MADEM kitap kapağı

12. bölüm / 14

MADEM

1.2

Yazar: Gözlüklü Penguen

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 14Şu an: 1.2

AYLİN BAŞAK DİNÇER

Uyandığımda ilk hissettiğim şey, şakaklarıma saplanan o keskin ve ritmik ağrıydı. Sanki birisi beynimin tam ortasına paslı bir çivi çakmış, her nefes alışımda çekici biraz daha sert vuruyordu. Gözlerimi açtığımda tavan tanıdık gelmedi. Kendi evimin o , her köşesi Beril Dinçer estetiğiyle döşenmiş mükemmel beyazlığı yoktu burada. Soner'in evinin,odasının kokusu,yumuşaklığıda. Duvarlar daha soluk, hava daha basıktı.

Dizlerimi karnıma çekmiş, bir cenin gibi büzülmüştüm. Üzerimdeki battaniye her hareketimde hışırdayarak bana nerede olduğumu hatırlatıyordu. Ağlamıştım. Hem de nasıl... Gözpınarlarım kurumuş, yanaklarımda tuzlu bir tabaka kalmıştı. Ama garip olan şuydu; uyandığımda o dünkü yıkık kadını koltukta bırakmıştım.

Elif mutfaktan elinde dumanı tüten bir kahve kupasıyla çıktı. Adımları çekingendi, bakışları ise... İşte o an durdum. Suçluluk duygusu bağırmazdı, sessizce sızardı insanın gözeneklerinden. Elif’in gözleri bana bakmıyor, adeta benden kaçıyordu.

“Kahve içmek istersin diye düşündüm...” dedi sesi normalden ince çıkarak.

Kahveyi aldım ama dudaklarıma götürmedim. Sıcaklığı avuçlarımı yakarken zihnimdeki parçalar birer birer yerine oturmaya başladı. Soner. Elif. Şirket. Asistanlık. Gece yarısı gelen telefonlar. Her şey bir anda o kadar berraklaştı ki, midem bulandı.

Başımı yavaşça kaldırdım. "Sen de mi onlardansın Elif?"

Elif’in eli titredi, elindeki tepsi hafifçe sarsıldı. Cevap vermedi. Ama sessizlik, her zaman en net cevaptı. "Soner seni aradı değil mi? Oraya geleceğimi biliyordu. Belki de seni o görevlendirdi benim peşime."

Tam o sırada kapı çalındı. Sert, kararlı ama bir o kadar da çaresiz bir vuruş. İçimde bir yer, o kapı daha açılmadan tamamen kilitlendi. Elif kapıya yöneldiğinde sertçe fısıldadım: "Açma."
Ama açtı. Elif de o düzeneğin bir parçasıydı ne de olsa.

Soner kapının eşiğinde duruyordu. Dağılmıştı. Üstü başı darmadağın, gözleri kan çanağıydı. Ama en çok dikkatimi çeken sağ eliydi. Beyaz bir sargı sarılmıştı ama o kalın sargının üzerinden bile kan sızıyordu. Dün gece o masada, o evde bir şeyler parçalanmıştı; belli ki Soner sadece kalbini değil, ellerini de kurban etmişti bu öfkeye.

"Aylin..." dedi. Sesi, beni ikna etmek için her zaman kullandığı o kadife tona bürünmeye çalışıyordu ama bu sefer tırmalıyordu. "Ben seni yönetmedim. Ben sadece seni kaybetmekten korktum."

Güldüm. Ya da güldüğümü sandım, boğazımdan sadece kuru bir hırıltı çıktı. O an kapıyı kapattım. Sonra da arkasına, soğuk zemine çöktüm. Aramızda sadece bir ahşap parçası vardı ama aslında aramızda binlerce yalanın ördüğü bir duvar yükseliyordu.

"İnsan kaybetmekten korktuğu şeyi özgür bırakır Soner," dedim kapıya doğru. "Onu bir cam fanusa kilitleyip, nefes alışını bile kontrol etmez. Sen beni sevmedin. Sen Beril’in sana verdiği görevi sevdin. Beni koruduğunu sanırken, aslında beni kendimden çaldın."

"Her şeyi senin için yaptım!" diye bağırdı dışarıdan. Sesi çaresizlik kokuyordu.

"Benim için değil Soner. Beni yönetebilmek, beni bu sahte cennetin içinde tutabilmek için yaptın. Şimdi git. Bir daha sakın karşıma çıkma."

Soner’in uzaklaşan ayak seslerini değil, içimdeki o büyük yıkımın gürültüsünü duydum. Elif yanıma çökmeye çalıştı, "Aylin, Soner beni tembihlemişti... Senin çok hassas olduğunu, gerçeklerin seni yıkacağını söyledi. Ben sadece sana yardımcı olmak istedim," dedi.
"Susmak da bir tercihtir Elif," dedim ayağa kalkarak. "Ve sen, onların yalanlarına ortak olmayı seçtin."

Battaniyeyi kenara ittim. "Burada kalmama izin verdiğin için teşekkür ederim. Ama şimdi gitmem lazım. Ve sakın, sakın Soner'e bir şey söyleme. Çünkü bu sefer bulursa, karşısında o aşık kızı değil, hayatını çalanların peşine düşmüş bir avukatı bulacak."

Eski, kimsenin bilmediği bir arkadaşımın, üniversite yıllarından kalan ve şehirden uzak o küçük dairesine sığındığımda hava griydi. Kimseye haber vermedim. Telefonumu kapattım. Artık Aylin Başak Dinçer değildim; sadece gerçeği arayan bir yabancıydım.

Masaya oturduğumda önümde sadece boş bir kağıt ve zihnimdeki o "kayıp 9 ay" vardı.
Flashbackler beynimde şimşek gibi çakıyordu. Beril’in o meşhur "doğum hikayesi". Her seferinde gözleri dolarak anlattığı o "mucize". Ama hukuk bana şunu öğretmişti: Bir hikaye ne kadar kusursuz anlatılıyorsa, o kadar çok açık kapatmaya çalışıyordur.

Arşivlere girdim. Stil Evi’nin kuruluş yıllarına. 21 yıl öncesine. Beril’in "hamile" olduğu iddia edilen o dokuz ay boyunca çekilmiş fotoğraflara baktım. Burada bir sıkıntı yoktu. Her şey uyuşuyordu. Ama sosyetik bir kadının, cemiyet hayatının gözbebeği olan bir figürün dokuz ay boyunca sırra kadem basması normal değildi. "Hassas bir gebelik" demişti. Ama o tarihlerde Stil Evi’nin en büyük defilesi yapılmıştı ve Beril her detayıyla ilgilenmişti. Perdenin arkasından... Kimseye görünmeden.

Neden?

Cevabı mezarlıktaydı. O isimsiz mezarda.
Eski bir hastane kayıt görevlisini buldum. Emekli, vicdanıyla cüzdanı arasında sıkışmış bir adam. Ona bir isim değil, bir tarih verdim. O geceye ait, o "travmatik" doğumun yaşandığı iddia edilen kliniğin kayıtlarını sordum.

"O gece," dedi adam telefonda sesi titreyerek. "O gece hastaneye iki kadın geldi. Biri Beril Dinçer’di. Diğeri ise... ismini kimsenin bilmediği, sokaktan getirilmiş bir hamile. Beril Hanım ölü doğum yaptı evladım. Beril Hanım, doğan çocuğu aldı."

Kanım dondu. Telefon elimden düşecek gibi oldu. "Peki o gece ölen?" diye sordum.
"Bir bebek," dedi adam. "Beril Hanım’ın gerçek bebeği o gece ölü doğdu. O isimsiz mezarda yatan, onun gerçek evladı. Sen ise... sen o diğer kadının, o hiçlikten gelen kadının mucizesisin."Elimdeki eski hastane belgesine bakarken dünyanın durduğunu hissettim. 21 yıl önceki o geceye ait, tozlu ve gizli bir kayıt. Emekli bir kayıt görevlisinden aldığım o bilgi kulaklarımda uğulduyordu: "O gece hastaneye iki kadın geldi. Biri Beril Dinçer'di, bebeği ölü doğmuştu. Diğeri ise... kimsesiz bir kadındı."
Ben evlat değildim.
Ben bir boşluğu doldurmak için seçilmiş bir nesneydim.

Beril Dinçer ise o sırada evde hisselerimi dondurmakla, beni parayla terbiye etmekle meşguldü. Ama bilmediği bir şey vardı: Bir hukukçuyu parayla değil, adaletsizlikle beslerseniz, o hukukçu en sonunda sizin celladınız olur.

Penceredeki aksime baktım. "Ben kimim?" diye sordum kendime. Cevap yoktu. Ama artık kim olmayacağımı çok iyi biliyordum.
Beril Dinçer'in başyapıtı öldü. Yerine, o isimsiz mezarın intikamını alacak olan kadın geldi.

BERİL DİNÇER

Aynadaki aksime bakarken yüzümdeki kireç beyazlığını pudrayla kapatmaya çalışıyordum. Dün geceki o "kriz" beni yormuştu ama asıl yoran, kontrolün ellerimin arasından bir sabun gibi kayıp gitmesiydi. 21 yıldır ilmek ilmek ördüğüm o kusursuz doku, bir akşam yemeğinde darmadağın olmuştu.

Aylin gitmişti. Benim başyapıtım, en büyük eserim evden bir yabancı gibi kaçmıştı. Ama ağlamayacaktım. Beril Dinçer ağlamaz, Beril Dinçer strateji kurar.

Kapı hızla açıldı. Vedat, o her zamanki uysal adam değil, gözlerinden ateş fışkıran bir yabancı gibi içeri daldı.

"Yeter Beril!" diye kükredi. Sesindeki o tonu daha önce hiç duymamıştım. "Oyun bitti. Kızımı da beni de mahvettin."

Yavaşça arkama döndüm, elimdeki fırçayı masaya bıraktım. "Ben ne yaptıysam bu aile için yaptım Vedat. O kızı ben bir hiçlikten çekip çıkardım."

"Onu sen büyütmedin!" diye bağırdı Vedat, üzerime yürüyerek. "Onu senin yalanların büyüttü! Eğer o kızın saçının teline zarar gelirse, eğer bir daha senin bu kirli oyunların yüzünden tek bir damla gözyaşı dökerse... O çok korktuğun isimsiz mezarı tüm dünyaya ilan ederim. O mermer parçasının altına gizlediğin gerçeği herkes öğrenir."

İçimdeki o buz gibi korku ilk kez yüzüme vurdu. Vedat’ın gözlerinde gördüğüm şey sadakat değil, mutlak bir nefretti. Ama geri adım atmayacaktım.
"Dene istersen Vedat," dedim buz gibi bir sesle. "O mezar açılırsa sadece ben değil, hepimiz altında kalırız. Aylin’in evi terk etmesi hiçbir şeyi değiştirmez. O benim kızım. Benim kanımdan olmasa da benim imzamı taşıyor. Onu mesleğiyle, hisseleriyle, o çok sevdiği itibarıyla geri getireceğim."

Vedat tiksinerek baktı bana. "Hâlâ anlamıyorsun... O senin gibi güce değil, gerçeğe aşık."

O odadan çıktığında masanın üzerindeki her şeyi bir hırsla yere fırlattım. Parçalanan parfüm şişelerinin kokusu odayı sardı. Hemen asistanımı aradım.

"Dava dosyalarını hazırlayın," dedim sesim titremesin diye zorlayarak. "Aylin’in üzerine olan tüm şirket hisselerini ve banka hesaplarını dondurun. Eğer özgürlük istiyorsa, bunun bir bedeli olduğunu öğrenmeli. Ve Soner... O beceriksizi derhal devre dışı bırakın. Artık ona ihtiyacım yok."

Ben Beril Dinçer'dim. Bir mucize yaratmıştım ve kimsenin o mucizeyi isimsiz bir mezara gömmesine izin vermeyecektim. Aylin geri dönecekti. Diz çökerek ya da nefret ederek... Ama dönecekti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

70okunma 5beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…