5. bölüm · Malefica`nın Büyüsü
Zifiri Karanlık
Banyonun kapısını açıp buharların arasından sıyrıldığımda bornozumun iplerini sıkı sıkı bağladım. Islak saçlarımdan damlayan sular omuzlarıma sızarken hızla odama geçip kapıyı arkamdan kapattım ve kilidi sertçe çevirdim. Hemen ardından kapıya ağır, tehditkar adımlarla yaklaştığını duydum. Kapının ahşap zeminine sertçe vurdu.
"Orada olduğunu biliyorum!" diye kükredi, sesi duvarlarda yankılanıyordu. "Kapıyı açmazsan senin için çok kötü olacak, o anahtarı hemen bana vereceksin!"
Korkmuyordum. Aksine, elimdeki kozun onu ne kadar çaresiz bıraktığını görmek içimdeki hırsı körüklüyordu. Sırtımı kapıya yasladım, sesimi olabildiğince sakin ama bir o kadar da meydan okuyan bir tonda yükselttim:
"Boşuna nefesini tüketme. Bu evde de, bu oyunda da artık kuralları ben yazıyorum!"
Dışarıdan önce kısa, sinir bozucu bir sessizlik yükseldi. Ardından her bir kelimesini üstüme fırlatır gibi, alaycı ve küçümseyici bir ses tonuyla fısıldadı:
"Senin yazabileceğin tek şey alışveriş listesi olur. Şimdi o kapıyı aç, yoksa burayı başına yıkarım." O ne be!? İnsan biraz derin düşünür be adam! Kaşlarım çatıldı, yüzümü buruşturdum "Ne diyorsun ya? Vizyonsuz!"
"Seni mahvedeceğim!" diye boş tehditler savurduğunda aynen der gibi kendi kendime elimi salladım. Bir süre onu yalnız bırakmaya karar verdim. Biraz düşünsün bari...
Geri döndüğümde hala sabırsızca adımlar atıyordu.
Kapıyı hafifçe aralayıp içeri adım attığım an, beklediği fırsatı yakalamış gibi üzerime atıldı. Bileğimi kavrayıp beni belimden sertçe kendine çekti; sırtım onun geniş göğsüne çarptığı an ne olduğunu şaşırdım.
"Görücez şimdi kimin vizyonunun daha geniş olduğunu" Tam bir şey diyecektim ki kapı çarpma sesi ile irkildim. Abim sinirle yumruklarını öyle bir sıkmıştı ki eklemleri bembeyazdı. Sinirini kör bile görebilirdi..
"Sana kardeşime bir metreden fazla yaklaşma demiştim Colby!" Colby, abimin gözü dönmüş bir şekilde üzerimize yürüdüğünü gördüğü an, meydan okurcasına beni belimden daha da sıkı kavradı. Göğsü sırtıma o kadar sert baskı yapıyordu ki bir an nefesimin kesildiğini hissettim. Beni tamamen kendine bastırıp, abimin öfkeden kıpkırmızı kesilmiş yüzüne dik dik bakarken yüzünde o sinir bozucu, ukala gülümseme belirdi. Abimin sabrının son damlası da o an taştı ve hırsla aramıza girmek için ileriye doğru büyük bir hamle yaptı.
Tam o salisede Colby, sanki bu anı bekliyormuş gibi beni ani ve acımasız bir hareketle yan tarafa doğru fırlattı. Dengemi kaybedip sendeleyerek gerilerken, Colby çoktan kendi dengesini bulmuş ve boşa çıkan gücüyle ileri atılmıştı ama abim onu sertçe karşı duvara öyle bir itti ki her şey yere devrildi. Abim onu yakasından tutup havaya kaldırdığında sinirle gözlerine baktı "Sen ne yaptın!? Elin nerelerde lan! Sarmaş dolaş!" Bir yumruk daha attığında burnu kanıyordu.
Colby’nin burnundan sızan kan çenesine doğru inerken, gözlerindeki o tehlikeli parıltı hırsla büyüdü. Yerdeki devrilen eşyaların arasında parlayan kırık cam parçasını fark etmesi bir an sürdü. Öfkeyle yere eğilip camı kavradığı gibi abimin kafasına doğru savurmak için kolunu kaldırdı. Abimin şaşkınlıkla açılan gözlerini ve iş işten geçtiğini gördüğüm an beynimle hareketim aynı anda çalıştı. Düşünmeye vaktim yoktu; aralarına atılıp tam o keskin camın altına, abimin önüne siper oldum. Kolumu ve omzumu siper ettiğim anda keskin kenar omzuma hafifçe sürttü; ince bir sızıyla derimin yarıldığını ve sıcak bir akıntının tenime yayıldığını hissettim. Derin bir nefes aralandı dudaklarımdan, çok derin ve tehlikeli bir kesik değildi ama odadaki herkesi ve havayı bir anda dondurmaya yetmişti.
Colby omzumdan sızan kanı ve yüzümdeki acı dolu ifadeyi gördüğü an donakaldı. Elindeki cam parçası parmaklarının arasından zemine düşerken, gözlerindeki o vahşi öfke yerini ani ve derin bir pişmanlığa bıraktı. Bana doğru bir adım atıp "Ben... niyetim bu değildi," diye kekeledi, elleri havada asılı kalmıştı.
Fakat abim onun bu pişmanlığını umursayacak durumda değildi. Gözü dönmüş bir şekilde ayağa kalktı, Colby’nin yakasına yapıştığı gibi onu kapıya doğru sürüklemeye başladı. Bakışları hâlâ bendeydi. Abim onu koridorun sonuna kadar itti, bir sürü itiş kakış seslerinden sonra dış kapıyı hızla açıp onu evden zorla dışarı attı ve kapıyı Colby’nin yüzüne sertçe çarparak kilitledi.
Saniyeler sonra abim nefes nefese yanıma döndü. Öfkeli hali tamamen dağılmış, yerini korku ve endişeye bırakmıştı. Beni yavaşça yerden kaldırıp yatağıma oturttu. Hemen banyodan ilk yardım çantasını getirip yanıma çöktü.
"Tamam, sakin ol, geçecek," diye mırıldandı, elleri hafifçe titriyordu. Omzumu temizlerken canım yandığı için dişlerimi sıktım ama o olabildiğince nazik davranarak pansumanı tamamladı ve yarayı temiz bir sargıyla kapattı.
Gece boyunca gözünü bile kırpmadı. Yatağımın yanındaki sandalyeye oturdu ve tüm gece başımda dikilip beni izledi. Ne zaman acıyla kıpırdansam hemen üstümü örttü ya da su uzattı.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Gece yarısı omzumdaki sığ ve sızlayan yara, uykunun en derin yerinde bile rahat vermemiş, beni sızlanarak uyanmaya zorlamıştı. Abim, omzumun durumuna daha fazla dayanamayarak, "Böyle sabaha kadar acı çekmene izin vermeyeceğim, nöbetçi eczaneye gidip daha güçlü bir merhem ve sargı bezi alıp geleceğim, on dakikaya dönerim," diyerek apar topar evden çıkmıştı. Arkasından kilitlenen kapının sesi, gecenin vahametini ve yalnızlığımı yüzüme bir tokat gibi çarpmıştı.
Odamda, loş aydınlıkta koltuğa büzüşmüş otururken, camdan gelen o hafif, kemiksi tıklama sesiyle kanımın çekildiğini hissettim. Tık, tık, tık...
Rüzgâr mıydı, yoksa bir dal parçası mı? Emin olamadım. Kalbim göğüs kafesimi döverken, camdaki siluetin kime ait olduğunu seçecek cesaretim yoktu. İçimi kaplayan o ani ve ezici korkuyla yataktan fırladığım gibi kendimi koridora attım ve güvenli bir sığınak ararcasına koşarak abisimin odasına sığındım. Fakat o an, abimin içeride hava sirkülasyonu olsun diye açık bıraktığı pencereden odaya giren soğuk gece rüzgarıyla birlikte içeride bir hareketlilik sezdim.
Daha arkama dönüp bakmaya bile vaktim olmadan, karanlığın içinden bir el belimi kavradı. Ne olduğunu idrak edemeden, çevik ve karşı konulamaz bir güç beni yerden kesip kucağına alıp kendine bastırdı. Soluğum kesildi; omzuma çarpan sert göğsüyle birlikte tanıdık, tehlikeli bir parfüm kokusu burnuma doldu. Kulağımın hemen ucunda, gecenin karanlığını yırtan o alçak ve pişmanlık dolu fısıltı yayıldı: "Çok özür dilerim... Yemin ederim o cam parçasını sana doğrultmak istemedim, gözüm dönmüştü." Ne oluyoruz ya!? Düşmanımsın sen düşmanım, az kendine gel!
Sesi ne kadar pişmanlık tınısı taşısa da, gece yarısı odama pencereden sızmış bir yabancı ya da düşman gerçeğini değiştirmiyordu. İçimdeki adrenalin tüm korkumu silip süpürdü. Sağlam ellerimi geniş omuzlarına ve göğsüne yaslayıp onu sertçe ittim. Ayaklarım yere bastığında ondan birkaç adım uzaklaştım, nefes nefese ve öfkeyle yüzüne baktım.
Ondan beklediğim şey öfke ya da şaşkınlıktı. Oysa Colby, benim bu hırslı ve reddediş dolu tepkim karşısında bir an bile gerilemedi. Aksine, karanlık odanın ve dışarıdan sızan sokak lambasının ışığı altında yüzüne o bildik, sinir bozucu ve alayla sırıtan ifade yerleşti. "Hala çok inatçısın" etrafa boş boş bakındı. "Gerçi bu ev bensiz ne kadar sessiz değil mi?" Yüzüne küçümseyici bir bakış attım "Ne güzel işte huzur" diyerk mırıldandığımda ellerinin arasına gizlediği o detayı fark ettim. Gecenin bu en gerilimli, en akıldışı dakikasında, diğer elinde tuttuğu kocaman kırmızı güller karanlığın ortasında sanki bir kan lekesi gibi parlıyordu. Baktığım yönü görünce bana uzattı, çiçeği evirdi çevirdi. "Gerçi mavi gül seviyordun sanırım ama bunlarla idare et artık." Çiçekleri elime tutuşturduğunda yapmacık bir ifadeyle gülümsedi. "Kendi bahçemden topladım."
Kızgınlıkla nefesimi soluyup tam ağzımı açmış ona haddini bildirecek, bu güllerin hesabını soracak bir şey söyleyecektim ki koridordan gelen o sesle ikimizin de bakışları kapıya kaydı. Dış kapının açılma sesi ve ardından abimin aceleci, ağır adımları doğrudan bu odaya doğru yaklaşmaya başladı. Adımları yaklaştıkça yerdeki parkeler hafifçe gıcırdıyordu.
Colby bir saniye bile tereddüt etmedi. Konuşmaya fırsat bile bulamadan beni ani bir hareketle tekrar kucağına alıp odanın köşesindeki gömme dolaba doğru adımladı. Dolabın kapısını hızla aralayıp ikimizi de içeri soktu ve arkamızdan kapıyı çekti. Zifiri karanlık ve daracık alanın içinde, sırtım dolabın ahşap zeminine yapışmış, Colby ise üzerime abanmış durumdaydı. Nefeslerimiz birbirine karışıyordu ve adamın kucağında adeta kapana kısılmıştım.
Dışarıda abimin "Of..çok yoruldum, nerede bu kız?" diye mırıldanarak odaları kontrol eden sesini duyduğumda, öfkeden deliye dönmüş bir halde başımı Colby’ye doğru kaldırdım. Gözlerimi gözlerine dikip, abimin duymayacağı kadar kısık ama zehir zemberek sessiz bir fısıltıyla konuştum:
"Seni öldüreceğim... Yemin ederim buradan çıktığımız ilk an seni kendi ellerimle boğup öldüreceğim, Colby."
Ben dişlerimi sıkarak ona ölüm tehditleri savururken, Colby karanlığın içinde dudaklarının kenarıyla yine o sinir bozucu şekilde sırıttı. Sıcak nefesi yüzüme çarparken, elindeki kocaman kırmızı gülleri bu kez hafifçe göğsüme doğru bastırdı. Güllerin yaprakları dar alanda ikimizin arasına sıkışmış, kokusu tüm dolabın içini sarmıştı.
O sırada abim odalara bakıp benim kendi odamda derin bir uykuda olduğumu varsaymış olacak ki, daha fazla üstelemedi. Zaten bütün gece başımda beklediği ve sabaha karşı da nöbetçi eczane aradığı için ölümüne yorgundu. Koridorda bir iki saniye duraksadıktan sonra, yorgun adımlarla yatağına doğru yürüdüğünü duyduk. Üzerindeki montu çıkarıp fırlattı ve kendini yatağa bıraktı. Çok geçmeden, odanın içini abimin derin ve düzenli nefes sesleri doldurmaya başladı; yorgunluktan direkt uykuya dalmıştı.
Tehlikenin geçtiğini anladığı an, Colby beni yavaşça yere indirdi ama dolabın kapısını hemen açmadı. Yüzünü yüzüme doğru yaklaştırıp alçak sesle fısıldadı: "Evet, beni öldüreceğin anı sabırsızlıkla bekliyorum küçük cadı. Ama önce... şu dolaptan sağ salim çıkmamıza izin vermen gerekiyor, ne dersin?" Ona sinirle baktım. "Hemen buradan yok oluyorsun"
------------------------------
Colby, evine dönerken düşündüğü tek şey krallığı ayağa kaldıracak olmasıydı......
