6. bölüm · Malefica`nın Büyüsü

Savaşın Çanı

Jacras İlena

1 Hafta sonra.....
Sabah uyandığımda abimle ortak evimizde değil krallık şatosundaydım ama haykırışlar, yardım çığlıkları ve ağlamalar beni paniğe soktu. Koşarak cama ilerledim; alevler, koşuşturan halk, düşman askerler ve şövalyeler.. Pijamamı değiştirmek için dolaba koştum ve elime geleni giydim. Üzerimde önceki kadar sıkı olmayan bir korse ve altına da en sevdiğim eteği giydim. Maalesef ki yıpranacaktı. Ekim ayı gelmişti, havalar iyice soğumaya başladığından üzerime lacivert bir sweatshirt giydim. Aşağıda krallık yıkılıyor, yanıyordu. Sanrım bende saçını tarayan kişi oluyordum. Aceleyle kapıya koşarken kapı zaten açılmıştı; abim kılıcı ile şov yapıyordu. İlk askeri ustaca yere sererken, kılıcını havaya kaldırdı ve o şarkının ezgisiyle kendinden geçerek haykırdı: "Düşmanlarla yarışırız, para çok, sıkıntı yok!" Kaşlarımı çattım.
"O çakallarla yarışırız para çok¹ değil miydi?" Beni hafifçe itip küçümsercesine baktı. "Sen çok biliyorsun"
Altın yaldızlı işlemeli kılıcını sanki bir defilede podyuma çıkmış gibi sallıyordu. Karşımızdaki kara zırhlı düşman askerlerinden biri o kadar şaşırdı ki, elindeki baltayı indirip birkaç saniye abime bakakaldı. Adamın bakışlarından "Biz burayı yağmalayıp yakmaya geldik, bunlar hangi kafada?" diye düşündüğü yüzünden okunuyordu.
Lacivert sweatshirt’ümün cebini karıştırırken homurdandım. Elime geçen tek modern nesne, geçen hafta bakkaldan aldığım ve cebimde unuttuğum çilekli sakız paketinden ibaretti. Paketi dişlerimle yırtıp sakızı ağzıma attım. Çiğnerken çıkardığım o umursamaz ses, şatonun yıkılış seslerine mükemmel bir ritim tutturuyordu.
"Hayatım krallık yanıyor, sen para çok diyorsun, hangi bankanın kredisiyle aldın o özgüveni?" diye bağırdım, en sevdiğim eteğimin eteklerini toplayarak.
Abim hiç bozuntuya vermeden ikinci askere doğru mükemmel bir pirouette² yaptı ve kılıcının ucuyla adamın miğferini(kaskını) düşürdü. "Nakit akışı biraz sıkıntılı olabilir ama tarzımız ve lüks yaşam sevgimiz baki güzelim. Hem bak, adamlara ikramımız da hazırdır" diyerek koridorun kenarındaki antika ve muhtemelen servet değerindeki devasa mermer saksıyı düşmanların üzerine devirdi. Gürültüyle kırılan mermer parçaları koridoru toza buladı. Abim kendi kendine şarkıyı değiştirdi önce beni sonrada kendisini işaret etti. "Kralı çek,kraliçeyi çek" diye mırıldanırken kılıcını doğrulttuğu kişi colby'nin ta kendisiydi,abim devam etti.
"Dostuma çek"(Çek Kameracı şarkısının sözleri) Colby bize uzaylı görmüş gibi bakarken kılıcına yaslanıp mırıldandı "Ben senin düşmanınım yalnız"
Colby hayatı boyunca pek çok krallık kuşatmıştı, ordular devirmişti ama hiçbir askeri strateji kitabında karşısındaki düşmanın böyle davranması yazmıyordu. Sol gözü sinirden çılgınca seğirirken, kılıcını iki eliyle sımsıkı kavradı.
"Ben senin dostun falan değilim!" diye kükredi Colby. Sesi o kadar güçlüydü ki koridordaki kalan son sağlam camlar da zangırdadı. "Ciddileşin artık, krallığınız elden gidiyor diyorum! Siz neyden bahsediyorsunuz?!"
Abim hiç oralı olmadı. Havalı bir hareketle kılıcını omzuna yasladı, saçlarını geriye doğru savurdu ve Colby'ye yukarıdan bakan bir tavırla sırıttı. "Dostum Colby, vizyonsuzluğun gözlerimi yaşartıyor. Biz burada büyük resme oynuyoruz, sen gelmiş küçük hesaplar yapıyorsun. Tarzımızdan ödün verecek değiliz ya?"
"Yeter!" diye bağırdı Colby ve devasa kılıcını abimin kafasına doğru indirdi.
İşte tam o anda abim, adeta profesyonel bir dansçı gibi geriye doğru esnedi. Üstelik bunu yaparken lacivert sweatshirt'ümün kapüşonunu kafama geçirip beni de arkasına çekti. Colby'nin kılıcı havayı sıyırıp mermer zemine çarptığında kıvılcımlar saçıldı.
"Mermer pahalı Colbycim, yavaş," dedim sakızımı patlatarak. "Ayrıca şu arkandaki adamların zırhları hiç bu sezonun modası değil. Kim giydirdi bunları size? Rüküşlükten öleceksiniz."
Colby arkasına döndüğünde, kendi askerlerinin de şaşkın şaşkın bize baktığını gördü. Adamlar resmen kuşatmayı unutmuş, karşımızdaki bu absürt özgüven karşısında ne yapacaklarını şaşırmışlardı.
"Siz ne yapıyorsunuz?!" diye kükredi Colby kendi askerlerine. "Savaşın! Saldırın şunlara!"
Abim bana bakıp göz kırptığında ciddileşmek gerektiğini anlamış bulunuyordum. Bileğimde bir şeyler sızladığında aklım başıma tamamen gelmişti, kargaları ve canım düşmanım colby'i yönetebildiğimi unutmuştum. Nasıl yönetildiğini çok bilmesem de birkaç komutu ezberlemiştim. Bileğimi hafifçe döndürüp geri çektiğimde zaten bazıları kırık olan camlardan içeri karga orduları yağmaya başlamıştı. Colby arkasını dönüp, kargaları geri iletmek için bileğini kaldıracakken abim yerdeki halıyı çekip düşmesini sağladı. Kargalar askerleri gagalayıp kaçmasını sağlarken abime baktım. Bunun adaletli bir savaş olmasını istiyordum. Kargaları havaya bırakmama rağmen cama tünemiş bizi izliyorlardı..Öyle bir gaklıyorlardı ki sanki gülüyorlardı. Ben onları izlerlerken Colby acımasızca kılıcını kaldırmıştı. Neyse ki son anda kurtulmuştum. Kılıcını kılıcıma çok büyük bir güçle bastırıyordu, yere eğilmiş onu itiyordum. Saçlarım yere dağılmıştı. Colby kılıcı hızla kaldırdı ve bana saplamak için iki elle tuttu. Hani özür diliyordu geçen hafta? Ama ben adaletli olucaktım, adaletten şaşamazdım. Gözlerimi sıkıca yumup sonumu bekledim. Bekledim, bekledim ama olmadı.
Gözlerimi bir el bana panikle ve hızla sarıldığında araladım. Abim endişe ile sıkıca sarmıştı bedenimi "Bu iyiliğin senin sonunu getirecek Beatrice, yapma." Kesin sözleri emir değil yalvarma gibiydi. Sıkıca sarıldım. Bir korumamız Colby'i boynuna yasladığı kılıç ile geri geri çekiyordu. Gözlerimi sıkıca yumup abime sarılmaya devam etttim ancak Kapının kapanması ile açılması bir oldu.
Biri neşeli bir sesle içeri girdiğinde gözlerimi araladım. Caliste buradaydı; en yakın dostum, sırdaşım, evim...Neşesi ile tanınırdı genelde. Lisede tanışmıştık ama dostluğun yıllarla ilgili olmadığını onun sayesinde öğrenmiştim. 19 yaşında gitmişti Fransa'ya. Modacılık okumuş, ikimizin de hayalini gerçekleştirmişti. Benden 4 yaş büyüktü sadece. Üzerinde kahve tonlarında bir vintage elbise vardı, elinde sıkı sıkı tuttuğu minik bir çanta ile beraber parmağındaki sıralı yüzükler dikkat çekiyordu.
İsmi gibi çok güzeldi. Ben şok içinde kalmışken bana bakıp gülümsedi "Böldüm herhalde?" abim çekildiğinde koşarak gittim kavuşmaya. O kadar sıkı sıkı sarıldım ki.. İkimiz de hıçkırıklara ağlıyorduk.
7 yıl sonra buradaydı...