MAVİ PALMİYE kitap kapağı

5. bölüm / 6

MAVİ PALMİYE

5. Bölüm: Küllerin Altındaki Sır

Vaveyla Yazarı: Feyza elif Göçer

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 5. Bölüm: Küllerin Altındaki Sır

İskeledeki o buz gibi yüzleşmenin üzerinden saatler geçmişti ama kulaklarımda hâlâ Aras’ın o pürüzsüz, tehditkar sesi yankılanıyordu: "Almaya geldiğim çok büyük bir borç var. Ve inan bana, o borç ödenene kadar bu sitede kimseye uyku yok." Sabaha kadar yatağımda bir sağa bir sola dönmüş, gözümü bile kırpmamıştım. Akdeniz’in sabah güneşi odamın stor perdelerinin arasından sızıp odamı aydınlattığında, içimdeki huzursuzluk haziran sıcağından daha boğucu bir hal almıştı. Üzerimdeki ağırlığı atmak ve yüzüme buz gibi bir su çarpmak için yataktan kalktım.

Aşağıdan, salondan gelen fısıldaşmalar tam merdivenlerin başına geldiğimde adımlarımı durdurdu. Normalde evde sesi en gür çıkan, sabahları neşeyle şarkılar söyleyen babam, bu kez sesini adeta bir fısıltıya dönüştürmüştü. Annemin de ona aynı gizemli ve endişeli tonla karşılık verdiğini duyunca merdivenlerin gölgesine sinip, nefesimi tutarak aşağıyı dinlemeye başladım.

"Duyduklarına inanamadım Leyla," diyordu babam, elindeki kahve fincanını tabağına sertçe bırakırken. Sesi tuhaf bir şekilde titriyordu. "14 numaraya gelen çocuk, eski ortaklardan Ahmet Bey'in oğluymuş. Hani şu on yıl önce her şeyini kaybeden adam."

Annem şaşkınlıkla derin bir iç çekti, elindeki işi gücü bırakıp babamın tam karşısına oturdu. "Yapma yahu! O büyük yangından sağ kurtulan küçük çocuk mu? Sitenin kurucu ortakları adamı dolandırıp suçu da onun üzerine atmıştı, değil mi? Hatta adam bu iftiraya ve lekelenen itibarına dayanamayıp kalp krizi geçirmişti."

"Şşşt, sessiz ol, kız duyacak," diye uyardı babam, gözlerini merdiven boşluğuna doğru çevirerek sesini daha da alçalttı. "Sitedeki büyük ailelerin hepsi o dönem bu işin içindeydi. Adamın elinden her şeyini aldılar; hisselerini, parasını, itibarını... O ev aslında ailenin elinde kalan son şeydi ama buradaki zenginler burayı da mühürletmişti. Çocuk büyümüş, şimdi haklarını, ailesinin elinden alınan her şeyi geri almak için dönmüş diyorlar. Sitedeki eski yöneticilerin hepsi büyük bir panikte."

Duyduklarımla arkamdaki soğuk duvara yaslandım. Bacaklarımın bağı çözülmüş, dizlerimin dermanı kesilmişti. Karşı balkondaki o gizemli çocuk... Aras... Buraya tatil yapmaya, yazın ve denizin tadını çıkarmaya gelmemişti. O, ailesinin hayatını çalan, babasını mezara sürükleyen bu lüks sitedeki insanlardan intikam almaya gelmişti. Alacağı olan şey sadece para değil, adaletti. Ve işin en korkunç, içimi en çok acıtan kısmı neydi biliyor musun? O dolandırıcı ailelerin çocukları, şu an sahilde hiçbir şeyden habersiz bisiklete bindiğim, dondurma yediğim, beraber güldüğüm arkadaşlarımdı. Bizim cennet sandığımız bu site, aslında bir ailenin külleri üzerine inşa edilmiş bir cehennemdi.

Hızla odama çıkıp kapıyı arkadan kilitledim. Ellerim zangır zangır titrerken bilgisayarımı açtım. Mavi Palmiye Sitesi'nin on yıl önceki yerel gazete arşivlerini taramaya başladım. Klavyeye vuran her parmağımda içimdeki korku katlanarak büyüyordu. Ekranı aşağı kaydırdıkça karşıma çıkan başlık adeta kanımı dondurdu: "Mavi Palmiye Sitesi'nde Şüpheli Yangın: Büyük Ortak Suçlamaların Ardından Hayatını Kaybetti!"

Haberin altındaki eski, yıpranmış fotoğrafa odaklandım. Henüz on yaşlarında, yüzü küller içinde kalmış, giysileri yırtık pırtık ama gözlerinde dünyayı yakacak bir nefretle kameraya bakan bir çocuk vardı. Sol şakağındaki o taze, kanlı yara izinden onu hemen tanıdım. O, karşı balkondaki çocuktu. Aras'tı. O yangında sadece evlerini değil, çocukluğunu, geleceğini ve babasını da kaybetmişti. Gazete haberini satır satır okurken, adaletsizliğin boyutu içimi ürpertti. Sitenin o dönemki yönetim kurulu, kendi açgözlülüklerini gizlemek için suçu tamamen Aras’ın babasının üzerine yıkmış, adamı yalnızlığa ve ölüme terk etmişti. Aras ise on yıl boyunca bu anı, bu geri dönüşü ve intikamı ilmek ilmek planlamıştı.

Akşamüstü güneş batarken, gökyüzü adeta kan kırmızı bir renge büründüğünde odamın camından dışarı fırlattım gözlerimi. Sokağa çöken gri, kasvetli loşluğun içinde, 14 numaranın önünde siyah, lüks bir cip durdu. Arabanın kapısı açıldı ve içinden sitenin şu anki en zengin adamı, eski yönetim kurulu başkanı Vedat Beylendi. Çevresine kibirle bakarak, adeta buranın tek sahibi kendisiymiş gibi 14 numaranın demir kapısına yürüdü. Yüzündeki o korku dolu ama bunu gizlemeye çalışan ifadeyi buradan bile görebiliyordum. Kapıyı yumruklamak üzereydi, sanki karşısındaki geçmişle yüzleşmeye, onu tehdit etmeye çalışıyordu.

Tam o sırada bakışlarımı üst balkona çevirdim. Aras oradaydı. Karanlığın içinde, elindeki o metal çakmağı çıtlattı. Çıt. Küçük sarı alev, yüzünün keskin hatlarını ve gözlerindeki o saf, katıksız öfkeyi aydınlattı. Bu kez çakmağı söndürmedi. Alevi sabit tutarak, aşağıda duran adama ve onun pahalı arabasına baktı. O kadar soğukkanlı ve sabırlı duruyordu ki, sanki tek bir işaretiyle tüm siteyi o eski yangının küllerine gömebilecek bir güce sahipti. Vedat Bey yukarı baktığında Aras’ın gölgesini gördü ve adımları istemsizce geriledi. O güçlü, zengin adam, karanlıktaki bir çocuktan korkuyordu.

Aras, bakışlarını aniden aşağıdan çekip tam karşıya, bana doğru çevirdi. Göz göze geldik. Zaman yeniden durdu, rüzgar sustu. Bu kez kağıda bir şey yazmadı, fenerle işaret de vermedi. Sadece çakmağın alevini bana doğru tuttu, gözlerimin içine bakarak hafifçe üfledi ve söndürdü. Karanlık ikimizin arasını tamamen kaplarken, Mavi Palmiye Sitesi için sahte huzurun bittiğini ve gerçek savaşın başladığını anladım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

22okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.