MAVİ PALMİYE kitap kapağı

6. bölüm / 6

MAVİ PALMİYE

6. Bölüm: Maskelerin Ardı

Vaveyla Yazarı: Feyza elif Göçer

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 6. Bölüm: Maskelerin Ardı

Aras’ın parmaklarının ucundaki o küçük alevin ani bir üflemeyle sönmesiyle birlikte, Mavi Palmiye Sitesi’nin üzerine simsiyah, ağır bir perde çekilmiş gibi hissettim. O karanlık, sıradan bir gece karanlığı değildi; on yıl boyunca bu lüks villaların, begonvilli bahçelerin arkasına saklanan yalanların, haksızlıkların ve günahların dışarı sızması gibiydi. Pencere kenarında ne kadar süre nefesimi tutarak bekledim bilmiyorum. Aşağıda, Vedat Bey’in siyah cipinin kapıları büyük bir aceleyle kapandı, motor gürültüyle çalıştı ve araba lastiklerini taştan yollarda acımasızca işleterek sokağımızdan uzaklaştı. Sitenin kurucu başkanı, arkasına bile bakmadan kaçmıştı.

Ertesi sabah uyandığımda, gökyüzündeki pırıl pırıl Akdeniz güneşi bile içimdeki o zifiri kasveti dağıtmaya yetmedi. Aynaya baktığımda gözlerimin altının uykusuzluktan çöktüğünü gördüm. Aşağı indiğimde annem ve babam dün hiç o fısıldaşmaları yaşamamış gibi kahvaltı ediyorlardı. Dünyanın en büyük yalanı tam karşımızdaki evde duruyordu ama herkes hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu. Bu sahtelik midemi bulandırıyordu.

Telefonuma gelen art arda mesajlarla irkildim. Sitenin gençlik grubundan, Vedat Bey’in oğlu rüzgâr lakaplı yakın arkadaşım Alp mesaj atmıştı. Meydandaki kafede toplanmışlardı. Gitmekle gitmemek arasında çok kaldım ama Aras’ın dün gece Vedat Bey’e ne yaptığını, sitede neler konuşulduğunu öğrenmenin tek yolu oraya gitmekti.

Kafeye vardığımda ortam her zamanki gibi neşeli değildi. Masanın üzerinde eriyen dondurmalar, kimsenin dokunmadığı soğuk içecekler vardı. Alp, sandalyede öne doğru eğilmiş, gergin bir şekilde tırnaklarıyla oynuyordu. Beni görünce hafifçe başını kaldırdı ama yüzündeki o her zamanki umursamaz, zengin çocuk ifadesinin yerini derin bir huzursuzluk almıştı.

"Ne oldu size?" diye sordum, masanın ucuna ilişirken. "Cenaze evine dönmüş burası."

Alp derin bir nefes alıp arkasına yaslandı. "Bizim evde acayip şeyler oluyor," diye fısıldadı, sesini diğer masalar duymasın diye kısarak. "Dün gece babam 14 numaranın oraya gitmişti. Gece yarısı eve döndüğünde yüzü kireç gibiydi. Anneme hemen eşyaları toplamamız gerektiğini, bu yaz burada kalamayacağımızı fısıldıyordu. Üstelik arabasının ön cam sileceklerinin altına siyah bir zarf bırakmışlar."

Kalbim boğazımda atmaya başladı. "Zarf mı? Ne varmış içinde?"

Alp yutkundu. Gözlerindeki korkuyu ilk kez bu kadar net görüyordum. "Zarfın içinden simsiyah, yanık kokan gerçek kül dökülmüş. Bir de on yıl önce bu sitede çıkan o büyük yangının gazete haberi... Haber kupürünün üzerine kırmızı mürekkeple tek bir cümle yazmışlar: 'Borç katlanarak büyüyor, Vedat. İlk taksit zamanı geldi.' Babam o saniyeden beri odasından çıkmadı, sürekli eski ortakları arayıp bağırıyor."

Masanın altındaki ellerimi birbirine kenetledim. Parmaklarımın titremesini Alp’in görmesini istemiyordum. Demek Aras ilk hamlesini yapmıştı. Ailesinin küllerini, o yangını çıkaran adamın avuçlarına bırakmıştı. Karşımdaki Alp’e, hiçbir şeyden habersiz olan çocukluk arkadaşıma baktım. Babasının bir dolandırıcı, bir hırsız olduğunu ve şu an bindiği lüks bisikletlerin, kaldıkları o devasa villanın aslında Aras’ın çalınan hayatı üzerine kurulduğunu bilmiyordu. İçimi korkunç bir vicdan azabı kapladı. Ben bu sırrın neresindeydim? Sessiz kalarak suça mı ortak oluyordum, yoksa Aras'ın intikamına göz mü yumuyordum?

Akşamüstü kafeden ayrılıp eve döndüğümde kafamın içi bir savaş alanı gibiydi. Güneş çekilip Mavi Palmiye Sitesi yeniden o karanlık, sessiz örtüsüne büründüğünde artık daha fazla dayanamayacağımı anladım. Saat gece yarısını vurduğunda odamın ışıklarını söndürdüm. Balkon kapısını yavaşça, hiç ses çıkarmadan araladım. Hazirandan kalma ılık rüzgar tenimi yalayıp geçerken gözlerimi karşı balkona diktim.

Oradaydı.

Siyah kapüşonlusunun altında, karanlıkla bütünleşmiş bir şekilde, parmaklarının arasındaki sigaranın küçük kor ateşiyle parıldıyordu. Bu kez feneri yakıp söndürmedim. Deli bir cesaretle balkonun demirlerine iyice yaklaştım ve aşağı doğru sarkan bozuk sokak lambasının yarattığı o zayıf gölgeye doğru fısıldadım.

"Aşağı in," dedim. Sesim rüzgarda çok cılız çıkmıştı ama beni duyduğunu biliyordum. "Aşağı in, Aras. Konuşmamız gerek. Her şeyi biliyorum."

Sigarasını tutan eli havada asılı kaldı. Karanlığın içindeki o gece karası gözlerin üzerime dikildiğini hissettim. Aras yavaşça doğruldu. Birkaç saniye bana baktı, ardından arkasını dönüp odasının içinde kayboldu. Geleceğini biliyordum.

Hızla odamdan çıkıp merdivenleri parmak uçlarımda indim. Dış kapıyı sessizce açıp sokağa adım attım. İki evin tam ortasında, o tamamen sönmüş olan sokak lambasının tam altında durdum. Birkaç saniye sonra, 14 numaranın paslı demir kapısı hafif bir gıcırtıyla aralandı. İçinden o simsiyah silüetiyle Aras çıktı.

Adımları o kadar sessiz, o kadar sakindi ki sanki bir insan değil, sokağın hayaleti gibi bana doğru yürüdü. Aramızdaki mesafe kapandıkça kalbimin göğüs kafesimi delip geçeceğini sandım. Tam önümde durduğunda aramızda sadece birkaç santim kalmıştı. Sahildeki o uzak iskeleden sonra, ilk kez ona bu kadar yakındım. Yüzünün keskin hatları, şakağındaki o eski yara izi gecenin loşluğunda bile belirgindi.

"Demek adımı öğrendin, komşu kızı," dedi. Sesi, iskeledeki kadar buz gibiydi ama bu kez içinde tuhaf, alaycı bir merak vardı. "Ve her şeyi bildiğini iddia ediyorsun."

"Öğrendim," dedim, dik durmaya çalışarak. "Babana yapılanları, on yıl önceki o şüpheli yangını, Vedat Bey’in ve diğerlerinin ailenizi nasıl dolandırdığını... Hepsini biliyorum. Alp’in arabasına o külü ve notu senin bıraktığını da biliyorum."

Aras’ın dudakları hafifçe yukarı kıvrıldı ama gözlerinde zerre gülümseme yoktu. "Güzel. O zaman buradaki sahte cennetin arkasındaki cehennemi de görmüşsün demektir. Ne yapacaksın? Gidip o zengin arkadaşlarına 'Karanlık komşu intikam almaya geldi' diye haber mi uçuracaksın?"

"Hayır," dedim sesimi biraz daha yükselterek. "Bunun için gelmedim. Ailene yapılanlar haksızlık, biliyorum. Ama Alp’in, sahildeki o diğer gençlerin hiçbir suçu yok! Onlar on yıl önce çocuktu. Babalarının günahını neden onlar ödesin? İntikam almak isterken suçsuz insanlara zarar veremezsin."

Aras aniden bana doğru bir adım daha attı. O kadar yaklaşmıştı ki nefesini yüzümde hissedebiliyordum. Elini yavaşça kaldırdı, parmaklarının tersiyle çenemi hafifçe yukarı doğru iterek gözlerimi kendi gözlerine sabitledi. Diğer eliyle boynundaki gümüş zinciri çekti ve ucunda asılı duran o 14 numara yazılı eski, pirinç anahtarı tam gözümün önüne getirdi.

"Suçsuz mu?" diye fısıldadı. Sesi fısıltıdan ziyade, derinden gelen kükreyen bir öfkeye benziydi. "Onların suçsuz dediğin o hayatı, benim babamın mezar taşının üzerine kuruldu komşu kızı. Onlar o çalınan paralarla bu lüks villalarda kahkahalar atarken, ben on yıl boyunca o yangının küllerini soludum. Onların masumluğu, benim elimden alınan çocukluğumu geri getirmiyor."

Çenemi tutan parmakları hafifçe sertleşti ama canımı yakmıyordu; sadece kaçmamı engelliyordu. Gözlerindeki o katı, geri dönüşü olmayan nefrete bakarken nefesim kesildi.

"Sana son kez uyarı yapıyorum," dedi, yüzünü yüzüme iyice yaklaştırarak. "Sen de o dolandırıcıların çocuklarıyla aynı masadasın, aynı dondurmayı yiyorsun. Eğer bu savaşta yanımda durmayacaksan, sakın karşıma da çıkma. Çünkü o ilk kıvılcım çaktığında ve bu site yanmaya başladığında, kimin kül olacağı benim zerre kadar umurumda olmayacak."

Elimi aniden bıraktı, arkasını döndü ve sokağın karanlığında, 14 numaranın demir kapısının arkasında gözden kayboldu. Ben ise o bozuk sokak lambasının altında, Akdeniz rüzgarının bile ısıtamadığı buz gibi bir çaresizlikle tek başıma kaldım. Savaş artık kapıdaydı ve ben tam o ateşin ortasında kalmıştım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.