezler.

Ellerimi, önümdeki tırabzanın üzerinde birleştirdim. Yavaşça başımı aşağıya doğru eğerek genel duruma bakındım. Annem kapıda duruyordu, yanında ise evin kahyası vardı ve büyük ihtimalle ona durum güncellemesi yapıyordu. Kahya sustuktan sonra annem ona yalnızca baş hareketiyle karşılık verdi. İşareti alan kahya annemin yanından ayrıldı.

Kahyanın ayrılmasıyla kapıda yeni bir misafirin belirmesi bir oldu. Bu sefer gelen aile daha önce hiç görmemiştim. Ya da gördüysem kesinlikle hatırlamıyordum. İkinci çıkarımıza ihmal vermedim çünkü ilk kez gördüğüme emindim. İlk dikkatimi çeken kadının omuzlarını sarmalayan son derece pahalı ve lüks olan kürkü oldu. Dudak büzmeden edemedim. Elbette bu markayı biliyordum. Bu marka gerçek hayvan derisi kullanıyordu ve hiç hoş bir durum değildi.

Ardından gözlerim ayakkabılarına kaydı. İşte şimdi onun zevki dikkatimi çekmişti. Gözlerimi zorlukla ayakkabılarından çekip yanındaki adam baktım. Kadın her ne kadar güler yüzlü ve konuşkan gözüküyorsa kocası da bir o kadar buz gibi duruyordu. Pek dikkat çekici bir şey bulamayınca bu sefer gözlerim çiftin hemen bir adım önlerinde duran oğullarına kaydı. Uzundu, hafif buğdaya kaçan beyaz bir tene sahipti. Buradan göz rengini pek seçemiyordum ancak yüzündeki ifadeden burada olmaktan pek memnun gibi değildi.

Merdivenlerin başından uzaklaşarak aşağıya inmeye koyuldum. Bu çocuk gerçekten dikkatimi çekmişti ve onun kim olduğunu öğrenmek istiyordum. Hızlı adımlarla bir bir basamakları indim. Ancak, daha ben onların yanına varamadan çoktan aile annemin yanından ayrılıp arka bahçeye geçiş yapmışlardı. Benimki de o anki bir umuttu işte.

Annem beni fark edince kaşlarını çattı. İşaret parmağını bana doğru kaldırmayı da unutmadı elbette. “Geç kaldın Mayıs, yine.” Yalandan bir bahane uydurmak adına ağzımı açmıştım ki kapıdan giren tanımadığım yabancı bir kadın bereni bu durumdan kurtarmış oldu.

Dakikalar kapının önünde annemle birlikte misafir karşılamakla geçmişti. Bu süre boyunca sürekli gözüm ve dikkatim bahçeye çıkan kapıya takılıyordu. Bir an önce bu merasimin bitmesini ve bahçeye gitmeyi istiyordum. Annem az önce gelmiş olan adamla konuşmasına devam ederken bir yandan da bana bakıyordu.

Hareketlerimle onun dikkatini çekmiş olmalıyım. Ellerimi önümde bağlayarak olabildiğince dik durdum. Sanki adamın anlattıkları beni ilgilendiriyormuş gibi dinledim. Aslında ne dediğini hiç dinlemiyordum. Yalnızca bakıyordum. Birkaç dakikanın ardından adam yanımızdan ayrıldığında annem de hareketlendi. Bu da artık başka kimsenin gelmeyeceği anlamına geliyordu.

Annem birkaç adım önümde yürürken sırıtmadan edemedim. Beni neyin bu kadar heyecanlandırdığından emin değildim ancak uzun zaman sonra yaşı yaşıma yakın birisini görmek farklı hissettirmişti. Attığım her adımda adete zıplaya zıplaya gidiyordum. Önde annem arkada ben bahçeye giriş yaptık.

İlk olarak kulağıma tınısı çok hoş olan klasik müzik doldurdu. Annem her zamanki gibi ilk ne yapması gerektiğini bildiğinden o durma gereği duymadan yoluna devam etmişti. Olduğum yerden bahçedeki insanları teker teker incelemeye daha doğrusu aradığım kişiyi bulmaya koyuldum. Çoğunluk kadınlardan oluşuyordu. Her birinin üzerinde pahalı kumaşlardan oluşan kıyafet yığınları ve ellerinde şampanyaları vardı. Yüzleri tonlarca makyaj ve dudaklarında sahte, memnuniyetsiz ve sosyete gülüşleri bir an olsun eksik olmuyordu.

Tek tek her masaya bakınmaya başladım. En sonunda çocuğu ailesinin yanında öylece dururken buldum. Elleri önünde bağlı, yüzü oldukça memnuniyetsiz, gözlerini kısmış sahne de konuşma yapan annemi izliyordu. Pek de dinliyor iki bir havası da yoktu. Onu bulmak beni daha da heyecanlandırmıştı.

Tam ona doğru bir adım atmıştım ki sahnede konuşma yapan annemin dudaklarından kendi ismimi duymam bir oldu. “Mayıs, sahneye gel ve bizi piyano çalarak onurlandır.” Bu bir teklif değildi, bu bir zorunluluktu. Annemin bana dönmesiyle bahçedeki bütün gözler bana dönmüştü. En nefret ettiğim ama bir o kadar de sevdiğim anlardan birisiydi. Piyanomu çalmak dünyada en sevdiğim şeydir ancak insanların gözü önünde bunu gerçekleştirmek işte o tartışılır bir durum. Ellerim gerginlikle her iki yanında yumruk halini alırken sahneye doğru bir adım attım. Annem beni tüm dikkatiyle izliyordu.

Mayıs Marsel, sosyetenin gözde kadını Farah Marsel’in biricik tek ve çok yetenekli kızı. Ben insanların gözünde tam olarak buydum. İnsanların beni gördükleri zaman kafalarında kendilerince benim hakkımda böyle bir karakter oluştururlar.

Olabildiğince attığım en büyük adımlarla hızla sahneye yöneldim. Gözlerim yalnızca piyanodaydı. İnsanların tuhaf ve meraklı bakışlarıyla karşılaşmak istemiyordum. Sahne merdivenleri tırmandığım gibi kendimi pufa attım. Çoktan daha öncesinde çalmam parça hazırlanmıştı. Karşımda duran kağıda şöyle bir bakış attım. Annemin en sevdiği ama benim de bir o kadar çalmaktan nefret ettiğim o parça. Bakışlarımı tuşlara doğru eğdim. Bugün benim günümdü ve ben bu parçayı çalmak istemiyordum.

Derin bir nefes aldım ve uzun zamandır çalmak için parmaklarımın kaşındığı o parçayı çalmaya başladım. İlk birkaç saniyesi gergin olsa da çaldıkça gerginliği attığımı hatta zevk almaya başladığımı fark ettim. Dakikalar sonra parçayı bitirmiştim. Bahçe de kopan alkış tufanı ile yerimde sıçradım. Parçayı çalarken kendimi kaptırmış dış dünyadan soyutlanmıştım. Bakışlarım bahçenin bir köşesinde beni izleyen annemi buldu. Tepkisini görmek istiyordum, çalışım hakkında ne düşündüğünü ama yüzünü o kadar iyi maskeliyordu ki asla ne düşündüğünü ya da hissettiğini anlayamıyordum.

İstemsizce bakışlarımı ondan kaçırdım. Oturduğum yerden ayaklandım ve misafirlerimize küçük bir selam verdikten sonra sahneden inmek için harekete geçtim. Tam o sırada aklıma gelen kişiyle o tarafa doğru döndüm, ifadesini merak ediyordum acaba beğenmiş miydi? Ancak, onu yerinde bulamadım. Annesi ve babası aynı yerinde duruyordu ama o görünürde yoktu. İçime yerleşen hüzünle sahneden indim.

Annemin bu güne özel tuttuğu garsonlar yavaştan yemekleri dağıtmaya başlamıştı. İyice keyfim kaçmıştı. Hiçbir yemek güzel değildi. Misafirlerin arasından göze çarpmamaya çalışarak sıyrıldım ve benim her zamanki kaçtığım kimsenin bilmediği tarafa doğru adımlamaya başladım. Burası evin en arka en sessiz ve izbe yeriydi. Burayı çalışanların bile bildiğinden emin değildim. Ben de genelde annem böyle davetler verdiğinde kalabalıktan kaçmak adına buraya sığınıyordum.

Yavaşça daha önceden koyduğum taşlara basarak yukarıya doğru tırmandım ve köşede bulunan yüksek taşa oturdum. Manzaram çok şatafatlı değildi. Ağaçlar ve gökyüzünden oluşuyordu. Elbisem kirlenecekti ama kimin umurundaydı ki? Ellerimi çenemim altına yerleştirmiş öylece gökyüzünü seyretmeye dalmışken bir anda bir şeylerin devrilme sesini işittim. Kalp atışlarım anlık olarak hızlanmaya başladı.

Yavaşça ses çıkartmamaya dikkat ederek oturduğum taştan indim ve sesin geldiği yere doğru adımlamaya başladım. Köşeyi dönmemle hiç ummadığım o kişiyi karşımda bulmam ise bir oldu.

Bu o çocuktu. Merak edipte yanına gidemediğim. Anlık olarak karşılaşmamızı o da beklemiyor olacak ki gözleri şaşkınlıkla irileşti. Benim taşlardan oluşturduğum basamakları tırmanırken ayağıma kaymış olmalı ki son anda bir yerden destek alarak duruyordu. Hiçbir şey demeden elimi uzattım. Bir bana bir de ona uzattığım elime baktı. Ardından zararsız olduğuma karar vermiş olmalı ki elimi tutarak yardımımı kabul etti.

Onun desteği ve benim gücümle onu yukarıya taşımayı başardım. İkimizde yere yuvarlandığımızda sanki anlaşmışız gibi aynı anda kahkahalar ile gülmeye başladık. Başımı ona çevirdiğim sırada o da bana doğru döndü. “Teşekkür ederim.” Hafifçe omuz silktim. “Rica ederim.” İkimizde sustuk. Ama ben onun burayı nasıl bulduğunu ve neyden kaçtığını merak ediyordum ve sormazsam olmazdı. “Burayı… nasıl buldun?”

Sorumla birlikte gökyüzünde olan bakışlarını bana doğru çevirdi. “Ben seni gördüm. Buraya doğru gelince merak ettim.” Söyledikleriyle utanmış olmalı ki yanakları kızarıverdi. Eliyle geldiğimiz yolu gösterdi. “Rahatsız olduysan giderim.” Ellerimi havaya kaldırarak iki yana salladım. “Hayır, rahatsız olmadım. Ben sadece merak ettim.” Yavaşça başını sallayarak onayladı. “Peki, sen? Sen neden buradasın? Neyden kaçıyorsun?”

Biraz hazırlıksız yakalanmıştım. İstemsizce kendimi koruma iç güdüsü ile kollarımı kendime sardım. “Ben insanlardan kaçıyorum. Sen,” başımı omzumun üzerinden ona doğru çevirip baktım. “Sen neyden kaçıyorsun?” Dudağının bir köşesi gülümseme eşliğinde yukarıya doğru kıvrıldı. Cevap vermesini bekledim ama hiçbir şey demedi. Tekrar sormak ve ısrar etmek istesem de sessiz kalmayı tercih ettim.

“Biliyor musun bugün benim doğum günüm? Ama kimse hatırlamıyor.” Ona neden bunu deme gereksinimi duymuştum bilmiyorum. Bu gerçeği birisinin bilmesini istiyordum. En azından birisi bugün benim doğum günüm olduğunu bilmeliydi. Başımı iyice dizlerime doğru yaklaştırdım. Bunu ona söylediğim için birazcık utanmıştım.

Yüzündeki şaşkın ifadeyi fark edince dudaklarımın arasında minik bir kıkırtı döküldü. “Bu kadar insanın senin için toplanmadığından mı bahsediyorsun?” Hüzünle başımı aşağı-yukarı sallayarak onu onayladım. “Onca insan annemin bu hafta kazandığı büyük ihaleyi kutlamak adına buradalar. Benim için değil…” Dediklerimle gözleri kısıldı, ne düşündüğünü duymak isterdim. Kafasının içerisinde dolanan düşünceleri sesli dile getirmesini bekledim ama o bunu yapmadı aksine bana başka bir soru yöneltmeyi tercih etti.

“Sahnedeki gösterin peki?” Demek beni izlemiş ve parçamı dinlemişti. Bunu bilmek istemsizce mutlu hissetmeme neden oldu. “O, annemin kendine has başka bir şovuydu. İnsanlara karşı gösteriş yapmaya bayılır. Ve bende onun için sadece bunlardan birisiyim.” Son cümlemle kaşları çatılmıştı. “Bu hiç adil değil.” Öyle, bu hiç adil değildi. Onu onaylamak adına hiçbir şey yapmadım ikimizde öyle olduğunu biliyorduk.

Bir anda ayağa kalkmasıyla irkildim. “Düşeceksin-“ daha cümlemi tamamlayamadan oturduğumuz yerden atladı. “Nereye gidiyorsun?” Durdu ve taştan basamakları inmeden hemen önce bana baktı. “Buradan ayrılma sakın, hemen geleceğim.” Bana söz hakkı tanımdan arkasını döndüğü ve büyük adımlarla basamakları indi. Saniyeler sonra tamamen gözden kaybolmuştu. Ne yapmaya çalıştığını anlayamamıştım.

Kollarımı, karnıma kadara çektiğim bacaklarıma doladım ve başımı gökyüzüne çevirdim. Bir süre öylece sessiz bir şekilde onun geri dönmesini bekledim. Dakikalar sonra ayak sesleri duyduğum da yerimde doğruldum. Heyecan ve korkuyla basamakların olduğu tarafa baktım. İlk önce kafası ardından tamamen kendisi belirince derin bir nefes aldım. Bir an geri gelmeyecek diye korkmuştum.

Elindeki tabağı oturduğum taşa bıraktı ardından hemen yanımdaki eski yerini aldı. Meraklı bakışlarımla tabağa doğru eğilmiş tam üstündeki peçeteyi kaldırıyordum ki, işaret parmağını alnıma bastırarak yavaşça beni geriye doğru itekledi.

Çatılan kaşlarımla ona baktım. “Azıcık sabırlı ol.” Tabağı kucağına aldı, üzerindeki peçeteyi kaldırarak bir kenara bıraktı. “Limonlu cheesecake?” Gördüğüm şeyi doğru anladığımdan emin değildim. “Bunu nereden buldun?” Her iki eliyle tabağı sıkıca kavrayarak ortamızda tuttu. “Bunu mutfaktan çalmış… yani almış olabilirim.” Gözlerini kaçırmasıyla gülmeye başladım. Gülmem onu pek memnun etmemiş olacak ki bana ters ters baktı.

“Peki, neden?” Bana doğru biraz kayarak tabağı iyice bana doğru yaklaştırdı. “Bugün doğum günün olduğunu söyledin. Bu da senin pastan.” Şaşkınlıkla aralanan dudaklarımla ona bakakaldım. Bunun için mi hemen kalkıp gitmişti? “Senin için mum bulamadım. Bu yüzden… sanki mum varmış gibi yapmanı istiyorum.” Tabağı tek eline aktardı. Diğer elinde sanki çakmak varmış gibi tatlının üzerine tuttu. “Mumun yanıyor. Ama önce dilek tutmalısın.”

Gözlerimi ondan ayıramıyordum. Ne dileyeceğimi bile bilememiştim. Bu anı hiç unutmayacaktım, hep benimle birlikte olacaktı. Yavaşça hayalden mumuza doğru üfleyerek onu söndürdüm. Tabağı kucağına koyduktan sonra beni alkışladı. “Doğum günün kutlu olsun.” Ardından ceketinin cebinden çıkarttığı iki çataldan birisini bana uzattığında güldüm. O da bu sefer bana katılmıştı. Gülerek tatlıdan yemeye başladık.

“Ne diledin?” Sorusuyla birlikte tatlıda olan bakışlarımı ondan tarafa çevirdim. Tam olarak ne dilediğimden ben de emin değildim. Elimdeki çatalı havaya kaldırarak ona doğruyu salladım. “Söylersem gerçekleşmez.” Cümlem pek hoşuna gitmemişti. Yüzünü hafifçe ekşiterek cevabıma tepki gösterdi. “Ama ne dilediğini söylemezsen nasıl gerçekleştirebilirim ki?” Elim havada ona öylece baktım. Benden bir yanıt bekliyordu. Utançla gözlerimi kaçırmadan hemen önce dileğim dudaklarımın arasından dökülüverdi. “Seninle evlenmeyi.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

28okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18