MAHSUR EV kitap kapağı

5. bölüm / 6

MAHSUR EV

MAHSUR EV 5.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Nisa Brr

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: MAHSUR EV 5.Bölüm

Mahsur Ev 5.Bölüm
"Dört Duvar, Bir Sır"
~Çünkü dört duvarın içinde sadece onlar yoktu

***

​Mutfakta Ege ile Mert’in konuşmaları yankılanıyordu.

​“Neydi şimdi bu kardeşim? Hiçbir şey anlamadım.”

​“Partideki kız oymuş işte!”

​“Kimmiş?”

​“Asya’ymış, Asya!”

​“Aaa, yani o yüzden mi çıldırdı, canavara dönüştü?”

​“Evet, evet. Yürü gidelim.”

​Yerdeki zarf hâlâ duruyordu. Hâlâ Alp’e bakıyordum, o da zarfa bakıyordu.

​Bir anda gözlerini benden çekip zarfa doğru eğildi, eline aldı. Tam açarken yanımıza Ege ile Mert girdi. Ege bir anda zarfı Alp’in elinden çekip aldı.

​Alp, “Ya bıraksana bir!” diyerek sitem etti.

​“Ya bakacağım ne yazıyor diye!”

​“Bakma kardeşim, bakma! Ben bakıyorum.”

​“Ben de bakmak istiyorum!”

​“Ya sabır!”

​İkisi laf dalaşına devam ederken Mert, soğukkanlı bir şekilde Ege’nin elinden zarfı aldı. Açtı ve içindeki kâğıdı okudu:

​“Parti evine hoş geldiniz arkadaşlar. Bu bir parti oyunudur. Bir süre bu evde yaşayıp yaşayamayacağınıza bakacağız. Ayrıca bu bir yarışmadır. Kim bu evde yaşamaya katlanabilirse para ödülümüz olacaktır. Başarılar...”

​Bu ne demekti şimdi? Ben Emre’ye ne diyecektim, nasıl olacaktı?

​Alp, “Nasıl bir iş bu ya!” diyerek sitem etti. Mert de ona katıldı.

​Ege ise bir anda koşturmaya başladı: “Ne güzel oğlum işte, kafa dinleyeceğiz! Hem de para ödülü var, harika bir şey bu!”

​Mert arkadan Ege’nin kafasına vurdu. “Salak! Belki partinin ayarladığı bir oyun değil. Hemen bir zarfa mı güveniyorsun?”

​Ege kafasını tutarak Mert’e döndü: “Sen yine tersinden mi uyandın bugün?”

​Mert ise, “Tersinden değil, yerden uyandım! Hele ki bilmediğim bir yerde...” diyerek karşı çıktı.

​Sahi, biz kaç saat uyumuştuk ya da ne zaman buraya getirilmiştik? Gece mi yoksa sabaha karşı mı? Bunu öğrenmemiz lazımdı. Öne atılarak, “Saat kaç?” diye sordum.

​Mert sinirli bir şekilde, “Ne bilelim biz!” diye tepki verdi.

​Ege, “Bağırma kıza, sonra canavara dönüşüyor,” deyince tepem atmıştı. Gözlerimi devirerek, “Bilmiyorsanız ‘bilmiyorum’ demek zor değil!” dedim ve salona geçtim.

​ koltuğa oturarak televizyonu açmaya çalıştım ama açılmadı. İçeri Alp girdi.

​“Ne yapıyorsun?”

​“Ne yapıyor gibi görünüyorum?”

​“Sen hep böyle misin küçük?”

​“Küçük? Partideyken *‘hanımefendi’*ydim hani...”

​“O, yaşını öğrenmeden önceydi. Ayrıca fiş takılı değil, o yüzden açılmıyor.”

​Alp televizyonun fişini taktı. Ekranda saat yazıyordu: 21.04.

​Yani tam tahmin ettiğim gibi akşamdı. Gece buraya getirilmiştik; sabahtan akşama kadar uyumuştuk. Bu çok fazlaydı.

​Alp’e bakarak, “Çok fazla uyumuşuz,” dedim. Cevap vermedi çünkü televizyonu inceliyordu. Garip bir adamdı.

​“Bana bakmayı bırak,” dedi soğuk bir sesle.

​“Sana bakan kim ya?”

​“Hâlâ senden şüphelenmediğimi düşünme.”

​Gözlerimi kısarak, “Aynı şey sizin için de geçerli,” dedim ve televizyona baktım.

Evde internet vardı ama çağrı yapacağımız hiçbir şey yoktu. Buraya gelmeden önce her şeyimizi almışlardı.

​Alp, “Çok garip... Partinin ayarladığı bir şey olsa telefonlarımızı almaları çok saçma, aşırı saçma... Burada olmamız ayrı bir saçma, kafayı yemek üzereyim. Dışarıda yapacak çok işim var,” dedi.

​“Sanki bizim yok!”

​“Biz uyuduğumuzda açar kapıyı gidersin küçük, merak etme.”

​“Hımm, öyle bir şansım olsa koşa koşa giderim mafya babası, merak etme.”

​“Partide mafya babası değil, *‘beyefendi’*ydim hani? Ne oldu birden?”

​“O partideydi canım!”

​İçeri bir anda Ege zıpladı. Büyük bir sevinçle, “Alp! Aşağıda oyun salonu var oğlum, hem oyun kolu da var! Mert seni çağırıyor, ‘Maç yapalım da Alp’i bir ezeyim, keyfim yerine gelsin’ dedi!”

​Alp sırıtarak, “Bak sen... Mert’in beni yeneceğini düşünmesi gözlerimi yaşarttı! Geliyorum,” dedi ve aşağı indi.

​Kocaman adam olmuşlar, hâlâ oyun peşindelerdi.

​Yanıma bir anda Ege atladı: “Seni sevdim deli kız!”

​“Allah Allah... Sevmesen ölürdüm!”

​“Ben Alp ile Mert’e katılmıyorum. Beni aptal yerine koyuyorlar ama asıl aptal olanlar onlar bence.”

​“Aaa bak, şimdi ben de seni sevdim komik oğlan! Adın ne senin? Sabahtan beri sana içimden ‘Çakır gözlü çocuk’ diyorum. Gözlerin de çok güzel bu arada...”

​“Yaa, teşekkür ederim! Ege benim adım.”

​“Ne güzel bir isim.”

​“Pars da var ama kullanmıyorum.”

​“İyi, sinirlendiğim zaman sana ‘Pars’ derim.”

​“Tamam, anlaştık!”

​“Bu arada... Bu arkadaşların polis mi? Sorgulamakta iyiler.”

​“Sayılır.”

​“‘Sayılır’ dediğine göre böyle bir iş yapıyorlar.”

​“Valla beni zorlama Asya. Mesleklerinin yayılmasından asla hoşlanmazlar.”

​“Of... Bazen sizin beni buraya kapattığınızı düşünmem için elime koz veriyorsunuz.”

​“Ya kim kapattıysa kapattı, bir iki güne salarlar bizi olur biter, tadını çıkartalım! Hem fena mı? Sen bizi, biz seni tanımış olduk.”

​“Ne kadar hayat dolusun böyle ya!”

​“Yanii... Mert bu rahatlığımı pek sevmez ama ben seviyorum. Her şeyi kafaya tak tak nereye kadar?”

​“Valla takdir ettim doğrusu.”

​“Neyse, ben aşağıya iniyorum. Sen de gelmek ister misin?”

​“Yok ya, ben dizi açacağım şimdi. Onların tiplerini çekemem, ikisi de benden şüpheleniyor hâlâ.”

​“Tamam o zaman, bay bay!”

​“Bay bay!”

​Koltuğa geçip televizyondan sıcak bir aile ortamını yansıtan bir dizi açtım. Nedense böyle diziler bana hep huzur verirdi ama bu sefer içimdeki Asya’nın daha sesli konuşması yüzünden diziye odaklanamamıştım:

​“Gerçekten şu an dizi mi izliyorsun Asya? Manyak mısın kızım? Kaçırıldık resmen! Hâlâ üç erkeği tanımıyoruz bile, sen burada rahat rahat dizi izliyorsun!”

​İç sesim haklıydı; kaçırılmıştım ve ben fazla rahattım. Ama çaresizdim, ne yapabilirdim ki? Kapı duvardı; odalarda kaçacak yer yoktu, pencereler kilitli ve kapatılmıştı. Erkekler ise fazla rahattı. Belki de “Oyun salonuna iniyoruz” bahanesiyle gitmişlerdi.

​Hemen yerimden fırlayıp merdivenlerden aşağı indim. Oyun odasının kapısı kapalıydı; usulca kulağımı kapıya dayadım.

​Ege’nin sesini duydum, benden bahsediyordu: “Ya ben öyle bir kız görmedim, Asya ne güzel öyle!”

​Ardından Alp’in sesi geldi kulağıma: “Tanımadığın kız için ne güzel kelimeler bunlar, mankafa!”

​Ardından soğuk bir tonla Mert’in sesi duyuldu: “Dedi, partide arkasında dört dönen Alp Ilgar Aksoy!”

​Demek adı Alp Ilgar’dı... Değişik bir ismi vardı.

​Kendimce düşüncelere dalarken tekrar Alp’in sesini duydum: “Öyle demeyin, partide ayrı bir güzelliği vardı kızın.”

​“Hee, şu an yok yani?”

​“Şu an çirkefliği var abicim! Kız resmen kara fatma.”

​Çirkef? Kara fatma? Demek öyle mafya babası... Göstereceğim ben sana!

​“Şşş... Öyle demeyin oğlum, ben korkuyorum o kızdan. Canavara dönüşüyor bir anda!”

​“Ege, ne korkarsın be oğlum? Aynı Alp işte, siniri falan...”

​“Ben Alp’ten de korkuyorum zaten!”

​Yarım saat kapıda onları dinledim. Bıkmamışlardı benim dedikodumu yapmaktan! Bir de derlerdi “Erkekler dedikodu yapmayı sevmez,” diye; bal gibi de seviyorlardı!

​Evin her yerini gezmiştim; yine dönüp dolaşıp geldiğim yer salondaki koltuk oldu. Oturdum.

​Televizyon ekranında izlediğim dizide kardeşler birbirine sarılıyordu. Aklıma Emre geldi. Onu çok özlemiştim, hem de çok... O da beni özlemiştir, emindim. Ona veda edememiştim bile; kesin gittiğimi, onu terk ettiğimi düşünmüştü. Gerçi benim küçük bir elvedam, böyle büyük bir sevgiyi bitiremezdi. O nereye gitsem hep gelirdi; ben ne yaparsam yapayım hep arkamda olurdu.

​Keşke şu an da arkamda olsa diye düşünürken omzumda bir el hissettim. Arkama baktığımda Alp’ti.

​Gözümdeki yaşı silerek, “Ne oldu, niye geldin?” diye sordum.

​“Ağlıyor musun sen küçük? Niye?”

​“Sana ne!”

​“Ağlamaklı olman şaşırttı.”

​“Niye? Ben ağlayamaz mıyım? Aaa doğru, sana göre ben kara fatma ve çingeneyim, doğru...”

​“Sen bizi mi dinledin?”

​“Kulak misafiri oldum.”

​Kahkaha atarak, “Ne kulakmış o öyle!” dedi.

​“Ahahaha, çok komik!”

​“Neyse ne ya... Hadi gel aşağıya, canın sıkılır burada tek başına.”

​“Yok, sen git.”

​“Küçük, son kez söylüyorum; geliyor musun?”

​“Gelmiyorum, dizimle mutluyum.”

​“Tamam, seni dizinle baş başa bırakıyorum.”

​Tam kapıdan çıkarken tekrar arkasına döndü: “Ne dizisi izliyorsun?”

​“Aile dizisi.”

​“Aile dizisi... Hımm, güzelmiş.”

​“Evet.”

​“Neyse, ben gideyim, bizimkiler bekler. Gelmeyeceğine eminsin, değil mi?”

​“Evet.”

​“Tamam.”

​Garip bir çocuktu; hâlâ üçünü de tam çözememiştim. Burada olmamızı da çözememiştim. Bir şeyler içimi kemiriyordu ama ne olduğunu bulamıyordum.

​Saatlerdir dizi, film izlemekten artık gözlerim acımıştı. Saate baktığımda çoktan sabah olmuştu. Kalkıp mutfağa geçtim, karnım acıkmıştı. Yiyecek bir şey var mı diye aradım; koskoca evde hiçbir şey yoktu. Sahi, biz nasıl karnımızı doyuracaktık?

​Canım acayip patates kızartması çekmişti. Kendi kendime mırıldandım: “Of! Şimdi şurada masada olacaktı var ya, ne yerdim!”

​En iyisi aşağıya inip şu üç erkek ne yapıyor diye bakayım dedim. Aşağı indiğimde hepsi koltukta uyuyakalmıştı. Bir süre onlar baktım; üçü de masum gibi görünüyordu. Birden adımlarım Alp’in yanına gitti. Gözlerim bir süre onun uyuyşunu seyretti. “Neden onu izliyordum ki?” diye düşünüp kendimi silkeledim.

​Ayağa kalkıp odadan çıktım. Aşağıda da bir mutfak vardı, oraya girdiğimde oranın da boş olduğunu gördüm. Tam yukarı çıkarken bir kapı sesi duydum, ardından da bir adam sesi... Merdivenin ortasında kalakaldım.

​Kulaklarım adamın birisine bir şeyler söylediğini işitti:

​“Hayır efendim, yukarıda değiller. Büyük olasılıkla aşağıdalar. Yemeklerini koydum efendim. Aşağıya bakmamı ister misiniz? Peki efendim, evden görünmeden çıkıyorum.”

​Ve tekrar bir kapı sesi...

​Kalbim küt küt atıyordu. Genellikle panik olduğumda elim kolum, her yerim birbirine girerdi. Ve sanki çok şanslıymışım gibi, merdivenlerden inerken yuvarlandım...

​Sonrası karanlık...

***

Evet, yine heyecanlı bir yerinde bitti, farkındayım! 😊

​Bu bölümde Asya ile Alp’i yakıştırmamak elde değil, öyle değil mi? 😃 Peki, o gizemli adam sizce kimdi ve bu dörtlü neden bu kadar rahat? 🫠 Hepsini ilerleyen bölümlerde hep birlikte göreceğiz... 🎀

​Bu dörtlünün karakter analizleri ilerleyen bölümlerde detaylıca gelecek. Önceki bölümlerde Asya’ya dair az çok bir fikriniz oluşmuştu; ancak hikâye derinleştikçe hepsini çok daha yakından tanıyacağınızdan emin olabilirsiniz. 🫶🏻✨

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.