2. bölüm / 6
MAHSUR EVMAHSUR EV 2.Bölüm
Bölümler 6Şu an: MAHSUR EV 2.Bölüm
Mahsur Ev 2.Bölüm
Kaçmak ~
***
Otobüs gelmiş, koltuklara oturmuştuk.
Her zaman cam kenarını severdim. Gökyüzünü izlemeye, bulutları takip etmeye bayılırdım. Küçüklüğümden gelen bir şeydi bu.
Bulutlara dalmışken Emre beni dürttü. Telefonunu uzattı.
Sarı saçlı, yeşil gözlü, dupduru bir kızdı.
“Nasıl kız ama? Çok güzel değil mi?” dedi bana bakarak.
Ona doğru dönüp alaycı bir tavırla, “Yabancı bir ünlü mü bu? Ona göre yorum yapayım,” dedim.
Emre göz devirdi. “Hayır ya, ne yabancısı? Türk bu. Geçenlerde hastaneye gittiğimde o ilgilendi benimle. Çok güzel bakıyordu.”
“Koca hastanede nasıl buldun kızı?” diye sorarak anlamsız bir bakış attım.
“Yakasında adı soyadı yazıyordu. Sosyal medyaya Ece Karahan yazınca çıktı.”
“Yazıştın mı bari bu Türk hemşireyle?” diye sordum.
Emre üzülerek, “Maalesef hayır,” dedi.
Kız çok güzeldi. Emre de iyiydi… Ama Emre kız için biraz fazlaydı. Hem de kız küçük duruyordu. Emre de bunun farkındaydı. O yüzden onu üzmek istemedim.
Hayatımda tek şanslı yanım Emre’ydi.
Maalesef hayatım boyunca hiç şansım olmamıştı. Tek bir şansım vardı; o da Emre’ydi. Emre’nin ailesi ve mahallesi...
Ben bunları düşünürken Emre net bir kararla arkasına yaslandı.
“Ama yazacağım,” dedi.
Ona dönüp, “Nasıl?” diye sordum.
“Direkt ‘Selam’ yazacağım. Cevap verirse benimdir, vermezse kiminse kimin.”
Bu lafı duyar duymaz otobüsün içinde kahkahalarım yankılandı.
Gülerek, “Bu ‘Ya benimsin ya kara toprağın’ gibi oldu,” dedim.
Emre de sırıtmaya başlayıp göz devirdi.
Biraz sakinleşince açık açık konuştum onunla:
“Kız çok güzel, evet. Ama küçük durmuyor mu sence? Yani sen ona fazla gelirsin. En iyisi okuldan birini bul sen.”
Emre bana gülümseyerek, “Buldum zaten,” dedi.
Telefonunu çıkarıp başka bir kız gösterdi. Bu da sarışındı. Emre’nin nedense sarışınlara hastalığı vardı. Nerede sarışın görse hemen sosyal medyadan bulup bana gösterirdi.
“Bu da iyiymiş,” diyerek koltuğa geri yaslandım.
Emre de bana katılıp telefonuna bakmaya devam etti.
Beş dakika geçmeden “Aaa!” diye bağırınca ona döndüm.
Döner dönmez, “Doğum günün kutlu olsun. Yirmi üç yaşın şans getirsin,” dedi.
Yüzümde buruk bir gülümseme belirdi. “Şans mı? Şansın *‘ş’*si bile yok bende. Hayat desen yüzüme gülmedi bu yaşıma kadar. Ne acı…” dedim.
Emre oflayarak, “Biliyorum herhalde bunları. Ama bir kere olsun doğum gününü şu laflarınla bozma ya,” dedi.
Ona gülümseyerek, “Haklısın kardeşim. İyi ki doğmuşum ben. İyi ki doğmuşum da senin gibi bir kardeşle tanışmışım,” diyerek yanağından öptüm.
“Ne kardeşi ya!” dedi hemen. “Ağabeyim ben, abi!”
Gülüp, “Aramızda bir yaş var,” dedim.
İşaret parmağını iki yana salladı. “Ben yakında yirmi beşe giriyorum, hatırlatırım. Pasta yapacaktın kardeşimmm.”
Onu tekrar öperek, “Sen istersin de ben yapmam mı? Yaparım tabii,” dedim.
Sonra koltuğa arkamı yasladım. Ve bulutları izlemeye devam ettim.
Geçmişimden kaçmaya çalıştıkça hep geçmişimi hatırlıyordum. Bir insan geçmişini nasıl unuturdu ki?
Zaten küçükken doğum günlerim kutlanmazdı. Beş yaşımda, okulda bir arkadaşımın doğum günü kutlandığında öğrenmiştim doğum gününün ne demek olduğunu. Annesi arkadaşımı doya doya öperken izlemiştim.
O gün anlamıştım...
Doğum günü… Kimi için hediyeleşmekti, kimi için değerli bir gündü. Bana soracak olursanız sevginin önemi derdim. Sevilmek derdim.
Kendi düşüncelerimde kaybolmuşken omzuma bir el dokundu. Bulutların arasındaki düşüncelerim dağıldı.
Kafamı kaldırdığımda Emre’ydi.
“Hadi, geldik. İnelim.”
Hiçbir şey söylemeden sessizce indim ve okula girdim.
Okulda pek çok arkadaşım yoktu. Üniversite birde ve ikide deli gibi çevre yapmıştım. Ama o çevrenin bana yaptığı yanlışlar yüzünden hepsiyle aramı açtım. Zaten hep öyle olurdu. Eşek kadar insanlar olmamıza rağmen arkamızdan iş çevrilir, adımız çıkarılırdı. O yüzden artık kimseye kolay kolay güvenmezdim.
Tek güvendiğim kişi Emre Sancar’dı. Sırtımızın yere gelmeyeceğinden emin olduğum tek insandı.
Ben ona güvenirdim, o da bana. Asla üzülmemi istemezdi.
Ama ben hep kendimi üzerdim. Bir türlü mutlu olmayı beceremezdim.
Emre hep bu yanımdan şikâyet ederdi. “Bir türlü mutlu olmuyor bu kız,” derdi.
Haklıydı... O yüzden hiçbir zaman bir şey diyemezdim.
Okul her zamanki gibi klasik geçmişti. Üniversite işte… Ne beklenirdi ki? Emre ile alanlarımız, bölümlerimiz ayrıydı. O yüzden hep canım sıkılır, hocanın dersi bitirmesini bekler dururdum.
Hocanın söylediklerine yetişmeye çalışırken bir anda “Bugünlük bu kadar arkadaşlar,” demesiyle eşyalarımı toparlayıp apar topar çıktım. Emre’yi görmek istiyordum. Her zaman buluştuğumuz bankta oturup onu beklemeye başladım.
Bir an sessizde olan telefon ekranıma baktım. Yabancı numaradan bir mesaj gelmişti:
“Seni bulmama az kaldı.”
Yine her zamanki gibi… Teyzem. Başka numaralardan beni bulduğuna ya da bulacağına dair mesajlar atıyordu.
On sekiz yaşımdan beri ondan kaçmak zorunda kalmıştım. Teyzemden kaçarken hep geçmişimden de kaçtım. Ama geçmişim hep beni yakaladı.
Uzun uzun düşündükten sonra şehir değiştirme kararı aldım. Emre’den, ailesinden, mahallesinden uzak durmam gerekiyordu. Zaten bunu sık sık konuşuyorduk. Emre sürekli itiraz etse de bir gün gerçekleşecekti.
Bir süre sonra yolun ucunda Emre göründü. Sırıta sırıta geliyordu. Ya bir kız tavlamıştı ya da bir sarışına gönlünü kaptırmıştı.
Yanıma oturduğunda sordum. Sabah gösterdiği ikinci kız numarasını vermişti. Emre keyiften uçuyordu.
Onun keyfini kaçırmak istemiyordum ama kendimi de tutamıyordum. Gözlerimi kapatıp korkak bir şekilde, “Ben şehirden ayrılma kararı aldım,” dedim.
Yüzündeki gülümseme silindi. Kaşları çatıldı.
“Nasıl yani? Şehirle bir ilişkin mi vardı da ayrılık kararı aldın, benim mi haberim yok?”
“Şakasının sırası değil, Emre.”
“Gayet de sırası. Sen yapınca bir şey olmuyor, ben yapınca mı sıkıntı?”
“Teyzem yine mesaj atmış. Anlamıyor musun? Bu şehirden gitmem lazım. Onun size ne yapacağı belli olmaz.”
“Bak, sen kendi ağzınla diyorsun Asya: ‘Bize bir şey yapacağı belli değil.’ Demek ki seni bulsun, görelim kim kime ne yapıyor.”
“İstemiyorum! Ne beni bulmasını istiyorum ne de siz ona bir şey yapın. Ne o size bir şey yapsın. Hiçbir şey istemiyorum!”
“Sen küçükken sırf kâbus görüp çırpınıyorsun diye ellerini ayaklarını bağlayan teyzeden bahsediyoruz, Asya! Onu gördüğüm yerde tabii ki bir şey yapacağım!”
“Yapmayacaksın, Emre! Çünkü ben gideceğim, tamam mı? Gideceğim.”
“Gideceksin… Teyzen yine seni bulacak, tehdit edecek. Sen yine herkesi terk edip kaçacaksın. Öyle mi? Aferin sana!”
“Ne yapayım peki, Emre? Söyle, ne yapayım?”
“Yüzleş Asya, yüzleş! Onunla yüzleş! Meltem Vural ile yüzleş!”
Teyzemin adını duyunca bütün karmakarışık duygular içimde kıpırdamaya başladı.
“Yüzleşmem Emre. Yapamam.”
“Eşek kadar olmuşsun, hâlâ korkuyorsun Asya.”
“Senin için bunları söylemek kolay! Mis gibi ailen var. Yaşamadın ki… Nereden bileceksin?”
Banktan hızla kalkıp durağa doğru yürüdüm. Arkadan Emre’nin, “Yanlış anladın, dur!” diye bağırdığını duyuyordum.
Ama onu duyacak halde değildim.
Durağa gelip otobüse bindim. Otobüs kalabalıktı, ayakta kalmıştım.
Emre de otobüse binmişti. Kalabalığın arasından bana bakıyordu.
Gözleri ne kadar özür dilese de ona çok öfkeliydim.
İnsanların bilip bilmeden yargılaması her zaman canımı sıkardı.
Eve gelip kapıyı kapattığımda her şeyi arkamda bırakmış gibiydim. Kapıya yaslanıp sadece durdum. Arkamdan nefes nefese kalmış Emre’nin sesleri hâlâ geliyordu:
“Asya, çok özür dilerim. Öyle bir şey demek istemedim. Ben sadece artık sen üzülme diye uğraşıyorum abicim. Geçmişinle barış istiyorum. Teyzen ile barış. Birlikte annen ile babanın mezarına gidelim; hatta, hatta amcanın mezarına gidelim…”
Emre “amcanın mezarı” deyince boğazımın yanmasıyla gözyaşımın akması bir olmuştu. Sekiz yaşımda kaybetmiştim onu. Söz vermişti; “Gitmeyeceğim,” demişti, “Bırakmayacağım,” demişti… Ama o da beni diğerleri gibi bırakmıştı.
Sekiz yaşımda teyzem almıştı beni yanına. Türlü türlü işkenceler, şiddetler uygulamıştı. Çocukluğum korkunun içinde geçmişti. On bir yaşında zengin bir adama gönlünü kaptırınca da hiç düşünmeden yetimhaneye bırakmıştı beni.
Karşı kapının kapanma sesi gelmişti kulaklarıma. Büyük ihtimalle ben ses vermeyince Emre de evine girmişti. Düşüncelerimden sıyrılıp gözyaşlarımı sildim.
Teyzem ile yüzleşecek cesaret bende yoktu. Teyzemin de yüzleşecek bir hâli yoktu. Pişman olduğunu hiç sanmıyordum. O gece bir koltukta saatlerce oturup ağlayarak, kaçamadığım düşüncelerle boğularak pastamı yiyordum. Pasta arada sırada boğazımda kalıyordu; o da içime attığım şeylerin tıkanıklığı gibiydi. Hayat hep tam güzel giderken bir anda tepetaklak olabiliyordu. En azından benim hayatımda hep böyleydi.
Film açıp onu izleyerek pasta yemeye devam ettim. Ekrandaki görüntüler akıp gidiyordu ama ben hiçbirini gerçekten görmüyordum. İçimdeki geçmiş, izlediğim filmden çok daha yüksek sesle konuşuyordu.
Sabah baş ağrısı ile uyandım. Gece zaten yarım yamalak uyumuştum. Saate baktığımda saat 06.30’du. Pencereden dışarıya baktığımda gece mavisi gökyüzünün büyüsü üzerime çökmüştü ve sonbaharın soğuk esintisi dışarı çıkmamı sağladı. Dışarıya tek başıma bu saatlerde çıkıp dolaşmayı seviyordum; en azından düşüncelerimin bir yarısı eve vardığında susuyordu. Yarım saat yürümüştüm.
Yavaş yavaş güneş doğmaya başlamıştı. Bu mahalleye ilk geldiğim yere gidip gün doğumunu izledim. Sessiz, sakin ve yalnız… Genellikle Emre olurdu yanımda. Ne hoş ki onu da kaybettim…
Eve geldiğimde mis gibi kokular geliyordu. Masanın üstü en sevdiğim yemekler ile doluydu. Mutfağa girdiğimde önüne önlük takmış Emre Sancar ile karşılaştım. Onu görünce otuz iki diş gülmeye başlamıştım.
“Ne gülüyorsun eşek? Gel de yardım et.”
“Aaa, ne yardımı edeceğim? Evime girmişsin, her şeyi hazırlamışsın. Yeter bu kadar, oturalım masaya.”
“Oturalım bakalım.”
Sofrada sevmediğim bir yemek bile yoktu. Emre dört senede beni nasıl tanımıştı, hayretler içerisindeydim. Lokmalarımı boğazıma tıkarken Emre’nin konuşmasıyla takılmıştım.
“Dün konuştuğumuz o konuyu düşündün mü? Gidecek misin şehirden?”
Çayımdan içip boğazımda takılan yemekleri gönderip konuşmaya başladım:
“Bilmiyorum ama her an şehirden gidebilirim.”
“Terk edeceksin yani bizi?”
“Terk etmek değil, Emre.”
“Şehir değiştirdikten sonra konuşmayı kesecek misin bizimle?”
“Kim bilir, belki başka şehirde karşılaşırız.”
“Konuşmayı keseceksin yani, bu mu dediğin?”
“Bilmiyorum Emre. Tek bildiğim artık bu konuların beni sıktığı, canımı acıttığı.”
“Tamam Asya, canını yakıyorsa bu konu açılmayacak. Sen de şehri, bizi terk etmeyeceksin.”
“Of Emre…”
Emre “Ben son sözümü söyledim,” diyerek masadan kalkmıştı. Ben de yemekten sonra mutfağı topladım. Sonra da Emre ile üniversite yolunu tuttuk.
***
Üniversiteye girdiğimizde koridorda herkese parti afişleri dağıtılıyordu. Afiş Emre’nin eline gelir gelmez çöpü görmesi bir olmuştu. Emre asla parti afişlerini sevmezdi ama ben her zaman bayılırdım. Onun önünden geri geri yürümeye başlayarak, “Gidelim mi?” diye sordum.
Umursamaz bir cevapla, “Hayır,” dedi.
Omuzlarımı kaldırarak, “Ben de tek giderim,” dedim. Hâlâ geri geri yürüyordum.
Emre yine soğuk bir sesle, “İyi, gidersen git,” deyince sabrım taşmıştı. Onu durdurup ne olduğunu sordum.
“Yok bir şey Asya. Partileri sevmem, biliyorsun. Gitmek istemiyorum.”
“Tamam ama soğuk yapıyorsun.”
“Yapmıyorum.”
“Yapıyorsun.”
“Of Asya…”
Emre arkasına bakmadan gitmişti. Bu sefer ben yalnız kalmıştım. Elimdeki parti afişine baktım; gidip gitmemekte kararsızdım…
***
Merhabalar tekrardan!
Bu bölüm, birinci bölüme göre biraz daha uzun oldu çünkü hikâyeye yavaş yavaş hâkim olmanızı istedim. Umarım beğenmişsinizdir. Bölüm hakkındaki sorularınızı ve düşüncelerinizi yorumlarda paylaşabilirsiniz!
Tekrardan bölümümü okuyup desteklediğiniz için teşekkür ederim. 💕
Bölüm Soruları:
🎗 Sizce Asya o parti davetini kabul edecek mi?
🎗 Asya’nın ne gibi bir geçmişi olabilir?
🎗 Asya Emre’yi, Emre’nin ailesini ve mahallesini terk edecek mi?
Karakter Tanıtımları:
Asya Çelik (26 Kasım 2000 - 23 Yaşında / Akrep Burcu): Hayatı hiçbir zaman düzene girmemiş, çok mücadele vermiş, cesur ve güçlü ruhlu bir kız.
Emre Sancar (1 Ekim 2001 - 24 Yaşında / Terazi Burcu): Komik, çapkın ve sahiplenici bir kişiliğe sahiptir. Asya’yı 19 yaşında bulmuş, kendi ailesine katmış ve kardeşi olarak sahiplenmiştir.
Meltem Vural: Asya’nın öz teyzesidir. Sekiz yaşında Asya’yı yanına almıştır. Çocuklardan nefret eder. Üç evlilik geçirmiştir, hiçbirinden çocuğu olmamıştır. Asya’ya kötü davranmıştır.
(Karakterlerin fotoğraflarına sosyal medya sayfamızdan ulaşabilirsiniz.)
Bölüm etkileşimi
