MAHSUR EV kitap kapağı

6. bölüm / 6

MAHSUR EV

MAHSUR EV 6.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Nisa Brr

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: MAHSUR EV 6.BÖLÜM

Mahsur Ev 6.Bölüm
Adamlar~

***

Uyandığımda; bin kere kalktığım ve tekrar aynı yere geldiğim o koltuktaydım. Başım epey bir ağrıyordu. Başımı tutarak yattığım yerden kalktığım an, tekrar bir baş dönmesiyle geri oturdum. Sakince olayları hatırlamaya çalıştım; etrafımda kimse yoktu. O üç erkek neredeydi? Ben burada uyuyakaldıysam neden başım bu kadar ağrıyordu?

​Ben bunları düşünürken kapı açıldı. Kapıya doğru baktığımda; siyah saçlı, geniş omuzlu Alp’i gördüm. Beni görür görmez, “Ah, güzel... Uyanmışsın,” diyerek yanıma oturdu.

​Ona anlamsız bir bakış atarak, “Ne oldu bana?” dedim.

​O an içeriye Ege girdi: “Aaa Mert koş! Bizim kız uyanmış!”

​Bizim kız mı? Ne zamandan beri onların kızı olmuştum? Tam ağzımı açıp laf atacakken araya Alp girdi:

​“Eee, kafan nasıl küçük? Acıyor mu çok?”

​“Ya, biri bana ne olduğunu anlatacak mı artık?”

​Ege hemen yanıma zıpladı: “Tabii, ben anlatayım! Sen merdivenlerden yuvarlandın... Yani yuvarlanmışsın. Ben uyandığımda Alp seni yalvarır şekilde uyandırıyordu. Senin için çok korkmuş olmalı.”

​“Korkmak mı? Ben onun neyiyim de korkacak?”

​Bu lafıma Alp ayağa kalkarak tepki gösterdi: “Al işte, iyilik de yaramıyor! İlla bir şey mi olması lazım? Kızım, yerde seni görünce korktum işte, uyandırmaya çalıştım. Kafanı vurmuştun.”

​“Allah razı olsun! Bırakıp gitmeyecektin tabii, yardım edecektin.”

​“Bilmiş ukala seni!”

​“Mafya babası seni!”

​Mert araya girerek sitem etti: “Ya kaç yaşındasınız? Hâlâ liseli ergenler gibi... Yok mafya, yok ukala. Büyüyün biraz!”

​“Sus Mert! Arkadaşının fazlaca mafya babası tavırları var.”

​“Senin de var Asya! Tamam, birbirimizi tanımıyoruz, bu doğru. Ama gerçek şu ki bu evde mahsuruz ve birbirimize katlanmak zorundayız. Aksi takdirde ben sizin liseli gibi ergen kavgalarınızı çekemem.”

​“Ben seninkini çekiyorum ama Mert!” diyerek çıkıştım.

​“Anlamadım?” diyerek üstüme yürüdü Mert.

​Bu erkeklerin boyu niye bu kadar uzundu? Koltukta oturan ben, ona göre cüce kaldığıma emindim. Kurtarmayacaktı belki ama hızla ayağa kalktım. Kalktığım anda başım döndü. Sarsılınca Alp ile Mert aynı anda kollarımdan tutarak beni yerime oturttular.

​Alp sinirli bir tepki vererek araya girdi: “Yeter artık! Bunları konuşmanın sırası değil. Asya, sen de başından geçenleri anlatacak mısın artık?”

​“Hatırlarsam anlatacağım!” diyerek sitem ettim.

​Mert, yalnız kalmam ve biraz sakin kafayla düşünmem hakkında aklı sıra bana akıl vermişti. Sanki ben bunu yapmasını bilmiyordum... Onun da kendine has bilmiş tavırları vardı. Aralarında sadece tek Ege’yi sevmiştim; içlerinde en masum o geliyordu bana.

​Bir süre merdivenlerden nasıl düştüğümü düşündüm. Hatırlar hatırlamaz yerimden fırlayıp Alp’lerin yanına koştum.

​“Alp, hatırladım! Hatırladım!”

​“Küçük, dur bir nefes al, sakin ol.”

​“Onlar, Alp... Onlar!”

​“Kimler?”

​“Adamlar... Daha doğrusu adam.”

​“Şşş, dur bir sakinleş önce. Otur şuraya ve tane tane anlat, lütfen.”

​Derin bir nefes alıp verdim. “Ben dizi izliyordum ya...”

​“Evet.”

​“He, işte sabah oldu, karnım acıktı. Ondan sonra mutfağa gittim, sesli bir şekilde kendimle konuşuyordum.”

​Üçü bir arada, “Eee!” diye bağırınca uzatmadan devam ettim:

​“Ya ben yiyecek bir şey bulamayınca sizin yanınıza aşağıya indim. Ondan sonra uyuduğunuzu gördüm. Orada da mutfak var ya, oraya da girdim ama bir şey bulamadım. Tam yukarı çıkarken kapının açıldığını duydum, olduğum yerde durakaldım.”

​Ege bir anda lafımı kesip araya girdi: “Ne yani, korktun mu sen şimdi?”

​“Tabii ki de korktum! Adam bir de biriyle konuşuyordu.”

​“Ne demişti adam, hatırlıyor musun?”

​“Ya işte, bizi aradı sanırım... Birine sürekli ‘efendim’ deyip duruyordu. ‘Yemeklerini koydum efendim,’ dedi, sonra da şey dedi... Iımmm, he! ‘Yukarıda yoklar efendim, aşağıya bakayım mı efendim?’ dedi. Sonra efendisi inmesini istemedi herhalde, ‘Görünmeden çıkıyorum,’ dedi ve çıktı.”

​“Ne efendimmiş be!”

​Mert düşünceli ve sorgulayıcı bir sesle araya girdi: “Telefon ile konuştuğu kesin. Şimdi sen o adamdan korktun ve merdivenlerden mi yuvarlandın?”

​“Yani tam sayılmaz. Ben panik yaptım biraz. Panik yapınca elim ayağım birbirine girdi, inerken de düştüm işte.”

​“Yani tam olarak senin salaklığın.”

​Mert bunu dediği anda sinirlenmiştim. İnsanların bana hakaret etmesinden pek hoşlanmazdım. Alp sinirlendiğimi fark edip ortamı sakinleştirmeye çalıştı.

​Hepimiz susmuştuk, herkes sessizleşmişti. Bu sessizliği Ege bozdu:

​“Asya, sen nasıl yemek bulamadın? Mutfakta masanın üstünde patates var, beş on tane.”

​Bu duruma Mert’in de şaşkınlıkla katılmasıyla, “Nasıl patates var?” diyerek yerimden fırladım.

​Hızla yukarı çıkıp mutfağa girdiğimde, masanın üstünde bir poşetin içinde gerçekten de patatesler vardı. Nasıl olurdu? Kimseyle paylaşmadığım o çocuksu isteğim nasıl bir anda gerçek olmuştu?

​Olayın şaşkınlığıyla mutfağın ortasında kalakaldım. İşin aslı, sadece yemeğin gelmesi değildi; asıl korkutucu olan, en masum düşüncelerimizin bile birileri tarafından biliniyor olmasıydı.

​Resmen dinleniyorduk...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.