4. bölüm · Malefica`nın Büyüsü
Uyuyan Güzel
Sabah uyandığımda gözlerimi zar zor araladım. Yumuşak yastıktan başımı zorla ayırdığımda burnuma gelen sucuklu yumurta kokusu ile huzurla yataktan ayrıldım. Adımlarım kendiliğinden mutfağa ilerlerken gördüğüm görüntü ile durup gözlerimi kırpıştırdım.
Colby,daha güneş bile ağırmadan mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. Ama sorun bu değildi..
Sorun üstsüz bir şekilde olmasıydı. Altında sadece gri eşofmanı vardı-ki bu abime aitti- Bir dakika sorun sadece bu değildi ki!!! Abim ve benim mutfağımda yemek yapıyordu. Hızla arkasına yaklaştım
"Ne işin var burada senin!? Senin mutfağa girmene kim izin verdi?" İrkilip geri döndüğünde gözleri direkt gözlerime kilitlendi.
"Ay tövbe bismillah" demesiyle elini kalbine bastırdı "bu da can yani kızım ne diye sessiz sessiz geliyorsun."
Gözlerimi kısıp üzerine yürüdüm "Niye çıplaksın?"
Şikayetçi gibi durmuyorsun?" dediğinde, yüzündeki o kendinden emin ifadeyi silmek için yanıp tutuştuğumu hissettim. Ama tam ağzımı açıp ona haddini bildirecek bir cevap verecekken, koridordan gelen sesle ikimiz de donakaldık.
Abimin anahtar sesi.
Kapı kilidinin dönmesiyle birlikte Colby ile göz göze geldik. Colby’nin yüzündeki o ukala sırıtış bir anda yok oldu, yerini panik aldı. Dün gece anahtarı ona veren abim, muhtemelen Colby’nin beni uyandırıp uslu uslu kahvaltı edeceğini düşünmüştü; onun eşofmanıyla, üstsüz bir şekilde bana doğru eğilmiş olduğunu görmeyi kesinlikle beklemiyordu.
"Ben gidip bir tişört giyeyim," diye fısıldadı Colby, arkaya doğru adımlayarak.
"Geç kaldın," dedim dişlerimin arasından.
Kapı ardına kadar açıldı ve abim elindeki poşetlerle içeri girdi. "Gençler, taze ekmek aldım..." derken mutfaktaki manzarayı gördü ve kelimeler boğazına dizildi. Gözleri önce Colby’nin çıplak göğsüne, sonra altındaki kendi gri eşofmanına, en son da aramızdaki mesafeye kaydı.
Abimin kaşları yavaşça çatılırken poşetleri tezgaha bıraktı. "Colby..." dedi, sesi tehlikeli bir şekilde sakindi. "Ben sana kardeşime göz kulak ol dedim, kendi gardırobumu ve mutfağımı devretmedim. Ayrıca üzerindeki neden benim en sevdiğim eşofman?"
Colby suçüstü yakalanmış bir çocuk gibi ellerini kaldırdı. "Juli, vallahi açıklayabilirim. Ev sıcaktı, yani... tamamen profesyonel bir kahvaltı hazırlığıydı."
Abim kollarını göğsünde kavuşturup Colby’ye doğru bir adım attı. Boy farkından dolayı Colby’nin üzerinde hafifçe yükselirken, "Profesyonel kahvaltı hazırlığı ha?" dedi, sesindeki imayla odadaki hava bir anda buz kesti. "Üstsüz ve benim eşofmanımla. Colby, dua et şu an elimde sıcak çay yok."
Colby yavaşça arkama doğru sinmeye çalışırken, büyük gövdesi yüzünden pek de başarılı olamıyordu. Arkamdan bana doğru fısıldadı: "Bir şey söylesene, abin beni çiğ çiğ yiyecek."
İçimden bir ses Colby’nin bu çaresiz halinin tadını çıkarmamı söylese de, abimin korumacı tavrının nereye varacağını çok iyi biliyordum. Araya girmezsem konu Colby’nin mutfaktan atılmasıyla kalmayacak, akşamki sorgu odası seansına kadar uzayacaktı.
"Abi, sakin olur musun lütfen?" diyerek aralarına girdim ve abimin poşetlerini tezgaha doğru ittim. "Çocuk sadece kahvaltı hazırlıyordu. Hem sucuklu yumurta yapmış, soğuyor. Ayrıca sabahın bu saatinde ikinizin bu saçma gerilimini çekecek enerjim yok."
Abim gözlerini Colby’den ayırmadan derin bir nefes aldı. "Tamam," dedi parmağını Colby’ye doğru sallayarak. "O yumurta yenecek. Ama sen..." Colby’yi baştan aşağı süzdü. "...hemen gidiyorsun ve üzerine düzgün bir şey giyiyorsun. Yoksa o eşofmanı senden zorla alırım."
Colby derin bir nefes alıp askeri bir selam verdi. "Hemen komutanım!" diyerek mutfaktan adeta ışık hızıyla tüydü. O çıkarken abim bana döndü, gözlerini kısıp yüzümü incelemeye başladı.
"Eee," dedi abim tezgahın kenarına kalçasını yaslayarak. "Sadece kahvaltı hazırlıyordu demek? Yüzün neden kızarık o zaman senin?"
Hızla gözlerimi kaçırdım, yüzüm mü kızarık? Neden be! "Yeni uyandım ya ondandır" diye geveledim, sesimin normal çıkması için ekstra bir çaba sarf ederek. Gözlerimi ısrarla tezgaha odaklamış, sucuklu yumurtayı inceliyormuş gibi yapıyordum. "Yüzümün kanı anca beynime gidiyor herhalde abi, abartma."
Abim tek kaşını kaldırdı, inanmadığı her halinden belli olan bir gülümseme yerleşti yüzüne. "Tabii, tabii. Kesin ondandır," dedi poşetten çıkardığı ekmekleri dilimlemeye başlarken. "Beni kandıramazsın bücür. Colby’nin şu hallerine alışamadın gitti. Çocuk yıllardır böyle rahat, biliyorsun."
"Rahat olması, mutfağımızda yarı çıplak dolaşabileceği anlamına gelmiyor ama," diye homurdandım. Tam o sırada Colby mutfağa geri girdi.
Neyse ki bu sefer üzerinde düzgün, siyah bir tişört vardı. Ama altındaki o gri eşofmanı değiştirmemişti. Saçlarını eliyle geriye doğru tarayarak mutfak masasının sandalyesini çekti ve abime alttan alttan bakarak oturdu. "Giyindim abisi, bak. Sıfır dekolte," dedi muzipçe.
Abim elindeki bıçağı tahtaya tık diye vurup Colby’ye ters bir bakış attı. "Güzel. Şimdi o yumurtayı tabağa koy da soğumasın. Dua et kahvaltı güzel gözüküyor."
Colby hemen ayağa kalkıp tabakları servis etmeye başladı. Bana doğru yaklaşıp önüme çatalı bırakırken, abimin arkası dönük olmasını fırsat bilerek bana doğru eğildi. Sadece benim duyabileceğim bir ses tonuyla, "Demek yeni uyandın diye yüzün kızardı, öyle mi?" diye fısıldadı.
Göz kırpıp geri çekilirken dudaklarındaki o zafer kazanmış gülümseme sinirimi bozdu. Tam ona ağzının payını vermek için arkasından hamle yapacaktım ki, ocağın üzerindeki sucuklu yumurta tavasından devasa bir cızırtı koptu ve yağlar etrafa sıçramaya başladı.
"Yandık!" diye bağırdı Colby, refleksle geri sıçrayarak.
Abim elindeki ekmekle ocağa atıldı. "Oğlum altını kapatmadın mı şunun?" diye bağırdı ama geç kalmıştı. Tavadan yükselen yoğun duman, tam tepemizdeki hassas yangın alarmını tetikledi.
Mutfakta bir anda kulakları sağır eden bir "BİİİP BİİİP BİİİP" sesi yankılanmaya başladı. Yetmezmiş gibi, tavanın ortasındaki fıskiye sistemi devreye girdi ve üçümüzün üzerine birden buz gibi bir su boşalmaya başladı.
Saniyeler içinde hepimiz sırılsıklam olmuştuk. Abim kafasından aşağı akan sularla ocağı kapatmaya çalışırken, Colby sırılsıklam olmuş tişörtüyle bana bakıp şok içinde kaldı. Ben ise saçlarımdan yüzüme süzülen suların arasından Colby'ye nefret dolu bir bakış fırlattım.
"Harika bir kahvaltı hazırlığı Colby," dedim bağırarak. "Gerçekten profesyonelce!"
Abim kafasından aşağı akan sularla ocağı kapatmayı başardığında alarm hâlâ kulaklarımızı tırmalıyordu. Üçümüz de mutfağın ortasında, sırılsıklam olmuş bir şekilde birbirimize bakıyorduk. Sucuklu yumurta rüyası, yerini resmen bir havuz partisine bırakmıştı.
"Ben..." diye kem küm etti Colby, gözlerinden süzülen suları eliyle silerek. "Aslında altını kısmıştım ama..."
Titremeye başladığımı hisseden Colby, az önceki dalga geçen halini tamamen bir kenara bıraktı. Yüzündeki muzip ifade gitti, yerini gerçek bir endişe aldı. Adeta refleks olarak bana doğru büyük bir adım attı ve kollarını arkamdan dolayarak beni göğsüne doğru çekti. Üstten akan fıskiye suyuna karşı beni kendi gövdesiyle korumaya çalışıyordu. "Çok soğuk, üşüyeceksin," diye fısıldadı kulağımın dibinden.
Onun bu ani hamlesiyle kalbim göğsümden fırlayacak gibi çarparken gözlerim tişörtün ıslaklığından belli olan karın kaslarına takıldı ancak şenliği abim bozdu. Abimin koridordaki ana şaltere vurmasıyla alarm ve su aniden kesildi. Mutfakta derin bir sessizlik oldu. Ancak Colby beni bırakmadı; sırılsıklam olmuş kolları hâlâ belimdeydi ve bizi birbirimize kenetlemişti.
Abim mutfağa geri adım attığı an, ikimizin bu sımsıkı halini gördü. Gördüğü görüntüyle abimin yüzü bir anda asıldı, gözleri büyüdü ve kaşları neredeyse birleşecek kadar sertçe çatıldı.
"Colby!" diye kükredi abim, aramıza doğru adeta bir barikat gibi girerek Colby’yi benden sertçe uzaklaştırdı. "Ne yapıyorsun oğlum sen? Çek o ellerini kardeşimin üstünden!"
Colby neye uğradığını şaşırarak iki adım geri gitti, ellerini suçsuz olduğunu kanıtlamak ister gibi havaya kaldırdı. "Sakin ol. Kız sırılsıklam oldu, üşümesin diye şey ettim..."
"Ben onun abisiyim, ben 'şey ederim'!" diye çıkıştı abim, beni arkasına alıp Colby’ye dik dik bakarak. Kıskançlıktan gözü dönmüş gibiydi. "Dua et ev su altında, yoksa bu sefer gerçekten seni pencereden aşağı fırlatırdım. Hemen odama gidiyorsun, üzerini değiştiriyorsun ve bir daha kardeşime bir metreden fazla yaklaşmıyorsun!"
Abim sonra bana döndü, hâlâ korumacı bir sinirle soluyordu. "Sen de doğru odana, bücür. Hemen sıcak bir duşa gir, hasta olacaksın. Bu herifle de ben ilgileneceğim."
Colby arkadan bana bakıp abime çaktırmadan dudaklarını büzerek
"Yine yandı gülüm keten helva" der gibi bir mimik yaptı. Ama gözlerindeki o gizli pırıltı, abimin bu aşırı kıskanç tavrının onu durdurmaya yetmeyeceğini çok iyi anlatıyordu.
Ama odalarımızın ayrıldığı koridor ayrımına geldiğimizde Colby aniden durdu. Bana doğru döndüğünde yüzündeki o ukala sırıtıştan eser kalmamıştı. Sırılsıklam siyah tişörtünden halıya su damlaları süzülürken, gözlerini birer silah gibi doğrudan gözlerime dikti.
Aramızdaki o ezeli düşmanlığın getirdiği nefret dolu elektrik, koridordaki havayı anında gerdi. Colby yavaşça cebine uzandı. Sırılsıklam olmuş gri eşofmanının cebinden abimin ev anahtarını çıkardı. Ancak bu sefer anahtarı avucuma nazikçe bırakmadı; metal anahtarı aramıza, yere fırlattı. Anahtar parkede çınlayarak ayaklarımın dibine düştü.
"Al şu anahtarını," diye tısladı Colby, ses tonu buz gibi ve öfke doluydu. "Abin arkamda durup beni öldürecekmiş gibi bakmasaydı, o fıskiyenin altında seni korumak için kılımı bile kıpırdatmazdım. Üşüyüp hasta olman inan umurumda bile değil."
Başını hafifçe öne eğip yüzüme doğru yaklaştığında, gözlerindeki o saf düşmanlığı ve meydan okumayı çok net görebiliyordum. "Abin gittikten sonra sakın karşıma çıkayım deme. Odandan dışarı adımını atarsan, bu sefer mutfaktaki gibi ucuz kurtulamazsın bücür."
Arkasını dönüp odasının kapısını sertçe çarparak içeri girdi. Ayaklarımın dibindeki metal anahtara bakarken öfkeden ve hırstan dişlerimi sıktım. Abim içeriden "Hâlâ gitmedin mi duşa, ne bekliyorsun orada?" diye seslenene kadar koridorda yumruklarımı sıkarak öylece kaldım. Ama iplerin benim elimde olduğunu unutmuştu zevkle bileğimi oynattım ve onu yere düşürdüm. Yan odadan bir tıkırtı gelince sırıttım
"CADI!!!!!" diye kükrediğinde minik bir kahkaha atıp duşa girdim.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
